Sinema düğünleri: Davetiye yerine sinema bileti

60'lı yıllarda Kilis'te düğün salonu yoktur. O yıllarda kentin zenginleri Gaziantep’ten orkestra kiralayarak Ayşecik Parkı’nda balo yaparmış. Ama Kilis’in varlıklı olmayan çoğunluğu için düğünü sinemada yapmak oldukça ekonomik bir çözüm olur

Sinema düğünleri: Davetiye yerine sinema bileti

Sendika.Org yazarlarından Cenk Ağcabay Gazianteplidir. Bir gün kendisi ile sohbetimiz sırasında Kilis’te sinema salonlarında yapılan düğün geleneğinden bahsetti. Haliyle konu fazlasıyla ilgimi çekti. Böyle bir şeyi daha önce hiç duymamıştım. Konuyu araştırmaya başladım. Önce Cenk’in annesi 1950, Kilis doğumlu Hamide Ağcabay ile bu konu üzerine sohbet ettik:

“Kilis’te yaşıyorduk. Haftada iki kez sinemaya giderdik. Genelde gündüz matinelerine kadınlar arkadaşlarıyla giderdi, akşam matinelerine aileler ve erkekler giderdi. Yeni film geldiğinde ağabeyim bizi akşam matinesine götürürdü. Film afişleri bir sinema çalışanının sırtında olur ve sokak sokak dolaşarak anons yapardı. O yıllarda Kilis’te birçok düğün sinemada yapılırdı. Gelin, damat ve misafirler o hafta sinemada gösterilen filmi topluca izlerdi. Bazı düğünlerde film sonrası müzik ve eğlence de olurdu. Düğünü olanların film seçme şansı yoktu. O hafta hangi film gösteriliyorsa o seyredilirdi. Misafirlerin biletleri olurdu, biletlerin parasını düğün sahibi öderdi. Yazları aynı şekilde bazı düğünler açık hava sinemalarında olurdu. Bazı düğünler gündüz bazı düğünler akşam olurdu. Kız kardeşimin düğünü sinemada oldu.

Konuyu araştırırken “Sinemalı Düğünler 1960-1980” isimli bir belgeselin yeni tamamlandığını öğrendim. Belgeselin yönetmeni ile iletişime geçtim ve belgeseli izledim. 30 dakikalık belgeselde sinema işletmecileri, 23 yıl sinemalarda çalışmış bir emekçi, sinemalarda evlenenler gibi konunun birinci derece kaynaklarına erişilmiş.

1960-1980 arasında sinemalı düğünler

Özyurt Sineması’nın işletmecisi Arif Özyurt’un babası Halit Özyurt, 100 sene kadar önce Priştine’den Halep’e göçmen olarak gelir. Orada biraz para kazandıktan sonra Halep’in sancağı Kilis’e gelerek buradaki ilk sinema salonunu açar.

Evlerinin bahçesinde düğün yapan düğüncüler sinemadan sandalye kiralarlar. Ancak her düğünden sonra sandalyeler hasarlı geri gelince Halit Özyurt başka bir çözüm bulur. Düğün yapacaklara “Gelin sinemada yapın düğününüzü, biz de size sazlı sözlü bir film oynatalım” der. Bu, Kilis’teki sinemalı düğünlerin başlangıcı olur ve 20 yıl boyunca birçok düğün sinemada yapılır.

Düğün salonu yoktur. O yıllarda Kilis’in zenginleri Gaziantep’ten orkestra kiralayarak Ayşecik Parkı’nda balo yaparmış. Ama Kilis’in varlıklı olmayan çoğunluğu için düğünü sinemada yapmak oldukça ekonomik bir çözüm olur.

Belgeselde konuşan Kemal Göykıncık, namı diğer “Sinemacı Kara Kemal”, döneme ilişkin birçok ayrıntıyı anlatır. Örneğin 1959’da aç��lan Saray Sineması’nın öyküsünün bir bölümünü ondan öğreniyoruz. Yahudi Hayyum’un Renk Pasajı’ndaki yeri iken “icra yolu” ile alınıp Saray Sinema Salonu yapılıyor.[1]

Sinemacı Kara Kemal, 1958 yılından 1981’e kadar boynuna astığı iki adet tahtaya raptiyelerle yapıştırılmış afişlerle sokak sokak dolaşırmış. Elindeki megafon yerine kullandığı boru ile “Başlıyor! İlaveler başlıyor… Bayanlara balkon, erkeklere salon” diye bağırırmış. Kilis’teki sinemalarda yaklaşık 500-600 tahta sandalye olurmuş, Kilis gazozu satılırmış, Perşembe günleri kadınlar matinesiymiş.

1960-1980 yılları arasında Kilis’teki sinemaları sayıyor belgesele konuşanlar.

Özyurt Sineması, Saray Sineması, Çavuş’un Sineması, Belediye Sineması, Tan Sineması Renk Sineması, Güneş Sineması, Şehir Sineması, Ünal Sineması, Bahar Sineması, Ebe Hanım Sineması…

Ebe Hanım Sineması’nın hikâyesini de belgeselden öğreniyoruz.

Kilis’in ebesi emekli olunca oturduğu evi yıkıp yazlık sinema salonu yapmış.

Daha sonra da bir zeytinyağı fabrikasını alarak kışlık sinema olarak kullanmış. Ebe Hanım en yeni Amerikan filmlerini getirtiyormuş. Belgeseli izlerken Ebe Hanım’ın hikâyesinin ayrıntılarını merak ediyorsunuz, keşke onun hakkında daha çok şey bilseydik diye iç geçiriyorsunuz.

Düğün davetiyesi olarak sinema bileti

Düğün yapacak kişiler sinema salonlarında gece veya gündüz salonun uygunluğunu sorar, tarihi önceden rezerve ederlermiş. Gündüz yapılan sinema düğünü, gece seansına göre %50 daha ucuzmuş. Sinemada gece düğün yapanlar diğerlerine göre daha zengin sayılırmış.

Düğün davetiyesi olarak sinema bileti dağıtılırmış. Düğün günü sinema görevlisi salon girişinde biletleri kontrol ederek misafirleri içeriye alırmış.

Düğünde yabancı film istenmez; aşk, aile filmleri, Zeki Müren, Emel Sayın filmleri daha çok istenirmiş. Ama düğün yapacaklara çok fazla film seçeneği olmazmış.

Sinema işletmecileri vizyonda yerli film yoksa düğün filmi olarak her zaman yedek olarak bir adet yerli film bulundururlarmış.

Düğüne gelenler önce filmi izlemeye başlarlar, 15-20 dakika geçtikten sonra ara verilir ve ışıklar açılırmış.

Nikah sahnede kıyılırmış. Sonra takılar takılır, sahnede damat oynatılırmış.

Daha sonra gelin ile damat onlara ayrılan locaya otururmuş.

Düğün sahibi makiniste “Tamam işimiz bitti, filmi oynatabilirsin” dediğinde film kaldığı yerden devam edermiş.

Belgeselde düğünleri sinemada yapılanlar anılarını paylaşmış.

O dönem evlenenler en fazla 15-16 yaşındaymış, 20 yaşında bir kıza evde kalmış gözüyle bakıldığından, Kilis’te çocuk yaşta evliliğin yaygınlığını görüyoruz.

Düğün için sinemaya gelirken evde çekirdek kavrulur, meyveler getirilirmiş. Buzcu Muharrem’den 10 cm kalınlığında buz kestirilip suya atılır ve yaz günlerinde soğuk su içilirmiş.

Damat ile gelin sahnede yer alan  süslenmiş özel bir masada otururmuş. Masa üzerinde bir halı olur ve mum olurmuş. Sadece damat ve geline baklava gazoz ikram edilir, düğüne gelenlere ikram olmazmış. Tek ikram bedava sinema izlencesiymiş. Düğün sahibi varlıklı ise çerez dağıtılırmış.

Hatice Özyurt, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” filmi ile evlenmiş. Düğününe İzmir’den misafirleri gelmiş ve film izlerken düğünün ne zaman başlayacağını sormalarını gülerek anlatıyor.

Belgeselde konuşanlara hangi filmde evlendikleri soruluyor. Yanıtlayanlar “Çocuktuk, farkında değildik” diyor ama  film isimlerinden çok başrol oyuncularını hatırlıyorlar:

– Necla Nazır ve Ferdi Tayfur filmi idi.

– Fatma Girik ve Kartal Tibet filmi idi.

– Fatma Girik ve Hakan Balamir filmi idi.

– Perihan Savaş, Gökyüzünde bir Melek filmi idi.

– Ediz Hun vardı.

– Filmi izleyemedik ama misafirler güldüklerinden komedi filmi olduğunu anladım.

– Fatma Girik’in acıklı bir filmiydi, herkes ağladı.

– Tarık Akan’lı, gelin kaynana kavgalı bir filmdi.

Belgeselde çocuk yaşta sinemada evlendirilen kadınlardan birisinin sözü dikkat çekiyordu: “Benim filmim de benim kaderimle aynı idi. Kavgalı dövüşlü. Yani iyi bir şey olmadı.” Bu söz aslında sonra eren sinemalı düğün geleneğinden çok, bugün hala devam eden bir gerçeği hatırlatıyor… Çocuk yaşta evlilikler ve erkek şiddetiyle yaşamak zorunda bırakılan kadınlar.

Dipnot:

[1] Anadolu’nun birçok şehir ve kasabasında gayrimüslim mallarına yasal kılıf ile el koyma durumunun basit bir örneği ile karşı karşıya olduğumuz dipnotunu düşelim.

Kaynaklar:

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur