Pandemide çalışmak zorunda olmak: İşçi sağlığı yoksa, halk sağlığı da yok!

pandemi öncesinde var olan ve pandemiye de yol açan mevcut güç ilişkilerinin dayattığı baskıcı ve baskın bakış açısıyla konutlar, kamusal alanlar dururken, özel mülkiyetin alanı olan fabrikalar, plazalar, ofisler, madenler, organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri, depolar, tersaneler, serbest bölgeler, şantiyeler, çağrı merkezleri, hastaneler, okullar, üniversiteler bir çalışma mekanı olarak hiçbir zaman ilgiye mazhar olamamıştı. Bu ise, en zayıf halkayı korumanın yayılmayı engellemek veya yavaşlatmak için elzem olduğu salgın politikalarının başarısızlığının en önemli nedenlerinden biridir. Zira işçi sağlığının sağlanmadığı yerde, halk sağlığı politikaları da başarısızlığa mahkum kalıyor

Pandemide çalışmak zorunda olmak: İşçi sağlığı yoksa, halk sağlığı da yok!

1. Salgın politikasında görünmez kılınan işyeri COVID-19 kümelenmeleri

Emek alanındaki pandemi dönemi politikaları, pandemi öncesi sosyal politikalar ile süreklilik arz ediyor. Çalışma hayatı kamu politikalarının alanı değilmişçesine, sermayedarların kâr öncelikli amaçlarına göre şekilleniyor. Pandemi döneminde de, pandemi öncesinde olduğu gibi çalışma hayatı odaklı bir sosyal politika mevcut değil. Resmi sosyal politikanın araçları, çalışan bedenlerimiz üzerinden değil, “muhtaç bedenler” üzerinden kurgulanıyor. İşyeri mekanları ve ‘vatandaşın’ çalışan hali, hem salgına karşı korumanın nesnesi hem de sağlık ve yaşam hakkı talep eden özne olarak alana dahil edilmiyor. İlk dışlanma veri, bilgi ve bellek alanında, ikincisi somut politika adımları alanında farklı şekillerde gerçekleşiyor; genel halk sağlığı yasaklarından müstesna tutma, genelleyici tanımlamalar, her türlü riske rağmen ekonomik zor ile çalışmaya mecbur edecek koşulların devamını sağlama ve işyerine dair koruyucu mevzuatın uygulanmamasına -örneğin iş teftişlerini tamamen askıya alarak- göz yumma. Tüm bunlar ‘çalışma toplumları’ teşkil eden toplumlarımızda, salgının öncelikli bulaş mahallinin -sistemin sorgulanmayan üretim önceliğine paralel olarak- işyerleri olduğunun bilinmesine rağmen gerçekleşiyor. İşyeri COVID-19 kümelenmeleri (workplace covid-19 clusters) (1) kavramı ve bu kavramı merkeze alan politikalar ülkenin tüm tahlil ve eylem alanlarında yokluğu ile göze çarpıyor. (2)

Bu da salgın yönetiminde, merkezi düzeyde Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından, yerel düzeyde ise valilikler tarafından merkezin sınıfsal politika tercihlerinin yerellere dayatıldığını kanıtlar nitelikte. Yerelin yereli olan ‘çalışma hayatı’ bilgisi salgın için ayrıştırılmış bir veri girdisi haline bile gelemiyor. İşte İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2011’den beri derleyip, kamusallaştırdığı işçi sağlığı ve iş güvenliği verisinin anlam ve önemi burada yatıyor.

Şimdiye dek merkezi sınıfsal politika tercihleri doğrultusunda elzem / elzem olmayan işkolları ayrımı yapılmadı. Elzem olmayan işkollarındaki üretim durdurulmadı. En kırılganın en fazla korunması sosyal adalet ve salgın bilimleri ilkesi gözetilmedi. Üretim ve sermaye birikimi sürekliliği önceliği bu olağanüstü koşullarda da esnetilmedi. Çalışan nüfusun sağlığı dışarıda bırakılarak, herhangi bir halk sağlığı politikasının etkin olması da zaten beklenemezdi.

Halbuki bugünkü üretim ve yaşam tarzımıza bakıldığında, salgının hızla yayılmasına imkan veren mekansal ve zamansal kümelenmeler içerisinde -sağlık hizmeti veren mekanlar dışarıda bırakıldığında- işyerleri ve okullar göze çarpıyor. Okulların da, hastanelerin de sağladığı hizmeti alanlar açısından değil, verenler açısından bakıldığında bir başka işyeri mekanı olduğu açık. Üretim sisteminde üretilen malların, toplumsal yeniden üretim açısından faydalarından bağımsız olarak ve ‘elzem işler’ ayrımına gitmeyince, üretimin sürekliliğine mutlak ve sorgulatılmaz bir önem atfedince, salgının öncelikli yayılma mahallerinin işyerleri (ve bu işyerlerine ulaşmak için kullanılan toplu taşıma araçları) haline gelmesi gayet anlaşılır. Demek ki biz emek alanında mücadele edenler, iş yerlerinde COVID-19 kümelenmelerine dair kavram, veri, ilgi üretimini artırmalıyız.

İngilizce konuşulan ülkelerde ‘workplace covid-19 clusters’ [COVID-19 işyeri kümelenmeleri] kavramının basın, sendikalar, işçi sağlığı, halk sağlığı alanındaki bağımsız ve merkezi devlete/eyaletlere/yerel yönetimlere bağlı kurumlarının bilgi, haber ve kampanyalarında sık sık kullanıldığını görüyoruz.

Örneğin Birleşik Krallık’ta sendikalar ve yerel örgütlenmeler arası ağ kuran kıdemli bir taban platformu ve İSİG Meclisi’nin kardeş kurumu olan Hazards Campaign ve ağın dergisi Hazards Magazine, pandeminin başından beri #ShutTheSites (#ÜretimYerleriniKapatın!), #KillerWorkplaces [#Öldürenİşyerleri] , #StopThePandemicAtWork [#İştekiSalgınıDurdur], #WeAreNotDisposable [#KullanAtlıkDeğiliz] sloganları altında ‘işyeri COVID-19 kümelenmelerine’ dikkat çekiyor. Hazards Campaign’in Kasım ayında başlattığı viral eylemindeki videosunda da işyerleri kümelenmeleri kaynaklı salgın yayılmasını engellemek için bir önlemler hiyerarşisi öneriyor. [Şekil 1]. Kanada Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi imzalı bu önlemler hiyerarşisinde sosyal ve emek politikaları alanındaki politika adımları en etkin adımlar olarak en başta yer alırken, (Temizlik-Maske-Mesafe TAMAM gibi sloganların temelindeki) bireysel kişisel koruyucu donanım ve tıbbi olmayan maske kullanımı en az etkin önlem olarak tanımlanmış. Salgın riskini bireyselleştiren hiçbir tedbirin, eşitlikçi sosyal koruma sağlayan sosyal ve emek politikalarının yerine geçemeyeceğini teslim etmek, işyerleri kümelerini takip etmek, verilerini paylaşmak ve işyeri ölçeğinde salgın politikası geliştirmenin dönemin halk sağlığı politikalarının en önemli eksiklerinden biri olduğunun her alanda altınının çizilmesi gerekiyor.


Şekil [email protected]’in CCOHS (Canadian Center for Occupational Health and Safety’den adapte ettiği diyagram)

Fakat pandemi öncesinde var olan ve pandemiye de yol açan mevcut güç ilişkilerinin dayattığı baskıcı ve baskın bakış açısıyla konutlar, kamusal alanlar dururken, özel mülkiyetin alanı olan fabrikalar, plazalar, ofisler, madenler, organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri, depolar, tersaneler, serbest bölgeler, şantiyeler, çağrı merkezleri, hastaneler, okullar, üniversiteler bir çalışma mekanı olarak hiçbir zaman ilgiye mazhar olamamıştı. Bu ise, en zayıf halkayı korumanın yayılmayı engellemek veya yavaşlatmak için elzem olduğu salgın politikalarının başarısızlığının en önemli nedenlerinden biridir. Zira işçi sağlığının sağlanmadığı yerde, halk sağlığı politikaları da başarısızlığa mahkum kalıyor.

2. İstanbul: Çalışan kentin görünmezliği

Tüm Türkiye geneline girmeden, salgının başkenti olan İstanbul’a baktığımızda, bu tezat daha da görünür oluyor. İstanbul’da her metropolün olduğu gibi önce çalışan bir kenttir. Bu kentte de hemşerilik veya şehirlilik kimlik ve pratiğinin ciddi bir kısmı -işsizlik deneyimi dahil olmak üzere- çalışma hayatına aidiyet üzerinden kurulur. Burada sadece belirgin olarak tüketim ve konut mekanlarından da ayrışmış imalat sanayi için geçerli bir ‘işçi sınıfı aidiyetinden’ bahsetmiyoruz. Bir İstanbullu için tüketim (AVM, sanat kurumları vs) veya kamusal hizmetlere (ulaşım, eğitim, sağlık…) ulaştığı mahal, bir diğer İstanbullu için çalışma mahallidir. ‘Kültür Başkenti’, ‘Finans Başkenti’ gibi şık sloganlarla yan yana anılan, yakın zamana kadar revaçta olan ‘Cool İstanbul’ imgelerinin parıltılarının örttüğü kentin çalışma mahalleri, anları ve koşullarıdır.

İstanbul’un çalışan ve çalışırken hastalanan yüzüne dair birkaç belirgin emareden bahsedecek olursak, sınırlarında binlerce insanın çalışma ortamında yan yana gelmek durumunda kaldığı başta Tuzla, Ümraniye, Küçükçekmece, Büyükçekmece olmak üzere bir Tersaneler Bölgesi, yirmiye yakın OSB ve Küçük Sanayi Sitesi, üç Serbest Bölge, sadece İstanbul Sanayi Odası’na kayıtlı on beş bine yakın işletmede çalışan milyonlarca çalışanı barındırır. Zeytinburnu, Ümraniye, Esenler, Bağcılar, Güngören, Bahçelievler, Avcılar, Esenyurt ve pek çok başka ilçenin muhtelif mahallesinde kent peyzajının önemli bir parçasını binlerce kötü havalandırılmış, bazen penceresiz formel, enformel veya yarı formel atölye, işlik ve apartman üstü, merdiven altı işletme oluşturur. (3) Devasa bir üretim ve tüketim mahalli olan İstanbul’u kesintisiz beslemek, giydirmek, hammadde ile tedarik etmek ve şehrin kendisi ticaret transit noktası olduğu için kurulu yüzlerce liman, depo, antrepo, lojistik merkezinde işçinin yan yana, dip dibe ticaretin hızıyla uyumlu çalışmak zorunda kaldığı işyerleri, vahim COVID-19 kümelenmeleri teşkil etmektedir.

SGK’nun Eylül 2020 İstanbul istatistiklerine göre kayıtlı faal olan, her türlü işkolundan toplam 544.000 işyeri bulunuyor. Bunların sadece yüzde ikisinde, yani yaklaşık 10 bin civarı işyerinde 50 ve daha fazla (deklare edilmiş) işçi çalışıyor. Resmen en az elli işçi çalıştıran yerlerde çalışan işçilerin sayısı 1.720.000’e yaklaşıyor. Bu ise, salgın açısından ciddi bir risk taşıyan ölçekteki işyerlerinde çalışan işçilerin oranının, kentteki istihdamın yüzde 40’ını geçtiklerini ifade ediyor. Zira 50’den fazla işçinin dip dibe, yan yana çalışması salgının yayılma hızını ciddi bir şekilde artırmaktadır. İstanbul’da sadece SGK kapsamında formel olarak çalışanların sayısı, 350 bini devlet memuru, 600 bin kadarı kendi hesabına olmak üzere 5,5 milyon kişidir. Evden çalışabilme oranının üst oranının en fazla yüzde yirmi beşlerde hesaplandığı Türkiye genelinin (4) İstanbul için biraz daha yüksek yansıdığını düşünsek bile, bu 4 milyondan fazla insanın ‘evde kalma lüksü olmadan’ ve bunlardan ciddi bir kısmının da salgının daha hızlı yayılmasına neden olan ölçeklerde çalıştığı anlamına gelecektir.

Salgınla ilk hatta mücadele etmek zorunda kalan sağlıkçılar çalışmaları sürecinde; diğer çalışanlar ise işveren talimatı uyarınca evde kalamayıp çalıştıklarından, toplu taşıma/servis kullandıklarından, işyerinde ortak kullanılan alanlarda bulunduklarından bulaşa öncelikli olarak maruz kalıyorlar. Kaldı ki resmi işsizliğin yüzde 15’lerden aşağıda olmadığı kentte, işveren talimatı uyarınca çalışabilmek bazen bir ayrıcalığa bile işaret edebilir. Bu resme dahil olmayan, salgına açık bir şekilde kayıt-dışı, illegal çalıştırılan, yevmiye bazında çalışmak zorunda olan ciddi bir çalışan kesim daha vardır. İşsiz kaldığı için, iş bulma imkanı zaten olmadığı için, emekli veya malul aylığı yetmediği için gabin teşkil eden şartlarda en riskli ve güvencesiz işleri yapanlar, kapanan, kirasını ödeyemeyen veya cirosu geçim sınırının altına düşen küçük işletmelerde eskiden kendi hesabına çalışan esnaf, zanaatkar veya hizmet sektörü işletmelerinde çalışan işçiler, temizlik, bakım işleri gittikçe azalan neredeyse hepsi sigortasız kadın ev işçileri, bu metropoliten haritada hiç yeri olmayan gıda zincirini ayakta tutan mevsimlik tarım işçileri ve çiftçiler, güvenilir ikamet adresi, yurttaşlığı bile olmayan mülteciler/göçmenler bu tabloya eklendiğinde, çalışma hayatının bin bir yüzü dışlandığında etkin bir halk sağlığı politikası uygulamanın imkansız olduğu aşikar hale gelecektir.

Tüm bu ‘çalışan İstanbul haritasına’ eklenmesi gereken bir de, istihdam-konut ilişkisi İstanbul’u aşıp komşu iller Kocaeli ve Tekirdağ’daki işyerlerine toplu taşıma araçları ve servislerle akan İstanbul’un bulaş riskidir. (5) İBB’nin 2–8 Nisan ulaşım verileri kullanılarak yapılan analizde İstanbul dışına çıkış hareketliliğinde Gebze, Kocaeli ve Tekirdağ’ın ön plana çıkmasının nedeninin, İstanbul’da oturan ve burada çalışan pek çok işçinin yarattığı hareketliliğin olması kuvvetle muhtemeldir. (Şekil 2 ve Şekil 3).

İBB/Bimtaş bünyesinde bir ekip tarafından hazırlanıp, Kasım ayında kamuoyu ile paylaşılan, İstanbul Kırılganlık Haritası‘nda da ‘ulaşım kaynaklı kırılganlığa’ işaret eden mahalleler işyeri-konut hareketliliği hatlarında bulunmaktadır. (6) Büyükşehir Belediyesi’nin bu ‘Kırılganlık Haritasında’ çalışma koşulları kaynaklı yoksunluklara dair pek çok çıkarımlar yapılacak göstergeler seçilmiş, bunlar üst üste koyulup, 961 mahalle ölçeğinde haritalanmış, açık veri olarak paylaşılmıştır. Fakat bu çalışmaya işyerleri mekanların ölçek ve konumlarına göre riski artıran, potansiyel COVID-19 kümelenmeleri olarak henüz işlenmemiştir. Aynı haritada ‘kentsel yoğunluğa bağlı kırılganlık’ arz eden pek çok mahallenin, ‘sınıfın -güvenlikli site adacıkları sınırları içerisinde- kendi içine kapanma imkanı olmayan’, dağınık işyeri mahalleri ile iç içe, ana ulaşım hatlarını transit olarak kesen mahalleler olduğu göze çarpmaktadır.

Şekil 2: Sefer Selvi (Leman, 1 Nisan 2020)


Şekil 3: İstanbul Çıkış Hareketliği, İBB Ulaşım A.Ş. verileri

Özetle, salgın dışındaki ‘olağan halde’ de, çalışma koşulları, çalışırken ölme koşulları ve çalışma yerleri kamusal ilgi ve politikalardan uzak kalan çalışanlar, COVID-19 kaynaklı ölümlerde belirgin bir grup olarak görünmekte, fakat gene kamusal veri ve politikalarda görünür olamamaktalar.

3. COVID-19 İstanbul’da sınıfsal farklılaşmayı görünür kılıyor mu? Bir deneme

Devletin kamusal ve demokratik olmayan salgın politikalarına, aynı nitelikleri taşıyan veri politikası eşlik ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı veriler, ayrıştırılmamış ve mekansallaştırılmamış verilerdir. Yani vakalar ve ölümler bölge, il, ilçeler ve mahalleler gibi idari ölçeklere, cinsiyete, yaşa, gelir gruplarına, meslek gruplarına / işkollarına, elde edilmiş eğitim imkanlarına, eşlik eden hastalıklara, hastalık bulgularına ve risk gruplarına göre tek tek ve ayrıştırarak dağılımı verilmemektedir. Salgının etkilerinin mekanda ne gibi toplumsal farklılaşmaları görünür kıldığını ve derinleştirdiğini sorgulamaya imkan sağlayacak araçların yokluğunda, neye göre farklılaştırarak, isabetli sağlık ve sosyal politikaları uygulanması gerektiğinin bilgisine de eremiyoruz. Bu yüzden elimizdeki imkanlarla bazı sosyal-sınıfsal haritalar yapmaya çalıştık. (7)

Sosyo-mekansal farklılaşmalar ile hastalığa maruziyet arasındaki ilişkilere dair kent araştırmacısı Murat Tülek ile ürettiğimiz ön araştırmamızda cep telefonlarına indirilebilen Hayat Eve Sığar uygulamasından elde ettiğimiz, kriterleri açıkça paylaşılmamış mekansal verilerle, 2019’da tamamlanan İstanbul’un sosyo-mekansal profillerine dair güçlü bir temsil sunan ‘Veriye Dayalı Politika Aracı kent95’in verilerini çakıştırarak pandemi karşısında eşitsizliklere dair sorgulamalar yapmaya çalıştık. Pandemi ve sağlık karşısında sosyo-mekansal eşitsizliğin acaba resmini olmasa bile, eskizini çizebilir ve eksiği ve fazlası ile yorumlayabilir miyiz? Salgının yayılımı dahil bu sosyo-mekansal eşitsizlikler ile, sınıfsal ilişkiler arasında bağlantılar kurabilir miyiz? Bunları somut mekansal mücadeleleri kurgulamaya imkan verecek şekilde, mahalleler, somut yaşam alanları ölçeğinde yapabilir miyiz?

Bu amaçla ürettiğimiz, sizlerin gömülü linklere tıklayarak daha ayrıntılı bir şekilde inceleyip, cevaplar arayabileceğiniz, aşağıda gördüğünüz iki adet İstanbul geneli (Avrupa Yakasına odaklı olan ve daha geniş İstanbul geneli) ve beş adet de Küçükçekmece (Harita 1) , Bakırköy/Bahçelievler (Harita 2), Pendik (Harita 3), Tuzla (Harita 4), Kadıköy (Harita 5) ilçelerine odaklı harita çakıştırmaları şunları içerir

Öncelikle, 5-6 Eylül 2020 tarihleri arasında Hayat Eve Sığar uygulamasının İstanbul il sınırları dahilinde sistemde görülen verileri, tek tek ekran görüntüsü alınıp, birleştirilerek bir görsel haline getirildi. Böylelikle bütünleşik bir HES verisi tablosu oluşturuldu. Bu HES verisi tablosu, 2019 senesinde Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Merkezi’nin, TESEV işbirliği ile yürüttüğü ‘Kent95: Veriye Dayalı Politika Aracı Projesi’nin İstanbul haritası ile çakıştırıldı. Kent95 haritasında, sokak bazında derlenmiş ve her mahalle için ayrı ayrı hesaplanmış emlâk rayiç bedel verileri ile TÜİK Yaş aralığı verileri birleştirilerek, İstanbul’un toplam 959 mahallesinin sosyal profilleri çıkarılmış idi. En düşük emlâk rayiç bedel / en genç nüfusa sahip mahalleler ile yüksek rayiç bedele sahip / yaşlı nüfus ağırlıklı mahalleler arasındaki ilişki, lacivert ile koyu kırmızı arasındaki renk skalasında belirtilmiştir. Haritada emlâk rayiç bedel hesaplamaları sokak ölçeğinde derlenip, mahalle ortalamaları alınmış, TÜİK yaş aralığı verileri ise mahalle ölçeğinde elde edilip, işlenmiştir. Yaş aralığı verileri üzerinden yapılan katmanlaştırmada, çocuk yoğun mahalleler ortalamanın üstünde çocuğu olan hanelere de işaret etmektedir. Başka kapsamlı, mekansallaştırılmış sosyal profil verilerinin eksikliğinde, kent95 haritası bizlere mahalle ölçeğinde sosyo-mekansal farklılaşmaya dair ayakları yere basan bir zemin sunmaktadır. (8)

En belirgin eğilim COVID-19 vakalarının görülme yoğunluğu ile nüfus yoğunluğu arasındaki doğrusal ilişkidir. Türkiye’de yatırımlar ve yatırımların tetiklediği finans hizmetleri, işgücü akışı, konut üretimi, çok dar bir alanda merkezileşmiştir ve şehrin kalanı da sürdürülemez şekilde saçaklanmıştır. Bunun ekosistemin korunması, gıda ve su güvenliği ile hava kalitesi açısından olduğu kadar, halk sağlığı açısından da ağır bedellere yol açan sonuçları, pandemi sürecinde bir kez daha belirginleşmiştir. Marmara Bölgesi’nde nüfusun büyük kısmı, sınırlı sayıda yerleşimde yoğunlaşmış, özellikle İstanbul’da 1. Köprü ve 2. Köprü bağlantı yollarının güneyindeki yerleşimler kilometrekareye 25.000 ila 100.000 kişi düşecek kadar yoğun alanlardır. Marmara Bölgesi’nde yaşayan 24 milyon insanın 16 milyonu, yani üçte ikisi, İstanbul 2. Boğaz Köprüsü’nün altında kalan yerleşimler, Gebze, Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Bursa’nın kentsel merkezlerini içeren daracık bir alana sıkışmış, bu alanlarda ortalama kilometrekareye 1600 kişi düşmektedir. (9) Nüfus yoğunluğunun fazla olduğu mahallelerin arazi kullanımı, nasıl tipte işyerlerine, çalışma hayatlarında ve sosyo-ekonomik profillere sahip oldukları ise hemen akabinde sorulması gereken sorulardır.

İstanbul Ölçeğinde bu çakıştırmaya baktığımızda veya Avrupa Yakası’ndaki daha küçük ölçekli işyerlerini barındırdığını bildiğimiz Küçükçekmece’yi merkeze alarak İstanbul ölçeğini çakıştırdığımızda ilk gözümüze çarpan, dikkat çekici bir örtüşme oluyor. 6 Eylül 2020 itibarı ile en çok COVID-19 vakasının göründüğü ‘yüksek ısılı’ kırmızı bölgeler ile, kent95’de nispeten orta – orta altı sosyo-ekonomik konuma işaret eden mahalleler (orta/alt rayiç bedel / ağırlıkla alt yaş aralığında nüfusun ikamet ettiği yerler) büyük oranda örtüşüyor. Bunun ciddi bir kısmını nüfus yoğunluğu oranlarına bağlı olduğunu söylemek yanlış değil, fakat eksik olacaktır. Nüfus yoğunluğunun düşük olması ile sosyo-ekonomik profil arasında, özellikle son yirmi yılda yoğunlaşan kapalı site, rezidans tipi konutların coğrafyası düşünüldüğünde sorgulanması gereken ilişkiler vardır.

2017’de yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’daki en yoğun nüfuslu mahalleler Zeytinburnu, Esenler, Güngören, Bahçelievler ve Bağcılar ilçelerinde bulunmaktadır. (10) Genel tabloya bakıldığında, İstanbul’daki sanayi alanlarının çevresindeki mahalleler ve sanayi alanlarının ekseriyetle konumlandığı D-100 ve TEM Karayolu ve bağlantı yolları ile, gene sanayi lojistiği için önemli bir transfer noktası olan Ambarlı, Pendik ve Tuzla Limanları’nın çevresinde vakaların daha yoğun olduğunu görmekteyiz. (Şekil 4). Fakat COVID-19 haritasında Zeytinburnu, Güngören, Esenler, Bağcılar, Bahçelievler, Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa’nın sosyo-ekonomik profil olarak iki farklı uçta olan mahalleler barındıran ilçelerinin, ısı haritasının en sıcak kısmında, birbirinden ayrışmayacak kadar riskli bir lekede buluşmuş olması dikkat çekicidir.

Şekil 4: Temerçin/Aldırmaz, 2017: İstanbul’da İmalat Sanayi’nde İşçi Sayısı 2014 Verileri

Gene İstanbul’un genel resmine baktığımızda Küçükçekmece, Büyükçekmece, Başakşehir gibi son dönemde ciddi bir kısmında kapalı sitelerin geliştiği, yani sınıflar arası kesişmeler olmadan sınıf içine kapanma imkanı olan mahaller/mahalleler ile çalışma hareketliliği mecburiyeti ve geçit alanı niteliğindeki konumu ile risklere açık daha düşük gelirli mahaller/mahalleler belirgin bir şekilde ayrışmaktadır. Küçükçekmece’nin hala sanayi aksında yer alan doğudaki Halkalı ve çevresinde sanayi alanlarının yakınlarındaki mahalleler ile batıdaki Göl’e yakın kapalı site alanları (Atakent, Yarımburgaz) arasındaki enfeksiyon oranı farkı belirgindir. Güvenlikli sitelerin yoğun olduğu, orta-üst rayiç bedele sahip Atakent Mahallesi ile, İkitelli Küçük Sanayi Sitesi güneyindeki sanayi kulvarını teşkil eden, irili ufaklı fason işyerlerine ev sahipliği yapan Halkalı, İnönü, Atatürk ve Mehmet Akif Mahalleri arasındaki enfeksiyon risk oranı farkı çarpıcıdır.

Başakşehir’in belirgin konut tipi kapalı siteler olan Bahçeşehir mahalleleri ile İkitelli Sanayi Bölgesi’nin güneybatısındaki Altınşehir, Şahintepe, Güvercintepe mahalleleri risk ısısı açısından belirgin bir şekilde farklılaşmıştır. Büyükçekmece’de ise resmen aynı idari birim, yani Alkent mahallesi içerisinde doğudaki kapalı site alanları ile batı arasında belirgin bir fark oluşmuştur. Maslak-Ayazağa, Tuzla’da da kuzeydeki organize sanayi bölgelerine bitişik mahalleler ile deniz kenarında, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin güneydoğusundaki eski sayfiye konutlarını barındıran mahalleler arasındaki zıtlık ilişkisi de belirgindir. Özetle, sınıfsal olarak ‘içe kapanma’ (çoğu zaman evde kalabilme de anlamına gelen) imkanı olan mahallelerin COVID-19 tablosunda az riskli alanlarda kaldığını söylemek mümkündür.

Bahçelievler-Bakırköy İlçeleri arasında yaptığımız çakıştırmamızda iki farklı ilçeye yayılmış ve D-100 otoyolu ile ayrışmış sosyo-ekonomik profillerin, COVID-19 bulaşıcı hastalığına maruz kalma açısından karşılaştırdığımız için, Kadıköy’den farklı olarak tekrar İstanbul genelini gösteren kent95 haritasına dönüyoruz. Buradaki kent95 haritasında gene koyu kırmızı – sarı – yeşil arasındaki skala yüksek rayiç bedel / yüksek yaş aralığından aşağı doğru inen profillerdir. Buradaki en kolay okunan sınıfsal sınır D-100 otoyolunun kuzey ve güneyinde, Ataköy 7-10. mahalleler ile Bahçelievler’in güneyindeki Şirinevler, Zafer, Hürriyet, Fevzi Çakmak ve Çobandere mahalleri arasında, set çekilmişçesine değişen COVID-19 tablosudur. Kuzeyde küçük ölçekli hafif endüstrinin (tekstil vs.) yoğun olduğu sosyal yapının başlangıcından itibaren ısı haritası kırmızıya dönmektedir. Fakat Bakırköy ilçesi’nin güneydoğusundaki üst rayiç bedel aralığında kalan Ataköy 1. Mahallesi’nde de COVID-19 enfeksiyon oranı daha parçalı da olsa Bakırköy haritasının ortalamasından yüksektir. Burasının Kartaltepe, Cevizlik gibi aynı ilçenin orta rayiç bedel ile nispeten genç nüfusunu barındıran mahalleleri ile neden enfeksiyon profillerinin benzediği sorgulanmalıdır. Üst rayiç bedelli ve nispeten yaşlı Kadıköy’ün sahildeki güneyi ile, COVID-19 enfeksiyonu açısından kırmızı, fakat alt rayiç bedelli ve yaş ortalaması düşük Fikirtepe ve Dumlupınar Mahalleleri arasındaki zıtlık ilişkisi çarpıcıdır.

HES verisi, -tahminlerimize göre- enfekte hastaların ikamet ettiği adres bilgisini temsil ettiğinden, bu haritaların işyeri yoğun mahallere dair açıklayıcı olmaktan uzak olduğunu düşünebiliriz. Fakat bir örtüştürme ilişkisini verili kabul etmeden, bu çakıştırma vesilesi ile kent içinde ikamet edilen yer ile çalışma hayatı / toplumsal katmanlar içerisindeki konum arasında sorgulayabileceğimiz pek çok örüntü bulunmaktadır. Bu iki farklı temsili çakıştırmanın amacı, idari sınırların ötesinde, bazen onlara denk düşen, bazen ortadan kesen, bazen ise aykırı akan emek mekanları, ortak mücadelelerde birleşebilecek ortak sorunlara işaret eden çalışma/barınma/beslenme/tüketme/sağlık profilleri/iklimleri olup olmadığını sorgulamaktır. Bunun için elimizde henüz sadece imalat sanayindeki işyerlerinin 2014 itibarı ile İstanbul’daki dağılımı ile HES verisinin çakıştırması bulunmaktadır (İstanbul Geneli için bu haritaKüçükçekmece imalat sanayi/HES verisi ve Tuzla imalat sanayi ve HES verisi çakıştırması). Acaba HES verisinin işlendiği adresler/konutlar ile işyerlerinin iç içe olduğu mahalleler ile işe gidiş-geliş trafiğinden kaçamayan transit mahallelerin salgın riski daha mı fazladır? Tuzla’da Tersaneler Bölgesi’nin güneyinde gemi inşa sanayinin irili ve ufaklı fason işletmelerinin dağıldığı İçmeler ve Aydıntepe mahallelerinde enfeksiyon oranı daha yoğunken, HES verinin konut odaklı olması yüzünden sırf sanayi bölgelerini kapsayan alanlarda büyük boşluklar gözükmektedir. Avrupa Yakası’ndaki TEM ve E-5 yolları arasındaki Bağçılar, Bahçelievler, Güngören, Esenler ilçelerindeki imalat sanayi işyerlerinin yoğun olduğu alanlar ise salgın riski açısından iç içe geçmiş vahim bir ‘kırmızı ada’ haline gelmiştir.

İstanbulluların pandemi karşısındaki ortak nispi sağlık/hastalık profilleri, idari sınırlar ile sınırlı kalmayan işçi semtlerinin görünmez sınırlarına mı gösteriyor mu? Bunlara işçi semtleri mi demeliyiz, çalışma hayatı ile ilişkileri bilahare araştırılmak üzere kentsel yoksunluğun yoğunlaştığı semtler/mahalleler kavramını mı kullanmalıyız? İnanıyoruz ki, 2020 senesinde hastalanan ve salgında hayatını kaybedenlerin çalışma hayatlarına dair veriler tutulabilseydi, üretime ara vermeyen, tam tersine hastalanan işçilerin yerine fazla mesai ve yoğunlaştırılmış çalışma ile çalışma koşullarını ‘henüz sağlıklı kalanlar için’ zorlaştıran işyerlerindeki bu orantısız can ve sağlık bedeli daha da görünür olacaktı. Verileri tutulmayarak, paylaşılmayarak geniş kamuoyu açısından görünmez alana itilen ev dışında ve faal çalışmak zorunda olanların yüksek hastalık oranları, salgının sadece işçi sınıfı değil, tüm toplum içindeki yayılım hızını artırmaya devam ediyor. İşçi sağlığı olmadan, bir kere daha halk sağlığı olamayacağını acı bir bedel ile tecrübe ediyoruz.

Harita 1

Harita 2

Harita 3

Harita 4

Harita 5

Dipnotlar

1- Türk Tabipler Birliği COVID-19 İzleme Kurulu, 8. Ay Değerlendirme Raporu, s. 10 (son erişim tarihi 12. Aralık. 2020)’daki ilk değininden önce bu kavramın Türkçe dilindeki hiç bir salgın politikasına dair kurumsal yayında geçmediğini görüyoruz.

2- Avrupa Birliği’nin resmi kurumu Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi ( European Center for Disease Prevention and Control)’un aynı başlıklı raporu için bknz, “COVID-19 clusters and outbreaks in occupational settings in the EU/EEA and the UK”, 11. Ağustos 2020, en son erişim 11 Aralık 2020. Bu raporda AB’ye üye 15 ülke ve Birleşik Krallık’ta pandeminin başından itibaren işyeri COVID-19 kümelenmelerinin kayda geçirildiğini anlıyoruz (Mart – Temmuz başı arasında 1376 kümelenmeden bahsediliyor).

