Yentür, kitabın önsözünde çalışmasının; büyük hukuk bürolarının yükselişe geçtiği ve ücretli, güvencesiz çalışma koşullarının, serbest meslek olarak icra edilen avukatlığın sınıfsal konumunu yeniden tanımlamayı zorunlu hale getirdiği günümüzde, avukatlık mesleğinin geçirdiği dönüşüme cevap olmak amacıyla ortaya çıktığını belirtiyor

Gamze Yentür’ün Şubat 2026 tarihinde yayımlanan İşçi Avukatlığın Ekonomi Politiği adlı kitabı, Türkiye’de işçi avukatlık meselesini teorik ve uygulama düzeyinde değerlendiren, işçi avukatlığın üretim biçimleri arasındaki yerini tarihsel olarak inceleyen ve içerdiği sözlü mülakatlar ile belgelerle işçi avukatlık ve sendikalaşma alanındaki çalışmalar için bir almanak niteliği taşıyan önemli bir çalışma.
Yentür, kitabın önsözünde çalışmasının; büyük hukuk bürolarının yükselişe geçtiği ve ücretli, güvencesiz çalışma koşullarının, serbest meslek olarak icra edilen avukatlığın sınıfsal konumunu yeniden tanımlamayı zorunlu hale getirdiği günümüzde, avukatlık mesleğinin geçirdiği dönüşüme cevap olmak amacıyla ortaya çıktığını belirtiyor. Öncelikle, alana yaptığı katkı bakımından, uzun süredir bu alanda mücadele eden biri olarak Yentür’e teşekkür etmek gerekir.

Kitabın en güçlü yönlerinden biri, dilinin bilinçli olarak yalın kurulmuş olması. Okurken kitabın okuyucu kitlesi kim diye soruyor insan zira; çünkü hem akademik bilgi, hem sosyolojik araştırma (anket) hem de temel ekonomi politik bilgisi veriyor. Kitabın birinci bölümünde yer alan "Kapitalizmde Avukatlık ve Avukat Emeğinin Niteliği” ile “Üretken Olan ve Üretken Olmayan Emek" kısımlarının bu açıdan günümüzde işçi avukatların neden işçi avukat olarak nitelendirilmesi gerekliliği ile ücret ve artı değer kavramlarına dair, kavramsal çerçeveyi bilmeyen avukatlar için iyi bir özet olduğunu düşünüyorum. Yentür birinci bölümde daha çok Karl Marx ve Engels’in üretim biçimleri alanındaki görüşlerine yer verirken bu üretim biçimleri içerisinde avukatlığın tarihsel yerine dikkat çekiyor ve avukatlığın toplumsal düzeni yeniden üretmesine ilişkin diyalektik materyalist tarih görüşüne yer veriyor.
İkinci bölümde ise “Yurtdışı Ülkeleri ve İşçi Avukatlık” kısımlarında çeşitli ülkelerdeki avukat sayısı, avukat sayısının nüfusa oranı, reklam yasağı ve şirketleşme gibi olgulara ilişkin bilgilere yer veriliyor, bu bilgilerin Türkiye ile karşılaştırılarak verilmesi, ülkemizin avukatlarının içerisinde bulunduğu ekonomik güçlükleri göstermesi bakımından önemli ve avukatlığın piyasalaşmasını da dayanaklandıran bir kısım. Bu karşılaştırmalar, mevcut ekonomik sıkışmışlığın tesadüfi değil, sistematik olduğunu görünür kıldığı gibi Yentür’ün de belirtiği üzere avukatlığın Amerika ve Avrupa gibi bölgelerde çok daha öncesinden işçileşme yaşamışken ülkemizde bu sürecin daha geç yaşandığını da ortaya koyuyor.
Her ne kadar kitabın “Yöntem” kısmında ikinci bölümde veriler, yasal düzenleme ve mülakatlarla işçi avukatlığın bugününe odaklanılacağına değinilmiş ise de kitabın ilk bölümünde kurulan tarihsel ve teorik çerçeve ile ikinci bölümdeki ampirik veri arasında bir süreksizlik olduğu kanaatindeyim. Yentür, birinci bölümde üretim biçimleri tartışması üzerinden avukatlığın tarihsel kökenini antik üretim biçimine kadar götürerek geniş bir perspektif sunmakta iken ikinci bölümde Türkiye’de işçi avukatlığın ortaya çıkışının aynı derinlikte ele alınamadığı veya sürece kavramsal olarak daha az yer verildiğini düşünüyorum.
Bununla birlikte, ikinci bölümün asıl güçlü yanı, Yentür’ün gerçekleştirdiği anket çalışması ile avukatların ekonomik ve sosyal hakları için mücadele eden kurum temsilcileri ve bireylerle yaptığı sözlü mülakatlar ile eklenen metinler. Yentür; kitap çalışması kapsamında Ankara Barosu İşçi Avukat Kurulu, İzmir Barosu İşçi Avukatlar Merkezi, Çağdaş Hukukçular Derneği İşçi Avukatlar Komisyonu, Avukatlar Sendikası, İstanbul Barosu Bağlı Çalışan Avukatlar Merkezi, Ankara Avukat Hakları Grubu gibi bu alanda mücadele eden neredeyse tüm kurumlarla iletişime geçmiş. Buna ek olarak işçi avukatlık ve sendikalaşma mücadelesine emek veren avukatlarla mülakatlar gerçekleştirmiş. Bu görüşme kayıtları ve Avukatlar Sendikası'nın yaptığı anketin sonuçları ile Yentür'ün 300 kişi ile yaptığı anketin sonuçları, yine kitabın ekler kısmındaki Ankara Barosu Ücretli Çalışan Avukat - İşveren Avukat İlişkisi Hakkında Prensip Belgesi, Avukatlar Sendikası'nın işçi avukatlarla ilgili yaptığı anketin basın metni, işveren avukatların talebi ile iptal edilen Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan “Bir Avukat Yanında Avukatlık Ortaklığında Veya Avukatlık Bürosunda Ücret Karşılığı Birlikte Çalışan Avukatların Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik” gibi metinlere yer vermesi kitabı aynı zamanda bir tür “alan envanteri” haline getiriyor. Bu yönüyle çalışma, yalnızca teorik bir metin değil; Türkiye’de işçi avukatlık mücadelesinin bugüne kadarki birikimini kayıt altına alan bir kaynak niteliği de taşıyor.
Son olarak Yentür'ün kendi Marksist birikimi kapsamında işçi avukatlık konusunda Türkiye'de hali hazırda yayımlanmış olan kimi kitaplar ya da makaleler ile birkaç cümle de olsa polemik yapmış olması da kitabın güncele ışık tutması açısından faydalı olabilirdi diye düşünüyorum.
Ancak sonuç olarak kitabın çok değerli bir kaynak niteliğinde olması tartışmasız bir gerçek. İşçileşmeyi kabul etmeyen avukatların çoğunlukta olduğu güncel durumda, işçi avukatlık meselesini özellikle üretim biçimleri içerisindeki yeri bakımından tartışmaya açan, bunu yaparken diyalektik materyalizmi kaynak alan ve öte yandan bilimsel açıdan alandaki birçok veriyi toparlayan bu çalışmayı bir kez daha tebrik ederim.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.