Geçmiş başarıların hayaletleri, şehitlik anlatıları ve köklere dönüş mitosu, yeni koşullara uyarlanmak yerine fotokopi gibi tekrarlanarak yenilikçi irade felce uğratılır. Oysa Marx'ın uyarısı nettir: Devrimci hareketler, ölülerin gömülmesine izin vermedikçe kendi içeriğine ulaşamaz. Kürt Siyasal Hareketi, bu kâbustan kurtulmadıkça gerçek özgürleşmenin kapısını aralamakta büyük zorluklar yaşamaya devam edecektir

"Dogmatik tarzın olduğu her politik mekanda gerçek, eleştirel analiz ve mantık ilk sürgün edilenlerdir..." (Musa Gündoğdu)
Dogmatizm hakkında konuşurken son derece dikkatli olmak gerekir. Zira oldukça karmaşık bir fenomenle karşı karşıya olduğumuzu bilmek oldukça önemlidir.
Kürt Siyasal Hareketi, özellikle PKK çizgisi etrafında şekillenen modern döneminde, dogmatizm eleştirilerine sıkça maruz kalmış bir yapıdır. "aynı pratiklerin tekrarı üzerinden farklı sonuç bekleme" ve "imkânsız bir 'öz'e saplanma" hareketin tarihsel eleştirilerinde sıkça karşılaşılan temalardır.
Kürt Siyasal Hareketi'nin tarihinde dogmatizm birçok veçhesiyle görülmüştür. Alanlar arası karmaşa durumu, başarı-başarısızlık, erdem-erdemsizlik, darlık-esneklik hallerinde bolca yaşanan örnekler vardır.
Kimi bir metotta ısrar ederken, adeta her problemi aynı metodun çözeceğini düşünür; kimisi bunun askeri versiyonuna takılır: Her duruma aynı stratejiyi dayatır. Kimisi de ideolojik-teorik bir metne ya da öğretiye harfiyen uymaya çalışır. Bir de hep aynı şeyi yapıp ardından farklı sonuç çıkmasını bekleyenler var, onlar apayrı bir kategori oluşturuyor.
Kanımca tarih boyunca en sık tekrar eden ve en yaygın görülen dogmatik tavır “öz”ün temsili iddiasında gösterilir. Felsefik, siyasal, sosyal ve etik-estetik bir fikirler kümesinin tarihselliğini reddedip, ebedi bir “öz” varsayıp, bunu dayatan dogmatizm en tehlikeli olanıdır. Bu bazen köklere dönüş biçiminde kendisini gösterirken bazen de “kitapta böyle yazıyor” diyen bir duruşta ortaya çıkabiliyor.
Dogmatizmin bu tarzında her hareketin ve anlayışın değişmeyen, kristalize bir öze sahip olduğu varsayılır. “Kökenlere dönüş” bu kristalize öze ulaşmanın en kestirme yolu olarak görülür. “öz”ün en net biçiminin başlangıç noktasında olduğu inancına dayanır.
Yaşanan pratiklere bakınca aynı şeyi tekrarlayıp farklı sonuçlar beklemek ve “öz-sapma” dinamiğindeki dogmatizmin temel iki biçimi en yaygın ve sık tekrarlayan durumlar olmuştur.
Birinci biçim, yani tekrarlama dinamiği, hareketin ritüelleşmiş anlatılarını (tarihi başarı hikâyeleri, şehitlik vurgusu, aynı sloganlar ve toplantı formatları) sürdürmesinde görülebilir.
Birçok insan şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla, Kürt siyasetinde aynı şeyi tekrarlayıp farklı sonuçlar bekleme tavrını anlamaya çalışıyor. Aynı sözler, aynı pratikler, nerdeyse fotokopi gibi metinler ve toplantılar…
Elbette bunun bir iktidar biçimi olarak önemi olabilir. Fakat beklenen değişimi getirmesi imkân dâhilinde görünmüyor. Sanırım bu yöntemi uygulayanlar da bunun farkındalar.
Ancak birçok eleştiri sahibinin farkında olmayıp aynı uygulayıcıların farkında olduğu bir husus var: Blais Pascal’ın ifade ettiği biçimiyle “İnanç eylemden sonra gelir” hükmü de kabul edilince, başlangıçta inanma olmasa bile tekrarın ve eylemin gücünün zamanla -çok farkında olmadan- inanç getirileceğine inanılır. (Son bir yılda bu dinamik çok keskin çalıştı. "Barış ve Demokratik Toplum" sürecinde yaşananlar tam da bu durumun somut tahlilidir.)
Burada oluşan "eylem-inanç; inanç- eylem" diyalektiği dinamik bir süreç olarak işlemeye başlar.
