Kaza değil katliam... Herkes biliyor... Katili herkes tanıyor...

Maden katliamına ilişkin olarak sayısız haber yayımlandı ancak haberlerin saatler içinde eskimesini getiren koşullar nedeniyle yaşananlara ilişkin derli toplu bir bilgiye ulaşmak, manzaranın tamamına hakim olmak güçleşti. Sendika.Org, 1 hafta içinde yayımlanan haberleri sınıflandırıp güncelleyip özetleyerek “katliamın 1 haftası” üst başlığı altında hazırladığı haberlerle okurun ilgisine sunuyor.
Soma’da 13 Mayıs’ta meydana gelen maden katliamında yüzlerce işçi yaşamını yitirdi, sayıların bir anlamı yok… Yaşam odası yoktu, iş güvenliği yoktu, taşeron ve aşırı çalışma vardı… Hükümet üyeleri istifa etmedi, kazayı olağanlaştırmak için saçmaladı, bizzat Erdoğan eliyle protestocu dövdü, OHAL ilan etti… Asıl işveren ve asıl suçlu hükümetin rolünü gizlemek için göstermelik birkaç kişi tutuklandı, AKP’nin taşeronu olan Soma Holding patronuna henüz dokunulmadı…
Soma Maden Katliamı’nda arama kurtarma çalışmalarının durduğu ve madenin kapısına duvar örüldüğü 18 Mayıs itibariyle resmi sayılara göre 301 kişi yaşamını yitirdi. Katliamın ilk gününden itibaren yapılan çelişkili açıklamalar ve spekülasyonlar nedeniyle sayılar anlamını yitirse de, tartışmasız gerçek Türkiye tarihinin en ağır iş cinayetinin yaşanmış olduğuydu.
“Kaza” nasıl yaşandı?
13 Mayıs günü ilk başta trafo patlaması nedeniyle yaşandığı söylenen katliamın, trafo patlaması ya da göçük nedeniyle yaşanmadığı kısa sürede açığa çıktı. Patronun kesintisiz ve yoğun bir çalışmayı zorladığı, bu nedenle de iş güvenliği önlemlerinin ve kontrollerin ihmal edildiği madende yanma başlamış, bu da yeterli bir havalandırma sistemi ve yaşam odasının bulunmadığı, uyarı sisteminin çalışmadığı madenin dev bir tabuta dönüşmesine yol açmıştı.
Daha sonra işçilerin anlatımlarından, teknisyenlerin elektrik kablolarının sorun yaratabileceği konusunda işvereni uyardığı, katliamdan önceki günlerde madenden çıkan kömürün adeta uyarı verircesine sıcak çıkmakta olduğu, ancak bu olağanüstü durumların dikkate alınmadığı öğrenildi.
Asıl patron AKP devleti, Soma Holding onun taşeronu, taşeronun da taşeronları var…
Kazanın ilk günlerinde işverenin ve hükümetin madendeki işçi sayısına dair sağlıklı bilgi vermemesi, madenin işletmesinin kusursuz olduğunda ısrar etmesi şüpheleri büyüttü. Bu durum, hükümetin şirketle yakınlığının, katliamın boyutunu gizleme çabasının ve çalışanların bir taşeron zinciri aracılığıyla pek çok haktan yoksun ve denetimden uzak bir şekilde çalıştığının işaretiydi. Üstelik ilk gün kurtarma ekibinden çok asker ve polis ilçeye yığılmış, maden ve hastane çevresinde, ilçe giriş çıkışlarında konuşlanan kolluk güçlerinin beklenen halk tepkisini bastırmak üzere getirildiği zamanla görülmüştü.
