özne meselesi-1: erkek düşmanlığına devam ediyor hâlâ!

nasıl ki burjuvaziye karşı mücadele etmeden kapitalizme karşı mücadele etmek mümkün değilse, erkeklere karşı mücadele etmeden patriarkaya karşı mücadele edilmez, edilmiyor. yani erkeğin hegemoniği, aklı başındası, toksiği vardır belki ama feminizmin meselesi bunları ayırt etmek değil, partiarkal sınıfları görmek, erkeklere ve egemenliklerine karşı mücadele etmek

özne meselesi-1: erkek düşmanlığına devam ediyor hâlâ!

feminist hareketin hedefi sadece bir hareket oluşturmak değil, o hareketin sonucunda ve sayesinde bir toplumsal dönüşüm sağlamak yani kadınların hayatlarının değişmesi, hayatlarını kendi iradeleriyle, kendi ihtiyaçlarına ve isteklerine göre şekillendirecek imkânlara erişmeleri. örneğin eğitime, güvenliğe, ücrete ulaşmaları. türkiye’de kadın kurtuluş hareketi olarak da tanımladığımız ikinci dalga feminizmin ortaya çıkışı 1980’li yıllara dayanıyor, siyasal ortamın bir parçası olması, her konuda söz oluşturması 1990’lı yıllarda gerçekleşti. her politik görüşten kadını kapsayacak şekilde, cinsiyet temelinde özgürleşme ve eşitlik taleplerinin yükselmesiyse akp iktidarıyla eşzamanlı oldu. özgürleşme her zaman şiddetle karşılanır, boşanmak/ayrılmak isteyen kadınların şiddete maruz kalması direnişçi işçilerin şiddete maruz kalmasından farksız. hareketin yükseldiği ve toplumda karşılık bulduğu tarihsel anlarda erkek şiddetinin yükselmesi başka ülkelerde de ortaya çıkan bir olgu. ama başka ülkelerde, kadın kurtuluş hareketinin mücadelesiyle devletler buna karşı önlemler almayı kabul etmiş; bu, şiddeti ortadan kaldırmasa da geriletmiş. akp iktidarında ise yargı, mevcut hukuku bile çiğneyerek katilleri destekliyor. bu gerilim, hareketin büyümesinin sebeplerinden biri. erkek şiddetine karşı mücadele en önemli gündem maddelerimizden biri.

ancak patriarka, erkek şiddetinden ibaret değil, şiddet patriarkanın ta kendisi değil; itaat araçlarından biri. burada küçük bir parantez açmak istiyorum. erkek şiddeti, kadınları, çocukları ve lgbti+’ları hedef alıyor. ama bu yönelmelerin her biri farklı sebeplere dayanıyor: kadınlara karşı şiddet bir itaat ettirme aracıyken lgbti+’lara karşı şiddet görünmez kılma, sindirme, varlığını inkâr ve imha amacı taşıyor.[1] çocuk istismarı bu yazının sınırlarını aşan bir konu.

parantezi kapatıp devam edeyim.

patriarkanın bir sistem olduğu konusunda neredeyse bütün feministler hemfikir; bu sistem kadınların emeğine, bedenine ve kimliğine erkekler tarafından el konulmasına dayanıyor. kadınların, evde, erkeklerin sorumlu olmadığı işlerden sorumlu olması, kadınların, bakkaldan tarlaya aile işletmelerinde ücretsiz çalışıp elde edilen gelir üzerinde söz haklarının bulunmaması, halı dokumadan toka montajına kadar evde yaptıkları işlerin ücretine aile reislerinin el koyması hepimizin bildiği şeyler. her durumda böyle olmaması sistemin erkeklere bu hakkı tanıdığı gerçeğini değiştirmiyor.

kadınların bedenlerinin, cinsellikten öz bakıma kadar uzanan bir silsile içinde erkeklere hizmet etmesi gerektiği düşüncesi toplumun direklerinden birini oluşturuyor. kadınlar için konulmuş onlarca kural var; evlenene kadar bakire kalmalı, evlendikten sonra eşleri her istediğinde cinsel hizmet sunmalı yani eşin tecavüzüne boyun eğmeli, erkeklerin beğenisine uyacak görünümde olmalı, tecavüzden, tacizden korunması hukukun ve toplumun değil kendisinin sorumluluğu olmalı… kadın bedeni üzerinde erkeklerin egemenliğine dair bu listeyi siz de uzatabilirsiniz. hepimiz çoğu kadının ailesi sayılan erkeklerin hükmü altında olmamak için mücadele ettiğini, evin dışındaki erkek şiddetinin kadınları eve mahkum eden faktörlerden biri olduğunu biliyoruz. kadınların, babalarının veya kocalarının soyadını taşıması, bakıp büyüttükleri çocukların bazen buharlaşıp gitmiş olan babaların soyadını taşıması, onların kütüğüne kayıtlı olması, ulusal kimliğin, birçok inançta dini kimliğin belirlenmesinde erkeklerin belirleyici olması kadınların kimliğine el konulmasının en somut biçimleri.

patriarkanın egemen sınıfı

benim de aralarında olduğum bazı feministler patriarkanın, bir sistem olmanın ötesinde, özel olarak tanımlanan alana mahsus bir üretim biçimi olduğunu, bu alandaki ücretsiz, boğaz tokluğuna çalışmanın köleliğe benzediğini düşünüyor. bu alanda pek çok tartışma ve fikir var ama şu gerçeği inkâr etmek mümkün değil. kadınları sömüren ve baskı altına alan erkekler!

burada bazı küçük yanlış anlamaları düzeltmek istiyorum. bir sistem olarak patriarka, kapitalizmin işleyişi kolaylaştıran koşullar oluşturuyor; örneğin kadınlar daha az ücretle çalışmaya hazır ve itaat etmek üzere yetiştirilmiş oluyor. ama kadınların erkeklere ücretsiz hizmetinden burjuvazi değil erkekler yararlanıyor.[2] zaten burjuvazi birbiriyle rekabet içinde, farklı çıkarları olan kurumlar ve bireylerden oluşuyor. örneğin ücretli çalışan bazı kadınların evde, her gün çeşit çeşit yemek bulundurmaktan vazgeçmeleri, yemeksepeti’nin sahibini ve tabii ona bağlı çalışan lokantaların sahiplerini zengin eden bir faktör.

her kadın, bir erkeğe hizmet etmek zorunda kalmıştır; her erkek hayatının bir noktasında kadınlardan -örneğin kazık kadar herifken annesinden- hizmet almıştır. her kadın erkeklerin sömürü ve baskısına maruz kalıyor, her erkek bu sistemden yararlanıyor; her kadın bunun sonuçlarını deneyimliyor, her erkek bu hakka sahip. yani erkeklerin feminist hareketin öznesi olmaması, her erkeğin erkek şiddeti uygulama ihtimalinden çünkü her erkeğin erkek şiddetine hakkının olmasından yani şu anda yaygın olarak kullanılan ifadeyle, her erkeğin potansiyel fail olmasından kaynaklanmıyor, sadece.[3] erkekler, erkek şiddetinden azade olduklarında bile sömüren, ezen; patriarkanın egemen sınıfı![4] erkekler feminizmin hedefi çünkü hareket erkeklerin iktidarını ortadan kaldırmayı hedefliyor. nasıl ki burjuvaziye karşı mücadele etmeden kapitalizme karşı mücadele etmek mümkün değilse, erkeklere karşı mücadele etmeden patriarkaya karşı mücadele edilmez, edilmiyor.

yani erkeğin hegemoniği, aklı başındası, toksiği vardır belki ama feminizmin meselesi bunları ayırt etmek değil, partiarkal sınıfları görmek, erkeklere ve egemenliklerine karşı mücadele etmek.

bu apaçık ilişkiyi, erkeklerin feminizmin parçası olma, feministlere tavsiyelerde bulunma haklarının ellerinden alınması şeklinde okumak konuyu tersyüz etmek çünkü feminizm erkeklerin baskı ve sömürü uygulama hakkını hedef alıyor.

Dipnotlar:

[1] o yüzden kadınlara karşı bir kırım yürütüldüğünü söylemek doğru değil, kırım özellikle translara karşı yürütülüyor.  bu sayılardan bağımsız, şiddetin işleviyle ilgili bir olgu.

[2] diğer yandan, birçok kadın için kapitalizm yani ücretli emek sömürüsü, patriarkal baskı ve sömürüden kurtulmanın bir çaresi olabiliyor.

[3] bu ifadeyi bir slogan olarak fazla kapalı, anlaşılmaz bulduğum için kullanmıyorum.

[4] bu konuyu kamu içinde ne zaman konuşsak, yetişkin hayatı boyunca hep kadınlara hizmet etmiş, hepimizden feminist, erdem sahibi erkekler çıkar ortaya. Bu metni okuyanlar arasında da böyle erkeklerin bulunduğundan şüphem yok!


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur