Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve 1611 mülakat mağduru öğretmenler direnişte 14, açlık grevinde 13 gün geçirdi! Duymayan kaldı mı?

Ön not: Bu yazı yazıldıktan sonra Öğretmen Sendikası, Ankara’da hayatı iki hafta boyunca felç eden NATO genelgesi nedeniyle Ankara’daki eylemlerine temmuz ortasına kadar ara verdiklerini, bu süreçte mücadeleyi illere taşıyacaklarını, bu süre zarfında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve iktidarın çözüm yolunda adım atmaması halinde yeniden Ankara’ya döneceklerini açıkladı. (sendika.org)
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının kurulduğu günden bu yana ilmek ilmek ördüğü hak, onur ve haysiyet mücadelesinde bugüne kadar önemli kazanımlar elde edildi. Öğretmenler yalnız olmadıklarını; artık devletin ve kamuoyunun tanıdığı, bildiği ve muhatap aldığı çelikten bir sendikaları olduğunu sokakta öğrendiler. Üye oldular, sahiplendiler. Bu sendika mücadeleyle büyüdü; sokakta büyüdü.
Son birkaç yıldır, okulların kapanmasıyla birlikte mücadelenin sıcaklığı eylemlerle, nöbetlerle ve direnişle daha da tırmandı. Geçtiğimiz dönem tüm kamuoyunun gözü önünde taban maaş başta olmak üzere Millî Eğitim Komisyonu tarafından verilen sözler inkâr edildi, yok sayıldı. Ama öğretmenler bu irade gaspını kabul etmedi. Verilen sözleri hatırlatmak için 14 Haziran’da Ankara’da direnişin ateşi yeniden yakıldı. Ankara’da yakılan direniş ateşi, işte bu yalana ve inkâra karşı bir isyandır.
1611 Mülakat mağduru öğretmenlerle birlikte yola çıkan ve 14 gün boyunca her türlü baskıya, zorbalığa, gözaltılara ve polis şiddetine bir an bile tereddüt etmeden göğüs geren öğretmenlerin mücadelesini takip ettik. Bu iradeden güç alıyor, onur duyuyoruz. Öğretmenler, meşru hakları için yürüttükleri bu kavgada her gün yeniden ve daha güçlü bir şekilde haklı çıkıyorlar.
Michel Foucault, iktidarın bedenlerimizi denetlediğini söyler ve bunu biyopolitika kavramıyla açıklar. Özel sektörde sömürülen veya mülakatla emeği yok sayılan öğretmenler, açlık grevine başladıkları an bedenlerini denetleyen iktidara tarihi bir ders verdiler. "Mücadele dersini öğretmenler veriyor!" sloganının yaşamla bütünlük kazanması ve sarsıcı sahiciliği tam olarak buradan geliyor.
İktidarın sessizliği karşısında öğretmenler, kendi bedenlerini en radikal ifade aracına dönüştürdüler. Artık o bedenler sadece et ve kemikten ibaret değil; hukukun, adaletin ve sesin bizzat kendisidir. Sözün bittiği yerde, bedenler konuşmaya başladı.
Tarih boyunca insan, onuruyla yaşamak için temel haklara ihtiyaç duymuştur. Haklarımız; egemenin bir lütfu veya sessizlikle geçiştirebileceği bir sadaka değildir. Öğretmenler, "Haklarımıza ulaşmak için her yolu denedik, deniyoruz; açlık grevini ise başka çaremiz kalmadığı için seçiyoruz" diyerek seslerini toplumun en geniş kesimlerine duyurdular ve hakikati iktidarın yüzüne en sert şekilde vurdular.
Mülakat mağduriyeti ve güvencesizlik, sadece birer "istihdam sorunu" değil, derin birer adalet krizidir. Bu direniş, yalnızca sendikal bir hak arayışı değil; bir varoluş ve haysiyet mücadelesidir. Karşılaşılan polis şiddeti ise öğretmenlerin iradesi karşısında dumura uğrayan bir güvenlik anlayışının çaresizliğinden başka bir şey değildir. Toplumun hemen her kesiminin, muhalefetin, sendikaların ve işçilerin bu eylemi sahiplenmesi, adaletsizliğe karşı yükselen kolektif vicdanın refleksidir.
Gözümüz, kulağımız ve kalbimiz Ankara’dayken, Türkiye’nin dört bir yanında dayanışma eylemleri ateşlendi. Bu eylemler hem direnişin haklılığını haykırıyor hem de Ankara’ya ses veriyor. Mücadelenin zafere ulaşması için bu destek eylemlerinin yaygınlaşarak devam etmesi hayati bir önem taşıyor.
15 Haziran'dan bu yana dalga dalga büyüyen o dayanışma haritası:
15 Haziran: Kadıköy ve İzmir sokakları kitlesel yürüyüşlerle sarsıldı.
16-20 Haziran: Bursa, Adana, Trabzon, Antalya, İzmit, Antep, Şırnak, Finike, Gebze, Avcılar, Sultangazi, Batıkent, Samsun, Mamak, Taksim, Eskişehir, Beşiktaş ve Hatay meydanları "Öğretmene güvence" talebi haykırıldı.
21-24 Haziran: İstanbul ve Yalova paneller yapıldı. Ödemiş, Tire, Torbalı, Bakırköy, Mersin ve İstanbul İl MEM önlerinde nöbetler tutuldu, barikatlar zorlandı. Sarıgazi halkı sokakta öğretmenlerin sesini çoğalttı.
Sadece il ve ilçeler değil; toplumun tüm dinamikleri öğretmenlerin arkasında kenetlendi. İşçi Sendikaları: Petrol, metal, maden, inşaat, depo işçileri ve Mersin’de liman işçileri. Meslek Örgütleri: Hukukçular, sağlık emekçileri, sinema emekçileri. Eğitim Sendikaları, öğrenci dernekleri, özel okul ve rehabilitasyon merkezi çalışanlarının destek mesajları. Akademisyenlerin ortak imzaları ve sanatçıların dayanışma videoları.
"Öğretmenlerin mücadelesini duymayan kaldı mı?" sorusunun cevabı nettir: Herkes öğretmenlerin yanında! Ve talepler son derece açık: Mülakat adaletsizliği çözülsün, taban maaş hakkı geri verilsin!
Bunca şiddete ve baskıya rağmen bükülmeyen bu irade karşısında muhataplar ne yapıyor? Millî Eğitim Komisyonu toplanmıyor. İktidar ve MEB Bakanı Yusuf Tekin henüz resmi bir açıklama yapmış değil. Ancak mücadelenin hayatiliği ve büyüyen toplumsal destek karşısında, Millî Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan ile Meclis çatısı altında birkaç görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelere rağmen süreç belirsizliğini korumakta, öğretmenlerin kararlı mücadelesi ise sürmektedir. Bugün de bir muhabirin sorusu üzerine Bakan Tekin’in “Açlık grevine başlamadan önce keşke şikâyet dilekçesi verselermiş. Çünkü hukuk devletlerinde böyle olur” türünden sözleri ise yıllardır yürüyen mücadele ortadayken, yapılan resmi itirazlar, şikâyetler varken hem talihsiz bulundu, hem de büyük tepki topladı.
Jean-Jacques Rousseau’ya göre toplumsal sözleşme, devletin vatandaşını koruması ve ona adil bir yaşam sunması üzerine kuruludur. Geleceği yetiştiren öğretmenler, adalet aramak için bugün bedenlerini açlığa yatırıyorsa, o toplumsal sözleşme temelinden çatlamış demektir. Bu direniş sadece öğretmenlerin ve ailelerinin değil; bu topraklarda yaşayan herkesin adaletle olan bağının sınavıdır.
Bugün sorulması gereken en can alıcı soru şudur: İktidar, öğretmenlerinin açlığıyla neyi doyurmaya çalışıyor? Ve sessizlik bir cevap mıdır, yoksa adaletin açıkça reddi mi?
Sözün ağırlığını taşıyamayan sistemler, bedenin çıplak direnişi karşısında sessizliğe gömülür. Özel sektörde emeği sömürülen, mülakat duvarlarına çarpan öğretmenlerimiz günlerdir açlık grevindeydi. Geleceği inşa edenlerin, bugün kendi varlıklarını savunmak için bedenini ortaya koyduğu bu düzene karşı son sözü yine öğretmenler söyleyecek!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.