Gökhan Atılgan’ın, Çayan için “Kemalizm'in gerçek mirasçıları biziz” dediği iddia edilen sayfada Mahir Çayan Kemalizm'i bir küçük burjuva çizgisi olarak niteliyor ve onun doğası gereği iktisat politikasının tutarsız olduğunu belirtiyor. Buradan “Kemalizm'in gerçek mirasçıları biziz” şeklinde bir aktarma yapabilmenin tek yolu Atılgan’ın kafasındaki “Mahir Çayan küçük burjuva devrimcisidir” şablonu olsa gerektir

(Değerlendirilen makale: Atılgan, Gökhan. 2009. Sosyalist Soldan Kemalizme Olumlu Bakışlar (1920-1971): Nedenler, İmkânlar, Dönemler ve Bazı Sonuçları. Praksis. S. 21. 2009/03. s. 47-76)
Bir kere daha Kemalizm tartışması yazısı yazmak gerekti. Çünkü Kemalizm tartışması sadece “Kemalizm” değil aynı zamanda Türkiye tahlili, ittifaklar ve devrim stratejisiyle ilgili tartışmasıdır. Bu nedenle, pek çok tartışma ister istemez buraya doğru gelmektedir.
2025 yılında da 19 Mart operasyonu sonrasında ortaya çıkan halk tepkisi ve bu eylemlerin ana kitlesini kimlerin oluşturduğu, buradan nereye gidilebileceği gibi tartışmalar güncel hale geldi. Doğan Avcıoğlu ve Yön/Devrim hareketi sıklıkla tartışılan bir konu. Faşizmin baskılarının yoğunlaşması ve daha yaygın hale gelmesi ister istemez hangi gündemlerle, kimlerle, nasıl bir direniş oluşturulacağı tartışmalarını ihtiyaç haline getiriyor. Öte yandan Kürt sorunu konusunda süren görüşmelerle yürüyen süreç yeni tartışmaları yoğunlaştırıyor. İşte burada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve dönüşümlerine, Mustafa Kemal’e, Kemalizm’e bakış gibi konular güncel önemi artan bir tartışma alanını oluşturuyor.
Biz de bu yazıda 2009 yılında yayımlanan bir makale üzerinden bu konular hakkında fikrimizi belirteceğiz.
Önemli bir konuyu unutmamak gerekir: Yeni bir sosyalist dalgayı, Kemalizm’e bakışın doğruluğu sağlamayacak ancak gelişebilecek bir dalgada bu konudaki tutum da etkili olacak.
Sosyalist hareket yeni yükselişini sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının ve onun müttefiki olan emekçi halk sınıflarının mücadelesini yükselttiğinde düğümü çözebilecek. İşçi sınıfı mücadelesi, politik alan merkez olmak üzere, ekonomik-demokratik alan ve ideolojik alanda birlikte yürüyecek.
Öte yandan içinde bulunduğumuz dönemde ideolojik mücadele de özel önem taşıyor. Çünkü 1960 ve 1970’lerde Marksizm’in ilerici halk kitleleri, öğrenciler ve aydınlar üzerinde kurduğu düşünsel etkinlik 1980 ve 1990’larda aşınırken başta liberal sol olmak üzere Kürt yurtsever hareketi, anarşizm, feminizm gibi akımların etkinliği arttı. Artık on yıllara ulaşmış olan bu etkisizlik dönemi en temel kavramların bile doğru kullanılmadığı, temel tartışma konularında 1970’lerde liseli devrimcilerin bile hakim olduğu konuların savruk ve yanlış şekilde ele alındığı bir ortam oluşturdu. Böyle bir savrukluk, ideolojik bulanıklık ortamında sosyalistlerin içinde bulundukları çevrelerden çıkıp geniş halk kitlelerini etkileyebilmeleri pek mümkün görünmüyor. Ancak yine de, sosyalist hareketin, önemli kısmı CHP’de bulunan laik kesimler içinde de, uzun süredir önemli kısmı Kürt yurtsever hareketi çevresinde bulunan Kürt ilericileri içinde de, geleneksel ve kültürel nedenlerle sosyalizme karşı olan sağcı emekçi halk kitlelerinde de etkisini artırması mümkündür.
