Yeni hükümet D66, VVD ve CDA'nın uzlaşmasıyla kurulmuştur. Ancak kısa sürede görüldü ki önceki hükümetlerden farklı bir politika izlememektedir. Sosyal haklara yönelik saldırılar hızla hayata geçirilmektedir. Buna karşı ise neredeyse her gün grevler, protestolar, iş yavaşlatmalar ve imza kampanyaları düzenlenmektedir. Ancak bu yerel mücadeleleri ortak bir hatta birleştirecek, siyasal içerikle güçlendirecek daha kapsamlı bir mücadeleye ihtiyaç vardır

Bir süredir başta işçi ve emekçiler olmak üzere toplumun gündeminde olan sosyal haklara yönelik saldırı programı, hız kesmeden ve kapsamı genişletilerek devam ediyor. Bu saldırılar karşısında ya sessiz kalınacaktı ya da "Artık yeter!" diyerek mücadeleye geçilecekti.
Aslında bu saldırılar yeni değil. Son 20-30 yıllık sürece bakıldığında bu gerçek daha net görülmektedir. Genel anlamda saldırı paketleri, Doğu Bloku'nun çözülüşünden sonra sistemli bir biçimde hayata geçirilmeye başlandı. "Neden tam da o tarihten sonra?" diye sorulursa, cevabı sorunun içinde gizlidir.
Kapitalist sistem, işçi sınıfının uzun mücadelelerle kazandığı hakları geri almak için uygun zemini o dönemde buldu. Özellikle Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde, yıllarca mücadele edilerek kazanılmış sosyal hakların budanması kaçınılmaz hale getirildi. Önce hakların bir kısmı sınırlandırıldı, bugün ise neredeyse tamamı ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu ülkelerden biri de Hollanda'dır.
Hollanda, yaklaşık 18,4 milyon nüfusa ve 41.528 kilometrekare yüzölçümüne sahip, Avrupa'nın kilometrekare başına yaklaşık 547 kişi ile en yoğun nüfuslu ülkelerinden biridir.
Parlamenter anayasal monarşi ile yönetilen ülkede devletin resmi başkanı Kral Willem-Alexander'dır. Ancak yürütme yetkisi parlamentoda çoğunluğu sağlayan hükümet ve başbakan tarafından kullanılmaktadır.
Yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan Hollanda, kişi başına düşen milli gelir bakımından da dünyanın en zengin ülkelerindendir.
Tarım alanında ise ABD'nin ardından dünyanın ikinci büyük tarım ihracatçısı konumunu korumaktadır. Çiçekçilik, süt ürünleri, et, sebze ve meyve ihracatı ülke ekonomisinin önemli dinamiklerindendir.
Hollanda'da aktif çalışan sayısı yaklaşık 9,8 milyondur.
Bunun yaklaşık yüzde 7'si taşeron ya da geçici işçi kiralama şirketleri (uitzendbureau) aracılığıyla çalışmaktadır. Özellikle lojistik, inşaat, tarım ve temizlik sektörlerinde esnek çalışma yaygın hale gelmiştir.
Ülkede sendikalaşma oranı yaklaşık yüzde 15 düzeyindedir. Avrupa ortalamasının altında kalan bu oran her geçen yıl biraz daha gerilemektedir.
Buna rağmen ülkenin en büyük sendikası olan FNV'nin yaklaşık 900 bin üyesi bulunmaktadır.
Son yıllarda Hollanda hükümetleri sosyal devlet uygulamalarını sistemli biçimde daraltmaktadır.
AOW (Devlet Emekliliği)
AOW, Hollanda'da herkesin yararlandığı temel devlet emekliliğidir. Bunun yanında işyerleri tarafından sağlanan ek emeklilik sistemi bulunmaktadır. Bugün hükümet, özellikle bu tamamlayıcı emeklilik haklarında ciddi kısıtlamalara gitmektedir.
WW (İşsizlik Yasası)
WW, işsiz kalan çalışanların yıllarca maaşlarından kesilen primlerle oluşturulan fondan yararlanmasını sağlayan sistemdir.
Yeni saldırı paketleriyle birlikte, uzun yıllar çalışmış olsanız bile işsizlik ödeneğinin süresi önemli ölçüde kısaltılarak yaklaşık 12 aya indirilmektedir.
Bu sürenin sonunda çalışanlar çok daha düşük düzeyde sosyal yardım sistemine yönlendirilmekte ve asgari geçim koşullarına mahkûm edilmektedir.
WIA (İş Göremezlik Yasası)
WIA sistemi kapsamında uzun süre hastalanan işçiler ilk yıl maaşlarının yüzde 100'ünü, ikinci yıl ise yüzde 70'ini almaktaydı.
İki yıl sonunda çalışabilecek duruma gelemeyen veya işyerinde uygun iş bulunamayan işçilerin iş sözleşmesi sona erdirilerek sosyal güvenlik sistemine devredilmektedir.
Bugün bu alanda da hak kayıplarını artıracak yeni düzenlemeler gündemdedir.
Avrupa'nın birçok ülkesinde olduğu gibi Hollanda'da da sosyal hak gaspları artık hükümetlerin temel programı haline gelmiştir.
Her gelen hükümet farklı söylemlerle iktidara gelse de uyguladığı politikalar büyük ölçüde aynıdır.
Bu nedenle başta FNV olmak üzere CNV ve diğer sendikalar ortak mücadele kararı aldı.

İlk çağrı: Gelecek bizimdir
27 Mayıs 2026 tarihinde ülke genelinde bildiriler dağıtıldı.
Hükümet ise konuyu yeniden değerlendireceğini açıklayarak süreci oyalamaya çalıştı.
Ancak hiçbir değişiklik olmadı.
24 saatlik grev kararı
FNV öncülüğünde 22 Haziran 2026 tarihinde ülke genelinde yeniden bildiriler dağıtıldı ve 24 saatlik grev çağrısı yapıldı.
Bu çağrı işçiler arasında büyük bir coşkuyla karşılandı.
Başta elektro-metal sektörü olmak üzere birçok işyerinden güçlü destek geldi.
Biz de DAF-FNV kadro üyeleri olarak sabah vardiya değişiminde DAF işçilerine bildiriler dağıttık.
İşçiler büyük ilgi gösterdi.
DAF yönetimi çeşitli spekülasyonlarla grevi engellemeye çalıştı. Ancak bunların işçiler nezdinde ciddi bir karşılığı olmadı.
Eindhoven grevi
26 Haziran 2026 tarihinde Eindhoven Belediye Meydanı'nda kitlesel buluşma ve yürüyüş planlanmıştı.
Ancak aşırı sıcak hava nedeniyle yürüyüş 3 Temmuz'a ertelendi.
Biz DAF-FNV kadro üyeleri olarak bu ertelemeye rağmen grevin yapılması gerektiğini savunduk.
Sonuçta yürüyüş iptal edildi ancak grev gerçekleştirildi.
FNV Eindhoven binası önünde sabah saat 08.00-11.00 arasında yüzlerce işçi gelerek grev formlarını doldurdu.
DAF'ın yanı sıra VDL ve ASML işyerlerinden de sembolik katılımlar oldu.
Yaklaşık 800 işçi greve katıldı.
Şimdiden 3 Temmuz 2026 için yeniden grev kararı alınmış bulunmaktadır.
Ülke genelinde hazırlıklar sürmektedir.
DAF işçileri ikinci kez greve katılacaktır.
Elektro-metal sektörünün öncü işyeri olma geleneğini sürdüren DAF işçileri, mücadelede yine ön saflarda yer almaktadır.

Hollanda koalisyonlar ülkesidir.
Yeni hükümet D66, VVD ve CDA'nın uzlaşmasıyla kurulmuştur.
Ancak kısa sürede görüldü ki önceki hükümetlerden farklı bir politika izlememektedir.
Sosyal haklara yönelik saldırılar hızla hayata geçirilmektedir.
Buna karşı ise neredeyse her gün grevler, protestolar, iş yavaşlatmalar ve imza kampanyaları düzenlenmektedir.
İşçi ve emekçiler örgütlü mücadelenin önemini her geçen gün daha fazla kavramaktadır.
Ancak bu yerel mücadeleleri ortak bir hatta birleştirecek, siyasal içerikle güçlendirecek daha kapsamlı bir mücadeleye ihtiyaç vardır.
Bugün için bu mücadelenin en önemli örgütlü gücü sendikalardır.
Saldırı politikalarına dur diyecek olan da, karanlığı yarıp aydınlığa yürüyecek olan da örgütlü işçi sınıfıdır.
Yaşasın örgütlü mücadele! Gelecek bizimdir, gelecegimize sahip çıkalım !
Genel greve doğru adım… adım... Devrimci bir işçi hareketi için ileri!
*Ali Solmaz, DAF-FNV Kadro Üyesi
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.