Dünya Sosyal Forumu:Emek hareketi ulusötesi şirketler ve uluslararası ticaret –

Bu konferansta şu görüşler dile getirildi:

Yoksulluğu azaltmak adına uygulanan yeni liberal politikalar yoksulluğu arttırıyor. Yoksullukla mücadelede Kuzey’in desteği sınırlı ve bu da aslında Kuzey’in zenginliğini korumayı amaçlıyor. Son 25 yıldır hakim olan piyasa yasaları büyük sermayedarı korurken yoksulluğu arttırıyor. 1980’de en zengin % 10 en yoksul % 10’dan 70 kat daha fazla gelir elde ediyordu, 1999’da ise 102 kat.
Küresel kurumlar sosyal anlaşma istemeyen sermayedarlar tarafından kontrol ediliyor. Buna rağmen işçilerin iki avantajı var: dünyada sayıları artıyor ve onlarsız dünya olmaz. Sermayedarların olmadığı bir dünyayı tahayyül edebiliriz ama emeğin olmadığı bir dünya tahayyül edilemez.

Washington konsensüsü çok fazla acı ve sefalet doğuruyor. Buna karşılık katılımcı bütçe pratikleri insanların hükümetlerin nasıl vergi toplayabileceği ve bunları nasıl kullanabileceği konusunda farklı yollar bulabileceklerini ortaya koyuyor. Küresel elitler yurttaşlara karşı yerel elitlerle işbirliği yapıyor. İhracata dayalı ekonomide yüksek ücretler problem olarak görülüyor. Kayıtdışı ekonomide büyüme var; bu sendikal örgütlenmeyi engelleyen en önemli faktörlerden biri. Kadınlara yönelik ayrımcılık sürüyor. Gençlik emek hareketinin önemli bir ittifakıdır.

Konuşmalarda sendikal birliğe özel vurgu yapıldı. Louis Anderson, “Birden fazla sendikal örgütün olduğu yerde işçi hareketi zayıflıyor. Yanyana gelmeli, ayrıca sendika dışı toplumsal hareketlerle de ilişkiyi geliştirmeliyiz. dedi.

COSATU’yu temsilen katılan Willie Madisha ise sendikal hareketin devrimci olması gerektiğine işaret ederek, “Sosyal, politik ve ekonomik boyutlarıyla devrimci sendikal hareketi yükseltmeliyiz, toplumsal hareketlerle ittifaklar kurmalıyız. dedi.

Konfereansta dile getirilen bir başka husus kadın çalışanların durumuydu.

Kadınların Küresel Yürüyüşü inisiyatifinden Sylvia Estrada-Claudio, sendikaların insan haklarının, özellikle kadınların haklarının savunulmasını gündemlerine alması gerektiğini söyleyerek şunlar belirtti: “Kadınlar en son işe alınıyor ama en once çıkarılıyor. Enformel sektörde çok kötü koşullarda çalıştırılıyor. Sendikalarda etkin bir güce sahip değiller. Evde, sokakta ve işyerinde tehdit altındalar. Sendikalar kadınlara ve gençlere haklarını talep etmeleri için gerçek araçlar sağlamalı. Bu demokrasiye ulaşılamazsa başka bir dünya mümkün lafları havada kalır. Yeni toplum işte eşit koşulları, enformel ve evde çalışanların korunmasını, kadınların özgürce sendikalara üye olabilmelerinin güvence altına alınmasını, çocuk bakımı, ortak mutfaklar gibi araçlarla ailenin desteklenmesi ve ev işlerinin paylaşılmasını hedeflemelidir.
Arjantin CTA temsilcisi Pablo Reyner ülkesindeki durum hakkında bilgi verdi ve “Bizi bu duruma getiren bir sosyal dışlama modeli yaşıyoruz. dedi. Global Policy Network müdürü Jeff Faux bunu destekleyerek bu durumun asıl nedeninin son 25 yıllık yeni liberalizm süreci olduğunu söyledi. NAFTA bölgesinde eşitsizliğin arttığını belirterek Washington konsensüsüne dayalı politikaların büyümeyi nasıl engellediğini anlattı.

Tespitler ışığında ortaya konan öneriler ise şunlardı:

1. Dünya çapında yeni bir emek örgütlenmesine ihtiyaç var.

2. Sendikal hareket sadece çalışma konularına değil, politik ve sosyal konulara da odaklanmalı: insan hakları, ticaret, sosyal adalet, yoksulluk vb.

3. Diğer toplumsal hareketlerle ittifak gereklidir.

4. Washington konsensüsüne karşı küresel bir alternatif üretmek için “küresel yurttaşlık hakları için mücadele edilmelidir.

5. Ortak alternatifler yaratmalı ve küreselleşmenin somut içeriğine karşı mücadele etmeliyiz.

6. Kaynakların daha fazla yoksullara dağılımını sağlamak için, her düzeyde karar alma mekanizmalarına katılmak gerekir.

7. Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya sendikal hareketleri arasında sempati bağları kurmak ve sorunlar farklı tutum almalarını önlemek gerekir.

8. Sendikalarda demokrasi, katılım, saydamlık geliştirilmelidir.

9. Örgütsüzlerin örgütlenmesi önemli bir görevdir. Bunun için işçilere sendikal bilinç vermek ve örgütlenme taleplerini açığa çıkarmak için çalışma yapılmalıdır.

Bütün bu önerilerle birlite, en çok kabul gören görüş ise şöyle özetlenebilir: “Yeni liberal ekonomik politikalar işsizliği arttırıyor, ücretleri düşürüyor, hakları geriletiyor, yaşama koşullarını kötüleştiriyor. Şimdi bunu değiştirme zamanıdır. Bu süreci eleştiriyoruz ama bu yeterli değil. Pratik işler üretmeli ve dayanışma bağlarını güçlendirmeliyiz.

**************

Ulusötesi şirketler konulu konferans 1 Şubat’ta yapıldı. Konferansa konuşmacı olarak şu isimler katıldı: Njoki Njoroge NJEHO (50 Yıl Yeter Ağı- Kenya), Kevin Danaher (Global Exchange-ABD), Joshua Karliner (Corpwatch-ABD), Martha Ojeda (Maquiladora’larda Adalet Koalisyonu-Meksika), Marcelo Malentacchi (FITIM-Uluslararası Latin Amerika ve Karayipler Çelik İşçileri Federasyonu- İtalya)
Bu konferansta tartışılan temel tez şudur: Ulusötesi şirketler çok fazla güce sahiptir. Son 10 yılda bu güç daha da artmıştır. Şirket güdümlü kürselleşme ve kar arayışı, insan, emek ve çevre değerlerini tahrip etmektedir. Hükümetler, uluslararası mali kuruluşlar ve şirketler müdahaleye muhtaçtır.

Konferansa sunulan bildirilerde bu konuda şu öneriler yer alıyordu:

1- İlkeler ve değerler

Şirketlerin haklarının insanların haklarına ve evrensel insan, emek ve çevre değerlerine tabi kılınması
Bütün belgelerde ve kampanyalarda insnai değerlerin paradan üstün tutulması
Hükümetlerin şirketlerin insan olmaıdğını anlamalarının sağlanması: şirketler insanlarla aynı statüde değildir, aynı haklara sahip değildir ve kendilerine bu anlamda yasal kişilik atfedilemez
2- Devlet ile şirket bağlarının koparılması

Yurttaşların siyaset aracılığıyla piyasaları düzenlemeye devam edebilmeleri amacıyla şirketler ile devlet arasındaki bağın koparılmasının savunulması
Para ile hükümet arasına duvar çekebilmek için rüşvet ve yolsuzluğa karşı karşı yasaların sıkılaştırılması ve uygulanması
Su, elektrik gibi kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin durdurulması
Şirketler ile devlet arasındaki bağın koparılması kampanyasının küresel yönetim kurumlarında da sürdürülmesi; bu kurumlara müdahale ya da ortadan kaldırılmalarının savunulması
3- Saydamlık

Toplumsal eylemlilik ile şirketlerin daha şeffaf hale getirilmesi
Şirketlerin hesap verebilirliği hakkında bir sözleşmenin kabul edilmesi: Bu sözleşme önerisi Dünya Dostları örgütü tarafından getirildi.
Temel sosyal ve çevresel kurallara uymaları için şirketlerin davranış kurallarını kabul etmesi için mücadele
Şirketlerin denetlenmesinde önemli bir aktör olan sendikaların güçlendirilmesi
Şirketlerin izlenmesi ve denetlenmesi için bağımsız organların oluşturulması
4- Kampanyalar ve duyarlılık

Şirketlerin emeğe ve çevreye vb. davranışlarını değiştirmeleri için kampanyalar düzenlenmesi
Şirketlerin olumsuz davranışlarına karşı tüketici, üretici, işçiler ve yurttaşlar olarak örgütlü toplumsal hareketlerle mücadele
Belirli şirketlere yönelik uluslar arası kampanyalar
5- İttifakl
ar

Sendikalar, çevreciler, insan hakları savunucuları vb. arasında ittifaklar oluşturmak
Küresel toplumsal hareketlerin yerel toplulukların eylemliliklerine destek sağlaması
Küresel grev organizasyonu, işçier arasında ve işçilerle tüketiciler arasında uluslar arası dayanışma sağlanması
Bu öneriler çerçevesinde yapılan tartışmalarda özet olarak şu noktalar ortaya çıktı:

1- Farklı bakış açıları ve öncelikler
Şirketlere karşı mücadelede yaklaşım ve hedef farklılıkları ortaya çıkabilmektedir. Bazıları belirli şirketleri hedef yaparken diğerleri genel olarak şirketlerin genel politikalarına yönelik mücadele sürdürmektedir. Bazıları mücadelede hissedarlara da seslenmeyi tercih ederken diğerleri küreselleşme karşıtı mücadeleyi yüksetmeyi öncelikli hedef olarak görmektedir.
Çevreciler ve insan hakları savunucularının yaklaşımlar bazen işçilerin ve sendikaların yaklaşımlarıyla çelişebilmektedir. Davranış kuralları talebi, bunun toplu sözleşmelerin yerine geçirilmek istendiği eleştirisine maruz kalabilmektedir.

2- Küresel anlaşma

Bu konudaki inisiyatif BM tarafından gündeme getirilmiştir. Amacı şirketlerin sosyal, çevresel ve ekonomik sorumluluklarının arttırılması için gerekli olan temel ilkelerin kabul edilmesidir.Ancak bu inisiyatif çelişkili bir niteliktedir: emek hareketini ve sosyal hareketi, böyle bir küresel anlaşmanın, şirketlerin sosyal sorumluluğunun artması için önemli bir adım olarak görenler ve bunu şiddetle eleştirenler olarak bölmektedir. Eleştirenlerin gerekçesi, böyle bir anlaşmanın şirketlere imajlarını düzeltme için imkan vereceğini ama esasta hiçbir sosyal denetim olmayacağı için güvenilir sonuçlar üretmesinin mümkün olmayacağı şeklindedir.
3- Saydamlık konusu

Küresel anlaşma önerisine karşılık gündeme getirilen bir başka öneri küresel saydamlık ve hesp verebilirlik anlaşmasıdır. Bu, şirketlerden bağımsız organlarca denetimi öngörmektedir. Tabii bu kar amacı güden şirketlerin yaptığı denetim olarak anlaşılmamalıdır. Çünkü bağımszı denetim şirketlerinin kar amacı ile denetim işlevleri arasında çelişkiler de ortaya çıkabilmektedir. Bunun son örneği Enron skandalıdır.

***********
1 Şubat’ta yapılan “Uluslararası Ticaret konulu konferansa panelist olarak Martin Khor (Üçüncü Dünya Ağı-Malezya), Dot Keet (Afrika Ticaret Ağı-Güney Afrika), Jean Lapeyre (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu-Belçika), Paul Nicholson (Via Campesina-Belçika), Hector de la Cueva (Alianza Social Continental-Meksika), Lori Wallach (Public Citizen-ABD), Bernard Cassen (ATTAC-Fransa) katıldı.

Konferansta üzerinde mutabakat sağlanan görüşler şöyle özetlenebilir:

1. Serbest ticaret ulusların ve insanların refahını ve gelişmesini garantilemez.

2. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) zengin devletlerin lehine çalışmaktadır ve demokratik biçimde tartışılmadan, müzakere bile edilmeden alınan kararlarla DTÖ yaptırım gücüne kavuşmaktadır.

Bu tespitler karşısında ortaya konan öneriler ise şunlardır:

Ulusların gelişimi ticarete değil üretime dayanmalıdır. Devletler ekonomilerini çeşitlendirmeli, plansızca ihracata koşmaktan vazgeçmelidirler.
DTÖ işleyişi temelden gözden geçirilmelidir. DTÖ, BM’nin bir alt organı haline dönüştürülmelidir. Bu konudaki bir başka öneri ise DTÖ’nün meşrulaştırılmaması ve Doha’daki tutumları nedeniyle ABD ve AB’nin şiddetli biçimde eleştirilmesidir. Sivil toplum örgütleri Doha deklarasyonunu tanımadıklarını ifade eden bir deklarasyon yayınlamalıdır.

Yatırımlar ve rekabet ile hizmetler ve kamusal alanlarda serbestleştirmenin önlenmesi her düzeyde, DTÖ düzeyinde de, en etkin çaba gösterilmelidir. Bu konuda zengin ülkelerdeki sosyal hareketler ve örgütler hükümetleri üzerinde baskı kurmalıdır.

Evrensel Gıda Egemenliği Şartı oluşturulmalıdır. Bu şart, her ülkenin birinci görevinin nüfusunu besleyecek bir tarım politikası izlemesini, iç piyasaların korunmasını, üretken kaynaklara (su, toprak ve tohum) ulaşma hakkını, tüketicilere seçme hakkını, DTÖ’nden tarımın çıkarılmasını, mevcut kürsel tarım politikası yerine bölgesel fiyatlama sisteminin konmasını içermelidir.

Sonuç itibariyle panelistlerin üzerinde mutabakat sağladığı öneriler şöyle toparlanabilir:

1. İnsanların hizmetinde bir ekonomi,

2. Ülkelerin, örgütlerin, sendikaların vb. ötesinde, bunların hepsini kapsayan bir küresel hareket

3. Tarımda dampingin yasaklanması

4. Gıda egemenliğinin evrensel hak haline getirilmesi

5. Üretken kaynaklara (su, toprak, tohum) ulaşma hakkının kazanılması

6. IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün olumsuz etkilerinin deşifre edilmesi

7. Hükümetlere DTÖ polititkalarının değiştirilmesi için baskı

8. DTÖ’nün her adımının izlenmesi, sorgulanması

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur