Kör olası çöpçüler…

1994 yerel seçimlerinde SHP tüm Türkiye’de oy kaybetti, sadece “çöp grevi”nin yaşandığı İstanbul’da değil. 1994 seçimlerinde oy kaybının nedeni soldaki bölünme de değildi. 1994 yerel seçimlerindeki oy kaybının nedeni sağa sapmaydı

Kör olası çöpçüler…

Kör olası çöpçüler, seçimleri kaybettirecekler.

CHP belediyelerindeki grevler üzerine çeşitli tartışmalar yaşandı. İşçilerin ücretlerini beş bin liranın üzerine çıkartabilmek için grevde ısrar etmeleri çok sayıda sol, muhalif iddialı kişi ve kurumu öfkelendirdi. Hatta işçilerin sendikasını bile. İşin bu yönüne dair yazılıp çizildi, tartışmalar daha devam eder. Bu yazıda başka bir yön ele alınacak.

Greve giden işçiler aleyhine alınan tutumların sahipleri kendilerini hangi politik kimlikle tanımlarsa tanımlasınlar, tutumlarını belirleyen temel şey sınıfsal bakış açılarıdır. Bir diğer belirleyen ise grevlerin önümüzdeki, nasıl yapılacağı belirsiz seçimleri kaybettireceğine dair korkudur. Bu korkularına dayanak olarak da 1994’te kaybedilen yerel seçimler gösterilmektedir.

CHP’nin belediye işçilerinin grevinden (diğer belediyelere göre daha fazla ücret almalarından ) duyduğu korkunun nedeni biriken çöplerin oy kaybettireceği düşüncesi değildir. Bu korku, daha çok, pandemi nedeniyle ciddi ekonomik kayıplar, iflaslar yaşayan orta sınıfların korkusudur. Partideki korkunun asıl nedeni işçilere taviz veren bir CHP’nin sermayenin gözünden düşecek olmasıdır.

Eğer tarihten ders çıkartılacaksa öncelikle tarih hakkında doğru bilgilenilmelidir.

1994 yerel seçimlerinde SHP tüm Türkiye’de oy kaybetti, sadece “çöp grevi”nin yaşandığı İstanbul’da değil.

1994 seçimlerinde oy kaybının nedeni soldaki bölünme de değildi.

1994 yerel seçimlerindeki oy kaybının nedeni sağa sapmaydı! (Tanıdık geliyor mu?)

Eğer tarihten bir ders alınacaksa o da “sol sağa saparsa kaybeder” dersidir. Çünkü hem sağa sapıp hem halkçı olunamaz. Çünkü hem sağa sapılıp hem yolsuzluklardan, kayırmacılıktan uzak kalmak mümkün değildir. Sağa sapan solun kitleler neden sağa oy veriyor demesi oksimorondur. Kim ne kadar sağa saparsa sapsın, sol siyaset ihtiyacı ortadan kalkmaz.

* * *

Gelelim 1994 seçimlerinin kısa hikayesine. (Bu bölüm daha önce yazılan “CHP belediyelerde SHP hezimetini yaşar mı?” yazısının kısaltılmış halidir.)

Tezimizi baştan söyleyelim: SHP’nin 1994 seçimlerini kaybetmesinin nedeni, sıkça iddia edildiği gibi solun bölünerek SHP, DSP, CHP olarak üç parti halinde seçime girmiş olması değildir; RP’nin kazanması da sağın birliğini sağlaması değildir. Asıl neden, SHP’nin iktisaden de siyaseten de ahlaken de neoliberalizme bulaşmasıdır[1]. RP’nin kazanmasının da asıl nedeni neoliberalizmden, dönemin yaygın kullanımı ile piyasacılıktan mağdur olanlara seslenebilmesidir.

1989’a gelirken

Dönem 12 Eylül açık faşizmiyle düzlenen zeminde Özal’ın “serbest piyasa” ekonomisini, siyasetini, kültürünü pompaladığı dönemdi. Yolsuzluklar yaygınlaşıyor ve normalleşiyordu. Halk rüşvet ve yolsuzluklardan rahatsızdı. İşçi ücretleri ciddi bir erimeye uğramıştı. Piyasacı çürümenin temelleri onun döneminde atıldı, sonrasında ise ülkenin normali haline geldi, o dönemlerde bu çürümeyi kimi yazarlar Özalizm olarak adlandıracaklardı.

Bu ortamda 1989 yılına girildi. 1989 baharıyla birlikte kamu işçilerinin etkili eylemleri tüm ülkede yaygınlaştı ve yerel seçimlerde Özal’ı yenilgiye uğrattı. Seçim yenilgisi sonrası Özal, yüzde 140 zammı kabul etmek zorunda kaldı; oysa seçimlerden önce yüzde 40’ta inat ediyordu. Kamu işçilerinin bu başarısı tüm işçileri ve sendikal hareketi güçlendirecekti. (Tabiî solu da.)

1989 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde SHP %28,7; DYP %25,1; ANAP %21,8; RP %9,8; DSP %9 ve MÇP %4,1 oy aldılar. SHP 34 il belediye başkanlığı, DYP 14, RP 4, ANAP 3, MÇP 3 ilde belediye başkanlığı elde ettiler. 8 büyükşehir belediyesinden Adana, Ankara, Gaziantep, İstanbul, İzmir ve Kayseri’yi SHP aldı.

İstanbul’da ise SHP %36 oyla 23 ilçe, (geri kalan 3 ilçeyi ANAP, 1 ilçeyi RP aldı, DSP %12,2 ile herhangi bir ilçe alamadı).

1994 yerel seçimlerine gelindiğinde iktidarda DYP-SHP koalisyonu vardı. Baykal SHP’den ayrılıp CHP’yi kurmuştu. 1994 seçimlerinde SHP başta İstanbul, Ankara ve İzmir’i kaybetti, 2 büyükşehir ve 8 il belediyesini ancak elde tutarken, RP 6 büyükşehir ve 22 il belediyesi aldı. SHP’nin oyu ülke genelinde %28,7’den %13,5’e düşerken İstanbul bazında ise %36’dan %20,3’e düşmüştü. Kayıp oylar diğer sol partilere çok az gitmişti, kaldı ki DSP, SHP ve CHP ile hiçbir zaman ne yakınlaşmış ne de ortaklaşmıştı. 1989 ile 1994 arasındaki fark, Baykal’ın ayrılıp CHP’yi kurmasıydı, onun da aldığı oylar sonuca etki etmemekteydi. DSP’nin ‘94 seçiminin kaybedilmesinden sorumlu tutulması dönemsel hesap açısından doğru değildir çünkü ‘89 seçiminde de ayrı idi ve SHP başarılı olmuştu.

1989 ve 1994 yerel seçimlerinin sonucunu toplumun neoliberal politikalara duyduğu tepkiler tayin etmiştir. Bu oy kaymalarında rahatlıkla gözlenebiliyor. İncelememize iktidar mücadelesindeki kritik rolü nedeniyle asıl olarak İstanbul üzerinden devam edeceğiz, böylece veri kalabalığını da bir nebze azaltmış olacağız.

İktidara İstanbul getirir, iktidardan İstanbul götürür

Verilerin de göstereceği gibi SHP’nin seçimleri kaybetmesinin nedeni soldaki bölünme değildir, oy kaybetmesidir. Seçim kaybetmenin gerekçesini bölünmeye bağlamak, gerçek politik nedenleri görünmez kılan bir yaklaşımdır. 1989’da oy artırırken 1994’te oy kaybetmiştir. 1989’da iki sol parti (SHP, DSP) seçime girmiş, İstanbul’da SHP %36, DSP %12 puanlık oy almıştır. 1994’te ise üç sol parti seçime girmiş, İstanbul’da SHP %20,3, DSP %12,4, %CHP 1,4 puan alabilmişlerdir. İSKİ yolsuzluğu SHP’nin halk nezdindeki güvenini sarsmış, sermaye medyası da anlaşamadığı SHP belediyesi aleyhine -bu yolsuzluğu kullanarak- çok güçlü kampanya yürütmüştür. Oysa ANAP belediyelerindeki yolsuzlukların yanında küçüktür İSKİ yolsuzluğu. Sermaye medyasının derdi SHP’de kalan kamuculuğun artıklarının tasfiyesi ve aynı zamanda kamu işçisinin gücünün kırılmasıdır.

Ancak halk nezdinde SHP hükümet ortağıdır, ekonomi ve siyasetteki kötü gidişatın sorumlusudur. Sivas Katliamı bu koalisyon döneminde gerçekleşmiştir; faili meçhuller, yargısız infazlar, kaybetmeler yoğun biçimde sürmektedir; bu yıllar, karanlık yıllar olarak anılacaktır, suikastlar, gazeteci tutuklamaları devam etmektedir. İnsan hakları bakanlığı kurulmuş ama teşkilat yapılanmasına dair düzenlemeler yapılamamış, en sonunda da vazgeçilmiştir. Çalışma yaşamının düzenlenmesi ve demokratikleştirilmesini sağlamak amacıyla TBMM’ye getirilen ILO sözleşmeleri işçilere iş güvencesi getirecek 158. maddenin geri çevrilmesi ile kadük kalmıştır. Enflasyon DYP-SHP koalisyon hükümeti döneminde rekor düzeye çıkarken 1994 yılında %125’i bulmuştur. DEP milletvekilleri seçimlere 23 gün kala, 4 Mart’ta Meclis’ten gözaltına alınıp tutuklanmışlardır. Kürt illerinde hatırı sayılır belediyeyi almış olan SHP 1994’te bunların çoğunu RP’ye olmak üzere tamamını kaybetmiştir. Buna paralel olarak İstanbul’daki Kürt oylarını da RP’ye kaptırdığını söylemek yanlış olmaz.

Neoliberalizme, faşizme ve Kürt düşmanlığına bulaşan/yedeklenen SHP oy kaybederken, neoliberalizmin sonuçlarını eleştiren popülist sloganlarla halkın karşısına çıkan RP oylarını katlamıştır.

1994 seçimlerinde İstanbul sermayesi DYP, SHP ve ANAP’ın adaylarını parlatırken RP adayını görünmez kılmaya çalışmıştır. Seçim, daha önce ANAP’tan İstanbul Belediye Başkanlığı yapmış DYP adayı Bedreddin Dalan, daha önce DYP’den milletvekili adayı olmuş ANAP adayı İlhan Kesici, SHP adayı Zülfü Livaneli arasında kafa kafaya geçen bir yarış olarak lanse edilmiş ve adayların programları adeta medya tarafından belirlenmiştir. Zülfü Livaneli sol kimliğini terk etmeye motive edilmiştir. Diğer adayların parti başkanları, ekipleri Livaneli’ye övgüler düzmektedir. ANAP milletvekili, Livaneli’nin Özal’ın görüşlerini İlhan Kesici’den daha iyi savunduğunu söylerken, TİSK başkanı Refik Baydur’un övgülerine mazhar olan ve medya tarafından pohpohlanan Livaneli de sanatçı ve gazeteci dostlarıyla birlikte gecekondulara karşı mücadele ilan eden “İstanbul’u kurtaralım, mafyaya hayır, kaçak yapılara son” başlıklı bir imza kampanyasının startını Taksim Meydanı’nda seçimlere 40 gün kala verir.

Livaneli’nin sol geçmişine adeta sünger çekilmiştir. Sözen dönemi belediyeciliğini medyanın yaklaşımıyla ele alır ve o dönemi çöpler ve grevler dönemi olarak görür.

Oysa neoliberalizmin, tarihte kalmasını istediği kamusal hizmetlerle, güvenceli ve örgütlü işçilikle; başta İstanbul olmak üzere tarihte kalması gerekeni sürdürme niyetinde olan SHP’li belediyelerle sorunu vardır. Kamuda çalışan işçiler örgütlüdür ve bu bütün işçi sınıfının ve sendikal hareketin önemli bir güç kaynağını oluşturmaktadır. Kamudaki toplu sözleşmeler özel sektör işçilerine ilham oluşturmaktadır. Belediye şoförleri kontak kapattığında İstanbul’da adeta genel grev yaşanmakta belediye başkanı en fazla iki gün dayanabilmekte, masaya oturmak zorunda kalmaktadır. Temizlik işçileri için benzer bir şey söz konusudur; çöp yığınları denilen şey, asıl olarak Erdoğan’ın bugün bitirmekle övündüğü işçilerin grevidir. O dönemde merkez medyanın tamamı belediye işçilerine sınıf savaşı ilan etmişti. İşçilerin astronomik zamlar istediği iddialarını manşetlere taşıyor, işçilerin maaş bordrolarını yaktıkları eylemleri ise göstermiyorlardı.

Seçim yaklaşırken, sol geçmişi kendisine dahi unutturulan, kendisine övgüler düzen gazeteler birdenbire Livaneli’nin sol geçmişini hatırlayıverdiler, Denizler için söylediği türkü sözleri ve “vatan hainliği” manşetlere taşınmaya başladı. RP’nin adayına karşı Livaneli değil, ANAP’ın adayı İlhan Kesici tercih edildi, çünkü SHP, sermayenin yeterince güvenmediği bir partiydi.

Medya makbul adayları parlatırken RP’nin adayı Erdoğan’ı da aklı sıra yıpratıyordu. Daha önce Livaneli’nin gecekondu karşıtlığını manşetlerine taşıyan medya şimdi de Erdoğan’ın Sultanbeyli’de kaçak villadan aldığı 10 aylık hapis cezasını ve oturduğu evin kaçak olduğunu manşetlere taşıyordu. Erdoğan itiraz etmedi, TV’ye çıkıp, “İstanbul’un %70’i kaçak yapıda oturuyor, ben de o vatandaşlardan biriyim” diyerek halktan biri haline geldi.

RP’nin sloganları da neoliberalizmden zarar gören kitlelere hitap eden popülist sloganlardı. Esnafın fotoğrafının üzerine “Faiz beni batırdı, faizci kapitalist düzen değişecek”; Kürdün fotoğrafının üzerine “Doğulu olmak suç mu, hakkımı versinler”; baretli işçi fotosu üzerine “RP iktidarında herkes hakkını alacak”; “Eşim memur iki yakamız bir araya gelmiyor” diyen kadın fotosu üzerine “RP iktidarında iki yakanız bir araya gelecek”; “Enflasyon büyüyor maaşım küçülüyor, adil düzende enflasyona yer yok”; “Başkalarının hayatının kadınıyım ya kendi hayatım” diyen kadın fotosunun üzerine “RP sizi bu hayata mahkum eden düzeni değiştirecek”; “Rüşvetin kökünden kazındığı bir Türkiye”; “Şehirlerin ve beldelerin yerinden yönetildiği bir Türkiye” gibi sloganlar neoliberalizmin yarattığı mağduriyetlere itirazı dile getiriyordu.

Kısaca SHP’ye İstanbul’u kaybettiren halkçı ve sol programı-söylemi terk etmesi idi. Sosyalizmden aşırılmış boş safsata denilen “Adil Düzen” söylemi, RP’ye kazandırdı.

RP-FP-AKP yerel yönetimlerde sağ popülist bir siyaset izledi. AKP sağ popülist pansuman araçlarıyla neoliberal politikaları çok başarılı bir şekilde sürdürürken yolsuzluklar da Türkiye tarihinin görmediği mevkilere ve boyutlara ulaştı. Yerel seçimlerde AKP’ye kaybettiren, CHP’yi tercih haline getiren neoliberal politikaların ve yolsuzlukların yarattığı çöküştür. CHP belediyeleri ne yapacak? SHP hezimetini yaşarlar mı sorusunun cevabı da izlenecek politikalardadır.

Dipnot:

[1] Bulaşmasıdır, ana uygulayıcısı olması değil.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur