Gürcistan’ın Batı’ya katılma süreci hiç sonlanmayacak – Bryan Gigantino

Ülkenin en zengin ve Batı bağlantılı Tiflis merkezini Ukrayna bayrakları kaplıyor; yine de Ukrayna yanlısı gösteriler çok çabuk sona erdi. Gürcü standartlarına göre bile ufak kaldı. Avrupa ve Kuzey Amerika’da ise Rusya’nın Ukrayna savaşı siyasi fırsatlar için büyük bir heyecan ortaya çıkardı

Gürcistan’ın Batı’ya katılma süreci hiç sonlanmayacak – Bryan Gigantino

Gürcistan, on yıllardır her biri kendi ayrılıkçı hükümetleri tarafından yönetilmekte olan Abhazya ve Güney Osetya bölgeleri üzerine egemenlik ihtilaflarıyla uğraşıyor. 24 Ocak’ta Rusya’nın benzer devletimsi yapıları alenen desteklemek üzere Ukrayna’yı işgale başlaması, haliyle Güney Kafkasya’daki bu ufak devlette tehlike çanlarını çaldırdı.

Gürcistan, 2008 Ağustos ayında Miheil Saakaşvili liderliğinde, Güney Osetya’da kontrolü elde etmeye teşebbüs etmiş; bölgesel başkent Tskhinvali’yi bombalayarak Rusya’yla 12 günlük bir savaşa sebep olmuştu. Fransa’nın arabuluculuğuyla Rusya’nın geri çekilmesi sağlanmıştı, fakat diğer iki devletçikten çıkarılmadı. Moskova onların bağımsızlıklarını tanıdı, ayrıca onlara ekonomik yardım sağladı ve oradaki askeri mevcudiyetini pekiştirdi.

Geriye, her an kaldığı yerden devam ettirilebilecek bir “dondurulmuş çatışma” hali kaldı. Günümüzdeki Ukrayna savaşının buraya da sıçrayabileceği paranoyasına rağmen (Moody’s, Gürcistan’ın kredi değerlendirmesini bile düşürmüştü), ne Güney Osetya Abhazya ne de Rusya, askeri pozisyonunu pek değiştirmedi. Bu ayki seçimlerde yenilmeden önce Güney Osetya lideri Anatoly Bibilov şimdilik 17 Temmuz için düşünülen, Rusya’yla birleşmeye dair bir referandum yapmayı planladıklarını ilan etti. Bu arada, savaşta Rusya’yı desteklemelerine rağmen Abhaz hükümeti bu tür bir oylama planı içinde olmadıklarını ilan ettiler.

Tüm söylenenlere bakıldığında, Gürcistan şu anda acil bir tehdit altında değil. Aslında, 2012’de iktidara geldiğinden bu yana Gürcü Rüyası partisi, Rusya’ya karşı “stratejik temkinlilik” politikası izlemekte. 2008 savaşının soğukluğunu gidermeyi ve ekonomik/politik ilişkileri yavaş yavaş normalleştirmeyi amaçlıyor. Birçok Gürcü, mevcut ihtilafların diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği fikrine katılıyor.

“Stratejik temkinlilik”, Gürcistan hükümetinin şu anki savaşta, açıkça Ukrayna yanlısı olmakla beraber, dikkatli tepkisinde de görülebilir. Kamuoyu yoklamaları Gürcülerin çoğunluğunun bu tavrı onayladıklarını gösterse de muhalefet buna şiddetle karşı çıkıyor. Muhalefet, Ukrayna ile Gürcistan’ı kaderleri birbirine bağlanmış ülkeler olarak görüyor. Son derece jeopolitize olmuş ve hakiki bir egemenlikten mahrum halde, korunma için güçlü Batılı kurumlara arkalarını dayıyorlar. Gürcü hükümeti bunu kabul etse de; muhalefet, uygulanan “stratejik temkinlilik” politikasının Rusya yanlılığı olduğunda ısrarlı. Bunu da epey uzun bir geçmişi olan, Gürcistan’ın hep ulaşılamaz görünmüş Batı’ya geçişinin bir an önce tamamlanması çağrıları izliyor.

“Utanç Hareketi”

Gürcistan’daki yakın zamanlı Ukrayna yanlısı gösteriler, hükümet karşıtı eylemler şeklinde neredeyse ikiye katlandı. Bilhassa, bir Rus parlamenterin Gürcistan meclisini ziyaretinin tetiklediği ve haftalar süren gösteriler sonrası 2019’da aktivist bir grubun kurduğu “Utanç Hareketi”, savaşı berbat bir milliyetçiliği harekete geçirmek için kullandı. Onbinlerce Rus vatandaşının, savaşın ve yaptırımların baskısından kaçmak için ülkeye girmesinden sonra, onlar için daha sıkı giriş koşulları olmasını talep ettiler. Başkent Tiflis’te ve diğer yerlerdeki bazı işletmeler de buna uyarak, Ruslara daire kiralamamaya, onlara hizmet sağlamadan önce siyasi sorulara yanıt vermelerini istemeye başladılar.

Rusfobiyi körüklemekle suçlanmak istenmeyen Gürcü hükümeti bu uygulamaları “kabul edilemez” bulduğunu ilan etti. Kiracıları koruyan düzenlemelerin yokluğunda, tıpkı komşu Ermenistan’da olduğu gibi, kimi ev sahipleri ise bu durumdan kiraları arttırmak ve kiracıları uyarmadan kapı dışına koymak için faydalandılar.

Ukrayna hükümeti de Tiflis’in tavrını karşısına aldı. Ukrayna Savunma Bakanı Oleksi Danilov, ülkesindeki askeri durumun, Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya’yı yeniden ele geçirmek için yeni bir cephe açmasıyla iyileşeceğini söylüyordu. Buna yanıt olarak hem hükümet hem de muhalif kanat milletvekilleri, barışçıl çözümden yana olduklarına dair amaçlarını yeniden dillendirerek nadiren de olsa ortak bir pozisyon sergilediler. Ukrayna başkanı Volodimir Zelenski ise, devamlı olarak Gürcistan’ın Abhazya’yı geri alması gerektiğinden bahseden retoriği sürdürdü.

Gerilim ekonomik konularda da kendini gösterdi. Birçok Batılı hükümetin tersine, Gürcistan başbakanı İrakli Garibaşvili, Rus uçaklarına hava sahasının kapatılmasına ya da ikili ilişkilerde yaptırımlara, ülke çıkarlarına uygun olmadığı gerekçesiyle katılmadı. Zaten Gürcistan ekonomisinin büyüme hızında savaş dolayısıyla düşüş bekleniyordu. Halihazırdaki küçük nüfusu (3,7 milyon) ve ihracat, ithalat, işçi dövizleri için Rus pazarına bağımlı durumuyla; yeni yaptırımlar, zaten işsizlik, enflasyon ve yoksullukla mücadele eden nüfusu daha da zorlayacaktı. Bir de Rusya geçmişte yaptığı gibi karşı-yaptırımlar uygulasa, Gürcistan’ın tercihleri daha da sınırlı olacaktı. Tiflis, Rusya’ya uygulanan finansal yaptırımlara uyduğunu tekrarlasa da çoğu durumda bu en fazla Gürcistan bankalarının Rus vatandaşlarına hesap açmalarına izin verilmemesine varıyordu.

Zelenski, ülkesinin Gürcistan büyükelçisi İgor Dolgov’u, Gürcistan’ın “ahlaksız duruşu” bahane göstererek geri çağırmıştı. Zelenski’nin başyardımcısı, Ukrayna-Rusya müzakerelerini yürüten, kendisi de Gürcü kökenli olan David Arakhamia, defalarca Gürcistan’ın aktif olarak Rusya’ya yardım ettiğini iddia etti. Saakaşvili’nin kurduğu, muhalefetteki Birleşik Milli Hareket sözcüsü Nika Melia bunu daha sert ifade ediyor, yaptırımlar uygulamaktaki isteksizliği işbirlikçilik olarak damgalıyordu. Tüm bu gerilimlerin, tesadüflere bağlı diplomatik bir kavga olmanın ötesinde, derin kökleri bulunuyor.

2014 ertesi bağlar

Ukrayna’da 2014 Maidan ayaklanması sonrası, Gürcistan muhalefeti ile Ukrayna hükümeti arasındaki bağlar oldukça sıkılaştı. Saakaşvili ve yakın çevresinden kişiler, Petro Poroşenko’nun Maidan sonrası hükümetinde görev bile aldılar. Saakaşvili, 2015’te Odessa bölge valisi yapıldı. 2011’de Gürcistan’da hükümet karşıtı gösterileri şiddetle bastırma emrini vermekle suçlanan ve ülkeden sürülen eski İçişleri Bakan Yardımcısı Gia Lortkipanidze Odessa’da polislerin başı yapıldı, şimdi de Ukrayna istihbaratı müdür yardımcısı. 2004’te bir televizyon kanalını kapatmak, muhalefet liderini kaçırmak, tutuklulara insanlık dışı muamele izlerini yok etmek gibi suçlardan gıyabında mahkûm olan eski başsavcı Zurab Adeişvili halen Ukrayna başsavcılığında reformlar konusunda danışman olarak çalışıyor. Saakaşvili’nin kişisel koruması Giorgi Kuparaşvili, Ukrayna Azov tugayında aktif. Bir diğer koruması Teimuraz Khizanişvili de halen çeşitli askeri grupların ve aşırı-sağ Sağ Sektör üyesi. Kendisi, hemen Kiev dışında yakalanan Rus askerlerin infaz edilmesi videosunda gözükmekteydi.

Bu bağlar bazen dengesiz de olabiliyordu: Saakaşvili’nin Poroşenko ile anlaşmazlığı, kendisini işinden etmişti. Zelenski ise, seçildikten sonra Saakaşvili’yi yeni bir göreve, Ukrayna Milli Reform Konseyi yürütme komitesi başı olarak atadı. Gürcü muhaliflerin Ukrayna hükümetindeki rolleri, iki ülke arasındaki ilişkilere yön veren ana etken. Ukrayna gizli servisi -önemli bir delil göstermeden- Tiflis’i Moskova’ya yaptırımları delmekte yardım etmekle suçladığında, evdeki politik sürtüşmeler muhakkak itici bir faktördü.

Saakaşvili’nin dönüşü

Saakaşvili’nin eski müttefiklerinden olan milyarder Bidzina İvanişvili’nin kurduğu bugün iktidardaki Gürcü Rüyası karşısında, ana muhalefet Saakaşvili’nin Birleşik Milli Hareketi (UNM). Görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle Saakaşvili’nin sürgünde geçirdiği uzun yıllar içinde UNM, çoğu kez kişiler temelli, tutarsız birçok hizbe ayrılmıştı.

Buna rağmen Saakaşvili merkezinde olduğu bir kişi kültü halen bulunuyor. Destekçileri, kendisini neredeyse dini bir inançla, ülkeyi 1990’ların yokluk ve çatışmalarından kurtaran, sıradışı bir devlet kurucu, amansız bir reformcu olarak görüyor. Yaptığı hatalar ve ideolojik tutarsızlıkları ise, ülkenin 2003 Gül Devrimi ve müteakip hükümetin lideri olarak somutlaştırdığı ulusal canlanma ve coşku karşısında mazur görülüyor.

Ekim 2021’de yerel seçimler öncesi Saakaşvili sonunda ülkeye geri döndü. Yandaşlarını harekete geçirip Gürcü Rüyası’nı iktidardan koparabilecek bir siyasi kriz çıkarmayı umuyordu. Böyle bir şey olmadı.

Gizlice ülkeye girişinden birkaç gün sonra, Tiflis’te sıradan bir apartmanda yakalandı. O da hemen açlık grevine başladı. #tavisuplebamishas (Misha’ya özgürlük) hashtag’i dolaşımda iken yandaşları da sokağa indiler. Eski başkanın gözaltı sırasında, hapishanede aşağılandığı videolar sızdırıldı. Avukatları da görevlilerle diğer mahkumlar tarafından yapılan kötü muamele ve işkence iddialarında bulundular. Bunlar bir kızgınlık yaratmışsa olsa da, videoları sızdırmanın gerisinde siyasi bir mantık bulunuyordu. Saakaşvili’nin 2004’ten 2013’e kadar kendi başkanlık dönemi, muhalifleri tarafından toplu hapsetme, hapishanedeki suistimal skandalları (onlar da sızan videolarla ortaya çıkmıştı) ve otoriteryanizm dönemi olarak hatırlanıyor. Bütün bunlar 2007’de acımasızca bastırılan ancak partisinin 2012’de yenilgisinin zeminini hazırlayan kitlesel gösterilere yol açmıştı. Böylelikle, Gürcistan nüfusunun bir kısmının neden Saakaşvili’nin hapishanedeki aşağılanan görüntülerini, bir siyasi mahkûmun haklı mücadelesi olarak değil de, bir otokratın tahttan düşüşüne sevinir gibi izlediği açıklanmaktadır.

Bir zamanlar Saakaşvili’yi kendilerine bağlı olarak gören Batı’daki kimileri, artık hüsran uğramış olsalar da kendisine yine koşullu destek verdi. Sağlık durumundan endişelenmekten çok, Gürcistan hükümetinin Rusya’ya karşı aklı başında politikasını eleştirmek için fırsat sayarak yaptılar bunu. Bu nedenle, bazı AB liderleri Gürcistan’a yaptırım uygulanmasını istedi. Eski Estonya başkanının yaptığı gibi, Gürcistan’ı “Orta Asya despotizmlerinin geçtiği yolları izleyen” bir ülke olarak nitelendirdiler. Ya da agresif biçimde, ABD’nin Gürcistan’ın içişlerine daha fazla müdahil olmasını talep ettiler. Halbuki, Nisan ayında AİHM Saakaşvili’nin uğradığı muamele gerekçesiyle yaptığı başvuruları reddetmişti.

Bugün Gürcistan’da siyaset, sıkıntıdaki nüfusun sosyoekonomik ihtiyaçlarıyla gerçek hiçbir bağı olmayan, elitler arası hiziplerinin gösteriye dönüşmüş, birbirlerine çamur atma yarışması halini almıştır. İktidar ve muhalefet partilerinin meşruiyeti ciddi siyasi farklılıklardan ziyade karşılıklı düşmanlığın dramatize edilmesi üzerine kuruludur. İktidar ile muhalefet arasındaki teatral kutuplaşma, sivil toplumun sistematik zayıflıklarıyla, her önemli konum ve kaynağa erişimi elinde tutan devlet tarafından pekiştirilmektedir. O halde, Gürcülerin çoğunun ülkelerini bir demokrasi olarak görmemeleri pek şaşırtıcı değildir -önemli bir kısmı için, zaten hiçbir zaman da olmamıştır.

Gürcü ulusal kimliği ve Batı ile bütünleşme

Sovyetler Birliği’nin sona ermesinden bu yana, Batı yönelimli kalkınma Gürcistan’ın sorunlarını çözmekte başarısız olmakla kalmadı, onları daha da güç duruma soktu. Daha 1974’te Zviad Gamsakhurdia, İnsan Haklarının Korunması için Gürcü Girişim Grubu’nu kurmuştu. Onu Gürcistan Helsinki Grubu izlemişti. Zviad Gürcistan’ın bağımsız olması gerektiğine de inanıyordu, ancak bu fikrin geç dönem Sovyet Gürcistan’ında marjinal olduğunu da kabul etmişti. SSCB’nin 1991’de çöküşüyle ülkenin Sovyet-sonrası ilk devlet başkanı olduğunda yandaşlarını “Gürcistan Gürcüler içindir” şeklinde etno-milliyetçi sloganlarla seferber ediyordu.

Sovyet politikaları çok eskiden beri Gürcüleşmeyi -ulusal ve kültürel kurumlar ve nüfus yüzdesi açısından- hızlandırmıştı. Fakat Abhaz ve Oset azınlıkların ulusal-bölgesel özyönetimlerini de garanti altına almıştı. Zviad’ın milliyetçiliği Sovyet ulusal politikalarının emperyal olduğunu iddia ediyordu: Ruslaştırmaya çalıştığı için değil (bu, hiçbir zaman olmadı), Gürcü olmayan etnik gruplara bölgesel hak iddiaları sunduğu için. Gürcü olmayanlar yerleşikler ve misafirler şeklinde ayrılmıştı. Bu tür politikalar, bağımsızlık sürecinde asla çözülemeyecek gerilimleri alevlendirdi. Zviad ve görüşleri, bugün de geniş çapta kabul görüyor.

Zviad, insan hakları çerçevesinde destek için Washington’a yöneldi. Kasım 1991’de, Moskova’daki Gürcü temsilcilerine, ülkede kötüleşen siyasi durum, muhalif liderlerin tutuklanması ve Güney Osetya’daki çatışmalar üzerinden, ABD tarafından bir “diplomatik protesto notası” verilmişti. 12 Aralık’ta Zviad, ABD Dışişleri Bakanı James Baker’a gönderdiği cevap mektubunda insan haklarını, ABD’nin Gürcistan’ın bağımsızlığını garanti edebilecek siyasi bir temel olarak kullanmasını istemişti.

Bu çağrıya rağmen, Helsinki İzleme Komitesi 27 Aralık 1991’de, ABD protesto notasındakilere benzer şekilde, Zviad Gamsakhurdia ve rejimince işlenen insan hakları ihlalleri üzerine oldukça ağır bir iddianame yayınladı.

Washington’un endişesi insan haklarıyla değil, ülkede kimin başta olacağıyla ilgiliydi. ABD Gürcistan’ın bağımsızlığını 25 Aralık 1991’de resmen tanımış olsa da, resmi diplomatik ilişkiler asıl 1992’deki Gamsakhurdia karşıtı darbe ve eski Gürcistan Komünist Partisi lideri (1972-85), Sovyet dışişleri bakanı (1985-1991) Eduard Şevardnadze’nin iktidara dönüşüyle başladı.

1995’ten 2003’e dek resmen devlet başkanı olan Şevardnadze Batı’da bir reformcu olarak görülüyor, ABD’li yetkililerle daha önceki kişisel bağları dolayısıyla övülüyordu. Başkan olaraksa, Batı’nın romantik bir imajını merkeze oturtmaktan pragmatik olarak kaçındı. Şevardnadze’ye, iç savaş, ekonomik çöküş, toprak kaybı ve Batı Gürcistan’daki Gamsakhurdia destekçilerinin uzun süreli isyanı miras kalmıştı. Onları ezmek için de Rusya’nın yardımını istedi.

Aralık 1993’te Gürcistan Bağımsız Devletler Topluluğu’na katıldı (2008’de ayrıldı). Böylece Rusya’nın ülkedeki eski Sovyet askeri üslerinin kontrolünü elinde tutmasına izin verdi (Bunlar 2007’de tamamen kapatıldı). Bu esnada Rusya ve Sovyet-sonrası ilk başkanı Boris Yeltsin, kuralsız bir özelleştirme, mafya savaşları, bölgesel kaos, hatta yakın dönemli bir anayasal kriz denizinde boğuluyordu. Yine de Rusya’nın NATO gibi Avrupa ve Batılı kurumlarla bütünleşmesi yaygın olarak pazarlanıyor, Yeltsin Washington ile yakından çalışıyordu.

Şevardnadze Gürcistan’ın jeo-ekonomik konumunu “yeni İpek Yolu”nun parçası olarak görüyordu. Doğu-Batı işbirliğini güçlendirecek bu proje daha geniş bir açıdan “mutlaka Rusya’yı da içermeliydi.” Bu vizyon Gürcistan için hem Rusya hem de Batı ile bağları koruyan jeopolitik ve ekonomik bir orta yol öngörüyordu.

Buna rağmen Gürcistan’ın ABD’ye maddi bağımlılığı Şevardnadze döneminde derinleşti. Şevardnadze’nin kısmen bir reformcu olarak ünü ve Batı çıkarları için uygun bir figür oluşunun da yardımıyla, dış yardım çekebilme becerisi sonucu, 1991 ve 2001 arasında bir milyar dolardan fazla mali destek sağlandı. Bu, Gürcistan’ı kişi başına düşen ABD yardımı açısından dünyanın ön sırasındaki ülkeler arasına koyuyordu. Washington açıkça, zayıflamış bir Rusya’nın jeopolitik durumunun altını iyice oymak ve Sovyet-sonrası dünyada kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için Gürcistan’ı stratejik görüyordu. Şevardnadze de bunu, bir yanda Rusya ile dostane ilişkiler sürdürürken diğer yanda ABD’nin emperyal arzularından faydalanabilmek için kullandı.

Şevardnadze Batı’yla bağları sıkılaştırmayı boru hatları yoluyla da sağladı. Soyvetlerin çöküşüyle Hazar Denizi’ndeki petrol, onu sömürebilecek araçlara sahip olanlar için göz konan bir hedef olmuştu. Güney Kafkasya’da Azerbaycan’ın petrol ve doğalgaz yoluyla servet biriktirebilme yeteneği ona bir nebze jeopolitik bağımsızlık sağlarken, kaynaksız ve karalarla çevrili Ermenistan bu tür projelerden dışlandı, yoksulluk ve Rusya’ya aşırı bağımlılığa saplanıp kaldı. Gürcistan ise kendi cennet gibi coğrafyasını Karadeniz’e doğalgaz taşımak için kullanabildi. Karadeniz ve Hazar Denizi arası koridordaki jeo-ekonomik konumu, Batı’nın gözünde Gürcistan’ı kritik hale getiriyordu. Gürcistan, yalnızca Azerbaycan ile Türkiye arasındaki boru hatlarını bağlamakla kalmıyor, Hazar Denizi doğalgazının Avrupa’ya ulaştırılmasında da kilit rol oynuyordu. ABD’nin yardımıyla Bakü-Supsa boru hattı; Şevardnadze koltuğu bıraktıktan sonra da, “Batı’ya petrol kanalı” olacak Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı açıldı.

11 Eylül sonrası ABD önderliğinde yürütülen küresel “terörizmle savaş” da, Gürcistan’ın Batı’yla bütünleşme sürecini ve askeri gelişimini etkiledi. Kısa bir süre için de olsa, Rusya, ABD ve Gürcistan güvenlik çıkarlarını ortaklaşa gördüler. İki büyük güç, İslamcılığı bastırmak adına Çeçenya ve Afganistan’da barbarca savaşlar sürdürdü.

