Paylaşacağımız sayılar özelde THKP-C hareketinin genelde ise o dönemin devrimci gençlik hareketinin sosyolojik gerçeğine ve özgünlüklerine ilişkin belirleyici, net göstergeler sunuyor. Bu kompozisyonu irdelemek, bu insan malzemesini ’74-’80, ’87-‘90’lar, 2000’ler ve günümüz devrimciliğinin sosyal yapısıyla mukayese etmek de her dönemin dönüşümlerini, gelişmelerini ve geriye düşüşlerini tahlil noktasında verimli, heyecan uyandırıcı bir olanak sunuyor

Aşağıda Türkiye sosyalist hareketinde gerek geleneksel/tarihsel açıdan; gerekse de kadro-kitle-taraftar yüzdesi bakımından mühim bir yer işgal eden THKP-C’ye dair birtakım sayısal veriler paylaşacağız. Bu veriler Kara Kuvvetleri Komutanlığı Basımevi'ne ait 1973 tarihli THKP-C iddianamesinden derlendi. Dava, İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi'nde görülmüştür
Paylaşacağımız sayılar özelde THKP-C hareketinin genelde ise o dönemin devrimci gençlik hareketinin sosyolojik gerçeğine ve özgünlüklerine ilişkin belirleyici, net göstergeler sunuyor. Bu kompozisyonu irdelemek, bu insan malzemesini ’74-’80, ’87-‘90’lar, 2000’ler ve günümüz devrimciliğinin sosyal yapısıyla mukayese etmek de her dönemin dönüşümlerini, gelişmelerini ve geriye düşüşlerini tahlil noktasında verimli, heyecan uyandırıcı bir olanak sunuyor.
Davada yargılananların oluşturduğu toplam açıkça gösteriyor ki ‘68’de bir üniversite öğrencileri hareketi biçiminde ortaya çıkan bu akım çok kısa bir sürede toplumun başka kesimlerini de etkilemeyi başarmış. Ama özellikle de genç, alt rütbeli subayları. Bu çalışmanın konusu olan THKP-C için konuşursak, genel geçer lügatte “öğrenci hareketi” namıyla anılan devrimci yapılanmada -dava özelinde- aslında subayların öğrencilerden daha fazla olduğunu görüyoruz. Yargılananların üçte biri -astsubay ve askeri öğrencilerle birlikte- askerlerdir. Devrimciliğin açtığı çığır, kopuşun geldiği nokta ve devletin karşı karşıya kaldığı risk açısından, zafiyet açısından öğretici.
Askerlerin hemen hemen tamamı darbe sürecinde emekli edilecektir.
Söz konusu alt rütbeli subay varlığı 12 Mart sonrasında ’74 affıyla birlikte yeniden yükselen devrimci hareket içinde yine önemli oranda sürmüş fakat bu kez tamamen halklaşmış, kütleselleşmiş olan akım içinde etkisizleşmiştir. Yine de THKP-C kökenli yapılar içinde (özellikle Üçüncü Yol) bu TSK örgütlenmesi devam edebildi. Fakat “sol darbeci” diğer askeri örgütlenme 12 Mart’tan sonra tamamen dağılacak. Devrimci kanattaki TSK personeli varlığı o düzeydedir ki örneğin 1978 Harp Okulu devresi büyük oranda ordudan atılıyor.
Seksenden sonraysa, devrimci hareketin kısmen yükseldiği bir dönem vakiyse de devrimci hareket içinde bir daha TSK örgütlenmesi görmeyeceğiz.
Ordudaki ve mektepteki güçlü konuma karşın ’71 devrimciliği halkın diğer kesimleri içinde zayıf bir örgütlülük ağı kurabildi. Halk içinde yüksek bir sempati haresi edinilmişse de hareketin işçilerle, köylülerle organik bağı zayıf kalacaktır. Aşağıdaki sayılar zaten bu vaziyeti net şekilde anlatıyor. Yine de memurlar arasındaki örgütsel varlığın kötü sayılamayacağı da aynı veriler üzerinden okunabiliyor. THKP-C’nin Doğu Karadeniz kırsalında ciddi bir destek edindiği de.
’76-’80 dönemi, güvenceli-güvencesiz işçilerin, geniş köylü yığınlarının, memurların, mühendislerin güçlü katılımıyla ’71 devrimciliğinden çok daha farklı bir görünüm arz eder. Bu halklaşmanın neticesinde nitel/ nicel sıçrama ve dönüşümler de şüphesiz gerçekleşmiştir. Örgütsel, taktiksel, ateş gücü, silahlı eylemler, lojistik, kültürel her anlamda devrimci hareket büyük bir dönüşüm yaşadı. 12 Eylül darbesinden sonraki doksanlar süreci de bu deneyimin minyatür bir devamı biçiminde cereyan eder.
Hareketin evrimine dair en gözle görülür noktalardan biri kadınların hem kadro hem de kitle bağlamında daha yoğun katılımıdır. Kadının kavga içindeki konumu ‘71’e göre mukayese edilemez düzeyde ileri sıçramışken, kadın-erkek ilişkileri perspektifi -halk kültürüne duhulün de etkisiyle olsa gerek- bir miktar muhafazakârlaşacaktır. Bu “muhafazakârlık” doksanlarda daha belirgindir. Durmadan değişen dünyada ise, bugün son derece “liberal” bir tablo arzı endam ediyor.
THKP-C davasından yargılanan kadınların çoğunun formel bir işte çalışmadığını hatta öğrenci de olmadığını gördük. Bu da ilginç bir nokta, geçerken belirtelim.
Cephe davası sanıklarının yaş aralığı da elbette o yılların hareketini tahlil için temel bir dayanak. Devrimci hareketlerde yaş kompozisyonunun önemli bir değişim yaşamadığını söyleyebiliriz. Eh, tabii bu da eşyanın tabiatı. Zira devrimcilik biraz “genç işi” bir uğraşı. Davada yargılananlar içinde çoğunluk 20-25 yaş arasında -Füruzan’ın romanını hatırlayalım: 47’liler-.
Ancak 25-30 yaş arasında hatta 30 yaş üstünde de oldukça yoğun bir katılım var. 30 yaş üstünün bu önemli varlığı daha sonraki devrimci kadro yapısına göre -önemli bir kadro devrine karşın- ciddi bir farklılık olsa gerek. Yargılananlar arasında 15-19 arasındakilerle 50 yaş üstüyse epey az.
Dönemin devrimci birikimini memleketlere göre de tasnife çalıştık. Aşağıdaki tabloda çıkan sonucun ’74 sonrasında bir süreklilik arz ettiğini fakat ‘90’lar devrimciliğinde tamamen değiştiğini, devrimciliğin kaynaklarının genel olarak daha dar bir çevreye sıkıştığını söyleyebiliriz.
Memleketleri haritalandırırken, resmî bölgelendirme sosyolojik bakımdan bir anlam ifade etmediği için olabildiğince kültürel havzalara göre bir bölümleme yapmaya çalıştım.
Tüm bu mütevazı çabanın meseleyle ilgilenenlere faydalı olmasını umuyorum.
Tablolar aşağıda.




* Orta Doğu Anadolu: Çoğunda Türk-Kürt, Sünni-Alevi nüfusun karışık olduğu fakat Türklüğün ve Sünniliğin daha baskın olduğu iller.
** Kürt illeri: Kürt nüfusunun mutlak çoğunluk olduğu, Kürt kimliğinin öne çıktığı iller. (Zazalar/ Zazalık dahil)
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.