İşçi Filmleri Festivali, 10. yılına özel hazırladığı “İşçi Filmleri, Öteki ‘Sinemalar’” kitabı ile tercihlerini nedenselleştirmeye, tartışmalarını bir adım öteye götürmeye çalışıyor
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 10. yılına özel hazırladığı “İşçi Filmleri, Öteki ‘Sinemalar’” kitabı ile tercihlerini nedenselleştirmeye, yürüttüğü tartışmaları bir adım öteye götürmeye çalışıyor
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, “İşimiz gücümüz yaşamak” sloganıyla iş cinayetlerini perdeye taşırken, aynı zamanda 10. yılına özel bir çalışma da geliştirdi. Festivalin 10. yılı nedeniyle “İşçi Filmleri, Öteki ‘Sinemalar’” adlı bir kitap hazırlandı.
Prof. Dr. Funda Başaran tarafından hazırlanan ve Yordam Kitap tarafından basılan kitap, işçi filmlerine ve festivaller üzerine önemli yazıların ve çevirilerin bulunduğu alana bir katkı yapacak.
“İşçi Filmleri, Öteki ‘Sinemalar’” kitabı 1 Mayıs’tan itibaren festival gösterim yerlerinden ve kitapevlerinden temin edilebilecek.
Kitabın giriş bölümünden bazı kesitler şöyle:
2006 yılında festival başlarken “işçi” kategorisini nasıl kavrıyor olduğumuza dair yaptığımız tartışmaların sonuçlarını, tam 7 yıl sonra bence “Gezi Direnişi” sistematize etmiştir. Gezi Direnişi’nin sınıfsal karakterine dair Korkut Boratav’ın söyledikleri tam da festivalin işçi sınıfını kavrama biçimini tanımlar gibidir (2013). Boratav, Gezi Direnişine katılanların önemli bir bölümünü oluşturan öğrencilerin nesnel konumlarını “en geniş anlamıyla potansiyel işçi sınıfına aidiyet” olarak tanımlamakla başladığı analizine, “öğrencilerin on yıl ileriye taşınmış türevleri” olarak tanımladığı işsizleri de “ücretli emekçi” ya da “işçi” konumuna yerleştirerek devam eder. Yine üniversite diplomalarıyla tanımlanan nitelikli emek sahipleri ve bu nitelikleriyle daha çok “hizmetler” diye tanımlanan karmaşık sektörde çalışan ücretliler de ya doğrudan doğruya işverenleri için artık değer yarattıkları ya da işverenin başka sektörlerden aktarılan artık değere erişmesini, el koymasını sağlayan, kolaylaştıran bir emek süreci icra ettikleri için en geniş anlamda gerçek veya yedek emek ordusunun öğeleri olarak “işçi” kategorisi içinde değerlendirilebilir (Boratav, 2013). Ancak bu halihazırdaki durumu ifade eder. İçinde yaşadığımız üretimin toplumsal ilişkilerinin bundan böyle evrilebileceği biçimleri ve bu biçimlerin yaratacağı yeni emek bölünmelerini ifade etmez. Buradan hareketle diyebiliriz ki, festivalin işçi sınıfını kavrayışı Korkut hocanın sınırlarını çizdiği tartışmayı temel alır, ancak bu sınırları ilanihaye kabul etmez.
(…)
Festivalin temalarının her yıl değişmesi, 2006’da “Neo-liberalizme karşı direniş öyküleri”, 2007′de “Yoksulluk Direniş Umut: Anlattığın Senin Hikayendir”, 2008′de “Emeği Gören Kamera Sokağa Çıkan Sinema”, 2009′da “Biz Başka Dünya İsteriz”, 2010′da “Güvencesizliğe Seyirci Kalma”, 2011′de “Toprağımız Havamız Suyumuz İçin Doğal Olarak Direniş”, 2012′de “Hepimiz Şüpheliyiz: Özgürlük Emek İster”, 2013′de “Sınırda Yaşamak”, 2014′de “Her yer Festival Her Yer Direniş” ve 2015’de “İşimiz Gücümüz Yaşamak” diye seslenmesi tam da bu nedenledir. Yani işçi sınıfının yaşamını ve mücadelesini, toplumsal olanı oluşturan tüm diğer unsurlardan ayırarak değil, tam tersine toplumsal olan tüm diğer unsurlarla ilişkisi içerisinde yeniden göstermek temel amaçtır. Bu nedenle de işçileri bir birey olarak sahip oldukları diğer nitelikleri de göz ardı etmeden anlatan, hatta doğrudan o diğer nitelikleri ile anlatan, o nitelikler dolayımı ile deneyimlediklerini perdeye taşıyan filmler festival programında kendisine yer bulur. Bunun da yanında diğer farklı sınıflara mensup insanların yaşadığı koşulları da ele almayı önemser. Bu anlamıyla işçi filmleri festivalinde gösterilen filmler, sadece işçi sınıfının yaşamını ve mücadelesini anlatan filmler değil örneğin 2015 yılında festival programında yer alan ve Avrupa’nın dev yatırım bankalarından birisinin başına yeni atanmış bir şirket yöneticisinin yaşamını ve çalışma koşullarını tüm açıklığı ile anlatan Costa Gavras’ın Kapital (Le Capital, 2012) filmi gibi filmlerdir.
(…)
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, giderek ticarileşen, yarışmalarla rekabeti meşrulaştırıp, kapitalist kültür endüstrisine neye yatırım yapması gerektiğine dair önbilgi sağlayan film festivalleri bütününün bir parçası değil –ki bu noktada farkını yarışmasız olmasıyla ve gösterimlerini ücretsiz olarak gerçekleştirmesiyle açığa çıkartmaya çalışır– gündelik yaşamları kolonize eden medyanın alternatifini, alternatif bir iletişim ortamını yaratmaya çalışan deneyimler ve tartışmalar olarak alternatif medyanın bir parçasıdır. Bu alternatiflik hali iki noktada kendisini öne çıkarır, bunlardan ilki, bu kitabın ilerleyen sayfalarında okuyacağınız Anthony Killick’in “Film Festivalleri ve Karşı-Hegemonya” başlıklı yazısında belirttiği, neo-liberalleşen kent alanının göbeğinde radikal siyasetin tartışılabileceği alanlar yaratma, kentin merkezinden dışlananların kente erişimini sağlama gibi işlevleri yerine getirerek hem mekânın, hem de gündelik yaşamın kolonizasyonuna karşı bir direnme pratiği olmasıdır. Festival kitapçığında bu pratik, “Türkiye’nin dört bir yanındaki kentlerde kitle iletişim araçlarıyla sömürgeleştirilmiş gündelik yaşamlarda yılda bir kez de olsa bir kırılma yaratmanın, bir çatlak” açmak, “insanlara evlerinden çıkıp bir salonda başka insanlarla buluşma şansı” yaratmak, “egemen medyanın evlerimize soktuğu ve bizi her evin kendi yalnızlığında izlemeye davet ettiği, tüm gerçekliklerin imajla yer değiştirdiği kapitalizmin sonsuz gösterisi yerine, sokağa çıkmak, başka insanlarla bir arada olmak, gerçekle yüzleşmek ve en önemlisi bunu bir şenlik olarak gerçekleştirmek” olarak ifadesini bulur (Özdemir, 2014). Aynı yazının devamı ise alternatiflik halinin ikinci noktasına vurgu yapar:
Ayrıca işçi filmlerinin insanı sinemanın düşsel dünyasına sokmak yanında, emeği ile geçinen insanların, işçilerin, kadınların, mültecilerin, ezilenlerin yani tüm yoksulların sıradan yaşamlarını, zorluklarını ve mücadele deneyimlerini umutlarını perdeye yansıtarak gündelik gerçekliğimizi gözler önüne sereceğini ve daha güzel bir geleceği düşleme olanağı tanıyacağını düşünüyorduk… 2006 yılından bu yana 24 kentte festival yürüyüşüyle, açılış gecesiyle, atölyeleriyle festivali gerçekleştirdik. Bu kentlerin insanlarıyla sadece salonlarda değil kentlerin meydanlarında ve mahallelerin parklarında buluşarak dünya üzerinde yalnız olmadığımızı, dünyanın dört bir yanında yaşamı bizim gibi deneyimleyen başka insanlar olduğunu görmeye, bunun nedenlerine dair diyalektik bir sorgulama süreci için gereksinim duyabileceğimiz bilgi ve tartışmalara ulaşmaya ve hep birlikte daha insanca bir geleceği tahayyül etmeye çalıştık. (Özdemir, 2014)
(…)
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali deneyimi, bu kitapla, “İşçi Filmleri, Öteki ‘Sinemalar’” kitabıyla kendi tercihlerini nedenselleştirmeye, yürüttüğü tartışmaları bir adım daha öteye götürmeye çalışıyor. Kitabın ismine gelince: işçi filmleri zaten buraya kadar anlattıklarım bağlamında dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfını gerçek bir kategori olarak ele alan filmleri imlemektedir. Bu filmlerin tarihselleştirilmesi, dünyanın farklı coğrafyalarında ve farklı üretim pratikleri içerisinde üretilme dinamikleri ve biçimleri, örnekleri, failleri ve toplumsal ilişkiler içerisinde kazandıkları anlam kitabın ilk iki kısmının temel tartışmalarını oluşturmaktadır. Ancak sinema sadece film üretimini değil, bu filmlerin gösterimini de içeren daha bütünlüklü bir şey olarak ele alındığı ölçüde, bu filmlerin nerede, nasıl ve hangi koşullarda gösterildiği de önem kazandığından, “aslolan göstermektir” başlıklı üçüncü kısımda filmlerin gösterilmesinin (ve elbette saklanarak sonraki kuşaklara aktarılmasının) ticari olmayan biçimleri ele alınmaktadır. Fransa ve Türkiye’den sinematek deneyimleri, film festivallerinin, içinde doğdukları üretimin toplumsal ilişkileri ile bütünleşme süreçleri, bir meydan okuma, bir karşı-hegemonya yaratma potansiyelleri ve SSCB’den hem üretim hem de gösterim açısından sine-tren tarihsel deneyimi bu son kısmın içeriğini oluşturmaktadır. İşte ‘Öteki “Sinemalar”’ Türkçe’de sinema kelimesinin hem bir endüstriyi, hem filmlerin gösterildiği salonları işaret eden çoğul anlamına başvurularak bir yandan kitabın bütününü, diğer yandan ise bu son kısmı imleyen bir tamlamadır.
Sendika.Org