Taşeron sistemini inkar etseler de kısa sürede anlaşıldı ki, madenin asıl sahibi “kamu adına” hükümetti ve Soma Holding de onun taşeronuydu. Çünkü mülkiyeti devlette olan maden Soma Holding’e satılmamış, kiralanmamış; Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) üzerinden “hizmet alımı” adı altında alım garantisi verilerek maden Soma Holding’e işlettirilmişti. Soma Holding madende “işçi taşeronu, baca taşeronu, ayak taşeronu, darama taşeronu” olmak üzere dört ayrı alt taşeronluk sistemi işletiyordu. (http://www.sendika.org/2014/05/somada-dort-farkli-taseron-sistemi/) Böylece işçiler 1,500 liradan düşük ücretlere, fazla çalışma ile birlikte sosyal haklardan yoksun bir şekilde çalıştırılıyordu.
AKP şirket ilişkisi
AKP hükümetiyle şirket arasındaki yakınlık da dikkat çekiciydi. Alp Gürkan’ın sahibi olduğu Soma Holding AKP’li yıllarda, özellikle de Soma madenlerinin işletmesini alınca gelişip serpilmişti. Genel Müdür Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru AKP’nin belediye meclis üyesiydi. İşçiler civar kentlerde miting olunca zorla AKP mitinglerine taşınıyordu. Hükümet, yoksullara “yardım” adı altında dağıttığı kömürleri bu madenden elde ediyor ve şirkete alım garantisi vererek, ürün kalitesi ve işçi sağlığı ve iş güvenliğinin dikkate alınmadığı kuralsız bir üretimin önünü açıyordu.
Katliamın ardından da ilk günler bu koruma sürdü. Hükümet ve medyası şirkete toz kondurmadı. Denetimlerin ve önlemlerin eksiksiz olduğu söylendi, yazıldı. Sonra katliamın boyutu bütün ülkeyi ayağa kaldırınca, bir suçlu göstermek gerekiyordu ve şirket parodiyi andırır bir süreçte hedef gösterildi. 18-19 Mayıs’ta pek çok kişi gözaltına alındı, ilk başta soruşturma evraklarında adı geçmeyen Genel Müdür Ramazan Doğru’nun ve patronun oğlu Can Gürkan’ın da aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklandı.
Şirketin AKP’ye göbek bağını temsil eden Ramazan Doğru’nun nasıl bir muameleye maruz kalacağı, bu tutuklamanın göstermelik olup olmadığı meçhul. Alp Gürkan’a ise ilk bir hafta itibariyle henüz dokunulmadı.
Soma Holding Genel Müdürü Ramazan Doğru “Bana verilen yetki imzası sahte” diyerek Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ı hedef gösterirken, Gürkan ise genel kurul belgesini gösterip Doğru’yu suçladı.
Tutuklananlar “kusurla ölüme sebebiyet” vermekten, kısa süreli hapis cezası alabilecekleri bir yargılamayla karşı karşıya kaldı.
Halk ayağa kalktı
Soma katliamı ilçe halkını ve Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Yürüyüşler, oturma eylemleri, bireysel performans eylemleri, boykotlar, işgaller düzenlendi.
Berkin Elvan cenazesinin ardından yine örgütlüsüyle kendiliğindeniyle yaygın bir ayağa kalkış yaşandı.
15 Mayıs’ta DİSK, KESK, TTB, TMMOB ve Türk İş iş bıraktı. İş bırakma eylemi pek çok kent ve sektörde etkili oldu.
Gezi eylemlerinde duyarsız kalmakla eleştirilen Kürt hareketi de Soma için gözle görülür bir seferberlik içine girdi. On binlerin katıldığı kitlesel yürüyüşler, gençlik eylemleri düzenlendi, pankartlar asıldı, taziye odaları açıldı.
Öte yandan eylemler Soma dahil olmak üzere pek çok yerde TOMA’lı, gazlı, plastik mermili polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı.