"Diz çök, dua et, inanmaya başlayacaksın" argümanında ima ettiği gibi (eylem inancı doğurur), bir tür alışkanlık yoluyla, sadakat üretme mekanizması olarak işlev görür. Hareket içinde bu, otoriteyi -sıfat olarak illaki demokrasi kelimesi olur- pekiştiren bir araç olarak kullanılır. Oysa bunun bir yenilik eksikliği ve esneksizlik olarak görülmesi henüz rastlanılan bir durum değildir. Örneğin, hareketin "ezberlenmiş" pratikleri, yapısal sorunları (devlet baskısı, toplumsal dönüşüm zorlukları) bireysel irade zaafına indirgenerek dogmatik bir kapanma yaratıldığı kabul edilmez bile.
İkinci biçim, yani "öz"e dayalı dogmatizm, belki de en derin eleştiri noktalarından birini oluşturmaktadır. Abdullah Öcalan'ın savunmalarında ve paradigmalarında sıkça geçen "öz" (kadın özgürlüğü, ekolojik toplum, demokratik konfederalizm, özerklik, ahlaki ve politik toplum, demokratik sosyalizm, gibi ideallerin saf hâli), ulaşılması zor bir ufuk olarak sunulur. Bu "öz"ü tam anlamak veya yaşamak neredeyse imkânsızdır; eksiklikler hep "anlamama" veya "sapma"ya atfedilir.
Öcalan'ın kendisi, İmralı sonrası yazılarında geçmişteki otoriterlik, şiddet ve milliyetçiliği özeleştiriyle aşmaya çalışmış, dogmatizmi reddetmiştir. Hareketin dönüşümü (ulus-devlet hedefinden demokratik özerkliğe geçiş ve son süreçle birlikte ondan da bir vaz geçiş ) bu özeleştirinin ürünü olarak savunula gelmiştir. Ancak bu "öz"ün sezgisel ve lider merkezli yorumunun (Öcalan'ın kişilik kültü ve önderlik kurumuyla bağlantılı olarak) yeni bir dogmatizm yarattığını ilgili çevre ile tartışmak dünyanın en güç tartışmalarından birine dönüşebilmektedir.
KSH'nin karar yapıcıları, bazen erdemin biçimi olarak, bazen başarının yolu olarak çoğunlukla da vaat edilen sonuca ulaşmanın tek yolu olarak “özü temsil” ettikleri argümanını ileri sürerler. Bu esasen “hakikat” ve ondan “sapmalar” şeklinde bir tarih tezinin dışavurumudur aynı zamanda. Hakikat ise başlangıca dair anlatı ve en yüksek otorite konumundakilerin yapıp ettikleri etrafında kurgulanır.
Her başarısızlık "yeterince öz'e ulaşmama"ya, farklı görüşler ise "sapma"ya indirgenir.
Bu dinamikler, hareketin hem gücünü (sadakat ve direnç), hem zaafını (esneklik eksikliği, iç tartışmaları bastırma riski) açıklaması açısından önemli doneler sunar.
Hareket, reel sosyalizm eleştirilerinde kendini yenileme kapasitesini sürekli vurgularken; örneğin 1999 sonrası paradigma değişimi (Bookchin etkisiyle ekolojik-demokratik yönelim) dogmatizme karşı bir mücadele olarak sunulmuştur aynı zamanda.
Dıştan gelen eleştirilerde bu yenilenme yeterince radikal bulunmadığı gibi tekrarlama ve "öz" mitosunun hâlâ baskın olarak görüldüğünü, değerlendirmelerin bu yönde olduğunu söyleyebiliriz.
Zaten nerdeyse her fırsatta sürekli aynı tarihi anlatının tekrarlanması, dogmatizmin iki temel sütununu beyinlere kazımayı hedefler.
İlk sütun, aynının tekrarının nasıl başarı sağladığının örneklerini sunmak, ikincisi ise temsili köklere dönüşü sergilemektir.
Bu ortam otoritenin tekrar tekrar kutsandığı mekânı inşa ederken, inanç üretimiyle birlikte otoriteye yanılmazlık varsayımı da bahşeder.
Her türlü başarısızlık, imkânsızlık ve farklılık bir irade zaafında eritilip yapısal nedenler yok sayılır.
“Öze” dayalı dogmatizm, Kürt siyasetinde en çok görülen biçimdir desek haksızlık etmiş olmayız sanırım. Zaten bütün tarih anlatısı esasen ulaşılması oldukça zor ve nerdeyse imkânsız bir “öz” üzerine inşa edilmiştir.
Bu “öz”e ulaşan, yaşayan hemen hemen yok gibidir. Bu “öz”ü anlamak da neredeyse imkânsız mukabilindedir. Zira her “eksiklik” ve “yetmezliğin” temeli bu anlayamama ısrarında yatmaktadır. Zaten sözü edilen “öz”ü sezgisel ve ani kıvılcımlar dışında anlamak da mümkün değildir.
Galiba bazıları, otoriteyi temsil edenlerin, yaşananların farklılığına rağmen nerdeyse aynı sözcükleri tekrarlamalarından epeyce sıkılıyorlar artık.
Hatta 99 sonrası “kuantum teorisi”, “paradigma değişimi”, “yepyeni bir başlangıç”, "Demokratik Türkiye-Özerk Kürdistan" vb. kavram ve ifadelere rağmen hızla eski söyleme ricat edilmesine de şaşırıyorlar. Bütün bir kavram(lar) dağarcığı hızla “özün temsili” ve “eski tarihsel anlatıya” tabii kılınıp bir süre sonra unutulmaya bırakılıyor.
“Evet değiştik ama özümüz aynı kaldı” denerek ilginç bir başarı hikâyesi oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa hem pratik hem de teorik açıdan “öz” ve “töz” konusunda tartışılacak ve ufuk açacak çok şey vardı. Ancak tartışmalar reelpolitiğin gürültüsüne kurban edildi. Öyle ki, “öz” ile “aynı şeyin tekrarı” üst üste getirilip, dogmatizmin zirvesine çıkılan zamanlar da herkesin malumu.
Aynının tekrarı olmayan her söz, her tavır ve eylemin “öz”e yabancı ilan edilmesi tesadüf olmasa gerek. Bunun çeşitli yöntemleri var; vurgu kaydırma, bazı kısımları öne çıkarma, farklı olanı özdeşmiş gibi ele alma vs. Dogmatizmin bu türüne karşı çıkmak oldukça zordur. Farkında olmak, hissetmek, bilmek aslında pek zor değildir. İşin zor yanı dogmatizmin farklı alanlarda aynı anda kendini göstermesidir.
Siyasal, felsefi, etik ve estetik olarak olay, olgu ve kişiler itibarsızlaştırılıp; esasın tartışılmasından kaçınma, yozluk ve erdemsizlik hükümleri ilana çıkarılarak geniş bir menzil oluşturulur. Ve bu menzil içerisinde olay, olgu ve kişiler hiçleştirilerek tartışma bitirilir.
“Böyle zamanlarda atadan kalma en basit kurguyu zikir töreniyle tekrar etmek” (Musa Gündoğdu) vaka-ı adiyeden sayılıyor artık.
Dogmatizm her ideolojik harekette var olan büyük bir risk; Kürt hareketinde ise baskı koşulları (devlet şiddeti, coğrafi parçalanmışlık) bunu daha da karmaşık bir hale getirmiştir.
Tespitimiz bu yapının değişimi zorlaştırdığını ve otoriteyi koruduğu yönündedir. Belki paradoksal olacak ama aynı zamanda hayatta kalmayı sağlayan bir yönünün olduğu muhakkak. Sadece hayatta kalmayı!
Hülasa;
Kürt Siyasal Hareketi'ndeki bu dogmatik döngü –aynı pratiklerin ritüel tekrarı ve ulaşılmaz bir "öz"e itirazsız bağlanma- aslında daha geniş bir tarihsel bir anlatının yansımasıdır.
Karl Marx, "Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i"nde şöyle der:
İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama bunu keyiflerince yapmazlar; bunu hazır buldukları, geçmişten devredilen koşullar altında yaparlar. Bütün ölmüş nesillerin geleneği, yaşayanların beyinleri üzerinde bir kâbus gibi ağırlık yapar.
Tam da bu kâbus, hareketin üzerine çökmüş gibidir: Geçmiş başarıların hayaletleri, şehitlik anlatıları ve köklere dönüş mitosu, yeni koşullara uyarlanmak yerine fotokopi gibi tekrarlanarak yenilikçi irade felce uğratılır. Başarısızlıklar "irade zaafı"na, farklılıklar "sapma"ya indirgenirken, yapısal gerçeklikler –devletin baskısı, toplumsal dönüşümün nesnel zorlukları– görmezden gelinir. Bu, otoriteyi koruyan bir ideolojik zincir yaratır; tekrarın gücüyle inanç üretilir, ama değişim ertelenir. Dönüşüm ıskalanır.
Oysa Marx'ın uyarısı nettir: Devrimci hareketler, ölülerin gömülmesine izin vermedikçe kendi içeriğine ulaşamaz. Kürt Siyasal Hareketi, bu kâbustan kurtulmadıkça –geçmişin ağırlığını eleştirel bir silkelenişle atmadıkça– gerçek özgürleşmenin kapısını aralamakta büyük zorluklar yaşamaya devam edecektir.
Ezcümle “öz” sözcüğünün çok geçtiği her yerde dogmatizm her biçimiyle eylemdedir.
Dogmatizm, en sonunda kendi mezarını kazar; çünkü tarih, tekrarın değil, somut koşulların diyalektiğinin eseridir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.