Muğla İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nda acele kamulaştırmaya karşı direndiğini için evinden gözaltına alınan yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı

Muğla İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nda acele kamulaştırmaya karşı direnen yaşam savunucusu Esra Işık, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Işık, keşif için köylere ekip gönderilmesine karşı eylemleri gerekçe gösterilerek dün gece 23.50’de gözaltına alındı. Gece mevcutlu tutulan Işık, sabah adliyeye sevk edildi ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
İkizköy muhtarı ve Esra’nın annesi Nejla Işık, keşif heyetini tehdit ve görevini yaptırmama iddiasıyla suçlandığını, heyetin bu konuda tutanak tuttuğunu ancak heyetin iddiaları ile jandarma video kayıt çözümlemelerinin uyuşmadığını ve bahsi geçen tehdit ifadeleri video çözümünde olmadığını aktarmıştı.
GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR!
Mücadelemiz bu ülkenin anayasası uygulansın diyedir.
Mücadelemiz köylerimiz talan edilmesin diyedir.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın “telafisi imkansız zarar” yaşanmadan yürütmeyi durdurmasını bekliyoruz! @AYMBASKANLIGI@TC_Danistay pic.twitter.com/uL0LYLnyAV
— Akbelen Yuvamız Vermeyeceğiz 🌱🫒🌲 (@ikizkoydireniyo) March 31, 2026
İkizköy halkı, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nde açtıkları davalar sürerken köye acele kamulaştırma için keşif heyetinin gelmesine tepki göstermişti. İkizköy halkının “Milas zeytinine sahip çık, acele kamulaştırılma iptal edilsin” diyerek yaptığı açıklamada konuşan Esra Işık “İki tane şirket için yasayı değiştirmeye kalktınız, yasayı delmeye kalktınız. Onun da davası Anayasa Mahkemesi’nde. Biz yurttaş değil miyiz, biz bu topraklarda yaşamıyor muyuz? Biz bu topraklarda çalışıp üretmiyor muyuz? Hiç miyiz biz ya” diyerek tepki göstermiş ve Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ı görevini yapmaya çağırmıştı.
Işık’ın konuşması şöyle:
Acele kamulaştırma iptal davaları Danıştay’da sürüyor. Biz buradan Danıştay’a sesleniyoruz. Burada 200 parsel için dava açtık biz. 200 parsel için! Biz bu kamulaştırmayı istemiyoruz, burası bizimdir.
Hakkımıza dokunma dedik. Mülkiyet hakkımıza dokunma dedik. Ama bakıyoruz bugün, üzerimize açılan el koyma davaları için, mahkeme heyeti keşif heyeti ile birlikte kalkmış gelmiş. Geliyorlar; ‘Kaç tane zeytin var? Yaz. Kaç tane ev var? Yaz. ‘Biz sayıdan ibaret değiliz! Bizim burada hayatlarımız var! Sizin orada ‘100 tane, 200 tane, 500 tane’ diye yazdığınız o zeytin ağaçlarına biz kaç ömür verdik, ömür! Öyle bir kalemle yazılacak, ‘Parasını öyle hadi oradan belirleyelim, yatıralım, bu da bizim olsun’ diyecek bir şey yok ortada.
Orada bizim ömürlük emeğimiz var. Atalarımızın, dedelerimizin, nenelerimizin emeği var. Mezarlarımız var tarlalarımızda. Şirket üç kuruş daha fazla kazanacak diye burada yüzlerce, binlerce insan kalksın başka yere göç etsin. Var mı ya böyle bir dünya?
İki tane şirket için yasayı değiştirmeye kalktınız. Yasayı delmeye kalktınız. Onun da davası Anayasa Mahkemesi’nde. Biz yurttaş değil miyiz? Biz insan değil miyiz? Biz bu topraklarda yaşamıyor muyuz? Biz bu topraklarda çalışıp üretmiyor muyuz? Hiç miyiz biz?
Danıştay’a sesleniyoruz! Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na sesleniyoruz! Davalarımız sizin önünüzde. Kaderlerimiz sizin önünüzde. Sizin kararınızı bekliyor. Sizin bir tane imzanızı bekliyor. Geç gelen adalete adalet denir mi? Bizim evimiz yıkıldıktan sonra, bizim dünyamız başımıza yıkıldıktan sonra sizin verdiğiniz karardan ne çıkar?
Artık bir an önce bu kararı verin! Bıçak kemikte. Dayanacak gücümüz kalmadı, sabredecek gücümüz kalmadı. Eğer bugün bir karar verilmezse, yarın burada çıkacak her türlü karışıklık, her türlü kaos, her türlü sorunda bunun sorumlusu Anayasa Mahkemesi’dir, Danıştay’dır. Çünkü o kararı vermiyor.
Sendika.Org