Suçlular, güçlüler, yüzsüzler
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik bir gün ortaya çıkmazken, 1. derecede sorumlulardan olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız istifa taleplerine kulak tıkadı. Yıldız’ın sorumluluğunu örtme çabasından olsa gerek, AKP medyasında Yıldız’a methiyeler düzüldü. Yüzlerce işçinin katledildiği Soma’da, Yıldız’ın iki gün aynı gömleği giymesi ve özel aşçılarını getirtene kadar bir iki gün herkesin yediği kumanyalardan yemiş olması için “Adamlığın Zirvesi” diyen yazılar yayımlandı.
Tayyip Erdoğan’ın “bu mesleğin fıtratında var” deyip 1860 İngiltere’sinden örnekler vererek katliamı olağan göstermeye çalışması büyük tepki topladı. AKP’nin daha iki hafta önce CHP’nin Soma’daki maden işçilerinin koşullarının araştırılması için verdiği önergenin AKP’lilerin oylarıyla reddedilmiş olması, hükümetin madencilikle ilgili sözleşmeleri imzalamamış olması ve madenlerde özelleştirme ve taşeronlaştırmayı teşvik etmesi öfkeyi büyüten nedenler arasındaydı.
AKP, bu kez kendi milletvekilleri eliyle bir araştırma önergesi verdi. İktidar önce “Boşver Soma’yı” demiş, sonra katliamı izlemiş, iş işten geçtikten sonra da marifetmiş gibi önerge sunmuştu.
Tekme, tokat AKP
Kazanın ertesi günü binlerce polis korumasında Soma’ya giden Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül protestolardan kurtulamadı. Yanında Bülent Arınç da bulunan Erdoğan protestocular arasında ilerlerken önce bir Somalıya “Başbakanı yuhalarsan tokadı yersin” dedi ve girdiği bir markette genç bir adamın kafasını koltuğunun altına alarak tokatlayıp darp etti. Daha sonra da korumalarına dövdürdü.
Erdoğan’ın müşaviri Yusuf Yerkel de iki özel harekatçının arasına düşen bir protestocuyu tekmelerken görüntülendi. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik Erdoğan’ın ve Yerkel’in saldırmadığını, mağdur olduğunu söyledi. Yerkel’e göstermelik olarak 7 günlük iş göremez raporu alındı.
TTB Yerkel’e rapor veren doktor hakkında soruşturma başlattı.
Soma’da OHAL
Protestoların dinmemesi ve gerçeklerin bir bir açığa çıkması üzerine Soma’da sıkıyönetim ilan edildi. İlçeye hukuki destek için gelen ÇHD’li avukatlar, Eğitim Sen’li öğretmenler, gazeteciler, protestocu Somalı emekçiler gözaltına alındı, darp edildi. İlçeye girişler engellendi. Öte yandan İsmailağa Cemaati’nen 50 “hoca” dahil olmak üzere cemaat ve tarikat ekipleri “isyan etmeyin, kaderdir” propagandası yapmak üzere seferber edildi.
Ülke çapında anmaları engellemeye çalışan AKP, okuldan camiye her yerde kadroları ve memurları ile isyan etmeyin, dua edin diye telkinde bulundu.
Hükümet dinsel söylemle iç içe geçmiş bir demagoji, şiddet ve iktidar olanaklarıyla suçunu örtmeye ve tepkileri bastırmaya çalışsa da, bu büyük insanlık suçu karşısında toplumsal muhalefetin emek eksenli bir gündemle ayağa kalktığı, hükümetin 30 Mart sonrası psikolojik üstünlük halinin yeniden terse dönerek gayrimeşru yüzünün bir kez daha ve daha geniş kesimlerin gözünde açığa çıktığı yeni bir sürecin kapıları aralandı.
GERÇEK BİLİRKİŞİ İŞÇİLERİN DİLİNDEN SOMA'NIN SOSYETİK KÖLELİK DÜZENİ
SOMA HOLDİNG: AKP'NİN AÇTIĞI YOLDA, SOMA İŞÇİSİNİN KANI ÜZERİNDE YÜKSELDİ
SOMA KATLİAMI DOSYASI İÇİN TIKLAYIN
Sendika.Org