3- Temerçin/Aldırmaz’ın 2014 verileri ile yaptıkları araştırmada İstanbul’un sanayisinin işyeri sayısı olarak %33,3’ünü, istihdamın ise %29,1’ini sadece aşağıdaki 17 mahalle bünyesinde barındırmaktadır. Tuzla’da Aydınlı ve Tepeören, Ümraniye’de Yukarı Dudullu, Esenkent ve Esenşehir, Zeytinburnu’nda Maltepe, Eyüp’de Topçular, Bayrampaşa’da Yenidoğan, Bağcılar’da Mahmutbey, Evren ve Bağlar, Bahçelievler’de Yenibosna, Başakşehir’de Ziya Gökalp, Arnavutköy’de Hadımköy, Esenyurt’da Akçaburgaz, Avcılar’da Cihangir ve Beylikdüzü’nde Yakuplu mahalleleri sanayi faaliyetlerinin mahalle ölçeğinde yoğunlaştığı alanlardır, Kadir Temerçin / Yolcu Aldırmaz, 2017, ‘İstanbul İlinde Sanayi: Tarihsel Gelişim, Yapısal Değişim, Mekansal Dönüşüm’, Türkiye’de Mekansal ve Bölgesel Dönüşümler, Kadir Temurçin, Murat Ali Dulupçu (editörler), Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları, s. 8.

4- Uğur Aydın, Cem Özgüzel, “Türkiye’nin Evden Çalışması Mümkün Mü?’, 12 Nisan 2020.

5- İBB Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Dr. Nilüfer Aykaç’ın Mayıs 2020 tarihli, Ulaşım A.Ş. İstanbul çıkış hareketliliği verilerine dayanarak kaleme aldığı “Verilerle İstanbul Profili-Kovid-19 İstanbul” raporuna göre, İstanbul’da imalat sanayi yoğun bölgelerde gerçekleşen hareketlilik kentteki vaka artışını hızlandırdı, risk Avrupa Yakası’nda Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Esenyurt, Ümraniye, Çekmeköy ve Küçükçekmece ilçelerinde ve D-100 hattında, Anadolu Yakasında ise Kurtköy, Pendik, Samandıra, Ümraniye ve Tuzla’nın belli ilçelerinde daha yüksek idi.Nilüfer Aykaç ve Osman Elbek, ‘İstanbul COVID-19 ‘, Birikim Dergisi, 2 Kasım 2020; ‘Son Dakika: İstanbul’da Mavi Alarm Verildi’, 16 Kasım 2020, Milliyet Gazetesi, son erişim tarihi: 4 Aralık 2020.

6- İstanbul Kırılganlık Haritası, 16 Kasım 2020 tarihinde açık erişime sunulmuştur. https://kirilganlik.istanbul/

7- İstanbul’da 959 mahallenin sosyo-ekonomik profili ile HES uygulamasındaki risklilik derecelerini örtüştürerek, sağlığın sosyal belirleyicileri hakkında somut sorular sormaya çalışan bir ön-araştırmayı, TTB COVID-19 İzlem Kurulu 6. Ay Değerlendirme Raporu çerçevesinde, kent araştırmacısı Murat Tülek ile gerçekleştirmiştik; Aslı Odman ve Murat Tülek, COVID-19 Pandemisi döneminde sosyo-mekansal eşitsizlikler ve veri / halk sağlığı ilişkisi.

8- Haritaların (2016 yılındaki versiyonu için) vs. nasıl yapıldığına bakmak için: Erginli, B. E., (2018), İstanbul İlçe Belediyelerinde Çocuğa ve Aileye Yönelik Hizmetler, İstanbul: TESEV Yayınları; Güvenç, M., Tülek, M., vd., (2018), ‘İstanbul Geneli ve İlçeleri: Yaş ve Rayiç Bedel İtibariyle Katmanlaştırma Haritaları’, İstanbul İlçe Belediyelerinde Çocuğa ve Aileye Yönelik Hizmetler, (yaz.) Bürge Elvan Erginli, İstanbul: TESEV Yayınları.

9- Bununla ilgili, Kent Araştırmacısı Murat Güvenç ile yapılmış, İstanbul kentsel bölge / Marmara Bölgesi’nin nüfus yoğunluk dağılımı ile pandemi arasındaki ilişkilere dair bir mülakat için bakınız, ‘ Kovid-19 riskine nüfus yoğunluğu perspektifinden bakmak’, Medyascope, 30 Mart 2020.

10- Mahallem İstanbul Araştırmasının verileri burada mekansallaştırılmıştır.

* Bu yazı 2020 Yılı İş Cinayetleri Raporu ile eş zamanlı olarak yayımlanmaktadır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur