Ozan’ın doğumgününü vesile ederek, dosyasında yer alan ve suç delili diye gösterilen HTS kayıtlarına ve banka hareketlerine dayanarak bir şeyler eklemek istiyoruz. Yüce Türk adaletine katkımız olsun. Biraz da bu yargı düzenini kanıksama hallerine karşı kendi kendimize, dostlarımıza, mücadele örgütlerimize hatırlatma olsun

Bugün sendika.org emekçisi, çalışma arkadaşımız, dostumuz, yoldaşımız Ozan’ın (Cırık) 33. doğumgünü. Dört gündür hapiste. Yeni yaşına hapishanede girecek. Doğumgünün kutlu olsun Ozan. Bugün, dışarıdayken ayak bastığın “suç” mahallerinde yeni yaşın için mumlar üfleyeceğiz.
Artvin’den yüksek güvenlikli bir hapishaneye sevk edilmeyi bekliyor. Yüksek güvenlikli, çünkü “devlete karşı ve örgütlü suç” işlemiş. Devlet(liler) için örgütlü suç işleyen mafyayla, katliam şebekeleriyle, hırsızlarla, soyguncularla, gaspçılarla, tecavüzcülerle, cemaatlerle, tarikatlarla, şirketlerle, yani bilcümle çeteyle karıştırmayın onu. Onlar dışarıda, eskaza içeriye düşmüş olanı da çok bekletmeden salınıyor. Ozan bir çeteci değil. O devrimci bir gazeteci. Yazılımcılık, ama sansürü aşanından; muhabirlik, ama polis barikatının karşısında; yazarlık, ama işçi sınıfının dertleriyle hemhal olanından… Ne ararsanız var. Bir de şoförlük, temizlikçilik, tesisatçılık, filmcilik, mısırcılık, şekercilik işleri var ama yazının burasında uzatmayalım, oraya geleceğiz.
Şimdi tek kişilik bir hücreyi, iki kişi paylaşıyor. Malum, hapishaneler tıka basa dolu. Çetelerle değil tabii. Muhalif siyasetçilerle, belediye başkanlarıyla, yerel yöneticilerle, vekillerle, sanatçılarla, avukatlarla, öğrencilerle ve tabii gazetecilerle… Yalnız, Saray’ın hapse tıkmak istedikleri olarak o kadar çoğuz ki, sığmıyoruz. Tek kişilik hücreleri ikiliyoruz. Koğuşlarda balık istifi, ranzalarda nöbetleşe, üstüne koridorlara yer yatakları serip yatıyoruz ama sığmıyoruz. Polislerinin yakalayamayacağı, barikatlarının tutamayacağı, savcılarının soruşturamayacağı, hapishanelerinin yetmeyeceği kadar çoğuz. Biz, yani Ozan’ın örgütü… Çeyrek asırlık iktidar yolculuğunda devleti ele geçiren ama halkın çoğunluğunu da karşısına alan ve 19 Mart isyanı ile birlikte halkın Saray’dan büyük olduğunu idrak eden beyefendinin uykularını kaçıracak kadar çoğuz.
13 Haziran’da Ozan’ın İstanbul’da ikametine baskın yapıldığında şaşırmadık. Devrimci bir gazetecinin evine baskın yapılması vaka-ı adiyedir. Terör örgütü üyeliği ile suçlandığını öğrendiğimizde de şaşırmadık. Genelkurmay başkanından hakimine, avukatından savcısına, vekilinden belediye başkanına, Kürdünden Türküne, üniversite öğrencisinden sendikacısına, menajerinden sanatçısına, AKP iktidarına kim karşı çıkarsa, salt bu sebepten “terör örgütü üyeliği” ile suçlanabildiği için şaşırmak mümkün değil. Ülkede terör örgütü ile suçlanmayan bir AKP’liler kaldı, o sebepten, suçlanmazsak utanırdık. Üzülmeyin AKP’liler, kurduğunuz yargı mantığı bir gün sizi de bir …TÖ’den yargılayıp içeri atabilir. Öyle bir delillendirme mantığı varki yargınızın, bir “terör” eylemine ya da “örgüt” şemasına ya da hatta politik görüş birliğine dahil olmadan, hayatın olağan akışı içindeki telefon görüşmeleri, mesleki faaliyetler, banka hareketleri ile “terör örgütü üyesi” ilan edilebiliyorsunuz.
Bu saçmalıkları izah etmek iddia makamının yükümlülüğü ama arkadaşımızın doğumgününü vesile ederek, dosyasında yer alan ve suç delili diye gösterilen HTS kayıtlarına ve banka hareketlerine dayanarak bir şeyler eklemek istiyoruz. Yüce Türk adaletine katkımız olsun. Biraz da bu yargı düzenini kanıksama hallerine karşı kendi kendimize, dostlarımıza, mücadele örgütlerimize hatırlatma olsun.
