Doktriner olmayan, “hükümet istifa” talebini sahiplenen, ideolojik tutarlılıktan ziyade hareketin ana gövdesiyle etkileşim içerisinde kalmayı önemseyen görece pragmatik bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Aksi takdirde bu kabarışın dışında kalma riski vardır, sosyalistlerin içinde konumlanamadığı bir gençlik hareketiyse kalıcılaşamadan sönümlenme tehlikesini aşamayabilir
Saray rejiminin iktidarını ilelebet kılmak için giriştiği operasyon, giderek kendisinin ne kadar kırılgan bir zeminde hareket ettiğini ispat eden bir moment oluşmasına hizmet etti. Faşizmin ağır çekimde kurumsallaşması karşısında izleyici konumdan çıkamayan kitleler son 10 yılda olmadığı kadar muazzam bir kabarışla Saray rejiminin beklemediği bir yanıt üretmeyi başardılar. Halkın gücünün ne boyutlarda olduğu bir kez daha açıkça görüldü. İktidarın alternatifini ortadan kaldırma girişimi, kendisinin zeminini zayıflatan bir bumeranga dönüştü. Muhtemelen 2028’e kadar yayılacak olan operasyon CHP’nin adayını erken belirleme kararıyla birkaç haftaya sıkışınca özellikle gençler açısından tahammül edilmesi imkânsız bir kumpas sergilenmesi gerekti. Uygulanan kemer sıkma ve yoksullaştırma programı herkesi zaten nefes alamaz hâle getirmişti. İktidar 2023 seçimlerinden kazandığı aşırı özgüvenle 2024 yerel seçimlerine Orta Vadeli Program’ın kemer sıkma gündemiyle giderek büyük bir hata yapmıştı. Bu sefer de Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve Öcalan’ın çağrısının yarattığı gereksiz özgüvenle iki ayağı bir pabuçta bir tasfiye gerçekleştirmeye kalkınca halkın ve tabii ki üniversite gençliğinin öfkesini patlattı.
“Şu ana kadar kadarki gelişmelere bakarsanız, RTE siyasi yaşamının en riskli ve en hatalı hamlesini yapmış görünüyor. Toplumsal muhalefetin doğru bir eylem çizgi izlemesi halinde, siyasi ömrünün sonuna gelmiş olabileceğini bile söylemek abartı sayılmamalı”.( H.Kozanoğlu, Birgün). Bu tür tespitler bir analizden ziyade kişinin içinden geçeni, olmasını istediğini yazmasının bir örneği olarak değerlendirilmelidir. 23 yıllık bir iktidarın, faşistleşme sürecini tamamlamaya yakınken ve devlet aygıtında ciddi bir yarılma söz konusu değilken birkaç günlük sokak eylemleriyle yıkılmasını beklemek akla yatkın olmadığı gibi toplumsal muhalefette atalet yaratma riski barındıran bu tür açıklamalardan uzak durmak gerekmektedir. “Doğru bir eylem çizgisinin” ne olduğunu içeriklendirmeden bunun olmasını temenni etmenin yeterli bir öncü tutum olmadığı açıktır. Ortaya çıkan mücadeleyi hedefe hâlihazırda ulaştığı bilincine taşımaktansa bunun sadece bir başlangıç olduğunu, uzun erimli bir mücadeleye güçlenerek ve örgütlenerek hazırlanmak gerektiğini öne çıkarmak şu aşamada hayati önemdedir. Rejimin kırılganlığını bütün açıklığıyla ortaya çıkaran direniş, kendi zaaflarını aşmasını sağlayacak yoğunlaşmayı engelleyecek bir erken zafer havasından uzak durmalıdır. Bu sebeple Özel’in “19 Mart darbesi boşa çıkarılmıştır” demeci de bu erkenci zaafa dair bir başka örnek olarak değerlendirilebilir.
“Erdoğan’ı kimin hataya zorladığı” sorusu tamamen anlamsız bir sorudur, ortada Saray rejiminin ortak planının olduğu son derece açıktır. 1 Ekim’den bu yana sahnelenen tiyatronun öncelikli hedeflerinden birisi olarak turpun büyüğü gözler önüne serilmiştir. Bu planın beklenen sonuçları tam olarak üretememiş olması iktidarın içine düşürüldüğü bir tuzağı değil halkın ortaya koyduğu direnişin başarısını gösterir. Özellikle liberallerin pompaladığı devlet-iktidar ayrımı masalı, iktidarı bataklığa çeken Ergenekon zebanisi rivayetleri kendisini bu tür yalanlara inandırmak için en çok gayret edenler açısından dahi bütünüyle anlamsızdır. Saray rejimi kendi içinde çelişkilerle yüklü olsa da merkezinde Erdoğan’ın bulunmadığı bir planlamanın hayata geçme şansı söz konusu değildir. İktidarın özgüven patlaması yaşadığı anlarda hataya daha yakın olduğu not edilmelidir.
CHP ve Özel yönetimi zayiatlarını minimuma indirecek bir performans ortaya koymayı başarmıştır. CHP’nin halk hareketi önünde oynadığı tıkaç rolünün son beş yılda ne kadar çok kritik momentte gerileme ve yenilginin müsebbibi olduğu da bir kez daha anlaşılmıştır. 2020-22 döneminde yaşanan gelir paylaşım şokunda ayyuka çıkan pahalılık karşısında sokağa taşan kitleler Kılıçdaroğlu’nun “elektrik faturası ödememe” şovuyla pasifize edilmemiş olsaydı bugün bambaşka bir ülkede yaşıyor olacaktık. Bu seferki pasifizasyon niyetleriyse özellikle İstanbul Üniversitesi’nde yıkılan barikat sonrasında geçersiz kılınmıştır, özellikle gençliğin patlaması olmasaydı CHP farklı bir pozisyonda kalabilirdi. Ancak direnişe uyum sağlama yeteneği de Özel’e dair “normalleşme” bagajını şimdiden hafifletmiş görünüyor. Saraçhane eylemlerinin, İBB başkanlığına CHP’li bir vekilin seçilmesiyle sonlanacağı anlaşılıyor. Bunun halk hareketini hedefsiz ve gündemsiz bırakması riskine karşı doğru bir planlama ortaya konmazsa Saray kaybettiği inisiyatifi yeniden kazanır hem partiye hem de İBB’ye kayyım olasılığı da artar. İmamoğlu’nun serbest kalması ve iktidarın erken seçime zorlanmasına yönelik bir kampanya oluşan boşluğu doldurur. Burada vurgu seçime değil ortak kampanyaya yöneliktir. Halkın bu iktidarı değiştirmek gibi bir önceliği var. Kişisel ikbali için kumpas düzenleyerek milyonların yaşamını garabete dönüştüren bir anlayış iktidarda kaldığı her süre yıkım üretmektedir. Erdoğan çok istiyorsa bir erken seçimde aday olsun. Saray Rejimi 2025’te bir erken seçime ancak güçlü bir halk hareketiyle ikna edilebilir. CHP’nin sandıklara attırdığı 15 milyon oyu sağlıklı bir biçimde değerlendirmesi ancak bu biçimde mümkündür. Ancak demokratik bir YSK’nın oluşumu için de halk hareketinin önemli bir mesai harcaması zorunluluktur.
Gençliğin ortaya koyduğu öfke hiç kuşkusuz ki bu sürecin en heyecan ve umut verici yönüdür. Kemalist ve milliyetçi, hatta faşist unsurların ön planda olması bu hareketin sahici anti-faşist yönünü karartmaz. Ancak bu kabarışla nasıl bir etkileşim içerisine girelebileceği sosyalistlerin, gençliğin iktidardan bıkmışlığını örgütlemeyi başarmasına bağlıdır. Doktriner olmayan, “hükümet istifa” talebini sahiplenen, ideolojik tutarlılıktan ziyade hareketin ana gövdesiyle etkileşim içerisinde kalmayı önemseyen görece pragmatik bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Aksi takdirde bu kabarışın dışında kalma riski vardır, sosyalistlerin içinde konumlanamadığı bir gençlik hareketiyse kalıcılaşamadan sönümlenme tehlikesini aşamayabilir. Daha da kötüsü Zafer Partisi tarafından temsil edilen ırkçı eğilimin gençlik hareketinin ruhunu zehirlemesi riski mevcuttur. Bu unsurların Dem Parti tabanını yabancılaştıran tutumları devrimci demokrasi mücadelesi açısından yıkıcı sonuçlar yaratma potansiyeline sahiptir. Bu sebeple devrimci ve sosyalist gençliğin hareket içinde koordineli biçimde davranması ve bu kesimlerin politik önderliğini yalıtmayı hedeflemesi önemli bir güncel politik hedeftir. Gençliğin geleceksizleşmesi, yoksullaşması, erken proleterleşmesi koşullarının yarattığı öfke içinde bulunduğumuz patlamanın sosyal arka planını oluşturuyor. Sosyalist eğilimin güçlenmemesi durumunda iki faşist seçenek arasında kalma sorunu yaşayabiliriz.
DEM Parti bu zorlu süreci oldukça soğukkanlı ve başarılı bir biçimde yönetmeyi bildi. Bahçeli’nin çizdiği çerçeveyle kendisini sınırlamayacağını, ne idüğü hâlâ belirsiz, Malazgirt vs. önermeleriyle rasyonellik sınırlarını da aşan müzakere iklimine teslim olmayacağını açıkça ortaya koydu. Mansur Yavaş’ın ırkçı söylemi sonrasında ortaya çıkan tepkinin kontrol edilmesini başardı. Ancak parti merkezinin ortaya koyduğu tavrın parti zemininde güçlü bir şekilde anlaşılmasını ve sahiplenilmesini sağlamak önemli. Mansur’a verilen tepkilerin gösterdiği gibi son döneme kadar pek de aşinası olmadığımız bir milliyetçi, agresif Kürt mahallesinin de oluştuğu açıkça görülüyor. İktidarın çizdiği sınırlara uyum sağlama telaşındaki Kürt burjuvazisi açısından bu kesim kimi kritik momentlerde kaldıraç olarak kullanılmak istenecektir.
Sosyalistlerin demokrasi mücadelesinde belirleyici bir rol oynayabilmesinin işçi sınıfının İslamcı-Türkçü hegemonyadan kopmasına bağlı olduğuna bir kez daha şahitlik ediyoruz. Açıkçası rejimin en büyük sigortası bu hegemonyanın varlığını büyük oranda hâlâ sürdürüyor olması. Üniversiteler boykot çağrılarıyla sallanıyorken işçi sınıfının hayatı durdurması gerekliliğine dair tartışma daha ziyade sosyalist aydınlar tarafından dillendiriliyor ve örgütsüzlük koşullarında da gereğince yaygınlaşamıyor. Eğitim Sen’in iş bırakma kararına hızla soruşturma açılması Saray rejiminin işçi sınıfının da bir mevzi açmasından duyduğu kaygıyı ifade ediyor. Yaşanan büyük yoksullaşma, asgari ücretin neredeyse açlık sınırının altında dondurulması, Erdoğan’ın rakiplerini tasfiye operasyonunun sınıfı daha da yoksullaştıracağı gerçeği işçi sınıfının çeşitli öbeklerini sermayeyle karşı karşıya getirse de 1989’da Özal karşısında iktidara meydan okuyan işçi hareketinin bir muadilinin yaratılamamış olması iktidarın en önemli konsolidasyon olanağı.
Bizler sosyalistler olarak halkın temel demokratik kazanımlarına yönelik tüm saldırılar karşısında faşizmin yenilgisi için demokrasi güçlerinin bir parçası olmakta beis görmüyoruz. Bunu yaparken birlikte mücadele ettiğimiz kesimlerin sınıfsal gerçekleri ve kapasiteleriyle ilgili halkı kandırmıyor, CHP ve İmamoğlu başta olmak üzere bunların burjuva kimliklerini unutmuyoruz. Buradaki kimi unsurların direnişi bir Maidan Hareketi, faşist bir kabarış anına dönüştürme niyetlerini de görüyoruz. Ancak içinde bulunulan özel konjonktürde iktidardaki faşizmin geriletilmesi en temel politik hedef olarak öne çıkıyor. Bu sebeple demokrasi cephesinin Kürt halkı başta olmak üzere tüm kesimlerinin kesişme alanlarını büyütmek için özel bir çaba harcıyoruz. Faşizmin köklü bir biçimde yenilmesinin Kürt halkının taleplerine dost güçlü bir işçi sınıfı hareketi yaratılmasından geçtiğini biliyoruz, bu görev konusunda demokrasi güçlerinin önemlice bir kısmının sermaye safında olacağının da farkındayız. Dolayısıyla halkın seçme ve seçilme hakkını savunmak kadar sınıfın örgütlenmesi konusunda da mesafe kat edebildiğimiz oranda faşizmi geriletebileceğimizi anlatmaktan geri duramayız. Mücadeleye yeni atılan gençliğin CHP’nin ve ırkçı faşistlerin peşinde tükenmektense sınıf mücadelesine kazanılması, işçi sınıfının örgütlenmesi için seferber edilmesinin en önemli güncel devrimci görev olduğunu aklımızdan hiç çıkarmıyoruz.
Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği…
Faşizmin karanlığı, direnişin güzelliği…
Kaynak: Karşı Mahalle
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.