Sevgili Kenan’ın kaybının 43. yılındayız. Yaşamış olsaydı eminim ki tereddütsüz olarak aynı şeyi söyleyecekti ve ardından gereğini yapacaktı. Devrimci Demokrat Platform bildirisi bugün de anlamlıdır. Üzüntü verici olan, dün hak ettiği değer verildiği halde, bugün epey uzağında olmamızdır
Katledilişinin üzerinden 43 yıl geçmiş olsa da Kenan Budak hâlâ aramızda yaşıyor. Onun yaşayan direnişçi ruhu, genç kuşak işçi sınıfı devrimcilerinin kalbinde hak ettiği yerini hâlâ koruyor. Buna içtenlikle inanıyorum.
Bu değerlendirmede aradan geçen 43 yıldan sonra, esas olarak, Kenan Budak’ın katliyle sonlanan sürecin bilinen yönlerinden farklı olarak; Kenan’ın da öncülük yaptığı DİSK’in 7. Genel Kurul sürecine ve bu genel kurulda yaşananlara değinmek gerektiğini düşünüyorum.
Bu dönemde, Türkiye’nin açık faşizme doğru hızlı gidişine seyirci kalınması ve öne çıkan devrimci sendikal muhalefetin genel kuruldaki tarihi önermelerine değinmeyi ve muhalefetin bileşeni olarak Kenan’ın o sürece katkılarını öne almak gerektiğini düşünüyorum. Esasen Kenan’ın mücadelesini mezar başı anmalarının dışına taşırmak ve sınıf mücadelesi içindeki yerini, gayretlerini önemsemektir.
Bu çerçevede; “Yolumuz işçi sınıfının devrimci yoludur!” şiarıyla SODAP’lı ve TÖP’lü arkadaşların 21 Temmuz’da düzenlediği “İşçi sınıfının direnişini örmek ve Kenan Budak” sempozyumu gösterilen gayretin önemli bir etkinliğidir.
Kenan’ı anlamak demek, bugünkü sınıfsal sorumlulukları anlamaktır.
Kenan’ı anlamak demek, onun hangi fikrin peşinde olduğunu, hangi bedelleri göze aldığını, neyin uğruna can verdiğini anlamayı gerektirir. Daha çok; Zeytinburnu’nda, Yedikule’de, Osmaniye’de ve Kazlıçeşme’de dönemin işçi mücadelesinin ayak izlerine bakmak gerekir. Kenan’ın önderliğinde Kazlıçeşme o dönemlerde başta deri işçilerinin tam bir direniş odağıydı. Sayısız direniş hem deri işçileri arasında hem de bölgedeki tekstil işçileri arasında yaygınlaşıyordu.
Ortak mücadele kardeşliği!
Kenan’la aynı yaştayım ve işçi sınıfının sorunlarının içine aynı dönemde dahil olduk. Ben o dönem bağımsız Devrimci Sağlık-İş içinde iken, o, deri işçilerinin sendikal ve siyasal sorunlarıyla uğraşıyordu. DİSK, dönemin yükselen sendikal hareketi idi. Bizler de haliyle sendikalarımızla birlikte DİSK’te olmak istiyorduk. Nitekim Devrimci Sağlık-İş de kurulduğu 1973 yılından itibaren, DİSK üyesi olmak için başvuruda bulunmuştu. Üyelik başvuruları dönemin DİSK yönetimi tarafından kabul görmese de her genel kurulda tekrarlanan bir talepti. Kenan da aynı süreçleri Bar Der-İş ve İlerici Deri-İş’te yaşamıştı.
12 Eylül’de faşizme karşı ne kadar başarı gösterdiğimiz tartışılabilir, ancak direnişten başka bir şey de aklımıza gelmemişti.
Yazının başında iken, üzülerek de olsa bir gerçeği bu yıl dile getirmek durumundayım. Çetin Uygur’un 5 Haziran 1981 tarihinde gözaltına alınmasından önce, üçlü olarak, gerektiğinde Kocamustafapaşa’da Sümbül Efendi Camii karşısındaki küçük bir kahvede buluşmalarımız olmaktaydı. Kenan’ın katledildiği günde, aynı yerde bu kez Çetin abi olmadan ikili görüşmemiz vardı. Kenan buluşma saatine gelemeyince, onun kahredici acı haberini ancak ertesi gün öğrenebilmiştim. Sıkıyönetimin çağrısına icabet etmediğimiz için, hepimiz 12 Eylül’ün hedefindeydik, ancak Kenan hepimizden farklı olarak bulunduğu bölge itibariyle daha fazla sivil ve resmi faşist güçlerin hedefindeydi. Deri işçilerinden, en azından öncülerinden hiç kopmadı. Nitekim Kazlıçeşme’de uğradığı saldırılar onun işçi sınıfı içindeki mücadeleden hiç kopmadığının kanıtıdır.
Mücadele birliği uğruna DİSK’te çok şeye göğüs gerildi!
DİSK, bizim kuşağın uğruna her şeyi göze aldığımız bir sendikal örgüttür. Üye olmak için başvuran sendikalar arasında siyasi ayırımların yapıldığı yıllardı. Bu ayırımların kökeni daha çok sosyalist sol içinden aranıyordu. Muhalifsen ve dönemin siyasi jargonuyla “ilerlemeci” değilsen, hemen “Maocu, goşist, sapık akım, maceracılık vb.” yaftalar yapıştırılırdı. Bu gerekçelerle sendikalarında temsilci olarak seçilenlerin temsilciliği rahatça kaldırılabiliyor ve akabinde işten attırılabiliyordu.
Dahası var; başvuran sendikalar eğer dönemin etkin siyasi anlayışını benimsemiyorlarsa, karşılarına ya yeni sendikalar kurdurulur ya da aynı işkolundaki bir başka sendika DİSK’e taşınırdı.
DİSK’te tasfiyecilerin yaptıkları unutulamaz!
1970’li yıllar, DİSK’in büyüme eğiliminin arttığı yıllardı. Sendikal mücadele alanını daraltanlar, uzmanlık dairelerinin hemen tamamını diğer sosyalistlere karşı bir baskı ve propaganda aracı olarak kullanıyorlardı. DİSK’e yönelen kitleyi siyasi hesaplarına göre kabul veya reddedebiliyorlardı. “O siyasi yapının DİSK’in örgütlenme ve haliyle büyüme süreçlerine katkıları yoktu” denilemez, ancak TÜRK-İŞ’in partiler üstü politikaları ve 12 Mart’la birlikte yaşanan önemli hak kayıpları işçileri, siyasal sürecin de etkisiyle doğal olarak DİSK’e yönlendiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekirse, birlik fikri işçi tabanında kabul görüyordu. Sabah akşam; “tabanın söz ve karar sahibi olduğunu” vurgulayan, “Yolumuz işçi sınıfının yoludur!”, “DİSK farklı siyasi görüşteki işçilerin demokratik örgütüdür” dense de daha çok 1975 yılından itibaren (DİSK’in 5. Genel Kurulu sonrası) aynı adla bilinen siyasi hareketin DİSK ve üyesi sendikalara yukarıdan aşağıya kendi siyasal dayatmalarını yaptığı dönemleri yaşıyorduk.
DİSK’te işlenen suçlar hakkettiği ölçüde bilince taşınamadı.
Bu siyasi üslup, 1977 1 Mayıs’ına doğru gidilirken zirve yaptı. Sonuçta, hepimizin bildiği büyük provokasyon bu süreçte yaşandı. Bu sürecin üzerine bir de UDC (Ulusal Demokratik Cephe) denilen siyasal yapılanma eklenince, DİSK’te dengeler değişmeye başladı. Aynı dönemde, DİSK içindeki sendikalar bu öneriyi kabul veya redde zorlanıyordu. Sendikal yapıların kaldıramayacağı bu ve benzeri dar siyasal önermeler esasen CHP’yle flört etmenin aracıydı. DİSK’e ve üye sendikalara, işyerlerinde ise işçilere dayatılan bu baskıcı politikalar DİSK’teki rahatsızlığın önemli etkenleriydi. İşin ilginç yanı, 5. Genel Kurul’dan sonraki süreçlerde baskıyla “ilerlemeci” gibi görünen sendikalar büyük oranda 6. Genel Kurul’da saf değiştirerek Abdullah Baştürk’ten yana bir tutum içine girdiler ve onun DİSK Başkanlığına seçilmesini sağladılar.
DİSK üzerindeki hegemonya, Baştürk’le kırıldı.
Nihayet, 22-26 Aralık 1977 tarihilerinde yapılan DİSK’in 6. Genel Kurulu’nda Kemal Türkler’in yerine Abdullah Baştürk ve ekibi gelince, DİSK’te kısmi demokratik bir süreç yaşanmaya başlandı. Kenan da Abdullah Baştürk’ün listesinden Yönetim Kurulu’na bu dönemde seçildi. Bu sürecin etkisiyle, DİSK de muhalif sendikalar da nefes alabildi. En azından daha rahat gidip gelinebilecek, görüşülebilecek bir yapı oluşmuştu.
Öte yandan; DİSK yönetimini kaybedenler deyim yerinde ise, bu kez yeni yönetime karşı yapmadıklarını bırakmadılar. DİSK’in çalışmalarını engellemek için merdivenlerini işgal etmekten, her çeşit anti-demokratik uygulamaları yine bu dönemde DİSK yönetimine reva gördüler. Bu süreçte, DİSK yönetimini kaybeden “ilerlemecilerin” hazımsızlığı saymakla bitmez örnekler yarattı. 1976’dan beri yakından görüştüğüm, aynı zamanda DİSK Yönetim Kurulu üyesi olan Kenan Budak, aktardıklarıyla bu sürecin içerideki canlı şahidiydi.
Kısacası, DİSK’te yaşatılan ve kabul edilemez tasfiyeci tutumlara karşı, yeni yönetim yanında durulacak bir ara duraktı. Çok sayıdaki sendika ancak bu dönemde DİSK’e üye olabildi. 20 Mart faşizme ihtar eylemi, 1 Mayıs 78 kutlaması, 15-16 Haziran kitlesel anmaları, 1. Ören (1-4 Ağustos 1978) toplantısı ve 1979’la başlayan 2. MC’nin ve sıkıyönetimin baskılarına karşı yaşanan direnişler; TARİŞ, Çukobirlik, Ant-Birlik ve 45 bin işçinin katıldığı kitlesel metal ve tekstil grevleri bu dönemin öne çıkan mücadele örnekleriydi.
7. Genel Kurul DİSK tarihinde özel bir öneme sahiptir: İşçi sınıfının 12 Eylül faşizmine karşı direnememesinin kodları 7.Genel Kurul’da saklıdır.
Bu yazının esas konusu; 12 Eylül’e doğru hızla giden süreçte, DİSK’in 25-30 Haziran 1980 (2 Temmuz’a kadar uzatıldı) arasında yapılan son genel kurulunda yaşananlar ve tartışmalardır. Yaşananları, yapılan konuşmaları, sunulan raporları, DİSK’e yaşatılanları bir kenara itip, normal bir süreç yaşanıyormuş gibi “ilerlemeci” ve CHP’li yapının ortak yönetim oluşturmaları, bunun dışındaki yapılardan gelen önerilere sırtlarını dönmeleri dönemin faşizme karşı mücadele ruhuna aykırıydı.
12 Eylül’e gidişte düzenle bağını koparamayan DİSK, faşizme karşı mücadelenin öncüsü olamadı.
Bu genel kurulda, direnme arzusu içindeki sendikalar kendilerinin temsil ettiği delege sayılarının farkındaydılar. Ancak dönem delege sayılarıyla ve parmak hesabıyla yol alınacak bir dönem değildi. Ortak deklarasyon yayımlayan 7 sendikanın delegeleri bu özel dönemin en farkında olan temsilcileriydi. Tekrarlamak gerekirse; DİSK’i koruma çabalarına gösterilen kayıtsızlık karşısında, ortak davranan sendikalar cephesinden dile getirmek bilinenlere karşı takınılan kayıtsızlıkları açıklamaktır. 1975’ten itibaren, DİSK’te “ilerlemeci” tasfiyecilerin yaptıkları haksızlıklara karşı ortak davranan sendikalar, genel kurula giderken, kendi aralarında çeşitli toplantılar yaparak genel kurula hazırlık yapıyorlardı.
7. Genel Kurul’a giderken ortak davranan devrimci sendikaların çabaları
Bu genel kurulun öne çıkan tarafı kendi içlerinde Devrimci-Demokrat Platform oluşturan yedi sendikanın ortak davranmasıydı. Bunlar; Yeraltı Maden-İş, Deri-İş, Nakliyat-İş, Limter-İş, Devrimci Sağlık-İş, ASİS ve Sine-Sen sendikalarıydı. Görev bölüşümü yapıldı; her sendika adına yapılacak konuşmalarda, ortak bildiride belirtilen değerlendirmeleri dile getirmenin yanında, kendi sendikalarının tavrını da açıklayacaktı. Bu yaklaşım, sendikaların ortak kararıydı.
Baştürk, 7.Genel Kurul’da önce sosyalist olarak öne çıktı, ardından tercihini reformizmden yana kullandı.
7. Genel Kurul Çalışma Raporu’nda yer verilen görüşlerin ve Baştürk’ün konuşmasında değindiği; geleceği daha solda gören, 12 Eylül’e karşı direniş öneren açıklamalarına karşı, tam aksine bir tutumla devrimci sendikaları atlayarak, 2,5 yıl içinde birbirilerine karşı akla hayale sığmayan kötülükler yapan bu iki reformist çizginin (“ilerlemeci”ler ve CHP’liler) –her şeyi bir tarafa bırakarak- ortak yönetimde uzlaşması katlanılacak bir durum değildi. Bu uzlaşmanın hem ahlaki boyutu problemliydi hem de DİSK’te biriken, yeni dönemde faşizme karşı mücadele dinamiğini yok edecek nitelikteydi. Nitekim, bu genel kuruldan 2,5 ay sonra gelen 12 Eylül’e karşı gerekli direnişin gösterilememesi, çaresiz bırakılan işçilere Selimiye’nin yolunun gösterilmesi, ardından binlerce grevcinin grev çadırlarının adeta zorla dağıtılması vb. yapılan tarihsel yanlışlar günümüze kadar kötü bir miras olarak geldi.
Baştürk’ün 7.Genel Kurul’daki konuşmasından;
Arkadaşlar, burjuvazi kavgaya davet etmiş bizi, biz de bu kavgayı kabul etmişiz. Yepyeni bir mücadele dönemine giriyoruz. Yeni mücadele dönemi, yeni mücadele yöntemlerini ve yeni taktikleri gerekli kılmaktadır.
…
Önümüzdeki günler; çetin, ancak yılgınlığa, kararsızlığa, teslimiyete yer yoktur. Mücadelemizi kararlı bir biçimde sürdüreceğiz. İşçi sınıfı bilimi bize yol göstermektedir. Bu mücadeleyi biz kazanacağız.
7. Genel Kurul Çalışma Raporu’nda neler yazılıydı?
Biz işçi sınıfının ekonomik, politik, ideolojik mücadelesinin bütünlüğünün bilincinde olarak, sınıf sendikacılığı ilkelerinden en ufak bir taviz vermeden işçi sınıfının devrimci sendikal birliğini sağlama yolunda mücadele edeceğiz. Ve tüm engellemelere rağmen bunu gerçekleştireceğiz…
…
Önümüzdeki dönem işçi sınıfının bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm yolunda, sömürüyü sınırlandırma ve ortadan kaldırma mücadelesinin bütünlüğü içinde sınıf uzlaşmacılığına karşı, sınıf işbirlikçiliğine karşı, demokratik sınıf ve kitle sendikacılığı ilkelerinin daha da yaygınlaştırılacağı sınıf uzlaşmacı sarı sendikacılığın daha geniş boyutlarda mahkûm edileceği bir çalışma dönemi olacaktır. (Çalışma Raporu sayfa 140)
…
Bu genel çerçevede anlaşan tüm ulusal, ilerici, demokrat, yurtsever, örgüt ve güçlerin anti- faşist, anti- emperyalist ve anti-tekel cephede savaşım birliğinin kurulmasının…
…
Emperyalizm ve işbirlikçilerinin desteklediği faşist odakların saldırı ve cinayetleri artarak sürmektedir. İşçi, köylü, esnaf, zanaatkar, genç, bilim adamı, eczacı, doktor, mühendis, avukat… ayrımı yapmadan bireysel ve toplu öldürmeler toplumun tüm demokrasi güçlerine yönelmiş durumdadır. Terörden medet umanlar, ”anarşi” ortamının sömürü ve baskı düzenini pekiştirmede yararlı olacağını bekleyenler, çeşitli biçimlerdeki provokasyonlarını sürdürmektedirler. (DİSK 7. Genel Kurul Yönlendirici Belge ve Kararlar-Taslağı)
Sosyalistlerin DİSK’ten beklentileri ve direniş ruhuna bir örnek;
Vatan Partisi Genel Başkanı Mehmet Özler’in 7. Genel Kurul’daki konuşmasından;
Bugün DİSK kongresinin önündeki en önemli görev kararsızlık cephesindeki tereddütleri kaldırmak ve direniş cephesinde bütünlüğü sağlamaktır. Direniş cephesinde yer almak, kararsızlıkları, tereddütleri yıkmak en temelli taktiğimiz olmalıdır. Bugün DİSK içinde tereddüt cephesi ile direniş cephesi uzlaşamaz, ancak direniş cephesi kararsızlıkları kaldırmak için onları safına çekmek için savaşır. Teslimiyet cephesi var ise o DİSK’te barındırılamaz. Bu nedenle direniş cephesinde saf tutmak, bunu sağlamak kongrenin önündeki bu görevi sonuna kadar uygulamak ve desteklemek en başta gelen görevimizdir.
Söz sırası DİSK’te ortak davranan sendikalarda; 12 Eylül’e doğru gidilerken DİSK ne yapmalıydı?
7 sendika adına ortak bildiriyi okuma görevi Çetin Uygur’a verilmişti. Çetin, aynı zamanda Yeraltı Maden-İş adına da konuşmuştu. 12 Eylül yargılamaları sırasında DİSK İddianamesi’nde bu konuşma şu şekilde yer almıştı:
DİSK içindeki birlik sorununun olduğunu, bu birliğin öncelikle ilkesel davranabilen kişi ve yöneticilerin arasında gerçekleşebileceğini, kendi siyasi varlıklarının devamını, DİSK yönetiminde bir-iki koltuk kapma sevdasında olan, demokratik kuruluşları gurup çıkarları için antidemokratik yöntemlerle alt üst etmekten çekinmeyenlerle aralarında birleşecekleri ortak bir nokta bulunmadığını, oysa Türkiye’nin bir dönüm noktasına geldiğini, DİSK’in önündeki acil görevin direnenlerin yanında yer alması ve bu direnişin genişletilmesi için direniş komitelerinin örgütlenmesinin temin edilmesi olduğunu, reformist sendikal anlayışın bu kavramların içini boşaltmak için elinden geleni yapmakta olduğunu, Tekel, Tariş, Ant birlik, Çorum bu çabanın boşa çıkışının en somut örnekleri olduğunu, kitlesel gösterilerin direniş cephesinde örgütlenmiş halk tarafından yapılacağı gerçeği gözünde bulundurmak lazım geldiğini, bu genel kurulun tüm direnen insanların yanında yer alacağını en açık biçimde ilan eden bilinçli işçiler topluluğu olması lazım geldiğini belirterek; “Direniş cephesinin işçi sınıfının ellerinde en geniş biçimde yaygınlaşmasını, organizasyona girmek bunun için de gerekli olan yapısal değişikliği bu genel kurulda ortaya koymak, bu yeni biçimi burada yaratmaktır.
Bu yeniden organizasyonun ilk ve temel koşulu düzenden tam bir kopuştur. Düzenin tam anlamıyla saldırılarla oluşturulduğunu en geniş kitleye anlatmak, onları bu saldırılara karşı savunma gruplarında birleştirmek, mücadeleye sokmaktır.
Bu temel perspektif etrafında ilkeli, düzenle bağlarını atmış bir DİSK yaratmak gerektiğini, yaratılamaz ise ne denli koalisyonlarla bir araya gelinirse gelinsin yarının çok geç olacağını söyledi. “Ortak bildirimizi divana sunuyorum” diyerek Türkiye’nin bugünkü ortamında devrimci görevin ne olduğunu izahla; bu görüşün ortak bildirilerinde yer aldığını bildirmiştir. Ayrıca, sivil faşist çetelerin, MC’nin ve sıkıyönetimin sağladığı sınırsız olanaklardan yararlanarak ülke düzeyinde hakimiyet sağlama savaşını hızlandırdığını, bunun için kitleleri faşist saldırıların, faşist terörün karşısında örgütlenme istemlerine önderlik etmek ve onları örgütleyerek sahaya çıkartmak lazım geldiğini belirtmiş, kitlelerin ve grevlerin bugünkü siyasi koşullarda doğru yönlendirildikleri takdirde etkili eylem türleri olduğunu bildirmiştir. Bunun için birlik halinde olmaları lazım geldiğini, birlik sözünden de ideolojik birliği, yani işçi sınıfının ideolojik örgütsel birliğini anladığını belirtmiştir. (DİSK İddianamesi’nden)
Bundan başka konuşmacı ülkemizdeki siyasal rejimin burjuva demokrasisi olmadığını, bir sömürge tipi faşizm olduğunu iddia etmiştir. Kendi mücadelelerinin bu sömürge tipi faşizmi yıkma, yerine halkın demokratik iktidarını kurma mücadelesi olduğunu sözlerine eklemiştir. (DİSK İddianamesi’nden)
Bundan sonra böylesi bir direniş cephesini oluşturmak için sarf edilen çabaları iki başlık altında toplamak mümkündür:
DİSK’in önderliğinde oluşturulacak bu direniş komitelerinin çevre, fabrika, mahalle, okul ve bu gibi yerlerdeki komitelerle irtibatlı olması lazım geldiğini, bu komitelerle iç içe olup onlarla hareket ve mücadele edilmesi lazım geldiğini belirtmiş, sözlerini bitirirken DİSK’in varlığının devamının bu dinamiklerin devrimci bir tarzda örgütlenmelerine ve mücadeleye sokulmalarına bağlı olduğuna vurgu yapmıştır. Zira sınıf mücadelelerinin yasaları acımasızdır. Bu görevi yerine getirdiğimizde DİSK’te gerçekten birlik vardır ve bu görevi yerine getirdiğimizde inanarak, bilerek seslenebileceğimizdir. (DİSK İddianamesi’nden)
Bu 7 sendika kongrenin son gününde kendilerine iltihak eden Basın İş, Keramik-iş, Dev Maden-Sen, Dev Yapı-İş ve Taper-iş sendikalarıyla birlikte 12 sendika olarak basına ortak bir açıklamada bulunmuşlardır.
Açıklama, Basın-İş sendikasının Cağaloğlu’ndaki genel merkezinde tüm başkanların katılımıyla yapılmıştır.
Kongreye verdikleri ortak bildiri, sundukları önerilerle ilişkili olduğundan, bu basın açıklaması da aynen aşağıya alınmıştır.
7. Genel Kurul’u terk eden Devrimci Demokrat Platform’un ortak bildirisinden;
Basın-iş, Keramik-iş, Deri-iş, Yeraltı Maden-İş, ASİS, Dev-Maden Sen, Sine-Sen, Dev Yapı-İş, Dev Sağlık-İş, Limter-İş, Taper-İş, Nakliyat-İş sendikalarının genel başkanları DİSK’in 7. Genel Kurulu’ndaki gelişmeler ve genel kurulu son günü terk etmeleriyle, sendikalarından DİSK’in çeşitli organlarına seçilen üyelerinin (Çetin Uygur, Müslim Şahin, Burhan Şahin yönetim kurulu üyeliğine; Kenan Budak, Şemsi Ercan, Doğan Halis ve Sadık Doğrular yönetim kurulu yedek üyeliğine, bazı delegeler de diğer organlara asil veya yedek üye olarak seçilmişlerdir) bu organlardan istifaları üzerine aşağıdaki açıklamayı yapmışlardır:
DİSK’in 7. Genel Kurulu, Divan Başkanlığına verdiğimiz önergede de belirttiğimiz gibi delegelerin özgür iradeleri doğrultusunda değil, fakat üst düzeyde reformist sendika yöneticileri tarafından belirlenen sonuçla bitmiştir. Bizler, bugün bir yol ayrımına gelmiş bulunan, başta işçi sınıfı ile diğer emekçi kesimlerin egemen güçlere karşı verecekleri mücadelenin bu Genel Kurul’da vurgulanması ve iyice belirlenmesi yolunda ilkeli bir uğraşa girdik. Ancak, sendikaları düzenin uysal kurumları olarak kavrayıp egemen sınıfların reformcu alternatifini işçi sınıfının devrimci mücadelesiymişçesine göstermeye çalışan anlayışlar, şimdilik-DİSK 7. Genel Kuruluna damgasını vurmuştur.
Kongre’nin ilk gününden itibaren, Genel Başkan Abdullah Baştürk’ün bu Genel Kurulun (ilkesiz, içi boş kof bir birlik) toplantısı olmadığını söylemesine karşın, sonuca ilkesiz, içi boş, kof bir birlik anlayışı ile ulaşılmıştır. Ancak hemen belirtelim ki, işçi sınıfının ve özelikle DİSK üyesi işçilerin mücadelesi, bu uzlaşmacı sendikal anlayışların koalisyonu ile geriletilemez noktaya gelmiştir. İlkesiz davrandıkları için, DİSK Yöneticilerine fiilen saldırdıkları için, DİSK’in son 2,5 yıldır tüm eylemlerini provoke ettikleri için DİSK’ten kesin ihraç edilmiş kişilere DİSK Yürütme ve Yönetim Kurulunda yer verilmesiyle varılan sonucun, DİSK’in nereye götürülmek istendiğinin açık göstergesidir. Tabanda yer alan tüm DİSK üyesi işçilerin önümüzdeki zor günlere en etkin biçimde girebilmesini, en geniş planda verilecek mücadele içinde aktif olarak yer alabilmesinin ilk engeli DİSK Yürütmesini paylaşan reformistler tarafından böylelikle oluşturulmak istenmektedir.
Genel Kurul’un seçimlere geçilmesinden sonraki çeşitli tutum ve davranışlar; giderek Genel Kurul’da sendika yöneticilerinin delegelerin iradesine ambargo koymasına kadar giden yola girmiştir. Diğer yandan da çoğu bugüne kadarki mücadelenin en önünde yer almış delegeler bir yana itilerek, onların iradeleri dışında pazarlıklar yapılmaya girilmiş ve Genel Kurul’un demokratik olması gereken yapısı zedelenmiştir. Kişi olarak bile var oluşlarının nedeni, oturdukları sendika koltukları olanlarla, siyasi varlıklarını DİSK’in birkaç koltuğunu elinde tutmakla sürdürebilen teslimiyetçiler, bu Genel Kurul’da kişisel ve siyasal olarak bütünleşmişler ve işçi sınıfının önüne engel olarak çıkmak cüretini göstermiştedir.
CHP’nin, parçalanmış olan yapısının DİSK içindeki uzantıları da bu sonuçta birleşmişler, tam bir teslimiyet cephesi oluşturarak yönetime gelmişlerdir. Genel Başkan’ın bu yapı içinde, kendisinin de Genel Kurul’da söylediği gibi (işçi sınıfına karşı) görevlerini yerine getirebilmesi olanağı olmadığı inancındayız.
Kendisinin etrafında yer almak istemini en isterik biçimde sergileyenler, yani CHP ve CHP’nin tehlikesiz sol olarak gördüğü yılgınlar topluluğu (ilerlemeciler)’in İşçi Sınıfı’na söyleyeceği tek bir sözü bile kalmamıştır. Delegeleri oy deposu olarak görenlerin oluşturduğu bu yönetimin temelinde tasfiyeciler yatmaktadır.
2,5 yıldır mücadeleyi etkin biçimde sürdürmek gayretindeki Baştürk, bu mücadelede en fazla katkısı bulunan sendikalar yerine, Genel Kurul’da baştan beri karşı çıktığı (Yoğunluklara göre temsil) ilkesizliğine aktif biçimde tavır almayarak, hazırlanan bu oyunu bozmayarak ne yazık ki, önümüzdeki zor dönemleri yiğitçe aşabilecek tek güç olan işçi sınıfının önüne önemli bir engel dikilmesine neden olmuştur.
Diğer yandan Genel Kurul’u terk ettiğimiz andan sonra gene de sendikalarımızdan çeşitli arkadaşlarımıza, DİSK’in yönetim kademelerinde görev verildiğini ve Genel Kurul’da bu arkadaşlarımızın seçildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu ilkesizler cephesinin böyle bir şey yapabileceğini beklediğimiz için, Divana verdiğimiz önergede ‘hiçbir görev kabul etmediğimizi, görev teklifi gıyabımızda Genel Kurul’a sunulursa da kabul etmeyeceğimizi’ açıklamıştık. Buna karşın yine de arkadaşlarımız seçime sokulmuş ve haberi olmadan seçilmişlerdir. Bir kez daha yineleyelim ki, işçi sınıfı ve ezilen halkımız kesin bir yol ayrımına gelinmiştir. Ya mücadele ya teslimiyet!
Daha alınacak çok yolumuz vardır; yine DİSK için, yine işçi sınıfı için…
12 sendikanın 7. Genel Kurul’a gidişte ve genel kurulu terk sonrası izledikleri yol haritası, yaptıkları açıklamalar kanımca geçerliliğini –bazı ilaveler yapılsa bile– aynen korumaktadır.
Nihai olarak; işçi sınıfı sosyalistlerine geçmişte olduğu gibi, bugün de yine benzer tarihsel sorumluluklar düşmektedir. Sevgili Kenan’ın kaybının 43. yılındayız. Yaşamış olsaydı eminim ki tereddütsüz olarak; tıpkı 12 Eylül’den sonra yine aramızda olmayan İlerici Deri-İş Başkanı Nusrettin Yılmaz ve diğer devrimci arkadaşların yapacağı gibi; aynı şeyi söyleyecekti ve ardından gereğini yapacaktı.
Devrimci Demokrat Platform bildirisi bugün de anlamlıdır. Üzüntü verici olan, dün hak ettiği değer verildiği halde, bugün epey uzağında olmamızdır.
* Doğan Halis, eski Devrimci Sağlık-İş Genel Başkanı ve eski DİSK Yönetim Kurulu Üyesi
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.