Yazar sosyalist sol ile Kemalizm arasındaki ilişkiyi Kurtuluş Savaşı döneminden başlayarak ele alıyor. Kemalizm'in bir burjuva siyasal tavır olduğunu, bu nedenle esas olarak sosyalistlere mesafeli olduğunu ancak konjonktürel olarak SSCB desteğine ihtiyaç duydukları dönemlerde sosyalizme yakın söylemlerde bulunduklarını belirtiyor.
Kitapta TKP, MDD (Yön, Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı), TİP ve 71 devrimci hareketlerinin (THKP-C, THKO, TKP/ML) Kemalizm’e bakışı üzerinde duruluyor. Sosyalist hareketin, Kemalizm’e olumlu bakışına olanak sağlayan söylemler (bağımsızlık), uygulamalar (ekonomik planlama, devletçilik) olarak özetlenebilir.
Atılgan, TKP’nin ve sosyalist hareketin Kemalizm’e olumlu rol biçmesinin nedenlerinden birisinin, Komintern’in “doğrusal tarih görüşü” olduğunu belirtiyor.
Türkiye Sosyalist Hareketi’nin Kemalizm ile olumlu ilişki kurmasında üç etmen öne çıkar: Sosyalist düşünceye uzun yıllar hâkim olan doğrusal tarih görüşü, Kemalizmin özellikle Milli Mücadele yıllarındaki antiemperyalist yönüne yüklenen anlamlar ve Türkiye Sosyalist Hareketi’nin bazı önemli önderlerinin Kemalizm ile kurdukları manevi ilişki. (Atılgan, 2009, s. 48)
...
Türkiye Sosyalist Hareketi, 1960’ların ortalarına kadar, Komintern’in resmi görüşü olan doğrusal tarih kavrayışını ve buna bağlı olarak “iki aşamalı devrim stratejisi” fikrini paylaştı. Bu perspektif, her toplumun tarihin zorunlu evrelerinden geçmek durumunda olduğuna, bu evrelerden biri atlanarak bir sonrakine erişilemeyeceğine ilişkin bir öyküyü anlatıyordu. (Atılgan, 2009, s. 48)
TKP’nin Kemalizm'e bakışını, kendi içinde yaşadığı görüş ayrılıklarını (Şefik Hüsnü/Şevket Süreyya), Kadrocuların (1932-34) Kemalizm'e sol bir görüntü verme çabalarını ve buna sınırlı ölçüde izin verilip daha sonra derginin kapatılmasını aktarıyor.
Biz bu yazıda soldaki diğer akımların Kemalizm’e bakışı hakkındaki değerlendirmeler üstünde durmayacağız. Esas olarak, Mahir Çayan’ın çözümlemeleri ve ülkemizin somut politik durumu temelinde, Atılgan’ın -bugün için daha kritik olduğunu düşündüğümüz- genel bazı değerlendirmeleri üzerinde duracağız.
***
İddia 1: Atılgan, Kemalist hareketin komünistlere yaptığı baskılar ile komünist hareketin Kemalizm’e olumlu bakışı arasında çelişki olduğunu belirtiyor.
Sosyalistler, nasıl oldu da çoğu zaman kendilerine eziyet eden, liderlerini tutuklayan, örgütlenmelerini yasaklayan, fikirlerinin yayılmasını engelleyen Kemalistlerin siyasal ve toplumsal projelerine olumlu anlamlar ve roller yüklediler; onunla hem ideolojik hem de siyasi düzeyde iyi ilişkiler kurmaya çalıştılar? (Atılgan, 2009, s. 47-48).
Cevap 1: Siyasal bir değerlendirmede muhatabımızın “komünist/sosyalist harekete nasıl baktığı” tek, hatta “en önemli”, parametre değildir. Küçük burjuva radikal bir hareket olarak Kemalizm son tahlilde bir burjuva ideolojisi ve siyasetidir. Komünist/sosyalist olmaları zaten beklenemez. Sosyal temeli zayıf bir hareket olarak baskıcıdır, demokratik değildir. Bütün bunlara rağmen Türkiye’deki imparatorluk kalıntılarına, şeriatı temsil eden kurumlara, önemli darbeler vurarak toplumsal ilerlemeye katkıda bulunmuştur. Ülkenin siyasal bağımsızlığını savunmuş ve sağlanmasına öncülük etmiştir. Antiemperyalizmin en tutarlı biçimi “antikapitalist” olmaktır. Dolayısıyla antikapitalist olmayan bir antiemperyalizm sonuçta emperyalizmle uzlaşmaya götürür ve götürmüştür de. Ancak, somut durum ile “son tahlil” arasında bir mesafe ve hareket alanı vardır. Sosyalistlerin, bazı dönemlerde, Kemalizm'i, sosyalistlere baskı yapmalarına rağmen, hiçbir düzeyde “antiemperyalist” olmayan, Kemalizm karşısında savunduğu siyasal ve toplumsal hedefler çok daha gerici olan, üstelik ülkemizde ciddi bir sosyal temeli de bulunan Osmanlıcı ve şeriatçı hareketler karşısında bu açılardan desteklemiş olması oldukça mantıklı bir siyasal tavırdır.