Ozan, ücret karşılığı webmaster hizmeti sağladığı onlarca siteden birisi mahkeme tarafından Zaman gazetesinin devamı niteliğinde sayıldığı için, kapısından geçmediği, ideolojik-politik olarak apayrı hatta karşıt konumda bulunduğu, sosyal ağları ile temasının bulunmadığı bir örgüte üye olmakla suçlanıyor. Erdoğan’ın “bitsin bu hasretlik” diye yöneticilerini memlekete davet ettiği, ne istedilerse verdiği, iktidar kavgasına düşünce de adını “FETÖ” koyduğu eski iktidar ortağının bütün siyasal ve sosyal ayağı AKP’li ama ne hikmetse operasyonlar solculara vuruyor. Oysa şimdi yargı makamlarında iddianameler yazıp hükümler verenler dahil bütün iktidar çevresini, öyle uydurma değil, kaya gibi sağlam delillerle bu davadan içeri sokmak mümkün. Ama yargı şimdilerde yalnızca iktidarın karşısında ve halkın, hakkın, hakikatin yanında olanların tepesine indirilen bir sopa.
Ozan’ın dosyasında delil diye sunulan HTS kayıtları ve banka hesap hareketleri, sendika.org‘dan çalışma arkadaşlarıyla, yönetim kurulunda bulunduğu Halkevleri’nin üye ve yöneticileriyle, hayatın ve mücadelenin olağan akışı içinde kurduğu temasları ortaya koyuyor. Şükür hepimizin UYAP’ta terör kaydımız var, varsın hakkımızda hüküm olmasın, AKP yargısının bizi bu suçlamayla hedef almış olması yetiyor. Sonra da hükme bağlanmamış bu suçlamalara maruz kalanlarla temas etmek “terör örgütü üyeliği”ne delil sayılıyor.
Peki bu HTS kayıtları, banka hareketleri hangi eylemlerle ilgili? Dosyada savcının kendisinin dahi “suç” diye gösterilebildiği bir eylem / fiil yok. Biz biliyoruz o HTS kayıtlarının ve banka hesap hareketlerinin hangi fiillerle bağlantılı olduğunu ve Ozan’ın neyin faili olduğunu. Buyrun, anlatalım. Ozan geçimi için yaptığı ücretli/profesyonel işler dışında yıllardır sendika.org başta olmak üzere pek çok sol / muhalif / sendikal internet sitesinin gönüllü webmaster hizmetini sağlıyor. Zamanının çoğunu da buna harcıyor. Tabii ki sendika.org‘un rekortmen olduğu erişim engelleri ile “teknik” mücadelesinde, site her kapandığında birkaç dakika geçmeden yayına yeniden başlamasında onun emeği vardı. Geceyarıları sürekli tetikte ve telefon başında UYAP’ta terör kaydı olan biz gazeteci arkadaşlarıyla temasta idiyse, bundandı mesela. Devletin sansürünü kırmak da suç mudur? Bu suçu Ozan işledi, birlikte işledik. Ama sonra Anayasa Mahkemesi, hem de iki kere, Ozan’ın kırdığı sansürün kendisini suç ilan etti. Böylece sendika1’den sendika64’e uzanan alan adları yolculuğu son bulup yeniden sendika.org‘a döndük ama Ozan’ın mesaisi bitmedi. O bu sakıncalı sitenin webmaster’ı olarak ter dökmeye devam etti.
Yalnızca webmaster mı? 6 Şubat depremlerinin ardından Hatay’a giderek, yaşamının 2 yılını da depremzedelerle yan yana çadırlarda ve konteynırlarda geçirdi. Suç delili diye gösterilen o banka hesap hareketleri arasında mesela, depremzedeler için kurulan Yaşam Merkezleri’ndeki aşevi, su arıtma tesisi, kurs, atölye, konteynır alanı kirası, ulaşım, çocuk şenlikleri gibi gönüllü çalışmalara katılan arkadaşlarına destek için yolladığı 300 TL gibi meblağlar var. Ozan, Halkevleri tarafından depremzedeler için kurulan ilk kriz koordinasyon merkezlerinden birinin yer aldığı Sevgi Parkı’nda mıntıka temizliği yaparken; çadır, yemek, ekmek, su taşıyan araçlarda şoförlük yaparken; elektriksiz alanlara elektrik tesisatı çekip açık hava film gösterimlerinde çocuklara patlamış mısır dağıtırken, cebindeki telefon ve banka hesabı elektronik izler bırakıyordu. O HTS kayıtlarının ve banka hesap hareketlerinin ilişkili olduğu “fiil”, yani o hapishaneye atılmasına neden olan suçu bu.
19 Mart’taki halk isyanının ardından, bütün muhalefetle birlikte iktidara biat etmeyen gazetecileri ve bağımsız medyayı hedef alan yeni bir saldırı dalgasını beklemiyor değildik. Uzun yıllardır deneyimlediğimiz şey bu. Yargıyı iktidarın sopasına dönüştürdükleri ve gazeteciler dahil, iktidara biat etmeyen herkese “düşman ceza hukuku” ile yaklaştıkları için dişe dokunur bir delil bulma gereği de duymadan istedikleri herkesi hedef alıyorlar. Ama dedik ya hapishanelerine sığamayacak kadar çoğuz. O nedenle hepimiz değil mesela bu kez de Ozan ve onunla birlikte üç gazeteci daha tutuklandı bu kez. Ama saldırı hepimize. Bu baskılar bütün bir ülkeyi susturma çabasının parçası. Direnişimiz de topyekun olmalı.
Ozan hapiste yeni yaşına girerken biz de suçlarını ifşa edip, suç mahallerinde mumlara üflüyoruz. İyi ki doğdun Ozan. Seni alacağız.
Sendika.Org susmayacak, susmayacağız!
Sendika.Org Yayın Kurulu
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.