“Bir, iki, üç taş, oynayalım arkadaş, bulutlar sarmaş dolaş…” Açık bahar havasında ve gelip geçenlerin gürültüleri içinde dağılan keman, gitar, ukulele, melodika, perküsyon seslerini önce şaşkınlıkla dinlediler. Sonra yavaş yavaş, alkışlarıyla dahil oldular. Nakarat ikinci kere geldiğinde, daha önce duydukları “Barış, barış, barış nerede?” sorusuna katılmaya çalıştılar

Metronun son durağında, geniş bir alanda Arkadaş Band şarkıları söyleyeceğiz. Bilen bilir, hem çocuklar hem yetişkinler için birçok dilden şarkılar üretmeye, çalmaya, söylemeye çalışan böyle bir ekibimiz var.
Çalgılarımızı hazırlarken 8-10 yaşlarında üç karaşın çocuk çıkageldi – Hugo’nun kaleminden fırlamış üç Gavroche. İkisinin ağzında sigara var. Kirli yüzlerindeki ışıltılı çocuk güzelliğini saklamak isteyen afili yürüyüşlerle, ağızlarından duman üfüre üfüre bizim olduğumuz tarafa yaklaştılar. Boyları birazcık daha uzun olsa, tehditkâr sayılabilirdi gelişleri. Yalnızca sevimliydiler. Gelip geçmeye niyetliydiler, bizim selamımızı alınca duraksadılar.
Gitarıma bakan çocuklardan biri, “Abi ben de gitar biliyorum” dedi. Çalgıyı boynumdan çıkarıp onunkine astım. Acemi parmaklarla tellere dokundu. Diğer iki arkadaşı da sırayla gitarı ince boyunlarına taktılar. Penayı nasıl tutacaklarını sordular, gösterdim. Onlar tellere vururken ben sol elimle akorlar basınca çıkan uyumlu sesler, sözcüğün gerçek anlamıyla, ağızlarını açık bıraktı. Sonra melodika geldi. Onu da denemek istediler. Onur üflerken tuşlara basıp çıkan tınıları heyecanla dinlediler. Darbuka daha tanıdık geldi, biraz da ona vurdular. Galiba bazısı ilk kez bir enstrümana dokunuyorlardı. Belki de hepsi…
Gidecek gibiydiler. “Şarkı çalacağız, hiç olmazsa bir şarkı dinleyin, öyle gidin,” dedim. Hemen razı oldular. Kendilerine verdikleri yetişkin pozlarını yutmuş görünmek için “Buraya birazdan yaşı küçük çocuklar gelecek, sigaralarınızı atsanız olur mu?” diye rica ettim. Yaşı büyük olan bir nefes çekip hemen attı. Yaşı daha da küçük olan (belki 7, taş çatlasın 8 yaşlarında) diğer arkadaşını da sigarasını atması için uyardı. Birlikte söyleyelim mi, diye sordum. Bildikleri birkaç -galiba- popüler şarkının adını verdiler; kitlelerden kopuk müzik kulağım batsın, hiçbirini bilmiyordum. “Peki ilahi olur mu?” dedi biri. Biliyorsam çalarım, dedim çaba göstererek, ama onu da bilmiyordum. İstediği ilahinin sözlerini okudu: “Gözlerimde yaş kalmamış, gel artık öğretmenim. Öğretmenim, Muhammedim, hoş geldin…”
Ortak bir şarkı bulamayınca bizim Barışmalı Şarkı’ya başladık: “Bir, iki, üç taş, oynayalım arkadaş, bulutlar sarmaş dolaş…” Açık bahar havasında ve gelip geçenlerin gürültüleri içinde dağılan keman, gitar, ukulele, melodika, perküsyon seslerini önce şaşkınlıkla dinlediler. Sonra yavaş yavaş, alkışlarıyla dahil oldular. Nakarat ikinci kere geldiğinde, daha önce duydukları “Barış, barış, barış nerede?” sorusuna katılmaya çalıştılar. Bir yandan Gizem’in neşeli dansını izliyorlar, bir yandan alkışla ritmi tutturmaya, sahiden gayret ediyorlardı. Nazik, saygılı ve içtendiler.
Şarkı bitince gitmeleri gerektiği geldi akıllarına. Vedalaşırken, yetişkinlerin o faydasız öğütlerinden vermeden edemedim: “Bence içmeyin o sigarayı, ciğerlerinize yazık!” Düşünüyorum da, “Bence kapitalist toplumda yaşamayalım, hepimize yazık!” desem de bir o kadar etkisiz olurdu. Ama hiç olmazsa saçma olmazdı.
Geçen hafta çevirmen olarak Amed’deki Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’ndaydım. Çocuk işçiliği konuşuluyordu küçük bir oturumda. İyi niyetli önerilerden biri, sanayiye gittiğimizde çocuk çırağın çalıştırıldığı yerlere arabamızı tamir ettirmemek, çocuk garsonların olduğu lokantalarda yemek yememek, çocuk emeğinden hizmet almamaktı. Üniversite öğrencisi bir kadın, “Ben beş yaşımdan beri çalışıyorum,” dedi. “O zaman da okumak için çalışıyordum, şimdi de. Eğer böyle bir şey yaparsak patronların ilk yapacakları şey o çocukları işten atmak olur. Oysa ben çalışmasam okuyamazdım.”
Barışmalı Şarkı kafamın içinde dönüyor: “Barış, barış, barış nerede?”
Tek bir çocuğun bile eğitim görmek için çalışmak zorunda olmadığı, hiçbir çocuğun “sokak çocuğu” olmadığı yerde.
Benim için oranın dışındaki hiçbir yer barış değil.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.