Ağar ile Peker’i birbirine kim saldı?

MİT, Sedat Peker üzerinden Mehmet Ağar ve ekibini psikolojik operasyon aracılığıyla teşhir etmektedir ve bu temelde politik etkisini sıfırlamaktadır. Bu teşhir operasyonunun etkili bir şekilde yapılabilmesi için, Sedat Peker’in ülke dışında bulunması gerekiyordu. Çünkü ülke içinde Mehmet Ağar ile ilgili olarak yapılan bu ifşaatlar yapılamazdı ve hemen yakalanıp cezaevine konurdu. Bir tür “Tavşana kaç, tazıya tut” politikası uygulanmaktadır

Ağar ile Peker’i birbirine kim saldı?

Sedat Peker’in çok kısa bir süre önce YouTube üzerinden yayımlamaya başladığı videolar, kamuoyunda çok ses getirdi ve ister istemez insanlar neler oluyor diye sormakta.

Önce temel bir tespit yapalım ve bu temelde yazının başlığında sorduğumuz soruya cevap verelim: Ağar ile Peker’i birbirine R.T. Erdoğan ve Hakan Fidan ikilisi saldı ve yaşananlar psikolojik bir operasyondan başka bir şey değildir. Bu psikolojik operasyonda hedef Sedat Peker değil (o da bir noktaya kadar hedeftir) ama asıl Mehmet Ağar’dır ve Sedat Peker bu psikolojik operasyonun aracı olarak kullanılmıştır. Sedat Peker bunun farkında olsun ya da olmasın. İşin özü değişmez.

Sedat Peker şu an tam da Erdoğan ile Fidan’ın istemiş olduğu istikamette hareket etmektedir. ABD seçimlerinden sonra yazmış olduğum birçok makalede, ABD’de Joe Biden’ın seçilmesinden sonra, Erdoğan’ın Biden ile taktik işbirliği aradığını ve bu temelde hem iç hem de dış politikada manevra yaptığını, iç politikadaki  manevranın ise Gülen Cemaati ile kopuşmadan sonra geçici olarak işbirliği yapılan  politik kesimlerin (MHP, Mehmet Ağar, Süleyman Soylu,  Hulusi Akar vs.) tasfiyesi olduğunu belirttim.

Çok kısa bir zaman önce, Erdoğan ile Fidan’ın Garê operasyonu bağlamında Hulusi Akar’a çekmiş oldukları psikolojik operasyondan sonra şöyle bir öngörüde bulunmuştum:

“Olayların gelişimi ya da mantığı, Erdoğan’ın yukarıda belirttiğimiz dört politik eksenden ikincisi olan MHP ve uzantılarını tasfiye hareketine Hulusi Akar’dan sonra Mehmet Ağar ve Süleyman Soylu ile devam edebileceğini göstermektedir. En son da MHP’nin etkisiz hale getirilme süreci yaşanacaktır.” (Kemal Erdem, Garê operasyonu MİT’in bir kumpası mıydı?)

ABD’de Joe Biden’ın seçilmesinden sonra, Erdoğan-Fidan ikilisi, yukarıda belirttiğimiz güçlerle ittifak ilişkilerinin koparılması politikasına Hulusi Akar ile başladılar ve iki olayla Akar’ı kamuoyunda teşhir ettiler. Bunlardan ilki, geçen yılın YAŞ’ından sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’na bilerek atanan Tuğgeneral Serdar Atasoy’un “FETÖ”cü olduğu iddiasıyla Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar tarafından göreve başlatılmamasıydı. Gerek yandaş gerekse de muhalif medyada bu terfiye onayı Hulusi Akar’ın verdiği ve bundan dolayı da Akar’ın sorumlu olduğu yönünden eleştiriler yükseldi. Halbuki, atamalar MİT’in onayından geçtikten sonra Savunma Bakanı tarafından onaylanıyor ve Cumhurbaşkanlığı’na sunuluyordu. Kimse MİT’in bu atamada Savunma Bakanı’na niçin doğru bilgi vermediğini sorgulamadı ve direkt “ceza” Akar’a kesildi.

Akar’a ikinci teşhir ise bu olaydan kısa bir süre sonra Garê operasyonu bağlamında yapıldı. Garê’deki başarısızlık da Akar’a kesildi ve kamuoyunda teşhir olması sağlandı. Bu olaydan sonra, sıranın Ağar ile Soylu’ya geleceğini belirttik ve Peker olayı ile de sıra Mehmet Ağar’a geldi.

Önce sorulması gereken soru şudur: Ağar ile Peker arasındaki sorun nedir?

Buna verilecek yanıt hiçbir şeydir!

Peker bugüne kadar yayınladığı videolarda Ağar ile arasında direkt bir çıkar sorunundan bahsetmemektedir. Evine yapılan baskında, ailesine kötü muamele yapıldığını ileri sürmekte ve bundan da Mehmet Ağar’ı sorumlu tutmaktadır. Tamam da bu polisin içinde hiç mi bugünkü rejim yanlısı olan polisler yok? Peki birileri bilerek Peker’in ailesine kötü davranarak ve Peker’i kızdırıp Ağar’a yönelmesini sağlamış olamaz mı? Diğer taraftan da ona Ağar ile ilgili bilgileri sızdırıp açıklamasını sağlamış olamaz mı? Bu birileri de MİT bağlantılı olamaz mı?

Tavşana kaç, tazıya tut

Bugün Mehmet Ağar olayıyla, Sedat Peker’in yurtdışına niçin gönderildiğini çok iyi anlıyoruz. MİT, Sedat Peker üzerinden Mehmet Ağar ve ekibini psikolojik operasyon aracılığıyla teşhir etmektedir ve bu temelde politik etkisini sıfırlamaktadır. Aynen Hulusi Akar’a yapıldığı gibi. Bu teşhir operasyonunun etkili bir şekilde yapılabilmesi için, Sedat Peker’in ülke dışında bulunması gerekiyordu. Çünkü ülke içinde Mehmet Ağar ile ilgili olarak yapılan bu ifşaatlar yapılamazdı ve hemen yakalanıp cezaevine konurdu. Bir tür “Tavşana kaç, tazıya tut” politikası uygulanmaktadır.

AKP’nin üst düzey kadroları ve MİT, Berat Albayrak üzerinden Sedat Peker’i korkutarak yurtdışına çıkmasını sağladılar ve sonra da Ağar ile karşı karşıya getirdiler ve sözde Peker’in “gizli kanalları”na Ağar ile ilgili bilgi sızdırarak onun Youtube üzerinden kullanmasını sağladılar. Bundan dolayı Sedat Peker’in Youtube üzerinden Mehmet Ağar’ı hedef alması dolaylı bir MİT operasyonudur. Sedat Peker genel siyasi çerçeveyi anlamadığı için, yaşanan olaylara bir anlam verememektedir. Halbuki farklı bir siyasi pencereden olaylara bakıldığı zaman manzara oldukça net görünmektedir. Aynı durum muhalif medya için de geçerlidir. Muhalif medyada yapılan yorumların ezici çoğunluğu sorunu ıskalamış görünmektedir.

MİT, Mehmet Ağar’ı Sedat Peker üzerinden teşhir ederken, bu teşhir belirli bir düzeye ulaştıktan sonra Peker’i yurtdışında bir operasyon ile ülkeye getirip ve sesini kesmeyi planlıyor olabilir. Ama Peker’in BAE’ye kendisini atması, eğer böyle bir plan yapmışsa MİT’in biraz zorlanabileceğini göstermektedir.

Sedat Peker’in Ağar’ın oğlu ile ilgili yapmış olduğu ifşaatlardan (özellikle gazeteci Yeldana Kaharman’a yapıldığı iddia edilen tecavüz ve öldürme olayı) sonra, AKP’nin Tolga Ağar’ı Genel Merkez Teşkilat Başkanlığı Marmara Bölge Koordinatörlüğü’ne atamasının anlamı ise Mehmet Ağar’da Sedat Peker olayında kendilerinin bir ilgisinin olmadığı kanısını oluşturmaktır. Böylece Mehmet Ağar’ın kafasını karıştırarak dikkatini başka yere yöneltmesi sağlanmaktadır.

Gerek Ağar’a gerekse de Akar’a yapılan psikolojik operasyonların amacı, onları sorunsuz ve direnmeden tasfiye etmektir. Kamuoyunda imajlarının yıpranması ve kötü görünmeleri (hatta Ağar için mahkeme yolu da gösterilerek) onların daha kolay tasfiye edilmelerine neden olacaktır. AKP gerek Ağar’ın gerekse de Akar’ın bulunmuş oldukları kurumlarda AKP’den bağımsız bir şekilde örgütlenmelerinden çekinmektedir ve bu örgütlenmelerin “başını kopararak” var olan kadroların direncinin kırılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bir kez “baş kopartıldıktan” sonra vücut kolay tasfiye edilecektir. Bu psikolojik operasyonları hiç kuşkusuz başka psikolojik operasyonlar izleyecektir.

Neden şimdi?

Sormamız gereken bir başka soru da şudur: AKP’nin ittifak yaptığı kadrolar niçin şimdi tasfiye edilmek isteniyor ve bu tasfiyeler AKP için zorunlu mudur?

Bu soru ancak AKP’nin kurmak istediği yeni rejimin perspektifi temelinde az çok doğru yanıtlanabilir. Gülen Cemaati ile kopuştuktan sonra, AKP’nin hedeflediği rejimi inşa edebilmesi üç alana dışarıdan bir takviyenin yapılmasına bağlıydı. Bunlardan ilki siyasal alandı. AKP’nin kendi tabanı tek başına seçimlerde meşruluk üretimine izin vermiyordu. Bundan dolayı MHP, iç karışıklığı kullanılarak ve elbette Devlet Bahçeli aldatılarak ve de yanlış bir stratejiye çekilerek AKP’ye rampa yapıldı. İkinci alan ise orduda AKP’nin zayıflığıydı. Daha önceki bir makalede de belirttiğimiz gibi, ordunun AKP’ye uygun olarak dizayn edilmesi için Roboski Katliamı’ndan sonra Hulusi Akar seçildi ve önü MİT aracılığıyla açılarak Genelkurmay Başkanı yapıldı. Ordunun AKP’nin çizgisi altına girmesinde Hulusi Akar temel bir rol oynadı. Bir diğer alan da Emniyet’ti. Bu alana da Mehmet Ağar direkt olmasa da dolaylı olarak getirildi. 15 Temmuz komplosu ise devlette büyük bir tasfiye için kaldıraç olarak kullanılarak, tasfiye edilenlerin yerine tarikatların üye ve kadrolarıyla birlikte AKP’liler getirildi.

Bugün şu durum çok iyi anlaşılmaktadır ki, AKP’nin Gülen Cemaati ile kopuşmasından sonra, geçici olarak milliyetçi kadrolarla ittifak yapılırken aynı zamanda yoğun bir şekilde tarikatlar da devlet içerisine salınmış ve bu tarikatlar AKP’ye biat ederek devlette kadrolaşmaya başlamışlardır. Orduda, Emniyet’te bu kadrolar yetiştikçe ve deneyim kazandıkça ve de sayıları arttıkça geçici olarak ittifak yapılan milliyetçi unsurlar da tasfiye edilmektedir.

İdeolojik olarak Erdoğan asla kendi dünya görüşünü savunmayan kadrolarla birlikte sonuna kadar yürüme taraftarı değildir. Bu kadrolar her ne kadar çok sadık görünseler de, Erdoğan-Fidan ikilisi için bu kesimler, kendi İslamcı dünya görüşlerinden olmadıkları için hep “yabancı” ve “geçici” olan unsurlardır. Bundan dolayı yeni rejimin unsurları ortaya çıktıkça bu geçici ve yabancı unsurlar da tedrici olarak tasfiye edilmesi gereken unsurlar olarak görülmektedir. Kısacası hem Ağar’ın hem de Akar’ın “kullanım süreleri” dolmuştur ve tasfiye edilme zamanları gelmiştir.

Sedat Peker’in Mehmet Ağar’ı hedef alan açıklamaları, Sedat Peker farkında olmasa da dolaylı bir MİT operasyonu gibi durmaktadır. MİT’in psikolojik operasyonları domino taşlarının devrilmesi gibi ilerlemektedir. Bu tür psikolojik operasyonların mantığının anlaşılması, konjonktürün siyasi yapısının anlaşılmasına bağlıdır ve bu analizde yapılacak bir hata bu tür operasyonların hedeflerinin görülmesine engel olacaktır.

Bakalım yeni psikolojik operasyonlar kimleri ve nasıl hedefleyecek!

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur