Gülmenin gerici ve politik yanı unutulur, vara yoka gülen kitlelerden yaratılan alışkanlıklar sömürüyü görünmez kılar. Bir nevi gülmek halkın afyonu haline getirilir. Gülmenin bir cevheri varsa günümüzde o cevher kapitalizme hizmet etmektedir

Söz konusu komedi olunca insan neyi anlamalıdır? Düz bir yolda yürürken ayağı bir nesneye takılıp düşen bir insan komik midir? Sorunun cevabına geçmeden şunu kabul edelim: Böyle bir durumda çoğumuz istemsizce güleriz. Düşen kişi ise acısından çok, içine düştüğü “gülünç duruma” öfkelenir. Bugün televizyonlarda, sinema filmlerinde ve ayaküstü tek kişilik gösterilerde “komedi” adı altında sunulan yapımların büyük bir kısmı bu refleksler üzerine kuruludur. İnsanlar bu gösterileri birbirlerine anlatır, tekrar tekrar güler. Peki ama gerçekten neye güleriz? Güldüğümüz şey, insanların içine düştüğü çaresizlikler değil midir? Daha açık bir ifadeyle, kapitalist yaşam biçiminin insanı şekilden şekle soktuğu haller değil midir?
Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filmi izleyiciye pek çok saçma görünen sahne sunar ve bu sahneler güldürür. Ancak Chaplin’in asıl derdi güldürmekten çok, Fordizm eleştirisidir. Henry Ford’un öncülüğünde geliştirilen hareketli üretim hatları, kitlesel üretim ve kitlesel tüketimi hedefler. Bunun bedeli ise işçinin nefes almadan çalışmasıdır. Komik olan tam da burada başlar: İnsana yabancı olan bu üretim biçimi zamanın sinema perdesine aktarılır. Özünde bir eleştiri söz konusudur. Ama insanlar bu sahneleri eğlenceli ve komik bulurlar. Mesela modern zamanlar filmini Afrika kıtasında doğandan kopmamış insanlara izletilmiş olsaydı insanlar muhtemelen komik olan bir durum görmeyeceklerdi. Keza 1980 yapımlı “Tanrılar Çıldırmış Olmalı” filminde bir doğa insanının başına gelen komiklikler anlatılır. Oysa komik olan kara tenli Afrika insanı değildir. Komik olan, acı veren hayatı anlamsızca kurallaştıran ve iktidarını sağlama almak isteyen kıtayı işgal etmiş beyaz tenli insanın kapitalist aklıdır. Aslında güldüğümüz şey, insanın köleliğe adım atışıdır. Kapitalist sistem kendi üretim biçimini ilerleme, gelişme ve çağdaşlaşma olarak pazarlasa da, gerçekte bu değişim sömürünün derinleşmesidir.
Günümüz komedi pazarına bakıldığında ise gülme eyleminin bir çelişki üzerinden değil, doğrudan bir kibir üzerinden kurulduğu görülür. Televizyonda da sinemada da gülme, “öteki”nin içine düştüğü sıkıntılar üzerinden üretilir. Kapitalizm doğası gereği insanı yabancılaştırır; yabancılaşmış insan ise gülünç hale getirilir. Bu gülünçlük ekranlarda ve sahnelerde tekrar tekrar yeniden üretilir. Seyirci, bu üretimi yapanın çok zeki olduğuna inanır/inandırılmak istenir ve gülmek için ciddi paralar öder. Oysa ortada zekâdan çok tekrar vardır: Kibirle sunulan bir tekrar ve zaten “gülme eylemine gelmiş” insanı güldürme illüzyonu vardır. Tabii onun tatlı piyasa rantı.
Kapitalizmde ötekine bakarak gülmek, “ben hiç düşmedim, ben hiç yanlış yapmadım” kibrinin dışavurumudur. Oysa ortada zayıflıktan eğlenen ve zayıflıktan eğlenmeye alıştırılmış bir kitle vardır. Cinsellik söz konusu olduğunda bu durum çok daha vahim bir hâl alır. Kadın bedeni ve kimliği üzerine kurulu espriler havada uçuşur. Erkek egemen zihniyetin “eğlence” diye sunduğu bu dil, tam da burada faşizan bir karakter kazanır. Cinsiyetçiliği kutsar ve bu kutsama üzerinden erke sonsuz eğlence alanı yaratır. Kadın kimliği üzerinden kurulan bu dil, açık bir duygusal sömürüdür.
Türk sineması ise gülme eylemi konusunda felaket derecede gericidir. Konusu ne olursa olsun, hangi popüler figürün filmi olursa olsun, güldürme biçimleri neredeyse her zaman ötekinin zayıflığına, sefaletine ve kapitalist sistem içinde düştüğü hallere dayanır. Ağalık gibi insan sömürüsüne dayalı bir yapı, sistemsel bir sorun olmaktan çıkarılıp bireysel deliliğe ya da aptallığa indirgenir. Ağa karşıtlığı ise ezilenlerden kurulu bir örgütlülüğü anlatmaz. Bir bireyin öteki birey (ağa) üzerine kurmaya çalıştığı üstünlük arayışına indirgenir ve burada tüm öteki bireyler sadece taraf tutacak kadar vardırlar. Fakir bir erkeğin güzel ve zengin bir kadına âşık olması “deli saçması” olarak sunulur ve bu komik bulunur. Tersi bir durumsa fakir ve güzel genç kadın zengin erkek tarafından her zaman kandırılmaya mecburdur. Açıklaması bile çok saçma olacak olan bu klişe durum; özellikle Türk sinemasının vazgeçilmezi haline dönüşmüş acıklı, gülmeli binlerce versiyonu (ama özünde aynı olan) piyasaya sürülmüştür. Türk sinemasının içine düştüğü daha vahim olanı ise “çocuk yoksulluğunu” gülünç bulmasıdır.
Joker yüzünde gülen bir maske taşır. Annesi kendisine devamlı olarak "happy" yani “mutlu” lakabıyla seslenir. Arthur’un duygusal hayatındaki tezat açık şekilde gözler önüne serilir. Ve filmin sonunda Arthur Fleck, annesine “hayatımda bir dakika bile mutlu olmadım ben” diyerek çelişkili durumu dile getirir. (Film çok daha derin analizi hak ediyor ve çelişkileri gün yüzüne çıkarıyor ama bu yazının konusu değil) Şöyle diyebiliriz. Kahkaha /göstereni. Gösterilen/ huzursuzluk, endişeyi. Anlatımınsa gülme eyleminin aslında korku huzursuzluk çekinceyi ifade ettiğidir. Ve bizim diyalektik aklımız ise bu durumun; bize insanların kapitalist sistemin zorunlu gülme eylemine zorunlu mutlu olma baskısına maruz kalarak böylelikle bir delilik hali almalarının neticesidir. Diyor.
Hayvanların gülmeye ihtiyacı yoktur; buna rağmen insanlar hayvanat bahçelerinde bir filin, ayının ya da maymunun doğal hâlinden koparılıp bir gösteri nesnesine dönüştürülmesine güler. Hayvanat bahçelerinin birer eğlence mekânı olarak görülmesi, insan kibrinin ve kapitalist yabancılaşmanın öteki üzerindeki tahakküm ilişkisinin açık bir sonucudur. Böylelikle gülme eylemi devrimci ya da eleştirel bir biçimden çıkartılıp sistemsel bağı güçlendirme alışkanlığına dönüştürülür. Gülmenin gerici ve politik yanı unutulur, vara yoka gülen kitlelerden yaratılan alışkanlıklar sömürüyü görünmez kılar. Bir nevi gülmek halkın afyonu haline getirilir. Gülmenin bir cevheri varsa günümüzde o cevher kapitalizme hizmet etmektedir. İhtiyar insan ise her daim gülünç bulunur. Çünkü “yeni olana” ayak uyduramamış böylelikle yaptığı konuştuğu bir çok şey komikleşmiş/ komikleştirilmiştir. İhtiyar bir sosyalist komiktir. O sisteme yeni dönemin ilişki biçimlerine ayak uyduramayanlar sınıfına itilmiştir. Burada komik olan sığlık, bilge olanın yerini almıştır. Bilgeliği, deneyimi, tecrübeyi yok sayarak kendi gülünçlüğünü başkası ya da başkaları üzerinden gizleme gayretine düşmüştür. Son olarak gülmek bir devrimci eylem olmadan önce gülmenin içeriği bir devrimci eylem olmak zorundadır. Daha net ifade edersek gülmek sınıfsal bir eylemdir.
Dipnot: Komedi, mizah, gülmeye ilişkin örnekler çok daha fazla (ansiklopedik) verilebilir. Her biri kendi içerisinde değerlendirilebilir. Ama yazıyı boğmamak için bu değerlendirmelere yer verilmedi. Üç beş ekolü geçmeyen güldürme eylemi ve sanatını saymazsak, diğerleri varyasyonların tekrarıdır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.