Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki tavrı, genel olarak fazla savunmacı ve fazla temkinli bir çizgideydi. Birçok kritik soruda (İmamoğlu’nun adaylığı, Genel Merkez'e polis müdahalesi, Akın Gürlek ve siyasallaşan yargı) doğrudan “evet/hayır” cevabı vermek yerine, “yetkili organlar” ve "genel ilkeler" başlığında soruları savuşturdu, cevapları da

4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultay’ın ikinci turunda Özgür Özel’e karşı kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu'nun, 21 Mayıs 2026’da, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin mutlak butlan kararıyla yeniden oturduğu o liderlik koltuğunun hikayesindeyiz hâlâ. Haklısınız, kendisini en sonunda dinleme fırsatı bulduk. Sözcü TV'de, Gazeteciler Senem Toluay Ilgaz, Aslı Kurtuluş Mutlu ve Barış Terkoğlu'nun sorularını yanıtlarken, açıkçası, kafamdaki soruların cevap bulmasını bekledim ama, o sorulara yenileri eklendi!
Kendi adıma, Lütfü Savaş noktasında mutlak butlan sürecini izleyen ve buna dair çok da yazan Hatay/Antakyalı bir gazeteci olarak, Kılıçdaroğlu'nun, iktidara yakın medya tarafından neden bu kadar destek ve sempati gördüğünü çok sorguladım. Yandaş denen medyanın, neden Kılıçdaroğlu ve ekibini bu denli korumacı bir tavırla karşıladığını en çok da! İlginçtir, Sözcü TV'de izlediğim, sorulanlara beklenen cevapları ver-e-meyen Kılıçdaroğlu'nu program sonrası en çok savunanlar, yine aynı cephe oldu! "Üzerine çok gidildi" dendi, stüdyo ışıklarının onu kötü gösterdiği bile söylendi. Hatta, soruların “Özgür Özel ekibinden geldiği” de... Gazetecilik değil, ama sorgulama yapıldığı da...
Bir gazeteci, seçmen ve yurttaş olarak, merak ediyorum.
İktidara yakın bir gazeteci, ana muhalefet partisi liderinin ekranda kötü gösterilmesi ya da sorularla köşeye sıkıştırılması halini neden kendine bu kadar dert eder ve bu durumu ne adına göğsünde yumuşatıp, kabul edilebilir sebeplerle paketleyip kamuoyuna servis etmeye çalışır?
Şimdi gelelim, en tartışmalı cevaplara...
Aslına bakarsanız, bence en tartışmalı noktalardan biri, Kılıçdaroğlu'nun "Ben, genel merkeze polisle girilmesi talebinde bulunmadım" ifadesiydi. Ona tam da bu noktada sorulan soru, Kılıçdaroğlu’nun, avukatı eliyle, Mayıs 2026’da Ankara Valiliği’ne verdiği dilekçe oldu, ki o dilekçe, Genel Merkez’in Kılıçdaroğlu ekibine teslim edilmesi için “gerekli işlemlerin yapılmasını” talep ediyordu. Hatta o talep üzerine, Ankara Valiliği, Emniyet’e “mahkeme kararının uygulanması” talimatı vermiş, ardından da 24 Mayıs 2026’da, polis, biber gazı ve plastik mermi kullanarak binayı tahliye etmişti.
Bu soruyu soran gazetecinin dediğini tekrar edelim mi?
Başka ne olmasını bekliyordunuz?
Kılıçdaroğlu, “Ekrem İmamoğlu, hâlâ CHP’nin adayı mı?” sorusuna ise doğrudan “evet” ya da “hayır" demedi. Konuşmasının devamında, "Zamanı gelir, eğer Anayasa değişmezse mecburen bir cumhurbaşkanı adayı belirlersek, yine bakacağız" diyen Kılıçdaroğlu'na, İmamoğlu için toplanan 16,5 milyon imza hatırlatıldı, ama yine de final cevabı ne “evet” oldu ne de “hayır"; “Sorun çıkmazsa, mahkemeden adaylığının önünde bir engel olmazsa, elbette herkes aday adayı olabilir. Bir sürü aday adayı vardır, olabilir.”
Peki, bu cevaptan anlamamız gereken ne?
Yok, ben bir şey anlamadım, ya siz?
Mutlak butlan davası üzerinden, siyasallaşan yargı ve tam da bu noktada, Kılıçdaroğlu'nun geçmişte en fazla eleştirdiği, dönemin savcısı/bugünün Adalet Bakanı Akın Gürlek de vardı, sorular arasında ama... Cevap, beklenen olmadı; “Bu davayla, benim hiçbir ilgim yok! Davayı açan değilim, tanığı değilim. Mutlak butlan kararı farklıdır. Bir düşünceden dolayı değil, para hareketi var orada. Nereden bileyim ben bunu, siyasi bir karar olup olmadığını...”
Yargının siyasallaştığını açık açık söyleyen ve ülkedeki yorgun düşen adalet için yaklaşık 420 km yol yürüyen birinden farklı bir cevap bekliyorsunuz ama, eldeki bu!
Yayımlanan programda, özellikle de Kürt siyaseti cephesinde tepki çeken ve sert şekilde de eleştirilen kısımlardan biri, 2016 yılında, TBMM’de, aralarında 51 CHP'li, 50 HDP'li, 27 AKP'li, 9 MHP'li ve 1 Bağımsız Milletvekilinin de olduğu bir kararla, haklarında fezleke olan bu isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması oylamasına dair soru oldu. Diğer partili isimlerde sonuçlar ağır olmazken, HDP’li Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sonucunda çok sayıda tutuklama, hapis ve vekillik kaybı yaşandı. Bugün bile çok konuşulan ve tartışılan o oylamada AKP-MHP cephesine “Anayasa'ya aykırı ama, evet diyeceğiz” diyerek destek veren Kılıçdaroğlu'na, bu karardan dolayı "Pişman mısınız" sorusu yöneltildi, yıllar sonra! Cevap mı?
“Hayır, (pişman) değilim.”
Kendi adıma günü özetlersem eğer, Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki tavrı, genel olarak fazla savunmacı ve fazla temkinli bir çizgideydi. Birçok kritik soruda (İmamoğlu’nun adaylığı, Genel Merkez'e polis müdahalesi, Akın Gürlek ve siyasallaşan yargı) doğrudan “evet/hayır” cevabı vermek yerine, “yetkili organlar” ve "genel ilkeler" başlığında soruları savuşturdu, cevapları da. Özellikle İmamoğlu konusunda fazla mesafeli durdu ve konuyu her şartta “arınma” tartışmasına çekti. Genel Merkez'e polis müdahalesinde “üzüldüm” demesine rağmen, avukatının, "Genel Merkez’in Kılıçdaroğlu ekibine teslim edilmesi için" Valiliğe verdiği dilekçeyi savunma ihtiyacı hissetmesi, çelişki yarattı. Yargının siyasallaştığını itirazsız kabul etse de, partideki yolsuzluk iddialarını "tamamen siyasi" bir çizgide olduğunu kabul etmedi, hep tekrar ettiği o 'arınma' başlığında dengeli bir pozisyon almaya çalıştı.
Açıkçası, genel olarak, cesur ve net bir duruş sergilemek yerine, parti içi pozisyonunu koruma ve olası çelişkilerden kaçınma odaklı, fazla ihtiyatlı, biraz da tedirgin bir performans ortaya koydu, Kılıçdaroğlu.
Yok, ben, Kılıçdaroğlu cephesinin politik duruşunu kendi adıma şekillendiremedim, ama yandaş denen medya o şekillendirmeyi çok iyi yapmış olmalı ki, görüşmeyi, Kılıçdaroğlu adına 'başarılı' olarak etiketlemiş bile!
O yüzden de "tebrikler" diyelim..
En azından bir kesim mutlu edilmiş...
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.