2002’deki Gürcistan Eğit-Donat programı, Washington’un Gürcistan’a milyonlarca dolarlık askeri yardım ve eğitim sağladığı birçok programın ilkiydi. Sınır ötesindeki savaşta olduğu gibi etnik Çeçenlerin yaşadığı Pankisi Vadisi önde gelen sebepti. ABD’nin programı Rusya başkanı Putin tarafından desteklenmişti -tıpkı iki yıl önceki savaşta Rusya’nın “toprak bütünlüğü”nün Şevardnadze tarafından desteklenmiş olması gibi. Gürcistan’ın ABD ve Rusya ile askeri ilişkileri, teröre karşı savaş anlayışı içinde iki tarafça da desteklenmişti. Şevardnadze ayrıca Gürcistan’ı NATO üyesi yapma taahhüdünde bulunmuş, 2003’te Irak’ı işgal eden “Gönüllüler Koalisyonu”nda yer almıştı.

Saakaşvili ve Radikal Amerikancılık

Mayıs 2005’te George W. Bush Gürcistan’ı ziyaret eden ilk ABD başkanı oldu. Orayı “bu coğrafya ve dünya için bir özgürlük feneri” olarak övdü ve “özgürlüğe giden yolda” ilerlerken ABD’nin bu ülkeye “sağlam bir dost” olacağını söyledi. Irak halkı ve “Gönüllüler Koalisyonu” adına, ABD önderliğinde girilen savaş ve işgale katılmış bine yakın Gürcü askerine teşekkürlerini sundu.

O sıralar, Gürcistan, “Gül Devrimi”nin getirdiği popülerliği hala taşıyan otuz yedi yaşındaki başkanı Saakaşvili tarafından yönetiliyordu. Renkli devrimler denilen olayların ilklerinden biri olarak Gül Devrimi ne basitçe Batı destekli bir darbe ne de hakiki bir demokratik gücün tezahürüydü. Batı’nın desteklediği bir rejim değişimiydi ve süreç başladıktan itibaren bir kısım yeni boy gösteren seçkin ve Batılı güçler kendi çıkarları için bunu desteklemiş ve kullanmıştı.

Gürcistan özelinde Şevardnadze Batı’nın gözünden daha düşmemişti ancak Kasım 2003’te seçim sonuçlarının tahrif edilmesine karşı ortaya çıkan öfke Tiflis’te haftalar süren gösterileri ateşledi. Ana talep Şevardnadze’nin istifasıydı. Yeni filizlenen ve Batı tarafından finanse edilen sivil toplum örgütleri ağı olaylardaki kilit siyasi aktörlerdi. Ön safta Açık Toplum Enstitüsü tarafından fonlanan ve Saakaşvili’nin partisiyle irtibatlı olan öğrenci topluluğu Kmara vardı. Bunu izleyen Ocak 2004 seçimlerini Saakaşvili rakipsiz olarak kazandı.

Saakaşvili ve müttefikleri kendilerini, zaten Batı yanlısı olan Şevardnadze’den daha Batılı olarak konumlandırmak zorundaydı. Augusto Pinochet, Margaret Thatcher ve Ronald Reagan gibi şahsiyetlerin ölçüsüz serbest piyasa ortodoksisini, milliyetçiliğini ve anti-komünizmini göklere çıkarıyorlardı. Dünya çapında milyonlarca insan onlara karşı mücadele ederken, bu reformcular küreselleşmenin ve neoliberalizmin ilerici değerlerine inanıyordu.

Washington Soğuk Savaş sonrası kendini bulduğu tek kutuplu konumuyla, Gürcistan gibi eski komünist ülkeleri kendine bağımlı devletlere dönüştürürken; bu devletler de yatırım çekme rekabetinin baskısı altında, keskin piyasa reformlarıyla sermayeyi kendilerine çekmeye çabalıyordu. Bu reformların Gürcistan’daki mimarı Tiflis doğumlu Rus oligark Kakha Bendukidze’ydi. 1990’lar Rusyasında başta Yekaterinburg’daki ağır makine üreticisi Uralmash’ı alarak bir milyar dolar kadar kazanmış, dogmatik bir liberteryan olan Bendukidze ekonomi reformları bakanı olarak 2004’te Gürcistan’a döndü. Derhal ekonominin neredeyse tamamına yakınının özelleştirilmesine, kalan sosyal güvenlik ağının ya da iş korumalarının içinin boşaltılmasına nezaret etti. Bu politikalar eşitsizliği ve yoksulluğu keskin bir biçimde arttırdı.

Bu ölçüsüz piyasalaştırma, Saakaşvili hükümetinin Gürcistan için giriştiği kapsamlı milliyetçi yapılandırmayla rahatça uyuştu. Gürcistan’a, kadim bir Hristiyan haçlı milleti, otantik bir Avrupa ülkesi ve geçmişteki Rus emperyalizminden ayırt edilmeyen Sovyet komünizmine kurban olmuş ama ABD tarafından kurtarılmış ve ona ilelebet müteşekkir kalacak bir millet şeklinde yeni rol biçildi.

