Özgür basın geleneği dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Hüseyin Aykol, işte o ateşten gömleği bir ömür boyu zarafetle taşıyanlardandı. Onu tanıyanlar bilir ki; o, bu geleneğin “ikinci Musa’sı” olarak sadece bir gazeteci değil, bir vicdan pusulasıydı

Gazetecilik, bazen sadece kelimeleri yan yana getirmek değildir; ateşten bir gömleği giymek, herkesin sustuğu yerde “buradayım” diyebilmektir. Özgür basın geleneği dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Hüseyin Aykol, işte o ateşten gömleği bir ömür boyu zarafetle taşıyanlardandı. Onu tanıyanlar bilir ki; o, bu geleneğin “ikinci Musa’sı” olarak sadece bir gazeteci değil, bir vicdan pusulasıydı.
Hüseyin Aykol, konforlu alanları, suya sabuna dokunmayan cümleleri değil; her zaman en zorunu, en çıplak olanı seçti. Kürt halkının yaşadığı her acıyı, her hukuksuzluğu, kalemini bir neşter gibi kullanarak kağıda döktü. Onun yazılarında saklı olan şey sadece haber değildi; “hayatta sesim çıkmaz” diyenlerin çığlığı, sesimi kimse duymaz diyenlerin yankısıydı.
Yıllarca zindanların, demir parmaklıklar ardındaki siyasi mahpusların dışarıdaki dili oldu. Bir mektubun, bir selamın ya da bir davanın takibinin ne anlama geldiğini ondan daha iyi kimse bilemezdi. Korkusuzluk onun için bir sıfat değil, bir yaşam pratiğiydi.
Onu özel kılan, sadece yazdıkları değil, aynı zamanda o derya deniz kişiliğiydi. Kapısı her zaman açıktı. Kimseyi geri çevirmez, yok demezdi; ama mevzu bildiği doğrular olduğunda bir kaya kadar dik ve emindi. Mesleğe yeni adım atan her genç gazetecinin ona aşık olması boşuna değildi. Ondan sadece haber yazmayı değil; onuru, duruşu ve sadakati öğrendik.
Onu ziyaret ettiğimizde zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Bilgisiyle ezmeyen, aksine paylaşarak çoğaltan o bilge tavrı, sohbetini doyulmaz kılardı. Yanından ayrılırken heybemizde her zaman yeni bir umut ve kararlılıkla dönerdik. Muhabbetinin tadı, tıpkı savunduğu değerler gibi kalıcıydı.
Hüseyin Aykol, bir geleneğin adıydı. O, hakikatin nesnesi değil, bizzat kurucu öznesiydi. Bugün özgür basın varsa ve birileri hala “gerçek” diyebiliyorsa, bu Hüseyin Aykol gibi hayatını bir halkın ve bir mesleğin onuruna adamış dev çınarlar sayesindedir.
Selam olsun o güzel insana, selam olsun hakikatin sönmeyen meşalesine…
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.