Sendikalarımızı sınıf mücadelesinin uzağında birer siyasal kürsüye ve STK’ye indirgeyen anlayış karşısında, sınıf mücadelesinin gereklerini esas alan bir sendikacılık pratiğini Eğitim Sen’de ısrarla var etme çabalarımızın artık karşılık bulamayacağını üzülerek idrak etmiş bulunuyoruz ve yürütme kurulu görevlerimizden ayrılıyoruz

Bugüne dek eğitim emekçilerinin en geniş kesimleri ile birebir teması, onların gündelik-sektörel çıkarları ile tarihsel-genel çıkarları arasında bağ kuran bir pratik-politik hat izlemeyi, en dipte en savunmasız kesimlerinin -ücretli öğretmenler, ataması yapılmayan öğretmenler, güvencesizlik çalışmalarından mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerine dek- örgütlenmesini esas alan bir çizginin savunucusu olmayı ve bununla anılmayı kendimize şiar edindik. Sendikayı kürsü, yürütme kurullarında görev almayı siyasi temsil gören anlayışlara daima karşı çıktık. Yürütme kurullarında yer almadığımız yıllar boyunca özellikle ücretli öğretmenlerin yoğun olduğu okullara giderek güvencesizlik karşıtı mücadeleyi sendikanın ana ekseni kılmaya gayret ettik.
Sendikanın fiili meşru militan mücadeleden uzaklaşması, kendisini giderek düzenin tarif ettiği sınırlar içine hapsetmesi, anadilinde eğitim talebini tüzüğünden çıkarıp “tehlike geçti” sinyali ile tekrar tüzüğüne koyması gibi ilkesiz yaklaşımların başat hale gelmesi, KHK karşıtı mücadelenin KHK’lılarla maddi dayanışmaya indirgenmesi gibi bir dizi tercihle daralma yaşandığı ve yürütme kurullarında görev almayı kimsenin pek canının istemediği dönemde görev almaya başladık. “Yapılamaz” denilen bir temel pratiği, tüm işyerlerini kapsayan ziyaretleri” birkaç yıl içerisinde sıradan bir faaliyete dönüştürdük. Tarikat-cemaatlerin okulları istila faaliyetlerine yerelden tepki örgütlemeye çalıştık. Maarifin bakanının Ramazan genelgesine karşı tüm Türkiye’de eylem yapan ilk şube olduk; bizden gayrı bir de Antalya şube eylemi oldu. Okullarda temizlik sorununa karşı ilk harekete geçen sendika şubesi olduk. Mülakat mağduru öğretmenlerle direnişe geçtikleri ilk andan itibaren temas kurup yanlarında olduk. Özel sektör öğretmenleri ile bir araya gelip ülkede ilk defa ortak özel okul ziyaretleri gerçekleştirdik. Özel ya da kamu fark etmeksizin birlikte örgütlenmenin olanaklarını geliştirme, zeminini kurma çabasında olduk.
2024 1 Mayıs’ında içinde kendi konfederasyonumuzun da olduğu sendikaların Bozdoğan Kemeri önündeki barikatı bile görmeden alanı terk etmelerine karşılık barikat önünde mücadeleci sendikalar ve sosyalistlerle yan yana olduk. Devamında 2025 ve 2026 1 Mayıs’larında şubeler platformu dahil tüm toplantılarda ısrarla Taksim 1 Mayıs’ını savunduk. Konfederasyonumuz ise ısrarla bu toplantılar kanalıyla değil de, üstten 2024’te kendilerine randevu bile vermeyen, direnen işçilerle dayanışma mesajı bile yayımlamayan DİSK merkezi ile kararlar almayı tercih etti ve sonrasında bunlara dair hiçbir özeleştiri verilmedi. Biz ise tavrımız ve pratiğimizle de mücadeleci sendikalar ve devrimci sosyalist çevrelerle birlikte Taksim 1 Mayıs’ında olduk. Öncesinde “şimdi zamanı değil” denilerek bastırılan tartışmalar, sonrasında “çok uzattınız” yaklaşımları ile engellendi. Biz tüm toplumsal muhalefet kesimleriyle kurulacak bir zeminle 1 Mayıs örgütlenmesini savunurken onlar valiyi, İçişleri Bakanlığı bürokratları ile sıkıştırarak sonuç alacaklarına bizi inandırmaya çalıştı.
Bütün bunlar dışarda çok ciddi emek ve özveri ile ilmek ilmek örülen bir çalışma olarak hayat bulurken, sendika içinde de çeşitli gerilimler yaşamamak imkansız hale geldi. Politik zeminde yürüttüğümüz tartışmalara ve pratik faaliyetlerimize doğrudan “yanlış” diyemeyenler bizi kişiselleştirilmiş ve yıpratıcı tartışmalarla engellemeye çalıştılar. Neticesinde olağan genel kurulun yılı henüz dolmuşken olağanüstü genel kurula gitmek zorunda kaldık. Orada da iftiralara maruz kaldık. 2025 1 Mayıs’ı sonrası arkadaşımıza soruşturma açıldı. Şube Kadın Meclisinin soruşturmaya verdiği cevaba aldırış edilmedi, 2026 1 Mayıs’ı sonrası arkadaşımıza cezası tebliğ edildi. Ülke gündemi ile neredeyse yarışır biçimde şube gündemimiz de krizlerle ilerledi. Cezanın şahsi olmadığını biliyoruz, sınıfın bağımsız çıkarlarını esas alan bir mücadele anlayışının tamamen tasfiye edildiğini görüyoruz.
Soruşturma; açılması, ilerlemesi ve nihayete ermesi evrelerinin herbirinde usulsüzlüklerle bezenmiş; şikayete konu olan arkadaşımızın açık faaliyetleri ve kendini emek mücadelesine adamışlığı hiç göz önüne alınmamış, bir ön inceleme yapılmamış, kadın arkadaşların soruşturma aşamasında şikayet edenin manipülasyon ve baskı altında olduğunu ifade ettiği açıklamaları hem kamuoyuna hem de disiplin kuruluna sunulmuşsa da bu beyan hiç dikkate alınmamış, kendilerine nasıl bir baskı altında oldukları sorulmamış, çok açık bir hezeyanın ürünü olan böyle bir şikayet tam da sendika ve konfederasyon genel merkeziyle karşı karşıya kaldığımız bir 1 Mayıs sonrası bir çizgiyi bastırmaya yönelik bir araç olarak raftan indirilmiş, yıllardır türlü bedellerle kazanılan kadın mücadelesi mevzileri de araçsallaştırılmış, puantiyeli sosyal medya mesajlarının dolgu malzemesi yapılmaktan çekinilmemiştir. Nihayet evresi, yine sendika ve konfederasyon genel merkezi ile açıkça karşı karşıya geldiğimiz 2026 1 Mayıs’ı sonrası ceza ile neticelenmiştir. Üstelik ceza şikayetçinin şikayeti ile ilgili de değildir, kimsenin iddia etmediği bir konuda “bağımsız” disiplin kurulumuzun nasıl böyle bir kanıya vardığı meçhuldür.
Şubemiz nezdinde sınıfın bağımsız çıkarlarını eksenine alan bir sendikacılık pratiği ve mücadele düzlemi kurma çabası içindeyken yukarıdaki gibi politik bir içerikten yoksun “bel altı” denilebilecek saldırılarla sürekli karşı karşıya kaldık, en son sendikayı maddi manevi zarara uğratmakla bile itham edildik.
Yaşadığımız öznel ve bize has sorun kamu emekçileri sendikalarının genel sorunlarının dışında değil elbette. Eğitim sendikalarının bütünü, eğitim emekçilerininin bütününün sorunlarını gören bir perspektife sahip değil. Kadrolu eğitim emekçilerinin yüzde 75’i bir sendikaya üye olmasına rağmen eğitim sendikaları bir dinamizmi ifade edemiyor, tamamı emekçilerin tepkilerini soğuruyor, etkisizleştiriyor. Kendini muhalif olarak niteleyenleri de “müzakere ve sonuç odaklı” niteleyenler de Akademi Giriş Sınavı ile atanacaklar, mülakat mağdurları, ataması yapılmayan, ücretli, sözleşmeli, şiddete uğrayan, itibarsızlaştırılan, güvencesiz kılınan öğretmen için bir adres olmaktan çıkmış vaziyettedirler. Bunda aidatı doğrudan üyeden almamanın, işverenden almanın da etkisi büyüktür elbette. Şubemiz özelinde tüm bu ayrıştırma politikalarına inat birleştiren, ortak mücadeleyi öne çıkaran, herkesin sendikasını var eden bir çizgiyi inşa etmenin çabası içerisinde olduk, bunu sendikanın önceliği haline getirmeye çalıştık. Ücretli öğretmenler, ataması yapılmayan öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler ve özel sektör öğretmenleri ile sendikayı her buluşturma çabamız öncelikle içeriden bir dirençle karşılaştı ve nihayetinde ceza ile karşılandı. Fiili meşru militan mücadele dinamizmi ile kendine yol açıp bugünlere gelen eğitim emekçileri hareketi yolunu elbet bulacaktır, sınıflar mücadelesi boşluk tanımaz.
Sendikalarımızı sınıf mücadelesinin uzağında birer siyasal kürsüye ve STK’ye indirgeyen anlayış karşısında, sınıf mücadelesinin gereklerini esas alan bir sendikacılık pratiğini Eğitim Sen’de ısrarla var etme çabalarımızın artık karşılık bulamayacağını üzülerek idrak etmiş bulunuyoruz ve yürütme kurulu görevlerimizden ayrılıyoruz.
* Bu yazı KESK’e bağlı Eğitim Sen sendikasının İstanbul’daki 7 No’lu şubesinde uzun süredir devam eden krizin, mevcut yürütme kurulu üyelerini artık sendikal faaliyet yürütemez ve yürüttükleri için cezalandırılır hale gelmeleri nedeniyle yürütme kurulundan istifa eden Alev Kayhan, Eren Ertin, Sinan Gül, Songül Maçoğlu ve Yakup Kaya tarafından kaleme alınmıştır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.