365 günün 364 günü; aile içerisindeki şiddeti pekiştirenler, yeniden üretimi kadınlar üzerine yıkıp aile kurumunu güçlendirmeye çalışanlar, üniversite içerisinde fail öğrenci ve akademisyenleri cezalandırmayıp üstüne üstlük özenle besleyenler, 8 Mart’ı bir bayrammışçasına kutlamaktan geri kalmıyor
Geçtiğimiz her sene kadın katliamlarının arttığı yeni bir döneme giriyoruz. Kadın cinayetlerinin artışının temelinde ise AKP iktidarının kadınlar ve LGBTİ+’lar başta olmak üzere halka açtığı savaş yatıyor. Bu savaş karşısında direnişe dört elle sarılan kadın ve LGBTİ+’lar, tüm öfkesiyle sokağa çağırıyor.
8 Mart 1857 senesinde New York’ta bir dokuma fabrikasında yüzlerce kadının düşük ücreti, uzun çalışma şartlarını ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla greve başlaması, kadınların eşitlik yolunda başlattıkları savaşın önemli bir dönemecidir. Bu dönemeçte devlet güçleri, greve çıkan kadın işçileri fabrikaya kilitledi. Bu grev sırasında çıkan yangında kilitli kapının ardında kalan 129 kadın işçi can verdi. Kadın işçilerinin katledilmesinin ardından, yapılan cenaze törenlerine 10 binden fazla işçinin katılması hem ülke genelinde hem de dünya üzerinde ses getirdi.
52 yıl sonra, 1910 yılına geldiğimizde ise Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen II. Sosyalist Enternasyonal Toplantısı’nda Alman Sosyal Demokrat Partisi önderi Clara Zetkin’in önerisiyle, 1857’de katledilen işçi kadınları anmak ve kadın mücadelesine ışık tutmak amacıyla her yıl 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanması kararlaştırıldı. Daha sonra 1975 yılı “Uluslarası Kadınlar Yılı” olarak kutlandı. Türkiye’de ise 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında, kız kardeşler Rahime Selimova ve Cemile Nuşirvanova’nın girişimi ile gerçekleştirildi.
Dünden bugüne, ataerkil sistem kapitalizmle dostluğunu sürdürüyor. Kadın ve LGBTİ+’lar ise bu dostluğun bedelini ödemek zorunda bırakılıyor. AKP iktidarı mevcut siyasetini bu iki dostluk üzerinden sürdürüyor. Kah kadınları iş ortamından uzaklaştırıp eve hapsederek yeniden üretimi sürdürmeye çalışıyor, kah üniversitelerde erkek egemen sistemi devam ettirerek yandaş kayyum rektörleriyle, tacizci akademisyenleriyle kadın ve LGBTİ+’lara güvencesiz kampüsler yaratıyor. Her sene artan kadın cinayetlerine karşın takipsizlik ve denetimsizlik uygulamalarına devam ederken, “kutsal aileyi” güçlendirmek adına LGBTİ+ fobik politikalarını gün yüzüne çıkartıyor.
2024 yılı itibariyle yaklaşık 443 kadın katledilmiş, 2025’in ilk haftasında ise katledilen 7 kadının faili, aileden bir erkekken utanmadan 2025’i Aile Yılı olarak kabul ediyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar kampüslerinde “Tacize ve Erkek Şiddetine Karşı CİTÖK” diye bağırırken kulaklarını kapatıyor, memleketteki hemen hemen tüm üniversite kadrolarına yandaşlarını yerleştirmekten geri kalmıyor.
Taraflar kendilerini bu kadar belli etmişken kadın ve LGBTİ+’ların bugün yeri sokaktır! 365 günün 364 günü; aile içerisindeki şiddeti pekiştirenler, yeniden üretimi kadınlar üzerine yıkıp aile kurumunu güçlendirmeye çalışanlar, üniversite içerisinde fail öğrenci ve akademisyenleri cezalandırmayıp üstüne üstlük özenle besleyenler, 8 Mart’ı bir bayrammışçasına kutlamaktan geri kalmıyor.
Tam da bu sebeplerle; AKP iktidarına ve uyguladığı tüm gerici politikalara, yandaş kayyum rektörlere, erkek şiddetine söz söyleme yeri sokaklardır. Bugünün ihtiyacı, birlik olup özsavunma bilinciyle alanları doldurmaktır. Vakit; kampüslerimiz içerisinde yaşamak zorunda bırakıldığımız tüm ataerkil politikalara karşı, sesimizi sokaklara taşırma vaktidir. Kadın ve LGBTİ+’ların bugün ayak seslerinin kampüslerden sokaklara doğru artmasının zamanı gelmiştir. O halde sesimizi daha da yükseltiyoruz!
Mor boyalarımızla, dövizlerimizle ve isyanımızla bu düzeni yıkmaya, feminist özsavunmamızla 8 Mart’ta Sokağa!
Kaynak: universiteli.org
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.