2006’da Bush’la bir görüşmesi sırasında Saakaşvili ABD’nin emperyal çıkarlarına Gürcistan’ın milli bağlılığını tekrarlayıp, ABD’nin Irak’taki hakimiyetinin “Gürcistan gibi ülkeler için de başarı olduğunu; özgürlüğü seven, güvenlik isteyen, kendisi ve ailesi için daha güvenli bir dünyada yaşamak isteyen herkes için başarı” olduğunu söylüyordu.

Bush da, Saakaşvili’nin bariz sert ve anti-demokratik yönetim şekline rağmen Gürcistan’ı oturmuş bir demokrasi olarak takdim ediyordu. Ülkenin “sembolik sermayesi” onu Bush yönetiminin özgürlük gündemine ve demokrasiyi teşvike dayalı dış politikası için “özel bir değer” yapmıştı. Saakaşvili, John McCain ve daha perde arkası Cumhuriyetçi lobici Randy Scheunemann, Lockheed Martin’de yönetici olan ve NATO Genişleme Komitesi başkanı Bruce P. Jackson’la doğrudan bağlantılar yoluyla ABD Cumhuriyetçi ekiple kişisel bağlar kuruyordu.

Bu dinamikler, Fransa ve Almanya gibi önemli ülkelerin itirazlarına rağmen, ABD’nin neden 2008’deki meşum Bükreş Zirvesinde, ileride üyelik garantisiyle sonuçlanan Gürcistan’ın NATO’ya Üyeliği Eylem Planı için bastırdığını açıklamaya yardımcı olabilir. 2008 savaşından sonra da ABD Gürcistan’a daha önce eşi görülmemiş bir milyar dolarlık yardım sağlamıştı.

Ulus inşası, ABD’nin başını çektiği küreselleşme perspektifi içinde bir Gürcü milleti oluşturma yönelimli olduğundan, Gürcistan’ın Sovyet geçmişine bir hafıza savaşı açıldı. Şevardnadze dönemi sorunları, yeni reformcuların sokmak istedikleri Batı görünüşlü yönelime karşıt olarak, neredeyse tamamen SSCB dönemi kalıntısı, yozlaşmış ve geri olarak kodlandı.

En çarpıcı olarak 2006’da Tiflis merkezinde Sovyet İşgali Müzesi açıldı. SSCB, Gürcülerin de bizzat kurduğu ve ondan faydalandığı bir sistem olma yerine Gürcistan’a tümüyle dışsal bir şeymiş gibi sunuldu.

Sivil toplum da ulus inşası için bu tarihsel anlatıya katkısını sundu. “Institute for Development of Freedom of Information” ve Sovyet Geçmişini Araştırma Laboratuarı gibi Batı fonlamalı STK’ların her biri, Gürcistan’ı Sovyetleşmenin kurbanı olmuş bir millet olarak gösteren anlatıları yaygınlaştırıyorlar. Batı himayesinde, Gürcü toplumunun geri kalanından ayrı ve konfor içinde yaşayan Saakaşvili dönemi entelektüelleri STK’ları yeni bir tarihsel ulus vizyonu oluşturmak için kullanmada kilit rol oynadılar.

Batının sınırlılıkları

Gürcü Rüyası, Saakaşvili hükümetinin temel politikalarını miras aldı ve geliştirdi. Gürcistan 2012’den bu yana bir miktar ekonomik büyüme de yakaladı. Buna rağmen Batı yönelimli kalkınma ve ulus inşasının sınırları da görüldü.

Bu yıllar içinde ABD 1,8 milyarı USAID kanalıyla olmak üzere toplamda 4 milyar dolara yakın bir miktarı Gürcistan’ın “demokrasi, serbest piyasa ve Batı yönelimine” destek olarak sağladı. Milyarlarca AB fonuyla beraber bu, Gürcistan ekonomisini ayakta tutmak için sistematik olarak dış yardıma dayanmayı teşvik etti.

Batı hükümetlerinin, kuruluşlarının ve STK’ların Gürcistan’a karşı politikaları, çoğu zaman Gürcü demokrasisi üzerine, tartışılır Freedom House Endeksi ve benzeri kıstaslarla verilen ölçümlere dayanır. Gürcistan’ın 2022 Freedom House raytingi, kısmen 19 Nisan’da Avrupa Konseyi başkanı Charles Michel’in aracılık ettiği mutabakatın çökmesi sonucu düştü. Mutabakat, Ekim 2020 seçimleri sonrası yaşanan altı aylık siyasi krize bir son vermişti. Gürcistan’ın görece demokratik durumunun, Gürcistan’daki yerel kurumların güçlendirilmesi sonucu değil de AB destekli bir anlaşmayı izlemesine bağlı olduğu görülmüştü. AB şu an en görünür Batılı güç olarak ABD’nin yerini almış durumda; yerel siyasi krizlerin yönetiminde daha aktif bir rol üstleniyor.

Askeri açıdan, yıllardır süren ABD katkısı Gürcistan’ın kendini koruma kapasitesini fazla geliştiremedi. Gürcü askerlerini daha çok Irak ve Afganistan’daki isyan bastırma operasyonları için hazırlamaya gösterilen aşırı dikkat, ABD’li askeri üstlenicilerin asıl önem verdiği şeyin kendileri olduğunu gösteriyordu. Washington’un Gürcistan’ın bir araç olarak değerlendirdiği düşünüldüğünde bu pek de sürpriz değil. Gecikmeli olarak, bunu değiştirmeye başladığı görülüyor. 2017’de Trump yönetimi, Obama dönemi kısıtlamaları kaldırarak Gürcistan’a Javelin tanksavar füzeleri satışına izin vermişti. 2018’de de ABD öncülüğünde Gürcistan Savunma Hazırlık Programında bölgesel savunma eğitimine ağırlık verilmeye başlandı.

Avrupa’yla birleşmek mi, Gürcistan’ı terk etmek mi?

Gürcistan’ın vahşi bir kapitalizme dönüşüyle birtakım işletmeler, özellikle finans alanında, baskın çıktı; ülkeyi kripto-paralar, kumar, mikro-finans ve diğer alçak kredi dalavereleri için cennet haline çevirdiler. Yaygın olan eksik istihdam ve işsizlikle birleştiğinde bu ekonomik senaryo ciddi bireysel borç krizlerine yol açıyor. Bu sorunları ele alabilecek daha kolektif bir güç olmayınca, tekil şiddet olayları, banka soygunları ve giderek çoğalan sağcı intikamcılık eylemleri artıyor.

2019’da Gürcü Rüyası kurucusu Bidzina İvanişvili ülkede oldukça düşük ücretlere ve işsizliğe çare olarak Gürcüleri ayrılmaya teşvik edip özünde AB’ye istikrarlı ve ucuz işgücü sözü verdi. Çok reklamı yapılan AB’ye vizesiz seyahate rağmen, ortalama bir Gürcü Avrupa’da bir tatile bile güç yetiremez.

Buna, turizme aşırı bağımlılık eşlik ediyor. Son derede istikrarsız olan turizm, son pandemide olduğu gibi, kolayca altüst olup ciddi ekonomik sonuçlara yol açabilir. Ekonominin merkezinde yer alan turizm ayrıca üretimi değil tüketimi teşvik ederek ekonomik performansı ve dayanıklılığı zayıflatmaktadır.

Aynı zamanda, Gürcistan’a yatırım yapan Batılı şirketler çok az vergi ödüyor, neredeyse yasalarca dokunulmadan istedikleri gibi çalışmalarına izin veriliyor –yoksa, Gürcü hükümeti dış baskıyla karşı karşıya kalıyor. Frontera Resources, ABD’li politikacıların yardımına koştuğu ve kötü uygulamalarla anılan ABD’li petrol şirketi, bunun başta gelen örneği.

Şimdiki savaş koşullarında, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova’yı izleyerek AB’ye katılma başvurusunu iki yıl öne çekerek sundu. Ancak, olacaksa bile, AB üyeliği için daha epey bir yol olduğu görülüyor.

Ülkenin en zengin ve Batı bağlantılı Tiflis merkezini Ukrayna bayrakları kaplıyor; yine de Ukrayna yanlısı gösteriler çok çabuk sona erdi. Gürcü standartlarına göre bile ufak kaldı. Avrupa ve Kuzey Amerika’da ise Rusya’nın Ukrayna savaşı siyasi fırsatlar için büyük bir heyecan ortaya çıkardı. Batılı kurumları yeni bir amaç doğrultusunda birleştirdi, sivil toplum yeni bir ahlaki haçlı seferi, silah üreticileri de yeni sözleşmeler ve yeni doğalgaz akış yolları buldu.

Gürcistan’da ise bu tür bir heyecan yok. Siyasi bıkkınlık ve hınç alttan alta kaynıyor. Çünkü sadece Batıyla bütünleşme boş bir hayal değil; Gürcüler her gün Batı’ya otuz yıllık sadakatin inşa ettiği, ücretlerin düşük, fırsatların yetersiz olduğu bir topluma uyanıyor. Çoğu için kalan tek seçenek ise ayrılmak.

[Jacobin’deki İngilizce orijinalinden Hasan Keser tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur