O kadar açız ki iyilik denene, ama bir o kadar da umutsuzuz! Ama biliyoruz, o iyiliğin kanatsız melekleri hep aramızda... O yüzden de vazgeçmiyoruz yaşamaktan...

Amerika'da bir süpermarket hayal edin... Kasada; yaşlı, yorgun, yoksul bir kadın. Market arabasına koyduğu yiyeceklerin parasını ödemek için cüzdanındaki paraları saymaya çalışıyor. Yetmediğini anlayınca da bozuk paralarını tek tek o kâğıt paraların üzerine ekliyor. Ardından, kasiyere "tamam" der gibi kafa sallıyor ve gülümsüyor. Bugünü de bir şekilde atlatmanın verdiği rahatlık mıydı, o gülümseme? Elinde tuttuğu kâğıt paraların üzerine koyduğu bozuk paraları kasiyere o gülümsemeyle uzatan yaşlı kadına verilen cevap, umut ve dayanışmanın mola anıydı, bence! Kasiyer, "hesabınız ödendi" der, yaşlı kadına! Şaşkın gözlerle, "nasıl olur..." dercesine etrafına bakan yaşlı kadına, birkaç adım ötede sabırla bekleyen genç bir kadın, yaklaşır, "yalnız değilsiniz" der, onu kucaklar. Hesabı ödemekle de kalmaz, 1000 dolara yakın bir nakit parayı da kadına verir. Yaşlı kadının gözleri dolar. "Sen kimsin? Bir melek misin?" diye sorar.
O kadar yalnız bir hayatı vardır ki ve yardımsız ayakta kalmaya o kadar alışmıştır ki, bu, onun için bir mucizedir ve ona yardım eden bu genç kadın da bir melek.
Bu hikâye ve daha birçoğu, Avrupa ve Amerika sokaklarında, son dönemde Türkiye'de de artan bir iyilik hareketi aslında. Hayat karşısında tüm cephelerini kaybetmişlerin umut hikayesi de bir bakıma.
Başlarken de dediğim gibiyiz aslında!
İyiliğe o kadar açız ki, o iyiliğin sahipleri bizler için birer melek oluyor.
Biraz da bu yüzden, yanı başından geçip gittiğimiz o yalnız hayatları görelim istiyorum.
Onlar, o kadar çoklar ki...
Aslında her yerdeler...
Anneler gününde, Ankara'nın Tunalı Hilmi Caddesi'nde para çekmek için bankamatik önündeyken, annem yaşlarında, üstü başı düzgün, ama yoksulluğunun çaresizliği çok belli bir kadın, bir elinde poşeti, diğer elinde, ince, uzun bir çubuğuyla, kaldırım üzerindeki çöp kutularından birini karıştırıyordu. Dayanamadım! İnsan olanın kalbi dayanmıyor, dayanmamalı da! Ona seslendim, çektiğim paradan bir kısmını ona verirken, "anneler gününüz kutlu olsun" dedim! Konu, mutlu etmek değil sadece, ama unuttuğumuz kendi insanlığımızı da hatırlamak... Aynı gün, bu defa, motorlu bir engelli aracıyla kaldırımda giden bir başka kadına denk geldim. Kucağında büyük bir tahta tepsi vardı ve üzerinde de evde işlediği ürünler... El işi bir gül aldım, fiyatını sorarak. "Anneler gününüz kutlu olsun" deyip, ödemek için uzattığım parayla beraber, aldığım gülü de ona verdim.
Konu, "iyilik yaptım" ve "paylaşıyorum" değil!
Konu, "ben" hikayesi hiç değil!
Konu, birbirimizi fark edebilmek...
Hayatın içinde kaybolanları...
Hayatın yorduklarını...
İnsan olmayı hatırlayalım dediğim bir ülkede böylesine bir yazı yazarken, ülkemdeki zenginlerin, yoksul çaresizler için birer melek olmalarını hayal etmek istiyorum. Sofralarında bir kuş sütü eksik olanların, evlerine koca bir ay boyunca et girmeyen ailelerin sofralarına kalplerini bırakmasını hayal etmek istiyorum. Sırtlarında onlardan ağır çantalarla yürüyen çocukların ailelerinin servis parası veremediği bir ülkede, zenginliklerine zenginlik katanların, yokluğu barındıran her bir ev için "buradayım" diyeceği bir anı hayal etmek istiyorum.
Paylaşmak, bu kadar zor olmamalı ama...
Biliyorum, çok zor!
Yaşadım...
O zoru yaşadım...
Ben, 6 Şubat 2023 depremlerinin en fazla yıktığı bir şehirden, Hatay / Antakya'dan geldim! Enkaza dönmüş bir şehirde o kadar çok şey kaybettik ki, bir çoğumuz sıfırdık, oradan çıktığımızda. Bedenen ve ruhen o kadar yaralıydık ki ne unuttuk ne biriken öfkelerimizi geride bırakabildik. Çünkü en ağırını yaşadık, unutulduk! Böylesine ağır şartlardan çıkan bizlere söz verilen bir iyiliği yapmaktan vazgeçenlerin Türkiye'sinde, unutulmak nasıl bir şey, bunu en ağır şekilde öğrendik. Öğrenirken de hayatlarımızın belki de en zor anında, en büyük yenilgimizde, bir başımıza bırakıldık. Bu ülkenin koca bir bakanı, kendi şehrimizin iki milletvekili, gözlerimizin içine baka baka verdikleri “eşya sözü”nü rüzgâra savururken öylesine, bizlere depremden sonra verilen evlerimize borç harç girmek zorunda kaldık.
Dedim ya,
...o kadar açız ki iyilik denene, ama bir o kadar da umutsuzuz!
Ama biliyoruz, o iyiliğin kanatsız melekleri hep aramızda...
O yüzden de vazgeçmiyoruz yaşamaktan...
Siz de vazgeçmeyin,
...ne iyilikten ne yaşamaktan!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.