Rusya, pragmatik dış politika anlayışıyla elbette yaptırımların kaldırılmasını ve Çin’e olan bağımlılığının azaltılmasını isteyecektir. Ancak, ABD’nin tutarsız yönetim değişiklikleri ve tehdit algıları ışığında, Rusya’nın, Çin’i doğrudan karşısına almayı göze alması pek olası değil. Moskova fırsat pençelerini değerlendirse de istikrar talebini önceleyecektir
Trump’ın hem ABD iç politikası hem de küresel politikada özellikle ABD müttefikleriyle yaşadığı söz düelloları dikkatle izleniyor. Bir yandan sıranın kendisine gelmesinden korkanlar bir yandan bu çalkantıyı mümkün mertebe lehine çevirmek isteyenler mevcut. Öte yandan Çin’in yükselişi ve ABD’ye bir rakip olarak belirişi ABD’nin farklı taktik ve stratejileri gündeme getirmesine neden oluyor. Özellikle Ukrayna konusunda Rusya’nın isteklerine daha fazla kulak veren bir ABD yönetimi görüntüsü karşısında analistler Soğuk Savaş dönemine damga vurmuş bir kavramı yeniden gündeme soktu ve bunun güncel versiyonunu tartışmaya başladı: Tersine Kissinger Stratejisi. Bu yazıda Tersine Kissinger Stratejisi ihtimaline ve Rusya’nın olası pozisyonuna mercek tutacağız.
Soğuk Savaş boyunca ABD ile SSCB arasındaki üstünlük çabası, farklı kıtalarda gücünü tesis etmeye uzanan bir dizi politika ve stratejiye dayanıyordu. Bununla beraber, 1949’da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti ile SSCB arasındaki ilişkiler toprak anlaşmazlıkları ve harekete liderlik gibi konularda ayrışmaya yer yer kopuşa uzanmıştı. Nihayetinde Moskova ile Pekin arasında Zhenbao Adası kapsamında yaşanan sınır anlaşmazlığı nükleer gelirimin de fitilini ateşlemişti. İşte bu denklemde Kissinger, 1970’te Pakistan üzerinden, 1971’deyse Çin hükümetiyle doğrudan görüşmeler gerçekleştirmiş ve şu kanaate varmıştı: Çin kesinlikle bizim iyiliğimizi istemiyor, ancak SSCB ile yan yana gelirse Batı ittifakını temelden sarsacak bir güce erişebilirler. Bu nedenle bu iki gücün bir araya gelmesinin önlenmesi, ayrışmalarının büyütülmesi ve Çin’in ABD’nin yanına çekilmesi gerekiyor. Kissinger’ın aklındaki plan, Nixon’ın Çin ziyaretiyle bir nevi resmiyete döküldü ve ayrışma sağlandı. Yani Kissinger Stratejisi, SSCB-Çin anlaşmazlığını derin bir çatlağa dönüştürmek ve bu iki aktörün yan yana gelmesinin önlenmesi olarak özetlenebilir.
Tersine Kissinger Stratejisiyse, temelde Rusya ile Çin arasına mesafe konulması olarak basitleştirilebilir. Açmak gerekirse, Trump’a göre Rusya, ABD için yaşamsal bir tehdit oluşturmuyor. Avrupa’nın Rusya’dan enerji kaynağı tedarik etmesi, ABD’yi çok da kaygılandırmamalı çünkü bu asli emtia satışları, ABD’nin küresel ekonomi üzerindeki kontrolünü zayıflatacak nitelikte değil. Buna karşın Çin’in teknoloji, bilim ve üretici güçlerdeki hızlı gelişimi, ABD’nin küresel ekonominin kilit sektörlerindeki hakimiyetine esaslı bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdit, Trump’ın dost/düşman algısını da şekillendiren hareket noktası. Basitçe mümkün mertebe Rusya ile Çin arasındaki yakınlaşmaya bir sınır çekilmeli, mümkünse Rusya ABD’ye yakınlaştırılmalı. Peki bu strateji başarılı olabilir mi?
İlk olarak günümüzde Soğuk Savaş gibi sert bir kutuplaşmanın olmadığını hatırlatarak başlamak gerekiyor. İkincisi, Çin’in de SSCB gibi doğrudan ABD’yle çarpışmaktan kaçınmayan, kamplaşmayı sert bir zeminde yürüten bir güç olmadığını da ekleyelim. Sistem bugün, geçmişin aksine pek çok kutbun olduğu, ittifakların da müttefiklerin de kaygan bir zeminde hareket ettiği bir niteliğe sahip. ABD-Avrupa ayrışmasının yanında, ABD müttefiki olarak akıllara kazınan bazı Ortadoğu ülkelerinin Çin ile ekonomik ve siyasi düzeyde hiç de küçümsenmeyecek ilişkileri var. Zaten sistemdeki ayrışmalar, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda berraklaştı. Pek çok ülke ‘Rusya’nın yanındayız’ demese de Batıdan gelen talebe rağmen ‘Rusya’nın karşısındayız’ da demedi. Örneğin Suudi Arabistan, Washington’dan gelen baskıya rağmen Rusya’yı OPEC+’tan dışlamadı, ‘üretimi artır’ baskısına, aksi biçimde üretim kesintisine giderek yanıt verdi. Aynı dönemde bir başka ABD müttefiki BAE, BRICS’e üye oldu, İsrail Ukrayna konusunda Rusya’yı yarım ağız kınadı. Türkiye; Batı yaptırımlarına taraf olmadı, Rusya’dan enerji ithalatını arttırdı, BRICS’e üyelik başvurusu yaptı. Hindistan Türkiye ile benzer bir çizgide yoluna devam etti. Yani dünya eskisi gibi bir ülkeyi yanına çekince istediğini yapabileceğin bir meydan değil artık. Rusya, ABD’nin Soğuk Savaş’ın eski taktikleriyle yeni dünya düzenini kontrol etme gayretine ne der?
Rusya ile ABD arasında bir ayda yaşanan yakınlaşmayı, Putin’den gelen ‘bizim de kritik minerallerimiz var, gelin konuşalım’ çıkışlarını bir kenara bırakırsak güncel bir Tersine Kissinger Stratejisinin önünde beş engel olduğu iddia edilebilir.
İlk olarak Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin karakteri. Rusya ile Çin arasında 1996’da ‘çok kutuplu bir dünya istiyoruz’ cümlesiyle özetlenebilecek olan sistemin karakterinden duyulan memnuniyetsizliğin getirdiği yakınlaşma, 2000’lerde ekonomiden bölgesel örgütlenmeye varan stratejik işbirliğine uzandı. Rusya ile Çin, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün iki kurucusu, BRICS platformunun asli üyeleri, Yeni Kalkınma Bankası’nın eşit dönerleri. İki ülkenin ekonomi, sanayi, askeri, enerji gibi alanlarda işbirliği anlaşmaları mevcut ve ticaret hacimleri 2024’te 240 milyar dolar gibi rekor bir düzeye çıktı. Dahası Rusya, 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinde Mega Anlaşma ile Çin’e doğal gaz satışına imza atmıştı. Benzer bir kritik eşikte Ukrayna Savaşı boyunca Çin, Rusya’dan gaz ve petrol alımını artırdı, el altından Rusya’ya teknolojik destek sağladı ki ABD bazı Çin şirketlerini yaptırımlarla tehdit etti.
İkincisi, Soğuk Savaş’taki sınır-toprak anlaşmazlıkları güncel Rusya-Çin ilişkilerine karakterini vermiyor. Ukrayna konusunda Rusya’yı doğrudan desteklemekten kaçınsa da Çin resmen karşısında da durmadı. Tayvan konusundaysa Rusya Pekin’le benzer bir perspektife sahip. İki aktörün bu küresel koşullarda oturup 1858’de imzalanan Aigun Antlaşması’nın Çin’de yarattığı toprak kaybını konuşacağı bir dönem de mevcut değil. Yani Çin ile Rusya arasında kışkırtılacak boyutta bir anlaşmazlık yok, elbette sorunlar mevcut, ancak bunlar büyük bir çatlak oluşturmuyor.
Üçüncüsü, Tersine Kissinger Stratejisi belli ki öncekinden farklı olarak, Rusya ile Çin arasında bir ayrışma olmazsa Rusya’yı ödüllerle en azından Çin’den uzaklaştırmaya dayanıyor. Burada da şöyle bir sorun var. Rusya’nın dünyaya ihraç ettiği iki büyük kalem var: Silah ve enerji kaynakları. Bu iki kaynağa da ABD’nin ihtiyacı yok. Ukrayna konusunda talep ettiklerini almak isteyen bir Rusya var, ancak Rusya’nın temel kaygısının NATO olduğu, NATO’nun da kendi içinde sorunlara gebe olduğu dikkate alınırsa burada bir sınırlı işbirliği beklenebilir. Rusya dış politikasının temel ilkelerinden biri pragmatizm. Yani Rusya üzerindeki yaptırımların kalkmasını, Avrupa’ya enerji ihracının yeniden hal yoluna girmesini, NATO’nun kendisine bir tehdit olmaktan çıkmasını ister, bunun için uğraşır da. Bu uğurda Çin’i karşısına almasıysa ‘attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmiyor’ sonucuna neden olabilir.
Dördüncüsü, Moskova, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bir Batı Rusya Savaşı olduğunu dünyaya anlatabildiği gibi Batılı olmayan pek çok ülkeyle de ilişkisini geliştirdi. Bir anlamda ABD ve müttefikleriyle çatışan bir Rusya imajı oluşturdu. Bu imajla da ABD ve küresel sistemin getirdiği eşitsizlikten memnun olmayanları içerecek şekilde ekonomiden siyasete uzanan bir etki alanı yarattı. Hal böyleyken Trump’ın teşvikiyle Çin ile arasına mesafe koymuş görüntüsü vermesi, Rusya’ya duyulan güveni, alternatif bir siyasal merkez (ekonomik gücü sınırlı) olma iddiasını zedeler. Üstelik sanki ABD onu istemediği, yeterince ona destek vermediği için isyan ediyormuş, istediği destek gelince Batı’ya uzak duran, isyanına sahip çıkmayan bir ülke konumuna düşürür. Moskova, bu imajı riske atmak istemeyecektir.
Son olarak, ABD dış politikasında oluşan derin zikzaklar, çelişkiler Rusya’nın istikrarlı giden Çin ile ilişkilerini daha cazip görmesine neden olabilir. Bir yıl önce ‘Katil Rusya’ denirken, bugün ‘Aslan Rusya’’ya geçmek Rusya pragmatizmi açısından bir fırsat kapısı. Ancak beş yıl sonra yine ‘olmaz olsun böyle Rusya’ noktasına gelinip gelinmeyeceğini ne Moskova ne Washington biliyor. Özetle ABD ne müttefiklerine ne de nötr statüde tutmak istediği ülkelere güven verecek bir zeminde ilerliyor. Devletler iyi ya da kötü ilişkiden ziyade en çok ilişkilerinde istikrar ister.
Toparlamak gerekirse, gündemdeki stratejilerden biri olan Tersine Kissinger Stratejisi, Rusya için büyük bir risk taşıyan bir teklife dönüşüyor. Rusya, pragmatik dış politika anlayışıyla elbette yaptırımların kaldırılmasını ve Çin’e olan bağımlılığının azaltılmasını isteyecektir. Ancak, ABD’nin tutarsız yönetim değişiklikleri ve tehdit algıları ışığında, Rusya’nın, Çin’i doğrudan karşısına almayı göze alması pek olası değil. Bu strateji, Rusya’nın dikkatlice işlediği bir sabır oyununa dönüşebilir, zira Moskova fırsat pençelerini değerlendirse de istikrar talebini önceleyecektir.
Kaynak: Gazete Duvar
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.