Türbülans, kehanet, siyaset

Bugün artık Babacan, Gül ve Davutoğlu’nu da içeren AKP karşıtlarının asgari müşterekleri üzerine kurulu bir programın ilerici bir potansiyeli bulunmuyor. Artık muhalefete de muhalefet etmek gerektiğini görerek, AKP karşıtı toplumsal kesimlerin ortak özlemlerine hitap eden ancak ana muhalefet ve etrafında kurulan koalisyonun geçiştirdiği, “gericilikle, savaşla, kontrgerilla katliamlarıyla, 5’li çeteden ibaret olmayan sermaye talanıyla hesaplaşma”yı içeren bir sosyalist program oluşturmak gerekiyor

Türbülans, kehanet, siyaset

Yine “gitti gidiyor” ile “kaya gibi duruyor” arasında salınan siyasi analiz kılıklı kehanetler arasında kaldık. Çünkü Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidar koalisyonunun 2019 yerel seçimlerinin ardından içine girdiği türbülans 2021’e yaklaşırken şiddetlendi. Aşağı doğru ani bir hareket olunca “gidiciler” kehanetleri, bunu ters yönde bir hareket izleyince de “kalıcılar” kehanetleri öne çıkıyor. Gezi’den beri çoğunluğumuzun kendini bir biçimde kaptırdığı bu kehanetçilik, iktidar mücadelesini kendi dışındaki güçlere havale eden bir kadercilik ve bundan bağımsız düşünülemeyecek bir stratejik bakış eksikliğinden kaynaklanıyor.

Oysa iktidar ne çakılıyor ne de yükseliyor, türbülansta, yani çalkantılı hava içerisinde sarsılarak yol alıyor. Sarsıcı gelişmeler yaşanırken de erken yorumlardan kaçınmak ve siyaseti belirlenmiş bir hedefe doğru kaçınılmaz bir akış olarak değil hem birbirlerine karşı hem kendi içlerinde farklı çıkarlara, güçlere ve zaaflara sahip egemen ve ezilen sınıfların/kesimlerin mücadelesi olarak okumak gerekiyor. Çünkü önemli olan yarın doğrulanacak ya da yanlışlanacak kehanetlerde bulunmaktan çok, bugünün mücadelesine ışık tutacak analizler yapabilmek.

***

Öncelikle görüntüde AKP-MHP arasındaki gayri resmi iktidar koalisyonu olan Cumhur İttifakı’nın Cemaat’i, Kürt hareketini ve demokratik muhalefet güçlerini (ya da özel olarak sokağı) tasfiye ortak paydasında kurulan çok parçalı ve güvensizlikle malul bir kontrgerilla ittifakı olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.

Gezi Direnişi / Haziran İsyanı, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonları, Ekim 2014 Kobanê Direnişi ile sırasıyla sokağı, Cemaat’i ve Kürt hareketini kendi iktidarı açısından sıcak tehditler olarak idrak eden AKP, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde tek başına iktidarını kaybettiğini, yani kontrgerillanın Cemaat dışı unsurlarına sahne önünde de muhtaç hale geldiğini, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sürecinde de kontrgerilla aygıtının parçalandığını, yani bir onarım göreviyle karşı karşıya olduğunu gördü. Hükümetin (seçilmişlerin) ve kontrgerillanın (iktidarını, seçimlere ve yasalara değil devletin bekasını koruma görevine borçlu olanların) yaşadığı zafiyetler karşılıklı bir muhtaçlık hali yaratır görünse de, sadece hükümeti değil düzen muhalefetini de belirleyen ve hükümetin her derdine derman olmayan (mesela 2019 yerel seçimlerini çalmamış ya da çalmayı becerememiş) bir kontrgerilla iktidarı gerçekliği açığa çıktı.

İktidar tablosuna Devlet Bahçeli’nin, Süleyman Soylu’nun (Mehmet Ağar’ın), Doğu Perinçek’in (ya da Avrasyacıların), Hulusi Akar’ın (ABD ve NATO’nun güven bildirdiği, darbe girişimi gününün genelkurmay başkanı) eklendiği çok parçalı bir kontrgerilla koalisyonu üzerinde oturan, yargı ve orduda hala mutlak kontrol sağlayamayan “tek adam” rejimi bu süreçte kuruldu.

Mükemmel olmayan bu sonucun, “tek adam”ın şahsi emellerinin ötesinde, emperyalist sistem içi ve sermaye içi çıkar çelişkilerinin üstyapıdaki yansımaları olduğunu, ABD emperyalizminin hakimiyet krizi, neoliberalizmin krizi, sömürge tipi devlet aygıtının krizi gibi çok yönlü kuşatıcı dinamiklerden beslendiğini akıldan çıkarmamamız gerekiyor. Yani adımlarımızı atarken, karşı karşıya olduğumuz sorunun sadece Erdoğan’dan kurtulmakla içinden çıkılabilir bir sorun olmadığını bilerek hareket etmek gerekiyor.

 ***

Erdoğan, emperyalizmin ve sermayenin sözünden çıktığı için zayıflamış ya da otoriterleşmiş değil. Aksine tam da emperyalizmin ve sermayenin beklentileri doğrultusunda hareket ederek bu duruma geldi. AKP’yi Suriye’yi ve Libya’yı yangın yerine çevirmeye teşvik eden, ABD ve AB’ydi. “Güçlü yürütme” isteyen yani ülkeyi yönetenlerin hukuki engellerin ve kamusal denetimin üstünden atlamasını teşvik eden, sermayeydi. 7 Haziran 2015 seçimlerinin (ve de 10 Ekim Katliamı’nın) ardından Erdoğan’a destek ziyaretinde bulunan, şimdilerde yine beklentiler dillendiren Almanya Başbakanı Angela Merkel’di.

Şimdi Erdoğan’ın, ABD, AB ve sermayenin beklentileri ile bir “reform” sürecine zorlandığı ancak bunun gayri resmi iktidar ortaklarının engeline takıldığı savunulabiliyor. Ancak ABD, AB ve sermayenin Erdoğan’dan beklentisi kendi çıkarlarını güvence altına alacak düzenlemeler. İktidar ortaklarının itirazı ise bu düzenlemelere değil kendilerinin ihmal edilme olasılığına. Zaten emperyalizm ve büyük sermaye tarafından talep edilen düzenlemelerin demokrasi, özgürlük, barış ve adaleti sağlaması gerekmiyor tam tersine halkın çıkarları ile çatışan çıkarların güvence altına alınması kontrgerillaya ihtiyacı diri tutan anti-demokratik süreçleri tetikliyor. “Reformcu” muhalefet de iktidarı sıkıştırmak ne kelime, bu denklemi besliyor.

***

Muhalefetin bütün zaaflarına rağmen, gücünü esasen bir “seçilmiş lider” olmaktan alan Erdoğan’ın kitle desteği, çok yönlü kriz dinamiklerinin altında zayıflıyor. Mevcut kontrgerilla ittifakı zayıflamayı gideremiyor ama Erdoğan zayıfladıkça kontrgerillanın ve büyük sermayenin eli iktidarıyla muhalefetiyle bütün bir siyaset düzlemi karşısında güçleniyor. Kontrgerillanın ve büyük sermayenin etki gücü yalnızca Erdoğan’ı değil, sorunu Erdoğan’a indirgeyen muhalefeti de belirliyor. Çünkü Erdoğan’ı “gidici” ilan eden sistem içi muhalefet, kontrgerilla ve büyük sermayeyi karşısına almadığı gibi, MHP’nin geçmişine toz kondurmayan, AKP’den kim koparsa ona kucak açan, hatta kovulsa bile AKP’de kalmakta ısrarcı Bülent Arınç’ı “vicdan” ilan eden bir çizgide egemenlere geçmişin hesabının sorulmayacağı güvenli bir geçiş vadediyor.

Parlamenter siyaset düzlemi de bu durumu besliyor. Artık sadece MHP desteği ile seçim kazanamayacağı için Erdoğan açısından büyük bir sorun haline geldiği savunulan mevcut seçim sistemi, CHP’ye de AKP’leşmeden seçim kazanma şansı tanımıyor. Bu çatışma düzlemi içerisindeki aktörlerin, sermaye çıkarları ve kontrgerilla tarafından belirlenen uzlaşma alanı gittikçe genişliyor.

***

AKP iktidarının bu ülkeye yaşattıklarından gerçek anlamda kurtulmak, bizzat bu düzlemin kendisiyle çatışan bir çizgi izlemekle mümkün. Bugün artık Babacan, Gül ve Davutoğlu’nu da içeren AKP karşıtlarının asgari müşterekleri üzerine kurulu bir programın ilerici bir potansiyeli bulunmuyor. Artık muhalefete de muhalefet etmek gerektiğini görerek, AKP karşıtı toplumsal kesimlerin ortak özlemlerine hitap eden ancak ana muhalefet ve etrafında kurulan koalisyonun geçiştirdiği, “gericilikle, savaşla, kontrgerilla katliamlarıyla, 5’li çeteden ibaret olmayan sermaye talanıyla hesaplaşma”yı içeren bir sosyalist program oluşturmak gerekiyor.

Bunu da günün toplumsal mücadelelerinin içinde, yaşam hakkı mücadelesinden emekçilerin iktidarına uzanan bir çizgide, pandemiye ve ekonomik krize dair sayıların doğruluğu yanlışlığı üzerine bahse girerek değil, mağduriyet sayılarına indirgenen emekçileri kendi hakları için mücadelede seferber edip örgütlerken yapmak gerekiyor. Bir sosyalist programa ancak kitle hareketi unsurları tarafından sahicilik kazandırılacağını unutmamak gerekiyor.

Kontrgerilla ile görülecek hesabı olan, sermaye ile çıkar uyuşmazlığı gittikçe şiddetlenen emekçi halk kesimlerinin AKP karşıtı öfkesinin düzen içi muhalefet tarafından manipüle edilmesine seyirci kalmadan acilen harekete geçmek, uzun ve zorlu bir mücadeleyi göze almak gerekiyor.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur