Seçilenlerin, acımızı yaratanların suçuna ortak olmamasını istiyoruz. Beklentimiz, daha normal ne olabilir ki! Seçilenlerin, haklı olan öfkelerimizi dindirmesinin açlığındayız. Onları seçme nedenimiz zaten bu değil mi ki! Seçilenlerin, yorgun hayatlarımızı unutmamasının beklentisindeyiz. Onları Ankara'ya taşıma nedenimiz başka ne olabilirdi ki!

Geçen gün, bir market kasasında ödeme için beklerken, iki kişinin kendi arasındaki bir sohbetine dahil oldum.
Bir tanesi soruyor;
"En çok hediye alan meslek hangisi?"
Diğeri düşünmeden, "Doktorlar" diyor!
Gülümseyerek, "peki, başka" dedim o an...
Bir tanesi, "Başka..." diye, sorarak baktı bana!
"Siyasetçiler", diye noktaladım "kim" sorgusunu.
"Niye, siyasetçiler" diye sordu diğeri.
"Hemen yanınızdaki siyasi partinin genel merkezini gün boyu izleyin, parti ziyareti için gelenleri iyi izleyin" dedim ve devam ettim:
"Köyünden, ilçesinden, hatta Türkiye'nin her noktasından buraya, her gün çok sayıda vatandaş geliyor. Oğlu, kızı için iş aramaya. İşinin tayinini yaptırmaya. Parasızsa, yardım istemeye. Hastaysa, tedavisinin masraflarına desteğe, belki de bir türlü alamadığı muayene tarihini öne çektirmeye. Görüşeceklerinin makam / mevki / güç sahibi olduğunun farkında olan vatandaş, boş gelir mi peki? Koca genel merkezin kapısından içeriye, elinde hediyesi olmadan girer mi? Girmez, giremez! Cebindeki parası kadar bir şeyler alır. Ya çikolatadır, bir paket ya da gömlek / kravattır. Belki de memleketinden getirdiği el emeği göz nurudur. Çok paralıysa, parfümdür, hatta pahalı bir takım elbise ya da saattir. Aynı yollardan ben de geçtim, ondan biliyorum. Hatta, düz bir ziyaret için gittiğim bir Hatay Milletvekiline pahalı bir kutu çikolata götürdüğümüzü hatırlıyorum, ki afiyet olsun, derdinde değilim ama... Aynı Milletvekilinden daha sonra almaya çalıştığımız randevuya ne dönüş oldu ne de 'kusura bakmayın' dendi. Anlayacağınız, seçilene kadar onların bize ihtiyacı var, seçildikten sonra bizim onlara. Bana verilmeyen randevu, bundan! Elinde hediyelerle siyasi parti genel merkezlerinin yolunu tutan ülke insanımın hali de..."
Market kasasındaki bu sohbetin ardından, cevap "doktor" diyen de sustu, ona karşılık vermeye çalışan da. "Haklısınız" derken ikisi de, ben, yüzümdeki gülümsemeyle çıktım oradan.
Yok, bu, "haklıyım" gülümsemesi değil, ama "ülkemin gerçeği" trajedisi!
Bu trajedinin daha derininde ne mi var?
Gülistan Doku cinayetinin bitmeyen ağıtı, dinmeyen gözyaşları arasında, bugün herkes, cinayetin ilk gündeme düştüğü zamanlarda TBMM gündemine taşınan Gülistan Doku cinayeti araştırılsın önergesinin iktidar milletvekilleri tarafından reddedildiği anların videolarını paylaşıyor. Hatta iktidar kanadından bir milletvekilinin, bu önergeyi gündeme taşıyan muhalefet milletvekillerine dönüp de yaptığı eleştirileri...
Bu durum, aynı, 6 Şubat depremlerinin ardından, kayıplarımız, bulunamayan sevdiklerimiz için TBMM gündemine taşınan kayıplar araştırılsın önergesinin reddi gibi ve nice benzerlerinin akıbeti gibi...
Demem o ki,
...seçtiklerimiz, acılarımızı omuzlamak yerine, bunu bile ‘parti meselesi’ diyerek reddedebiliyor. Tıpkı hediyeyi alırken gülümseyip, randevuyu vermeyi unutmaları gibi!
Oysaki seçilenlerin, biz seçenlerin acısını omuzlamasını bekliyoruz. Hakkımız olan da bu değil mi!
Seçilenlerin, acımızı yaratanların suçuna ortak olmamasını istiyoruz. Beklentimiz, daha normal ne olabilir ki! Seçilenlerin, haklı olan öfkelerimizi dindirmesinin açlığındayız. Onları seçme nedenimiz zaten bu değil mi ki! Seçilenlerin, yorgun hayatlarımızı unutmamasının beklentisindeyiz. Onları Ankara'ya taşıma nedenimiz başka ne olabilirdi ki!
Sebeplerimiz bu kadar netken, ben dahil, niye bu ülkenin insanları, Ankara'ya taşıdığı birinden utana sıkıla bir şey ister, istemeye çalışır, isterken de o utana sıkıla halini hafifletecek bir hediyeyi de yanında götürmek zorunda hisseder?
Eğer, seçen olarak 'güçlü' olan taraf bensem, beni, zaman içinde seçtiğim karşısında böylesine zayıflatan şey ne sahi?
Belki de bunu hepimizin çok iyi sorgulaması gerekiyor.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.