Gelecekte yüzer kentlerde mi yaşayacağız?

Bugün yüzer kent ya da yapay ada alanlarında projeler gittikçe çoğalıyor. Yaşama geçmiş projeler olduğu gibi hazırlanmakta olan dev mega yüzer kentlerden deniz altına inen çok katlı yüzer kentler de bulunmakta. Düşlerin sınırı yok ancak amaç yeni Venedik yaratmak değil

Gelecekte yüzer kentlerde mi yaşayacağız?

Görsel: PayPal’ın kurucusu Peter Thiel yüzen kent projesi

İktisadi ve toplumsal sorunlarla haşır neşir olduğumuz ve kötümserliğin giderek arttığı günlerde, çevre ve sorunlarından söz etmek zor görünüyor. “Öyle ‘acil’ bir sorun da yok” gibi diyerek hep erteliyor ve devekuşu gibi kafayı gömüyoruz.

2030-2050 yılından söz ederken çoğumuz daha çok var diyoruz.

Kimileri ise bu tarihler için “yarın” diyor.

Cumhuriyet’in 100.yılına işte şurada az kaldı.

Zaman çabuk geçiyor. Dünyanın başına gelene ve gelmekte olan felaketlerin yarın kapımızı çalacağı kesin. COVID-19 gibi de olmayacak. Sonuçları ağır ve kalıcı olacak.

Ama önlem alma konusuna gelince hep erteliyoruz.

Bizi uyaran çevrecileri komplocu olarak nitelendirip suçluyor, cezalandırıyoruz.

“Nereden çıktı bu felaketler, ne güzel yaşayıp gidiyorduk” diyenler çoğunlukta. Özellikle kâr peşinde koşanlar.

Küresel ısınma ile ilgili uyarılar hız kesmiyor. 2030-2050 yılında küresel sıcaklığın 2-3 dereceden fazla artmaması için salınımların azalması (karbon dioksit, metan, azot vb) gerektiği konusunda yapılan iklim zirveleri de bir sonuç vermiyor. Geri dönüşü çok zor olan bir dönemdeyiz.

İklim konusunda kuşkucu olanlarda durmuyor. Bilim ve teknik bu işi çözer demek için milyon dolarlar lobiler, çok uluslu şirketlerin kurduğu sivil toplum örgütleri tarafından harcanıyor. 2000 yılında 120 milyon dolar harcamışlar.

Petrol şirketleri, kutup ayısı küresel ısınmadan ve dolayısıyla buzulların erimesinden etkilenmez demez ama bunu biz uzmana söylettirmek için kesenin ağzını açar.

Konumuzda işte özellikle kutuplarda buzulların erimesi ve sonucunda okyanus ve denizlerde su seviyesinin yükselmesi. Kıyı ve ada kentlerin yaşamı tehlikede.

İnsan su üzerinde hep yaşadı

Yapılan tahminlere göre 2100 yılına kadar su seviyesi 1,10 ila 2 metre kadar yükselecek.  500 kıyı kenti etkilenecek. 2,4 milyar insanın yaşamı söz konusu. Kıyı kentleri dışında en çok etkilenecek olanlar ada kentler ya da ada devletler. Şimdiden kimi ada devletler önlem almaya çalışıyorlar.

Dünyadaki büyük megapol (ana kent, dev kent adı da verilen ve nüfusu 10 milyonun üzerinde olan yerleşim yerleri) sayısı 22 olup bunların 15’i deniz-okyanus kenarındadır.

Kısacası dünya nüfusunun yarıdan fazlası 100 km. genişliğinde olan kıyı şeridine bağlı olarak kara içinde yaşamaktadır ve 2035 yılına kadar dünya nüfusunun yüzde 75’i bu şerit içinde yaşayacaktır.

Kentleşme giderek artıyor, dolayısıyla kentsel arazi talebi de artıyor. Tarım arazileri acımasızca kentsel rant altında eziliyor. Su seviyesi yükseldikçe insanlara daha geriye çekilip daha fazla tarım arazisini kentsel alana dönüştürecek. Tarımsal nüfus ve etkinlikleri daha çok etkilenecek. Sonuç yetersiz beslenme, açlık ve dışa bağımlılıktır.

Avrupa Copernicus hizmetlerinin verilerine göre 2020 yılında dünyadaki sıcaklık sanayi öncesi sıcaklığa göre, okyanus olgusu olan El Nina’nın getirdiği soğukluğa karşın 1,25 derece daha fazla arttı.  2016 yılı da böyle idi. Virüs nedeniyle salımlar da azalma olsa bile bu sıcaklık artışı gelecekte iklim üzerinde daha da felaketli sonuçlara yol açacaktır. Bu sonuçlardan biri su seviyesinin artacak olmasıdır.

Su seviyesinin yükselmesine karşı direnmek yerine bununla yaşamak için insanlar çözüm peşinde. Sera gazı etkilerinin küresel iklimi değiştirmesi sonucu buzulların erimesiyle ortaya çıkacak su seviyesi yükselmesini şimdiden azaltmak için bu gazların salınımına son vermek gerekir. Ancak bu da zaman alacak ve yükselmenin kısa sürede önüne geçilmesi zor olacak. Bu konuda söylenen çok, zirve çok ama eylem yok. Herkes başkasının adım atmasını bekliyor. Kimiler ise teknolojiden çözüm bekliyor.

İnsanoğlu su üzerinde hep yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

M.Ö. 3.yy’da ilk su üzeri yerleşimleri görülüyor.

Thomas More’ın düşlediği “Ütopya”da su üzerinde ada söz konusudur ve ada ideal devlettir.

Kevin Kostner’in 1995 yılında çevirdiği “Waterworld” bilim-kurgu filmi deniz yükselmesiyle su üzerinde yaşamın çözümlerini arıyor.

Bugün gemi, mavna, yat, yelkenli gemi içinde akarsu, göl ve denizlerde yaşayan insanlar var. 2017 yılında Fransa’da 1800 ev-gemi bulunmakta.

Petrol ya da gaz platformları yüzer kente örnek olabilir. Yüzlerce insanın yaşadığı küçük köylerdir.

Kimi tatil köyleri su üzerinde yaşam alanları sunuyor. Bir üzüm salkımı gibi deniz yüzeyine yayılan bu köyler çok sayıda turist çekiyor.

Kimi ülkelerde deniz kıyısı, göl de su üzerinde temel kazığı üzerinde inşa edilmiş evlerde yaşayan binlerce aile vardır (Hindistan, Pakistan). Kamboçya’da Tonlé Sap gölünde 1000 aile yaşamaktadır. Nijerya’da Lagos denizkulağında(lagün) Mokoko kenti kazıklar üzerine kurulmuş bir gecekondu semtidir.

Birmanya’da İnle gölünde yaşayan aileler aynı zamanda gölün üçte birini kaplayan yüzer bahçelerle sebze ve meyve yetiştirerek geçimlerini de sağlamaktadır.

Bugün ise yüzer kent ya da yapay ada alanlarında projeler gittikçe çoğalıyor. Yaşama geçmiş projeler olduğu gibi hazırlanmakta olan dev mega yüzer kentlerden deniz altına inen çok katlı yüzer kentler de bulunmakta. Düşlerin sınırı yok ancak amaç yeni Venedik yaratmak değildir.

Neden yüzer kent projesi? Bunu üç nedene bağlayabiliriz.

  1. Zorunlu neden yani deniz ve okyanus seviyelerinin yükselerek ada ve kıyı kentleri istila etmesi ki ele aldığımız konu budur.
  2. Ekolojik seçim yani kimi kişi ve kuruluşların girişimiyle yapılacak (yapılmakta olan) yüzer ada ve kentler. Özel mülkiyet kapsamında kimi yaşamdakalmacıların da içinde bulunduğu özel kentler.
  3. Jeopolitik neden yani münhasır ekonomik bölgeyi genişletmek amacıyla denizlerde yüzer ada ya da kentler inşa etmek.

Kıyıların kumlarla doldurularak yerleşim alanları elde edilmesi ya da deniz yüzeyinde yapay adalar oluşturup örneğin tatil köyleri yaratmak gibi uygulamalarda vardır. Dubai’nin palmiye şeklindeki adaları ya da Singapur kentinin 1960 yılından beri kumlarla doldurarak denizden yüzde 25 alan kazanması olaylarını konumuz dışında bırakıyoruz. Çünkü deniz yükselmesiyle bu tür yerlerde tehlike içinde olacaklardır.

Kıyıları doldurup yükseltmek ne derece etkili olabilir bilemiyoruz. Ama dünyada bunun aksi görülüyor yani kıyılar tahrip ediliyor [1]. Hollanda bu konuda denemeler yapıyor. Denizden kazandıkları ünlü “polder”leri geri çekmeye çalışıyorlar.

Birleşmiş Milletler -Habitat (İnsan yerleşmeleri için BM programı) çerçevesinde sürdürülebilir yüzer kentler konusunda çalışmalar yürütüyor. 3 Nisan 2019 tarihinde özel firmaların projesi olan “Oceanix” adlı iklim sığınmacılarına yönelik yüzer kent projesini sunarak destek istiyor.

PayPal patronu Peter Threl “Seasteading” projesiyle 300 kişilik, 3000 metrekare alanda zenginlere yönelik yüzer kent projesi yapıyor ve 167 milyon dolar ayırıyor. Proje için talep artarsa kente yeni yüzer modüller ekleyerek büyütmek istiyor.

Yüzer kentlerin özellikleri, yararları

Özel projeler dışında zorunlu nedenle yüzer kent ya da adalar konusunda projeler yürütülüyor. Gerçekleşmiş projeler de var tabii ki. Bu konuda en çok çalışanlar Hollandalılar. Amsterdam’da yüzer kent, konteyner kullanarak öğrencilere yönelik yüzer yurt yaptılar. Rotterdam’da yüzer çiftlik yapıp süt üretiyorlar.

Yüzer kentler için arsa sorunu yok. Kentin büyümesi deniz yönünde ve artık tarım toprağını ele geçirmeyecek. Temel yok, beton dökmek yok.

Ancak deniz, göl, okyanusta yer seçimi önemli. Denizaltı yaşamı dikkate alınmalı. Gel-git bölgeleri düşünülmeli.

Evler karada inşa edilip yüzer kente dahil edilecek: İstihdam da yaratacak.

Evlerde olduğu gibi ev dışında da yaşam alanı istenildiği kadar geniş olabilir. Yeşil alandan spor alanlarına kadar.

Kent için gerekli enerji rüzgâr ya da güneş enerjisiyle elde edilebilir ve böylece anakaradan bağımsız olabilir. Çöpler geri dönüşümle yeniden kullanılır. Yağmur suyu toplanarak içme suyuna çevrilebilir.

Anakara ile bağlantısı altyapı olarak sağlandığı gibi enerji olarak da sağlanabilir.

Dalgalara, fırtınalara karşı dayanıklı olması gerekir. Kimi bölgelerde tsunami bile düşünülmeli.

Mega yüzer kent inşa etmek yerine semt özellikli 300-500 kişilik adalardan oluşan kentler düşünülmeli diyor kimi uzmanlar.  Şöyle örnek veriliyor: 6 platform= 1 köy, 6 köy=1 kent= 10.000 kişilik bir kent. Toplam alan 75 hektar.

Kent içi ulaşım yaya olarak, bisikletle ya da küçük kayıklarla sağlanacak. Elektrikli olabilirler.

Toplu bahçelerde sebze üretmek mümkün. Deniz yosunu, deniz ürünleri kent için gelir kaynağı da olabilir. Yaşlılar ve çocuklar için özel alanlar ayırmak mümkün.

Yüzer evler dışında çok katlı ve kimi kamu hizmetlerine (kütüphane, huzur evi, çocuk yuvası gibi) yönelik çok katlı evler de öngörülebilir.

Kimi projelerde yüzer kentin gerekirse yer değiştirebileceği öngörülüyor. O halde, sabit ya da gezer olabilirler.

Kimi sorular

Öncelikle denizde yapılacak bu kentler için önemli olan soru şu: Deniz alanı ya da münhasır ekonomik alan devlete aittir. Burada yapılacak yüzer kentler özel sektör tarafından yapıldığında izin alınması gerekecek mi? Bir tür inşaat ve ruhsat izni? Deniz yüzeyi nasıl satılacak, nasıl değerlendirilecek? Kıyıdan uzaklığı ne olacak? 1 km ilâ 10 km arasında bir uzaklık mı olacak? Her kıyıda yapılabilecek mi? Bu konularda mevzuatın hazırlanması gerekir.

Yüzer kentlerin anakarayla olan bağlantılarında (yüzer kent ne kadar özerk olsa da bağlantı gerekecek) ne gibi bir uygulama yapılacak? Elektrik, su, gaz, ulaşım, altyapı gibi sorunları önceden gözden geçirmek gerek.

Yüzer kentlerin sürekli olarak gözden geçirilmesi ve bakımının sağlanması gerekecek. Bu açıdan sigorta, bakım-onarım hizmetlerinin de (özellikle su ile temasta olan temelin) ele alınması gerekecek.

Kentlerin bulunduğu alanda deniz altı dünyasına verebileceği zararların sürekli denetlenmesi gerekir. Bu nedenle yer seçimi önemli. Kıyıların ve deniz altı yaşamın korunması ilk öncelik olmalıdır.

Şimdilik belki bir ütopya gibi görülse de yüzer kentlerin artan küresel ısınmayla yakın zamanda gerçeğe dönüşme olasılığı büyük.

Ancak zenginlerin yüzer kentlerde keyif sürerken tahrip olan kıyılarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan fakirleri seyretmesine izin verilmemelidir.

Varlıklı insanların vergiden kaçmak için ayrıcalıklı ve özerk bir yüzer kent inşa etmelerine izin verilmemelidir.

Burada da toplumsal dayanışma ve planlama ön düzleme çıkıp küresel ısınmadan dolayı yaşamları tehlikeye girenlere öncelik verilmelidir.

Kimi kez ütopyalar gerçek olabilir.

Gelecek kuşakların düşünmesi isteğiyle.

Dipnot:

[1] Bknz. İsmail Kılınç, Okyanus ve deniz kıyılarının tahribatı, sendika.org, 6 Ocak 2021.

Kaynaklar:

Julien Damon, Vers des villes flottantes, Constructif, 2020/3, no.57.

Guillaume Pitron, La guerre des metaux rares, les liens qui liberent, 2018.

Antonin Pottier, Comment les Economistes réchauffent la planète? Seuil, 2016.

Sebastian Balibar, Climat, y voir clair pour agir, manifeste le pommier, 2015.

Margaux Lacroux, 2020 décroche la première place de l’année la plus chaude, exaequo avec 2016, La Libération, 8 Ocak 2021.

Alain Grandjean, Helene Le Teno: Miser(vraiment) sur la transition écologique, Edit.De l’Atelier, 2014.

Naomi Klein: Tout peut changer, capitalisme et changement climatique, Actes sud, 2015.

Jean-Michel Valantin: Geopolitique d’une planète déréglée, Seuil, Anthropose, 2017.

fr.wikipedia; nouvelobs.com; blogs.mediapart.fr; pnich.com; terraco.nt; franceculture.fr; nationalgeographie.fr; ouest.france.fr; urbaninfo.fr; lepoint.fr; demainlaville.com; owdin.live; latribune.fr; cairn.info; artetv.com

 

 

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur