ABD’de siyahi hareket ve Filistin özgürlük mücadelesi – Mehmet Bayram

Martin Luther King ve Malcolm X’in gelişimi siyasi olmayan bir hareketten kapitalizm ve emperyalizm karşıtı bir harekete dönüşümü yansıtır. Vietnam savaşı bu değişimi hızlandırmış, yön vermiş, savaşa gönderilen siyahi askerler savaştıkları düşmanla kendi yaşamlarının paralelliğini görmeye, bu savaşın kendileri için gereksizliğini anlamaya başlamışlardı

Bu satırları yazdığım günler siyahi özgürlük mücadelesi lideri Martin Luther King (MLK) cinayetinin 51. yıl dönümüne denk geliyor. Hem bu büyük liderin anısına yapılacak bir yürüyüşe katılmak, hem Türkiye’den gelen bir yazarla bu günlere isabet eden Hrant Dink cinayetini hem de 30 yıldan sonra Los Angeles öğretmenlerinin bıçak kemiğe dayandığı için çıktıkları ilk grevi haber yapmak için Los Angeles’a geldik.

Bir şarkının söylediği gibi, “Her şey ne kadar değişirse o kadar aynı kalıyor.” Bu sözleri yukarıdaki mücadelelere yansıtırsak, tüm dünyadaki ezilenlerin, emekçilerin mücadelesi de ne kadar farklı ve uzak görünse de o kadar aynı.

Martin Luther King sadece siyahilerin özgürlüğünü savunduğu için değil, aynı zamanda kapitalizme ve emperyalizme de tavır almaya başlayınca katledildi.

Aynı akıbet başka, daha militan, Malcolm X’in de başına geldi. 1960’larda ona da eylemleri siyahi hareketle ve Müslümanlığı yaymakla sınırlı kalması şartıyla izin verildi. Ama ne zaman ki siyahi hareketi uluslararası politikaları da içine alarak analiz edince, siyahilerin ezilmişliklerini ABD kapitalizm ve emperyalizmiyle birleştirmeye başlayınca Malcolm X de ortadan kaldırılmalıydı ve King gibi bir suikasta kurban gitti.  Her iki cinayete de ABD devleti göz bebeklerine kadar batmış durumda.

Durmadan trafik kazalarında öldürülen çocukları kurtarmak için bir yol kesimine trafik ışığı koyulması talebiyle ve ilkokul çocuklarına kahvaltı vererek başlayan Kara Panter hareketi de siyahi hareketi dış politikalara bağladığında hemen terörist ilan edildi ve tüm liderliği katledildi. Hem de arandığını öğrendiğinde silahsız olarak polise teslim olmaya gelen liderler bile polis tarafından acımasızca kurşuna dizildiler.

Hiçbir abartmaya gerek olmadan görülebildiği gibi ezilenlerin sorunları tüm dünya üzerinde ortaktır. ABD’deki siyahilerin bugün bile yaşadıkları zulüm, Filistin’de İsrail saldırıları altında yaşamaya çalışan Filistin halkının yaşadıklarından ayrı değil. Filistinlilerin yaşama mücadelesi Türkiye’deki Kürtlerinkinden farklı değil. Bu birkaç yazıdan oluşacak dizide siyahi hareketi, akademisyenleri ve bu hareketin uluslararası ilişkilerini mümkün olduğu kadar ortaya koymaya uğraşacağız.

Başta düşman ilan edilen, FBI’ın her hareketini takip ettiği ve ortadan kaldırmak için fırsat aradığı siyahi liderler öldürüldükten sonra sisteme entegre edilmeye çalışılmış, sanki ABD’nin özgürlük iddiasına delil olarak kullanılmaya başlanmıştır. Zaman geçtikçe ABD sistemi bu halk kahramanlarının içini boşaltarak tek boyutlu bir sazdan heykele çeviriyor, onların yaşamlarındaki gelişim ve vardıkları yerleri, olgunlaşmış fikirlerini ve mücadelelerini unutturmak için onları bomboş birer kahraman ilan ederek onların özgürlükçü düşüncelerini baş aşağı ederek sistemin güvenilir sınırlar içinde tutuyor.

İki siyahi lider: Martin Luther King Jr. (MLK) ve Malcolm X

Los Angeles’ta bu yıl katıldığımız Martin Luther King (MLK) yürüyüşü ezici çoğunluğu siyahi halkın katılımıyla olsa da artık eski gösteriler gibi değil. Aynı sorun San Francisco’da da gözlemlendi. Eski özgürlük, eşitlik, insan olarak kabul edilme mücadelesi sanki bu sorunlar çözülmüş gibi, sadece kültürel bir şenliğe, şirket ve politikacıların reklâm yürüyüşü haline gelmiş durumda.

Halbuki siyahilerin sorunları son yıllarda daha önceki yıllardan daha vahim durumda. Tam da öğretmenlerin bu ocakta 30 yıldan sonra gerçekleştirdiği grev için tüm halk öğretmenlerin arkasındayken sanki alay eder gibi özel okullar MLK yürüyüşünde ağırlıktaydılar. Tam da öğretmenlerin birinci isteğinin okullarda özelleştirmelerin durdurulması olduğu günlerde arkası arkasına özelleştirilmiş okulların bando ve danslarla birbirinin ardından yürüyüşe katılması anlamlıydı.

Özel oldukları halde devletten aldıkları parayla kâr eden ve kanunen verilmiş ayrıcalıklara sahip bu özel okullar yürüyüşte dikkat çekiyorlardı.

Martin Luther King gibi kamu okullarını, hem de siyahilerin de beyazların gittiği okullarda eşit ve karışık okumasını savunan birinin öldürülüşünün yıldönümünde yapılan anma yürüyüşüne özel okullar reklâm amacıyla katılmakta hiçbir çelişki görmüyorlar. Yarı çıplak kadınların dans ettiği, siyahi müzik şirketlerinin, siyahi müzik çalan radyoların 60-70 bin dolarlık arabalarla gösteri yaptığı yürüyüşe uymuyor da değiller tabii ki bu özel okullar. Yani şirketler artık MLK yürüyüşünü ellerine geçirmiş durumda. Aynı LBGTQ yürüyüşleri gibi.  Siyahi hareketin en fazla baskı altında olduğu bugünlerde maalesef eski politik sesler kültürel ve piyasa ağırlıklı gösteri haline getirilmiş.

Bu yıl dikkatimi çeken, yürüyüşte 30 yıldan sonra ilk kez greve gittiği için halktan en fazla alkış ve destek gören, öğretmenleri de temsil eden SEIU sendikasının yürüyüşün bittiği parkta bir stand bile açmadan alelacele pılı pırtıyı toplayıp kaybolması idi. Çünkü herkes grev ve anlaşma görüşmelerinin devam ettiği günlerde öğretmen grevinin durumunu öğrenmek istiyordu onlardan. Kolay değil 30 yıldır ilk kez bir greve gitmişti öğretmenler bu yıl. Bu tarihi öğretmen grevi ve okul özelleştirmelerini bundan sonraki bir yazımızda ele alacağız.

Siyahilere özgürlük ve eşitlik istediği kadar kapitalizme ve emperyalizme karşıt olduğu için katledilen lider Martin Luther King Jr. (MLK)

Eşitlik, özgürlük, insanca bir düzen, savaşsız, sömürüsüz bir sistem için savaşan MLK yürüyüşte de görüldüğü gibi sistem yanlısı birisi olarak lanse ediliyor. Bu yıl, MLK’nin içini boşaltıp sisteme yamama çabasının en terbiyesizcesi ise internet Amazon perakende imparatorluğunun sahibi ve dünyanın en zengin kişisi Jeff Bezos’un sahibi olduğu Washington Post gazetesinden geldi. Okuyanın çenesini düşürecek bir pervasızlıkla bir tarihi yeniden yazma projesi olarak bu gazetede bu yıl Martin Luther King bir “Gerçek Tutucu” olarak tanıtılmaya çalışılıyordu. Bir başyazı niteliğindeki makale MLK’nin sonunda geldiği değil, öldürülmesinden onlarca yıl önceki, insan hakları savaşçısı değil de rahipliğinin öne çıktığı dönemler sırasında söylediği daha dinî sözlerini ve fikirlerini yansıtmakta.  Eşitlik mücadelesine bodoslama girmeden önce MLK’nin ırkçılığı dinî, ahlaki normlarla mahkûm etmeye çalışmasını alarak liderin 1954’lerdeki, yani öldürülmeden 14 yıl önceki dinî liderliği sırasındaki sözleri onun tutuculuğunun ispatı olarak yazılıyordu.

“Bana hiçbir Vietkong ‘pis zenci’ demedi ki”

Liderler de gelişirler, değişirler, hareketin geldiği yeni durumlar ve çevrenin gelişimine uyarak yeni söylemler, yeni taktikler benimserler. MLK ve Malcolm X’in gelişimi de siyasi olmayan bir hareketten kapitalizm ve emperyalizm karşıtı bir harekete dönüşümü yansıtır. Vietnam savaşı bu değişimi hızlandırmış, yön vermiş, savaşa gönderilen siyahi askerler savaştıkları “düşman”la kendi yaşamlarının paralelliğini görmeye, bu savaşın kendileri için gereksizliğini anlamaya başlamışlardı. Dünya ağır siklet boks şampiyonu siyahi Muhammed Ali askere gitmeyi reddetmiş, “Bana hiçbir Vietkong ‘pis zenci’ demedi ki” diyerek onlara karşı eline silah almayı kabul etmemişti. Bu sözlerle aynı zamanda kendi ülkesinde kendi beyaz vatandaşlarının her gün kendisine ve siyahilere ‘pis zenci’ demesini protesto ediyor, kendine düşman diye tanıtılan komünist Vietnamlı militanların beyaz ırkçılardan kendine daha yakın olduğunu söylüyordu. Bunun bedelini de hem dünya şampiyonu unvanının zorla elinden alınmasıyla hem de hapishaneye atılarak ödüyordu.

Sokak çeteciliğinden politik liderliğe yükselen Malcolm X de savaş ve sistem karşıtı görüşleri savunmaya başlayınca katledildi.

Malcolm X ise, sokakta soygun yapmaktan, kadın ticareti yapmaktan, kumar oynatmaktan gelmiş, hapiste Müslüman olmuş, İslam Milleti örgütünde lider Elijah Muhammet’in bir altına kadar yükselmişti. Artık eski mafyatik yaşamını tamamen bırakmış, politikleşmiş, olgunlaşmış, kendini tamamen siyahilerin özgürlük ve eşitlik mücadelesine adamıştı. Ama daha İslâm Milleti örgütünün ikiyüzlülüğünü, yalancılığını ve yolsuzluklarını görünce ideolojik olarak daha geniş bakmaya başlamıştı. Millet’ten ayrılmış, kendi camisini kurmuş ve bu süreçte kurtuluşun ve hakların daha geniş örgütlenmelerle olacağına inanmaya başlamıştı. Giderek savaş karşıtı görüşleri ağır basmaya ve sistemi sorgulamaya başlamıştı. Siyahi hareketin karşıt iki örgütünde çalışan bu iki liderin mücadele yöntemleri de başta farklıydı.  MLK’nin dinî ve “barışçı direniş” taktiğini beğenmeyen Malcolm X, MLK’yi eleştirerek onun düşüncesini suç demeye kadar götürerek eleştiriyordu. Siyahi harekette MLK Hıristiyan önderliğine, “Barışçıl olmak konusuna gelirsek, sürekli vahşi saldırıların kurbanı olan bir adama kendini savunmamasını öğretmek açıktan suçtur” diyordu.

Bu iki farklı görüşteki lider ne yazık ki yaşamlarında sadece tesadüfen birkaç dakikalığına karşılaşıp konuşmuşlardı. 1964’te ABD Kongresi’nde tartışılan 1964 Medeni Haklar Görüşmeleri sırasında karşılaştıklarında birkaç cümleyle birbirini selamlıyorlar, Malcolm X bu kısa sohbette kendisini artık tamamen Medeni Haklar mücadelesinin ortasına atmaya karar verdiğini söylüyordu MLK’ye. Maalesef bu rastlantısal karşılaşma dışında bir daha bir araya gelemedi bu liderler. MLK her zaman Malcolm X’i çok aşırı bulmuş, onun hakkında, “Çok bilgili birisi. Ama onun politik ve felsefî görüşlerinin çoğunun, ya da anladığım kadarıyla şu andaki konumunun, tamamen karşısındayım” demişti. Eminim, eğer olabilseydi, ortak mücadeleleri siyahi hareketi çok daha ileri götürebilirdi. Bu tesadüfî görüşmeden bir yıl sonra 1965’in şubatında Malcolm X vurularak öldürüldü.

MLK’ye kıyasla Malcolm X ABD emperyalizmine daha sistemik bakıyor, daha militan bir konumdan eleştiriyordu. 1960’ların siyahi hareketinin de kısmen katıldığı soğuk savaş ve anti-komünizm akımlarının dışına çıkabilen Malcolm X ülke içinde, yani sadece ülkesinin sınırları içinde tanımlanacak bir “ırk sorunu”nu kabul etmiyor, bütün dünyada kendini gösteren bir beyaz hakimiyeti sorunundan bahsediyordu. Bunun en açık örneği de Kongo’da gözlemlenebilirdi. Kongo’da o yıllarda Patrice Mumumba ABD’nin karıştığı bir darbeyle alaşağı edilmiş ve öldürülmüştü. Bundan çıkarak kendi ülkesi ABD’yi mahkum ediyor ve siyahi mücadeleyi dünya çapında bir uluslararası anti-emperyalist mücadelenin ortasına oturtuyordu. Kendi deyişiyle, “eğer dünya çapında kapsamlı bir uluslararası mücadeleyle birleşmezse hiçbir siyahi hareketin başarıya ulaşamayacağınısöylüyordu. Yani, Malcolm X’in görüşü daha geniş, dünya çapında ve uluslararası bir mücadele verecek siyahların hareketini, bugün “Küresel Güney” dediğimiz ama başta Afrika’yı merkez alan bir hareketi temel alıyordu. MLK ise mücadelesini ABD içinde başarılacak reformlara odaklamıştı. Malcolm X, ABD emperyalizmini eleştirirken, şöyle diyordu:

Dünyanın her yerine gidip herkese kendilerine nasıl çekidüzen vereceklerini söyleyen, ama kendi içinde oy vermek için kurşun atmak zorunda kalan vatandaşları olduğu halde kendini özgürlük ve demokrasi örneğiymiş gibi gösteren bir sistemden daha yolsuz bir sistem olamaz.

Martin Luther King neydi, ne değildi?

Her ne kadar “barışçıl” olsa da MLK’ye bugün “tutuculuk” yaftasını yapıştırmaya yeltenenlerin unuttukları, tam da 1968’de öldürülmeden önce Memphis şehrindeki Temizlik İşçileri Grevi’ni nasıl desteklediğidir.

1968’in şubat ayında iki temizlik işçisi iş cinayetinde hayatını kaybedince eti uzun yıllar kesen ama artık kemiğe dayanan bıçağı protesto etmek için 1300 siyah işçi greve gitmişti. Bu greve sendikalar da destek verdiler. Temizlik işçileri grevi büyüyüp yanına (dörtte biri beyaz da olan) öğrenci hareketini de alınca giderek büyüyen harekete dur demenin zamanı gelmişti.  Sokaklarda silahsız ve barışçıl gösteri yapan siyahi işçiler hedef alınıyor, yüzlerce kişi göz altına alınıyor, polis köpeklerle, itfaiye hortumlarıyla işçilere saldırıyordu. İçinde devletin ve ırkçıların ortaklaşa bulundukları gizli paramiliter örgüt KKK kontrolündeki Güney ırkçılığı tüm yüzüyle açığa çıkıyordu. MLK işçilerin bu grevine Bu mücadeleye kendimizi tamamen vermeliyiz. Durmak yok. Eğer şu an durursak bundan daha büyük bir trajedi olamaz. Sonuna kadar direnmeliyiz diyordu. MLK anlamıştı ki, siyahi özgürlük mücadelesi kadın mücadelesiyle, savaş karşıtlığıyla, ekonomik mücadeleyle, kapitalizm ve emperyalizm karşıtı mücadeleyle bir ve aynı mücadeleydi.

Bugün, şunları söyleyen birisini tutucu ilan edebilmek sanırım sadece CIA ve ABD askeri bilgi işlem kontratlarını almış Amazon bilişim şirketinin sahibinin kafasından uydurabileceği bir karalama olabilir: Bir ekonomik sistemin tek temeli kâr motivasyonu olursa bu birbirini boğazlayan bir rekabeti ve bencil hırsı teşvik eder. Bu ise insanları bir yaşam kurmaktansa durmadan hayatta kalma mücadelesine yönlendirir.

Ya da MLK’nin başka bir yerde dediği, Toplumumuzu derhal ‘şeylere değer veren’ halinden ‘insana değer veren’ hale değiştirmeye başlamalıyız. Ne zaman makinalar, bilgisayarlar, kâr amacı ve mülk hakları insanlardan daha önemli hale gelirse ırkçılık, materyalizm ve askeriye dev üçlüsünü yenmek mümkün olmayacaktır sözlerini Marx’ın Kapital’inden ayırabilir miyiz? Bu mu Washington Post’un “tutucu” dediği siyahi lider?

Ancak ezilenlerin dünya üzerindeki mücadelelerini birleştirmeye çalışan eylemciler ve düşünürler o yıllarda olduğu kadar günümüzde de İsrail’in devam eden bir oyunuyla karşılaştılar. İsrail, MLK’ye atfedilen bir cümleye sıkı sıkı sarılarak MLK’in İsrail’i savunduğunu öne sürer. Bunun kaynağı da 1968’de bir yemekte Siyonizm’i ağır bir şekilde eleştiren bir öğrenciye, Böyle konuşmayın, millet Siyonizm’i eleştirince aslında Yahudileri anlıyor. Bu da Yahudi düşmanlığıdır dediği iddiasıdır.

Anlaşılması gereken yukarıdaki cümle (eğer söylendiyse) o günün şartlarında söylenmiş bir fikirdir. Siyahi hareket yükselirken hareketin içinden bazı kesimler ırkçılık sistemini, kapitalizm ve sömürü sistemini değil beyazları ve Yahudileri hedef alıyordu. Bu ise ırkçılıkla mücadeleyi yanlış yerlere götürüyor, bir sistem değişimini değil, hınç çıkarıcı, hedef değiştirici, siyahi mücadelesine katkıda bulunan beyaz ve Yahudileri de mücadeleden uzaklaştırmayı getiriyordu.

King ise mücadelenin genişletilmesi ve demokratik hakların kazanılması için her kesimle ama başta da ezilen kesimlerle dayanışma istiyordu. Yahudi düşmanlığı o günlerde de gücünü korumaktaydı ama King ve yanındakiler için İsrail o yıllarda hâlâ Alman zulmünden kaçan Yahudi azınlığın kurtulduğu bir güvenlikli yer olarak görülüyordu. Bu yüzden King için Yahudi düşmanlığı hareket içinden temizlenmeli, yeni ırkçılıklara yer verilmemeli ve yanlış anlamalara yol açılmamalıydı. MLK her ne kadar Yahudi düşmanlığını yani ırkçılığı önleme adına İsrail’e destek verse de 1967’de İsrail’in gezi davetini geri çevirmiş, danışmanlarıyla yaptığı bir telefon konuşmasında şöyle demişti:

Öyle bir durumdayım ki, aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık. Ne dersem diyeyim eleştiriliyorum ve Arapların yanında olduğum için zaten yeteri kadar eleştiri aldım. Eğer gidersem Arap dünyası, ve tabii ki Afrika ve Asya, bu geziyi İsrail’in yaptığı her şeyi desteklediğim gibi görecek. Ama ben bu konuda şüpheliyim. Bu gezinin çoğu Kudüs’te geçecek. Ama İsrailliler Kudüs’ü işgal ettiler. Ve ne dersek diyelim pek de bırakacağa benzemiyorlar. İtiraf etmeliyim ki iç güdülerimle (ki çoğu zaman iç güdülerimle hareket edersem doğru çıkarım) bu gezinin büyük bir hata olacağını düşünüyorum. Bu geziden yara almadan çıkabileceğimi zannetmiyorum.

Muhammed Ali askere gitmeyi reddetmiş, “Bana hiçbir Vietkong ‘pis zenci’ demedi ki” diyerek onlara karşı eline silah almayı kabul etmemişti.

“Ne kadar değişse de o kadar aynı kalıyor”

Siyahilerin örgütlenmesi sorunu, yani örgütlenmenin geniş mi, dar mı olması gerektiği sorunu Malcolm X için daha bir sorunluydu. Daha önceleri beyazları dışlayarak sadece siyahların kendi örgütlenmesini savunsa da son yıllarında daha geniş ittifaklar aramıştır. Yaşamının sonuna doğru kendisine sorulan, “Yaşamında pişman olduğun tek şey nedir” sorusuna yanıt olarak, eskiden örgütünde mücadeleye katılmak için gelen beyazları reddedip, geri çevirmesini gösterir.

Filistin konusunda ise Malcolm X, bir Hıristiyan dinî lider olan MLK kadar muğlak değildir.  Bunda şüphesiz Müslümanlığı kabullenmesi etkili olmuştur. “Siyonist davasının şu andaki Arap Filistin’i işgalini haklı kılacak hiçbir entelektüel ya da kanunî bir temeli yoktur” diyordu.

Daha da ileri giderek şunları söylüyordu:

Binlerce yıl önce dedeleri orada yaşadığı ‘dinî’ gerekçesiyle Arap Filistin’i işgal etmek, Arapları topraklarından etmek ve Arapların mülklerini ve evlerini gasp etmek için Siyonistlerin kanunî ya da ahlaki hakları var mıydı?

Daha sadece bin yıl önce Mağripliler İspanya’da yaşıyordu.  Bu, Mağriplilerin de aynı Avrupalıların Filistin’de Arap kardeşlerimize yaptığı gibi, bugün İber yarımadasını işgal edip İspanyol vatandaşlarını kovup orada, eskiden İspanya’nın olduğu yerde, yeni bir Fas milleti kurmanın ahlaki ve de kanunî hakkını verir mi?

O dönemdeki Filistin, Kudüs, özgürlük mücadeleleri, siyahi ve azınlık hakları sorunları aynı bu günkü mücadeleler, Kürt sorunu, basın özgürlüğü, akademik özgürlükler gibi sorunlar ve bu sorunların birbiriyle ne kadar ilişkili olduğu, tekrar şarkıya dönecek olursak, “ne kadar değişse de o kadar aynı kalıyor” bunca yıldan sonra.

Devam edecek

San Francisco, Ocak 2019

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur