İran’da Kürt partileriyle yapılan koalisyonun yanı sıra PJAK, aldığı tutum ve rejim sonrası senaryolara dair tartışmalarda da önemli bir yerde duruyor. Savaş bölgesindeki önemli aktörlerden olan PJAK’a, PJAK’ın savaş süresince aldığı tutumuna, İran’daki rejim karşıtı muhalefet içindeki konumuna ve etkisine daha yakından bakalım

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik emperyalist saldırıları altıncı gününde sürerken Irak’taki Kürt güçlerinin İran sınırını geçtiği ve İran’a yönelik kara harekatı başlattığı yönündeki ABD kaynaklı iddialar hem Kürt partileri tarafından hem de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından yalanlandı. Buna karşın, ABD menşeli Axios, Kürt güçlerinin CIA tarafından desteklendiğini ve İran sınırından saldırı başlatacaklarını iddia eden bir haber girdi.
KCK’nin de bir parçası olan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) tutumu da İran’da rejim sonrası senaryolara yönelik tartışmalarda önemli bir faktör olarak kamuoyunun gündeminde. PJAK kendi politik pozisyonunu “üçüncü yol” olarak ifade ediyor.
PJAK henüz savaş başlamadan kurulan “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu”na katılımı ile gündeme gelmişti. ABD/İsrail-İran geriliminin arttığı günlerde “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” PJAK’ın da dahil olduğu beş Kürt partisinin katılımıyla kuruldu.
Koalisyonu tarihi bir adım olarak tanımlayan PJAK Basın Sözcüsü Gelawêj Ewrîn, Mahabad Kürt Cumhuriyeti deneyiminden beri ilk kez kendi aralarında böyle bir anlaşmanın yapıldığına dikkat çekti. Bütün bu yaşanan süreçle beraber İran rejiminin ABD-İsrail bombalarıyla sarsıldığı ilk günlerde yaptığı açıklamada, Gelawêj Ewrîn, saldırı sürecinin iki aşamalı olduğunu belirtti. Birinci aşamada ana karargâhların vurulmasının ardından şehir içi karargâhların vurulmasıyla başlayan ikinci sürecin kara harekâtına bir hazırlık aşaması olabileceğine dikkat çekti.
Yine aynı açıklamada Kürt halkının kendini korumaya dair hazırlıkları oluğunu ve her şekilde koruyacaklarını belirten Ewrîn, çatışmaların 5. gününde yaptığı açıklamada söylemini daha da sertleştirdi.
Rejimin bugüne kadar bütün şanslarını tükettiğini belirten Ewrîn, artık geri dönüşün olmadığını, rejimin hayatta kalmak için muhalefeti parçalamaya çalıştığını ama bu süreçten sonra artık belirleyici olanın muhalefetin tutumu olacağını söyledi.
Kürt partileriyle yapılan koalisyonun yanı sıra PJAK, aldığı tutum ve rejim sonrası senaryolara dair tartışmalarda da önemli bir yerde duruyor. Savaş bölgesindeki önemli aktörlerden olan PJAK’a, savaş süresince aldığı tutumuna, İran’daki rejim karşıtı muhalefet içindeki konumuna ve etkisine daha yakından bakalım.
Rejim karşıtı muhalefet homojen bir yapıda değil. Azınlık uluslar da sosyalistler de monarşi yanlıları da diğer sağ muhalifler de var.
Azınlık uluslar içinde en belirleyen iki kesim Türkler (Azeriler) ve Kürtler. Denklemin Azeri ayağında nüfus ve siyasal iktidara yakınlık bağlamında yüksek bir profil oluştursa dahi gerek uzun süreli tarihsel birliktelik ve inanç bağlamındaki yakınlığı, gerekse siyasal elit içinde kendine yer bulmakta ulusal bağlamda sorun yaşamaması nedeniyle Azilerin rejimle çelişkileri Kürtlerin yaşadığı kadar keskin değil.
ABD-İRAN GERİLİMİ: OLANLAR VE OLASILIKLAR
İran içindeki Kürt hareketi, temsil ettiği nüfus ve etkin olduğu alan dikkate alındığında, mücadelesini yerelden ulusal ölçeğe taşıyabilecek bir siyasi alternatif potansiyeli taşımasa da güncel tartışmalarda özellikle öne çıkıyor. Bu süreç içerisinde her siyasi arenada olduğu gibi aktörler kendini güçlü bir alternatif olarak göstermek ve tabanı içerisinde tutunmak gibi yeri geldiğinde birbiriyle çelişen iki zıt ajandayı birden takip etmek zorunda kalabiliyor. İran’daki Kürt siyasi hareketi, 28 Şubat’ta başlayan savaş ve öncesindeki eylemlerle beraber bu ikilemi oldukça yüksek bir dozda yaşıyor.
Esasında kökeni 1940’lara uzanan İran Kürtlerinin siyasi hareketinde yeni bir dönemde kendine yer bulmuş olan PJAK, kuruluşunu resmi olarak Abdullah Öcalan’ın doğumgününe denk gelen olan 4 Nisan 2004 tarihinde ilan etti. ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesinin Kürt ulusal hareketlerine hareket alanı sunacak şekilde otorite boşlukları yarattığı bir dönemde kurulan PJAK, İranlı Kürtlere ve bölgeye diğer Kürt bölgelerinden gelen kadrolara dayanıyor. PJAK ismini ve ideolojik paradigmasını doğrudan Abdullah Öcalan’dan ve onun yeni geliştirdiği paradigmadan alıyor.
PJAK Abdullah Öcalan’ın 2000’lerin başında ortaya koyduğu yeni fikirleri doğrultusunda bağımsız bir Kürdistan yerine İran toplumu içerisinde halkların demokratik özyönetim birimlerinin, özgür yaşam perspektifi, ekoloji ve kadın özgürlüğü odaklı bir toplumsal yapının inşasını hedef olarak koyduğunu savunuyor.
Öcalan’ın “Bir Halkı Savunmak” kitabının çıkış tarihiyle paralel olarak kurulan PJAK gerek ismini gerekse de yapısını bu düşünsel zeminde oluşturdu. Ertesi yıl demokratik konfederalist bir Kürdistan hedefi doğrultusunda Kürdistan Dernekleri Birliği (KKK) çatı örgütü kuruldu. PJAK da daha sonra Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) adını alan çatı örgütün İran kolu olarak konumlandırıldı.
Kurucusu Hacı Ahmedi’nin söylemlerinden de yola çıkılırsa, genel olarak bağımsızlıktan ziyade özsavunma ve İran halkının tümü için yapılan bir mücadele ve rejimin demokratik dönüşümü için bir mücadele söylemini öne çıkardı.
PJAK, merkezi kuvvetini aldığı PKK’nin aksine, kendi bölgesindeki tek alternatif değil. Mücadele alanı olarak, Kürtlerin yaşadığı İran eyaletleri olan Batı Azerbaycan, Kürdistan, Kirmanşah ve İlam eyaletlerini benimsemiş olsa dahi, pratikte bölgenin örgütler kapsamında bölünmüş sınırlarının ötesinde tekil bir iktidar olarak hâkim bir pozisyonda değil.
Esas hâkim olduğu bölge Urumiye ve çevresi olmak üzere Batı Azerbaycan eyaletinin güney kısımları. Bu bölgelerde ve 2011 sonrası geri çekilmeler neticesinde Kandil bölgesinde birlikleri bulunuyor.
Bütün bu içsel koşullar neticesinde PJAK 2011 sonrasında silahlı mücadele bağlamında ana kırılmalarında birini yaşadı ve İran-PKK aracılığında yapılan ateşkes anlaşmalarıyla beraber takip eden yıllarda silahlı mücadele seçeneğini tekrar kullanmaktan sakındı. Bu ateşkes 2016’ya kadar sürecekti.
Ardından gelen süreçte 2014’te kurucusu Hacı Ahmedi geri plana geçti ve 2016’da eş başkanlık sistemine geçti.
2022 döneminde “Jin Jiyan Azadi” sloganının öne çıktığı Mahsa Amini protestoları PJAK açısından sembolik önemi yüksek bir süreç olduysa da, mücadele dinamiklerinde bir değişim gözlemlenmedi.
PJAK son süreçte yeniden “üçüncü yol” söylemiyle gündeme geliyor. Baskıcı İslam rejiminin karşısında ABD-İsrail işbirliğindeki emperyalist saldırganlığın oluşturduğu ikilemden kurtulmanın bir ifadesi olarak lanse ediliyor.
2025 yılında basında “12 gün savaşı” olarak anılan savaş sürecinde de ABD-İsrail saldırılarıyla paralel hareket ettiği ifade edilmedi veya PJAK güçlerinden rejime yönelik bir saldırı olmadı. Ancak söylemsel ve askeri olarak saldırılara bir tepki de gösterilmedi.
PJAK, rejimi zayıflatacak her hamleyi destekleyeceğini açıklıyor, bu zayıflıklardan doğacak otorite boşluklarını da fırsat olarak görüyor. Diğer Kürt güçlerini de bu fırsatları değerlendirebilecek şekilde konumlandırmaya çalışıyor.
Aralık ayında esnaf eylemleri ile başlayan isyanı da Mahsa Amini isyanının bir devamı olarak okuyor ve her koşulda desteklediğini belirtiyor.
Yine ABD-İsrail’in son saldırısında PJAK’ın açıklaması da bu çerçevedeydi. Rejimin sorunları ve krizleri çözmek için herhangi bir rasyonel plan veya politika ortaya koymadığını ifade ederek rejimi İran halklarını kendi taleplerinin kurbanı haline getirmekle suçladı.
PJAK Basın Sözcüsü Gelawêj Ewrîn’in açıklamaları da bu çerçevede anlam kazanıyor. Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik potansiyel bir kara harekâtına hazırlıklı olduklarını belirten Ewrîn, “Doğu Kürdistan gücü olarak halkımızı koruyacağız. Mevcut durum zaten hem bir hak hem de Doğu Kürdistan güçlerinin omuzlarına böyle bir görev yüklüyor. Elbette savaşın yarın nereye evrileceğini bilmiyoruz. Ancak Doğu Kürdistan partilerinin Kürt halkını koruma hazırlıkları var. Kürt halkı her şart ve koşulda kendini koruyacaktır” dedi.
Sendika.Org