***
İddia 2: Atılgan, 12 Mart darbesini yapanların “Kemalist” olduğunu belirterek, bu durumun Kemalistlerden ilerici bir darbe bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattığını belirtiyor.
Kadere bakın ki, Doğan Avcıoğlu’nun 1971 yılında örgütlenmesi içinde yer aldığı hükümet darbesi teşebbüsü (9 Mart), Kemalist paşalar tarafından bir karşı darbeyle (12 Mart) önlendi. Doğan Avcıoğlu ve arkadaşları da tutuklanarak cezaevine kondu. (Atılgan, 2009, s. 65)
...
Sosyalistler, 1971’de Kemalistlerden ağır bir darbe yedikten sonra Kemalizm ile yüzleşmeyi, onun toplum projesine karşı alternatif bir toplum projesi geliştirmeyi düşünebildiler. (Atılgan, 2009, s. 73)
Cevap 2: 12 Mart cuntasını “Kemalist” olarak nitelemek tarihi çarpıtmaktır. Burada sorulacak doğru soru “çalışmalarıyla 1960’ları-70’leri gayet iyi bildiği açık olan Gökhan Atılgan’ın, ordu içindeki çatışmaları, gerilimleri farklılıkları görmezden gelmeyi neden tercih ettiği?” sorusudur.
Elbette ki bir kişinin veya siyasal akımın kendisini nasıl tanımladığı önemlidir ama tek belirleyeni bu değildir. Marx bunu, mealen, “bir bakkal bile bilir ki, kişilerin ne olduğunu kendileri hakkındaki yargıları değil yaptıkları belirler” şeklinde belirtmiştir. Türkçede de “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye bir deyim vardır. 12 Mart paşalarını Kemalist olarak tanımlarsak şu anda var olan “Sosyalist Enternasyonal” adlı kurumu da isimlerindeki “sosyalist” ibaresi nedeniyle sosyalist olarak tanımlamak, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni de “adaleti hedefleyen bir parti” olarak tanımlamak gerekebilir.
Üstelik Türkiye’de “Kemalizm” kavramı esas ve yaygın olarak daha sol kesimler tarafından kullanılırken, devlet ve sağ tarafından yaygın olarak kullanılan ifade “Atatürkçülük”tür. Mahir Çayan, küçük burjuvazinin en bilinçli zümresi olan “asker-sivil aydın zümre”nin de bilinç seviyesi düşük ve anti-komünizm şartlanmasının etkisi altında olan kesimlerinin “Gardırop Atatürkçülüğü” ile Kemalizm’i birbirine karıştırdığını belirtmektedir (Çayan, Toplu Yazılar, s. 115).
Bilinir ki, belirli bir toplumda değişik nedenlerle güçlü olan bir akımın varlığı koşullarında çok değişik kesimler kendisini onun kapsayıcılığı içinde tanımlamaya çalışır. Hatta bazen o ideolojiyle, politikayla taban tabana zıt ideolojiler de bunu yapmaya çalışırlar. Öte yandan hiçbir siyasal ideoloji tümüyle homojen değildir. Ayrıca her siyasal duruşun bir yelpazesi olur. Örneğin 1965-71 döneminde aralarındaki büyük gerilimlere, tasfiyelere rağmen TİP de sosyalisttir, Mihri Belli’yle ilişki halindeki MDD’ciler de. Farklı ideolojiler arasında geçiş formları da olur. Ancak, bu durum kendisini belirli bir etiketle tanımlayan her kesimin o ideolojinin parçası olduğu anlamına da gelmez. Dolayısıyla bir sorgulama gerekir. Mahir Çayan, siyasal tavır alışlarda farklı şekillerde adlandırmaya şöyle örnek vermektedir:
Çağımızda sosyalizmin dünya çapında sahip olduğu prestijden ve SSCB'nin radikal devrimci-milliyetçi hareketlerin baş desteği olmasından dolayı, bugün devrimci-milliyetçiler de kendilerini sosyalist olarak lanse etmektedirler. Bu nedenle ülkemizdeki pek çok Kemalist bugün kendine sosyalist demektedir. (Çayan, 1972, dipnot 10)
Mahir Çayan, Kemalizm’in “sağ/sol” şeklinde tanımlanmasına karşı çıkmıştır. Kemalizm’i, küçük burjuvazinin en radikal, bağımsızlıkçı kesimlerinin milliyetçilik temelinde anti-emperyalist tutum alışı, olarak tanımlayan Mahir bu özellikleri taşımayan kesimlerin zaten Kemalist olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmaktadır. Mahir Çayan bu tahlili, zaman dışı bir yerde ve konumda değil, somut olarak devlet, asker ve toplum içinde Kemalist bir hareketin olduğu ve bu kesimle ilişkilerin, kimlerin müttefik olarak kabul edilmesi gerektiğinin tartışıldığı bir ortamda yapmaktadır.
Dolayısıyla 12 Mart cuntası ordudaki Kemalizm'in bağımsızlık vb. söylemlerine bağlı olan bir kesimin yenilmesi, NATO’cu, gerici bir kesimin mücadeleyi kazanıp diğer kesimi tasfiye etmesi olayıdır. Mahir 12 Mart cuntası hakkında, Kesintisiz Devrim 2-3’te şöyle yazmaktadır:
Oligarşi, 12 Mart Darbesini ülkemizdeki küçük-burjuvazinin gücünü dikkate alarak, onlara ters düşmeyecek, “Atatürkçü”, “milliyetçi”, “ilerici”, “reformcu” sloganlarla yapmış, I. Erim Hükümeti de reformist bir hükümet olarak görünmeye özel olarak dikkat etmiştir.
Mahir Çayan’ın 1971-72’de görüp yazdığı durumu, söz konusu tarihten neredeyse 40 yıl sonra yazan ve dönem hakkında önemli bir uzman olan Gökhan Atılgan’ın görmemesi, bilmemesi mümkün olmadığına göre, Atılgan’ın tutumunun “görmezden gelme” olduğu sonucuna ulaşabiliriz.
9 Mart cuntası olarak anılan cuntanın gerçekten bağımsızlıkçı olup olamayacağı, yapısının ve ilişkilerinin bu yönde adımlar atmasına olanak verip vermeyeceği ayrı bir tartışma konusudur. Sonuçta 12 Mart’ı gerçekleştiren ve tüm ilerici, demokrat kesimler üzerinde terör uygulayan, 27 Mayıs Anayasası’nı oligarşinin talepleri doğrultusunda değiştiren komutanların içinde 9 Mart cuntasının parçası olanlar da vardır. Ama bu cuntadan beklenti içinde olanlar arasında Mihri Belli, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu vb. de vardır. Öte yandan 9 Mart cuntasına, yani Kemalistlerin bir darbesine bel bağlamayıp kendi savaşçı örgütlerini kurmaya girişen devrimciler de vardır ve tarih devrimcileri haklı çıkarmıştır.
***
İddia 3: Atılgan’ın yazısı iktidar ve Fethullahçıların “Ergenekon” operasyonları sürerken, iktidarın topluma dönük dezenformasyonları sürerken, liberallerin bu çarpıtma ve yalanlar üzerinden sesinin çok gür çıktığı, at izinin it izine karıştığı 2009 yılında yazılıyor ve yazı söz konusu dönemin güncel iddialarını da yansıtıyor. Yazar, yazısında Kemalizm’e herhangi bir şekilde “ilerici özellikler atfedenlerin” artık yenildiği, işçi sınıfı ideolojisine sahip olanların bu konuda doğru yolu bulduğu iddiasını, herhangi bir kanıt göstermeye gerek duymadan, ileri sürüyor.
Kemalizme, solcu ya da ilerici özellikler atfeden bazı sosyalist akımlar ise kendilerini bir işçi sınıfı hareketi olarak kuramadıkları için Kemalizm ile Marksist bir açıdan tam olarak yüzleşemedi. Türkiye’de İslamcı olarak tanımlanan bir hükümetin iktidarda bulunması, bazı sosyalist akımları açık ya da örtük bir biçimde modern ve seküler bir yaşamın temsilcisi oldukları gerekçesiyle Kemalist güçleri desteklemeye itiyor. Bir kısım eski ve yeni sosyalistler, ulusalcı Kemalist güçlerin oluşturdukları “Ergenekon” adı verilen ve İslamcı olarak tanımlanan hükümeti devirmeye yöneldiği iddia edilen örgütlenmenin içinde yer alabiliyor ya da bu örgütlenmeyi belirli düzeylerde destekleyebiliyor. Buna karşılık günümüzde Kemalist düşünceyle bağlarını tümden kopararak Türkiye’deki gelişmeleri tamamıyla sınıfsal bir perspektifle çözümleyen sosyalist düşünür ve akımlar da kendilerini açıkça ortaya koyuyor. (Atılgan, 2009, s. 72)
...
Sosyalistler, ancak yirminci yüzyılın sonlarında Kemalizmi Marksist açıdan çözümleyip yerli yerine oturtmaya başladılar. (Atılgan, 2009, s. 73)
Cevap 3: Breh, breh, breh. Pehlivan çok güçlü görünüyor...
Ancak 2007-2013’ün bulutları dağılıp ortam netleştiğinde pehlivanın kasları eski görkemini yitirip süklüm püklüm bir hal alıyor.
Söz konusu süreçte geçmişin Kemalistlerinin bir kesiminin cuntacı askerlerle ittifaka yöneldiği aşikârdır. Ancak esas olarak 1920-71 arasındaki bir dönemi ele alan bir yazıda 2009’da, bir kısmı doğru bir kısmı yanlışlanan iddialarla, 1920-1971 dönemine ilişkin sonuçlara varılması zorlama bir davranıştır. Ne Kemalizm 1920’den 1971’e sabit kalmıştır ne Türkiye işçi sınıfı ne de sosyalist hareket… Benzer şekilde 1971’den 2009’a ve 2025’e kadar da taraflar hareket halindedir.
Bizi burada esas ilgilendiren ise, yazarın muhtemelen kendisini temsilcisi olarak gördüğü “yirminci yüzyılın sonlarında Kemalizmi Marksist açıdan çözümleyip yerli yerine oturtmaya başla”ma iddiasıdır. Ben de sosyalistler adına Mahir Çayan’ın “Kemalizm ile Marksist bir açıdan tam olarak yüzleş”tiğini ve bunun 20. Yüzyıl sonunda değil 1971-72 yılında yapıldığını iddia ediyorum. Atılgan’ın bu yazıda göstermeye çalıştığım çarpıtmaları ve yanlışları karşısında Mahir Çayan’ın teorik derinliği benim iddiamı destekler niteliktedir.
***
İddia 4: Atılgan, Mahir Çayan’ın, kendilerini Kemalizm'in gerçek mirasçıları olarak gördüğünü iddia ediyor. Bu konuda Bütün Yazılar’dan dolaylı bir aktarım yapıyor.
Mahir Çayan’ın yazılarında Kemalizme çokça olumlu gönderme bulunur. Çayan, kendilerinin Kemalizmin gerçek mirasçıları olduğunu yazıyordu. Çünkü ona göre, emperyalizmin tutarlı karşıtları sosyalistlerdi ve Kemalizmin özü de antiemperyalizmdi (Çayan, 1992: 121). (Atılgan, 2009, s. 70)
Atılgan THKP-C savunmasından bir alıntı yaparak THKP-C’nin kendisini “gerçek Atatürkçü” olarak gördüğü iddiasını desteklemeye çalışıyor:
… THKP-C kendisi ile Kemalizm arasında bir devamlılık görüyor, hatta kendisini “gerçek Atatürkçü” bir akım olarak tanımlıyordu. THKP-C’nin temel belgelerinden birinde, bu konuyla ilgili olarak şöyle denmiştir: “Kemalizm, sosyalizmin öngördüğü antiemperyalist ve antifeodal tavır alışı, bizatihi içinde taşımaktadır. Bir başka deyişle antiemperyalist, antifeodal ve antikapitalist bir ideolojidir. Bu nedenle ülkemizde sosyalistler, gerçek anlamda Atatürkçü bir tutum içindedirler (THKP-C, 2001:131)." (Atılgan, 2009, s. 71)
Cevap 4: Yazar THKP-C’nin ve Mahir Çayan’ın Kemalizm konusundaki duruşunu değerlendirmek iddiasıyla çarpıtmaya başvurmuş. Yukarıda Atılgan’dan yaptığım ilk alıntıda Mahir Çayan iddia edildiği gibi bir şey yazmıyor. İkinci alıntı ise hem anlam çarpılmasına uğrayacak şekilde yanlış aktarılmış hem de sözü edilen mahkeme savunması THKP-C görüşlerini değerlendirmek için en olgun kaynak değildir.
Mahir Çayan’ın yazılarını ele alırken hepsi tek bir bütün olarak ele alınmamalıdır. Çünkü Mahir Çayan, ilk teorik yazılarıyla son yazıları arasında geçen 3 yıl içinde sürekli olarak gelişme gösteren genç bir devrimcidir. Söz konusu 3 yılda 3 önemli ayrılık yaşamıştır. Bu süreçte kavramları ve düşünce sistematiği gelişmiş, derinleşmiştir. İlk yazılarıyla son yazıları arasında, İbrahim Kaypakkaya’nınki gibi taban tabana zıt noktalara savrulmayan, bir değişim ve gelişim vardır. Bu nedenle Mahir Çayan’ın düşüncesinden söz edilirken hangi yazıdan söz edildiği önemlidir.
İlk alıntıyla başlayalım. Mahir Çayan’ın kendilerinin “Kemalizm'in gerçek mirasçıları” olduğunu nerede yazdığını bulamadım. Atılgan’ın kaynak olarak gösterdiği Atılım Yayınevi 1992 baskısını incelediğimizde sözünü ettiği sayfanın, 1970 Ocak ayında yayımlanan “Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori” yazısında olduğu görülüyor ancak Mahir Çayan burada ve başka hiçbir yerde kendilerinin “Kemalizm'in gerçek mirasçıları” olduğunu iddia etmiyor. Mahir Çayan, Aydınlık dergisindeki bölünmeden (Perinçek ekibinin ayrılmasından) sonraki ilk sayıda yayımlanan bu yazısında Şahin Alpay’ın daha önce aynı dergide, Doğan Avcıoğlu’nun kitabı üzerine yazdıklarını eleştiriyor. Şahin Alpay’ın Kemalizm’i sağ-sol şeklinde ikiye ayırmasına karşı, Kemalizm’in tutarlı, iktisat politikası olan bir ideoloji olmadığını, Kemalizm’in özünün antiemperyalizm olduğunu belirtiyor. Mahir’in yazılarındaki hassas ayrımın çokça örneği bulunabilir ama biz doğrudan doğruya Atılgan’ın alıntı yaptığı bölüme bakalım.
Kemalizm, küçük burjuva devrimciliğinin, işgal altındaki bir ülkede -Türkiye’de-emperyalizme karşı bir isyan bayrağıdır. Kemalizm, emperyalizmin boyunduruğu altındaki bir ülkede doğu halklarının milli kurtuluş bayraklarını yükselten, emperyalizmi yenerek milli kurtuluş savaşlarını açan bir küçük burjuva milliyetçiliğidir. Türkiye’deki küçük burjuvazinin en radikal çizgisi olan Kemalizmi karakterize eden yalnızca “milli kurtuluşçuluk” ve “Laiklik” ögeleridir. Eşyanın doğası gereği Kemalizmin belirli bir iktisat politikası yoktur ve olmamıştır. Küçük burjuvazinin emekle sermaye arasında bocalayan genel niteliği, Kemalizmin iktisat politikasında yansımaktadır. İçinde bulunulan evrenin koşullarına göre yön değiştiren, bazen özel teşebbüsçü yanı bazen de devletçi yanı ağır basan bir iktisat politikası vardır, Kemalizmin. Kemalizmi bugüne kadar ayakta tutan, ona ruh veren milli bağımsızlıkçı niteliğidir. Kemalizmin anti-emperyalist niteliği bir tarafa bırakılırsa ortada Kemalizm diye bir şey kalmaz. Bu nedenle ancak emperyalizmin karşısındaki saflarda yer alanlar, Kemalizme sahip çıkabilirler. (Çayan, 1992, s. 121)
Tam da Gökhan Atılgan’ın, Çayan için “Kemalizm'in gerçek mirasçıları biziz” dediği iddia edilen sayfada Mahir Çayan Kemalizm'i bir küçük burjuva çizgisi olarak niteliyor ve onun doğası gereği iktisat politikasının tutarsız olduğunu belirtiyor. Buradan “Kemalizm'in gerçek mirasçıları biziz” şeklinde bir aktarma yapabilmenin tek yolu Atılgan’ın kafasındaki “Mahir Çayan küçük burjuva devrimcisidir” şablonu olsa gerektir. Konuyla ilgisi zayıf olan okura biz hatırlatalım, Mahir Çayan ve dönemin devrimcileri kendilerini “proleter devrimcileri” olarak tanımlarlar. “Küçük burjuva milliyetçiliği” başka bir sınıfsal tutumdur.
Neyse… Öncelikle Mahir Çayan’ın “Kemalizm'in gerçek mirasçıları” olarak kimi gördüğüne bakalım. Yukarıda sözünü ettiğimiz “Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori” yazısında yazdıkları şöyledir:
Sınıfsal durumu gereği küçük-burjuvazi emperyalizmin karşısındadır. Kaldı ki, Türkiye'deki asker-sivil aydın zümre bu sınıfın en bilinçli ve uyanık kesimidir. Ve dünyanın ilk milli kurtuluş savaşının yöneticisi olmuş, "laiklik ve milli kurtuluşçuluk" diye tanımlayabileceğimiz Kemalist düşünce ve eylemin mirasçısıdır. %60'ı okuma yazma bilmeyen, feodalizmin baskısı altındaki küçük-burjuvalar ülkesinde, elbette, "daha bir süre devrimci harekette asker-sivil aydın zümre" önemli bir rol oynayacaktır. Ama "yurt çapında" esas mücadele, işbirlikçilerle Kemalistler arasında cereyan etmekte demek değildir bu. Gerçekten Kemalistlerin bugünkü devrimci mücadeledeki yerleri azımsanamayacak kadar önemlidir. Fakat emperyalizme ve müttefiklerine karşı mücadelenin tek devrimci alternatifi değildir. Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcileridir. (Çayan, 1970 Ocak)
Görüldüğü gibi 1970 başında, ASD’den Perinçek ekibinin ayrılmasından sonraki ilk sayıda, Mahir, “Kemalist düşünce ve eylemin mirasçısı” olarak kendilerini değil “asker-sivil aydın zümre”yi işaret etmektedir. Kendilerini ise “proleter devrimciler” olarak tanımlamaktadır.
THKP-C savunmasına gelince… THKO’nun düşüncesini, Hüseyin İnan’ın yazdığı Türkiye Devriminin Yolu broşürü dışında, başka sistemli yazılı kaynak olmamasından dolayı savunmadan takip etmenin mantıklı bir yanı vardır. Ancak THKO’dan farklı olarak THKP-C’nin açık veya gizli olarak yayımlanan ve şimdi herkes tarafından ulaşılabilen metinleri vardır. Düşüncelerin en olgun hali ise 1971 Nisan ayında, yakalanma ve mahkeme sürecinden önce, yayımlanan “Kesintisiz Devrim 1” broşüründe ve cezaevinde taslakları hazırlanan, firar şartlarında Kızıldere öncesinde tamamlanarak kadrolara ulaştırılan “Kesintisiz Devrim 2-3” broşüründe yer almaktadır. THKP-C savunması elbette önemli bir kaynaktır ancak, firar hazırlığı olduğu için esas dikkatin firar hazırlıklarına verildiği bir süreçte yazıldığı ve hukuki faktörlerin de göz önünde tutulduğu unutulmamalıdır. Yine de, savunmada ifade edilenler bazı vurgu sorunları olmakla birlikte yanlış değildir. Savunmada, yazarın alıntı yaptığı kaynakta “Kemalizm, sosyalizmin öngördüğü antiemperyalist ve antifeodal tavır alışı, bizatihi içinde taşımaktadır” ifadesi değil “Sosyalizm, Kemalizmin öngördüğü antiemperyalist ve antifeodal tavır alışı, bizatihi içinde taşımaktadır” yazmaktadır. Bu ifadeler sosyalizmin Kemalizm’de yer alan antiemperyalist ve antifeodal tavırdan daha geniş bir kapsamı olduğunu ve ondan fazla olarak “antikapitalist bir ideoloji” olduğunu yansıtmaktadır. Hem savunmada hem daha önceki yazılarda hem de Kesintisiz Devrim 2-3 yazısında Kemalizm’in bir “ideoloji” olmadığı bir “politik tutum” olduğu ifade edilmektedir. Hem savunmadan önceki yazılarda hem de sonraki yazılarda Kemalizm’e “anti-kapitalist” bir nitelik atfedilmemiş hatta böyle bir beklentinin “eşyanın tabiatına aykırı” olduğu vurgulanmıştır. Mahir Çayan, Cumhuriyet’in kurulmasını ve bu dönemdeki değişimleri “1923 Devrimi” olarak tanımlamakta ve içeriğini bir burjuva devrimi olarak değerlendirmektedir:
Bu, muhtevası burjuva olan bir devrimdir. (Stalin ve Mao, 1919-23 Anadolu harekâtına devrim demektedirler. Keza Mao, 1923 Anadolu Devriminden muhteva bakımından pek farklı olmayan Cezayir Devrimi için de, milli demokratik devrim kavramını kullanmaktadır). Ancak, önder sınıfın karakterinden dolayı, bu devrim sürekli kılınamamış, duraklamalara ve hatta geriye dönüşlere maruz kalmış, sonunda da ülke yeniden sömürgeleşme sürecine girmiştir. (Çayan, 1972)
...
Ekonomik plandaki yönetimi ise özetle şudur: Özel mülkiyet ve kârı temel alan (başka türlü olması eşyanın tabiatına aykırıdır) kendi sınıfsal ve de ekonomik örgütlenmesini genişleten, giderek de "milli burjuvazi" sınıfını yetiştirmeye yönelik, küçük üretime dayanan, özünde boş bir milli ekonomi yaratılmıştır. (Çayan, 1972)
Görüldüğü gibi Mahir Çayan ve THKP-C burjuvayı, küçük burjuvayı, proleteri ayırt etmektedirler. Kemalizm “küçük burjuvazinin” bir tutum alışıdır ancak devrimin muhtevası burjuva devrimdir ve buna uygun olarak da ülkede kapitalist bir düzen kurulmuştur. Mahir Çayan bunları bilerek, ince ayrımları yaparak, içinde bulunduğu dönemde “Kemalist aydın çevre”yi “vasıtasız ihtiyatlar” arasında saymaktadır. Diğer vasıtasız ihtiyatlar ise “dünya sosyalist bloku” ve “sömürge ülkelerdeki, özellikle Ortadoğu’daki milli kurtuluş hareketleri”dir. “Vasıtalı ihtiyatlar” ise “küçük-burjuvazinin sağ kanadı”, “demokrat batı ülkeleri ve kamuoyu”, “oligarşinin kendi içindeki çelişkileri” sıralanmaktadır. Görüldüğü gibi, devrimci duyarlılığı yüksek olan bütün önderlerde olduğu gibi, Mahir Çayan egemen sınıfların iç çelişkilerine dahi önem vermektedir… Çünkü lafazanlık değil, “devrim” peşindedir.
Mahir Çayan’ın (ve THKP-C’nin) bu konuda en fazla bilinen, üstünde tartışılan ve son yazısındaki değerlendirmesi şöyledir:
Kemalizm, küçük-burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden, Kemalizm soldur; milli kurtuluşçuluktur. Kemalizm, devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur. (Çayan, [1972])
Yazarın Mahir’i “gerçek Kemalist biziz” şeklinde yansıtmak istemesi doğru ve dürüst bir tutum değildir. Yazarın, kötü niyetli olduğu doğrultusunda elimizde bir veri olmadığına göre, geri kalan şey, “ciddi bir yanlış”tır.
Türkiye sosyalist hareketi bugün, Marksizm'in dünya genelinde ve ülkemizde etkisinin oldukça zayıflamış olduğu şartlarda artan savrulmalar karşısında sınıf mücadelesi bakış açısını temel alarak sınıflar tahlilini iyi yapmak, ittifaklarını -önümüzdeki aşamada mücadeleyi güçlendirecek ve ancak uzun vadede hedeflerinden vazgeçmesine neden olmayacak şekilde- iyi tartmak, dostu-düşmanı iyi ayırmak ve geniş kitleler için yeniden bir seçenek olmayı hedeflemek durumundadır. İdeolojik mücadele bu gelişmenin güncel anahtarlarından birisidir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.