Büyük Madenci Yürüyüşü’nden Fernas’a, Doruk Madencilik işçilerinden Öğretmen Sendikası’nın Ankara eylemlerine kadar emek hareketi, yönünü Ankara’ya çevirmiş durumda. Çünkü Türkiye’deki emek rejimi gereği sermaye ile her sahici karşı karşıya geliş öyle ya da böyle Ankara yollarından geçiyor

Kurtuluş Parkı, Meclis Parkı, Güvenpark, bakanlıklar önü, holdingler... Hepsi son yıllarda başka bir tarihselliğe ev sahipliği yapıyor. Emek hareketi gündemini Ankara’ya taşırken, Ankara’nın bürokratik ve tek sesli havası, işçilerin, emekçilerin sloganları ile dağılıyor.
Büyük Madenci Yürüyüşü’nden Fernas’a, Doruk Madencilik işçilerinden Öğretmen Sendikası’nın Ankara eylemlerine kadar emek hareketi, yönünü Ankara’ya çevirmiş durumda. Çünkü Türkiye’deki emek rejimi gereği sermaye ile her sahici karşı karşıya geliş öyle ya da böyle Ankara yollarından geçiyor.
Ankara, emek hareketi açısından her zaman böyle bir anlama sahip olsa da, son yıllarda farklı bir duruma sahne oluyor.
Ankara aynı anda emek hareketi içindeki iki çizgiye de bir biçimde ev sahipliği yapıyor. Fiili meşru mücadeleyi esas alanlar, ya bir parkta yahut herhangi bir kaldırım üstünde yalın ayak direniyor; bürokratik kanalları esas alanlar ise koltukları ile birlikte binalarını Ankara’ya taşıyor.
Bu bağlamda Ankara, emek hareketinin düğümlerinin başladığı ve aynı zamanda çözüleceği yer.
O yüzden o meşhur slogana gönderme yaparak; “1,2,3 daha fazla Ankara!” demeliyiz.
Öğretmen Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, 14 Haziran’da “Verilen sözler tutulsun, öğretmenlik yaşasın!” şiarıyla Ankara’da eylem çağrısında bulundu. Herkesin malumu üzere Ankara’nın çeşitli alanlarında öğretmenler defaatle şiddete uğradı, gözaltına alındı. 15 Haziran günü ise bir muhatabın çıkmaması neticesinde açlık grevi kararı alındı. Ankara’nın alışılagelmiş basın açıklaması yerlerinden biri olan Madenci Anıtı’ndaki açıklamaya dahi izin vermeyen, Madenci Anıtı’na öğretmenler ulaşamasın diye öğretmenleri anneleri ve çocukları ile birlikte gaza boğmayı göze alan bir tutumla karşılaşıldı. Bütün bunlara karşın Öğretmen Direnişi kararlılıkla sürünce, NATO gelecek diye valilik açlık grevi yasağı gibi bir garabete imza atmak zorunda kaldı.
Ama bu hikayenin biraz daha öncesi var.
Her öğretmenin hikayesi biraz birbirine benzer: Memleketin bir yerinde kıt kanaat geçinen bir ailenin çocuğu olarak yaşama başlar. Aslında öğretmenlik okumayı seçmesinin sebebi de bir yanıyla bu sınıfsal durumdur -Ülkede üniversiteli işsizliği o kadar kanıksanmıştır ki, görece iş bulunabilir bir meslek olması ve atanma ihtimali, üniversite tercihlerinde öğretmenlik bölümlerini üst sıralara koymaktadır-. Üniversiteyi kazanır, dört yıl sonunda verilen kısıtlı kontenjanlara yerleşebilme ümidiyle sınavlara girer; fakat olur da sınavı kazanırsa bu sefer de mülakattan elenme ihtimali vardır. Kazanamazsa; ya mesleği bırakır ya da özlük haklarının yasal teminat altında olmadığı, kimi zaman asgari ücrete kimi zaman ise onun da altında bir ücrete çalıştırıldığı, her sene yeni bir iş arama telaşına düştüğü, yılın üç ayı meslek dışı iş bakmak zorunda kaldığı özel sektöre adım atar. Müdür mobbingi ile kuş kadar maaşını alabilmenin telaşı ile ve bütün bunların yanında mesleğini icra edebilmek için verilen mücadele ile karşılaşır. Artık yeter diyerek günün birinde başka öğretmenlerle yan yana gelip hakkını ararsa, mesleğin geldiği durumdan ötürü öğretmenliği bırakıp polis olan eski meslektaşları tarafından dövülür.
İşte memlekette öğretmene biçilen hikaye budur. İnsan onurunu, eğitimin haysiyetini ayaklar altına alan bu senaryo yıllarca onu yırtacak iradeyi bekledi.
2021 yılında yan yana gelen özel sektörde çalışan öğretmenlerin iradesi Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nda cisimleşti. Bu irade 30 Ağustos 2022 Ankara taban maaş eyleminde, 29 Ocak 2024 TBMM taban maaş eyleminde, Mayıs-Temmuz 2024 taban maaş nöbeti ve Öğretmenlik Meslek Kanunu eylemlerinde, 25 Haziran-1 Temmuz 2025 Büyük Öğretmen Yürüyüşünde ve son olarak 14 Haziran’da başlayan Ankara öğretmen direnişinde fiili meşru mücadeleyle yüzünü Ankara’ya dönmüş, sorunları o güne kadar gündem dahi edilmeyen 400 bin eğitim emekçisinin gündemini Ankara’ya taşımıştır.
Emek hareketinin mutlak anlamda yolunun Ankara’dan geçtiği, geçmek zorunda olduğu bir dönemde öğretmenler sayısız defa Ankara’ya gittiler. Yürüdüler, nöbet tuttular, muhataplarla görüşmelerde bulundular, slogan attılar, eylem yaptılar, pankart astılar, gözaltına alındılar. Kısacası seslerini duyurmanın hemen her yolunu denediler.
Buna karşılık onlara Türkiye’de öğretmenlere yazılan senaryonun dışında bir şeyin mümkün olmadığı kabul ettirilmeye çalışıldı. Öğretmenin hikayesini, makus talihini kabul etmeleri, kanıksamaları tek seçenek olarak sunuldu.
Oysa öğretmenler açısından süregelen bu gerçekliğin yaşanmaya devam etmesi gibi bir seçenek yok.
“Korkumuz yok, korkumuz yok, hakkımızı almadan eve dönüş yok!” sloganından yola çıkarak söyleyecek olursak; korkumuzun olmaması insanüstü cesaretimizle veya bilinç düzeyimizin yüksekliği ile değil; gerçekten kaybedecek bir şeyimizin olmaması ile ilintili. Öğretmenlerin kaybedecek ne bugünü ne yarını var. Yaşayamamanın, geçinememenin ve geleceksizliğin çarklarınca her gün dövülürken, polis copu veya biber gazı bu insanlık dışı yaşamdan daha korkutucu gelmiyor. Öğretmenler açısından bu hikaye tek seçenekli bir sona sahip: Ya kazanacağız ya kazanacağız! O yüzden bir kez daha yüksek sesle:
1,2,3 daha fazla Ankara!
* Caner Yıldırım, öğretmen, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.