Kilidi kırmak

Faşizme karşı mücadele Erdoğan karşıtlığına indirgenince, faşizmin söylemlerine başvuran Kılıçdaroğlu da seçim aritmetiği gereği ‘eleştiriden muaf’, Oğan da verili tabloda kilidi açacak aktör konumuna geliyordu. Tam bir çıkmaz sokak!

Kilidi kırmak

14 Mayıs seçimleri toplumda alttan alta kaynayan değişim arzusunun sandığa yansımadığını, salt sandık düzlemini esas alan bir siyaset biçiminin iktidar bloğunda çözülme yaratmadığını gözler önüne serdi.

İçerikten yoksun “Erdoğan gitsin” siyasetinin kazandırmadığı, yüzde 50+1 kuralını gözeterek bunun dışındaki her şeyi talileştiren siyaset biçiminin başarılı olmadığı anlaşılmış oldu. Bu siyaset biçimi bir de ‘sürpriz’ çıkardı. Siyasetin merkezini yüzde 50+1 kuralından kurunca bu oy oranına ulaşmak için gereken farka sahip olan aday da doğalında anahtar oluveriyor. 28 Mayıs seçimlerine giderken Sinan Oğan’ın edindiği güçlü pozisyon gibi.

Sinan Oğan yaptığı açıklama ile Erdoğan’a destek vereceğini açıkladı. 14 Mayıs’ın hemen ardından başlayan süreç düşünüldüğünde Oğan kendi söylemlerini Kılıçdaroğlu’na söyleterek söylemlerine bir meşruluk kazandırma çabasında başarılı oldu.

Sinan Oğan’ın tercihini ise çelişkili bir tercih olarak görmemeli. Oğan tam da durduğu yer açısından tutarlı bir tercih yaptı. Ülkücülüğün bir ilkeler manzumesi olmadığı defalarca kez gözler önüne serildi. Kontrgerilla ağının bir yerlerinde duran Oğan’ın, “devlet aklının gereğini yerine getirme” motivasyonu ile başka bir karar vermesi sürpriz olurdu. Oy aldığı seçmenlerin tercihi, sosyal medyada oluşan basınç Oğan’ın tercihte bulunma motivasyonunu etkileyen şeyler değil.

Siyaseti seçim aritmetiğinden kavramanın bir sonucu olarak Oğan’ın tercihi bir hayal kırıklığı ya da umutsuzluk yaratmış olabilir. Burada şaşırılacak, “Ama dün böyle demişti” diyecek pek bir şey bulunmuyor. Kilit-anahtar metaforu da siyaseti sandık merkezli gören, oradan değişim murat eden bir anlayış için geçerli oluyor.

İktidar bloğu sandıkta çözülmüyor

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna giderken Sinan Oğan’ın güçlü bir pozisyon elde etmesinin yanı sıra 14 Mayıs seçimleri birçok sonuç çıkardı.

Araştırma şirketlerinin sonuçlarından toplumda yerleşen “Kazanıyoruz” duygusuna karşın Erdoğan ilk turu önde tamamladı, Kılıçdaroğlu beklentilerin altında kaldı. Erdoğan’ın ilk turda kazanamamış olması belirli kesimler açısından olumlu olarak değerlendirilse de Erdoğan seçimlerin ikinci turuna büyük bir moral üstünlüğü ile gidiyor.

14 Mayıs seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dışında Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin katkısıyla son yılların en sağcı Meclis’ini oluştu. AKP’de gerçekleşen yüzde 7’lik erime yine iktidar bloğu içinde kalarak MHP ve Yeniden Refah (YRP) arasında paylaşıldı. Yaşam pahalılığın geldiği yakıcılık Erdoğan karşıtı muhalefette otomatik bir politikleşme beklentisi yaratıp AKP’den kopuş öngörülse de bu kopuşun tamamı yine iktidar bloğunu oluşturan partilerin içinde kaldı. Gerek sahadan gözlemler gerekse seçimin ortaya çıkardığı sonuçla birlikte YRP’nin oy sıçramasını böyle açıklamak mümkün.

Buradan sosyalist hareketin ahvaline yönelik sonuçlar ve hatta görevler çıkarmak da mümkün. Türkiye’de 2015’ten itibaren adım adım başlayarak özellikle seçim döneminde belirginleşen bir biçimde siyaset, çatışma ve mücadele ekseninden uzlaşmacılık eksenine taşındı ya da çatışma ve mücadelenin düzlemi seçime endekslendi.

AKP’de yaşanan erimenin oluşturduğu boşluk, AKP’den kopan kesimlerle kurulan gerçek temas aralığıyla aşırı sağ tarafından dolduruldu. Bu boşluğun yaratılması ve doldurulması süreci de işçi sınıfı siyasetinden adım adım geri çekilmenin bir sonucu olarak yaşandı. Sosyalist hareket, toplumun kılcal damarların denebilecek çalışma alanlarında kurduğu birebir temasın budanmasına karşılık “merkeze” çekilince; yoksul mahallelerde, fabrikalarda, kampüslerdeki kitle seferberliğinin tasfiyesine ses getirecek kampanyalarla yanıt üretmeye çalışınca ortada duran boşluğu YRP, Oğan, Özdağ gibi aşırı sağ aktörler doldurdu.

İktidar sandıkta, kendi ittifakları içerisinde oluşan oy akışı dışında ve gerçek bir değişim yaratacak biçimde çözülmedi, halkın örgütlü gücü olmadan olmadı…

Anahtar seçmeyelim, kilidi kıralım

14 Mayıs seçimlerine faşizme karşı mücadele bağlamında çokça sözler sarf edildi. Faşizmin geriletilmesi, duraklatılması gibi tartışmalar sandığa havale edildi. Seçimler ikinci tura kalınca, siyasetini göçmen düşmanlığı üzerine kuran Oğan’ın oyları bir anda kilidi açacak anahtar olarak görüldü. Bu tespitten yola çıkarak Kılıçdaroğlu’nun ikinci tur kampanyası göçmen karşıtlığına, “Teröristleri dize getireceğiz” lafları üzerine kuruldu. Ümit Özdağ katıldığı bir televizyon programında şöyle diyor: “Kemal Bey’in dün ve bugün yaptığı açıklamaya bakın. Gözlerimi kapattım, kendim konuşuyorum zannettim.”

Özdağ haksız değil. Kılıçdaroğlu’nun direksiyonu tam sağa kırması, dilini değiştirmesi gözlenebilir bir şey. Buradaki asıl mesele sosyalist hareketin önemli bir bölümünün Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriden kaçınması. Peki, faşizme karşı mücadelenin bir gereği olarak faşizmin söylemlerini kullanan, buna meşruluk kazandıran diğer adayın eleştirilmemesi bir çelişkiyi açığa çıkarmıyor mu? Sorunun altında yatan neden kuşkusuz faşizme karşı mücadelenin Erdoğan karşıtlığına indirgenmesi. Faşizme karşı mücadele Erdoğan karşıtlığına indirgenince, faşizmin söylemlerine başvuran Kılıçdaroğlu da seçim aritmetiği gereği ‘eleştiriden muaf’, Oğan da verili tabloda kilidi açacak aktör konumuna geliyordu. Tam bir çıkmaz sokak!

Önümüzde bir haftada değişecek, bir haftada kırılacak bir kilit yok. Değişim umutları seçim sürecinde belirdi ve seçim düzlemindeki aktörlerin her tercihinde bir kez daha dağıldı. Bu beklentiyi ve değişim umudunu, “Biz söylemiştik”çilikle değil; daha geniş bir mücadele hattına çevirecek siyaset biçimini yaratmanın olanağı olarak değerlendirmek daha ön açıcı olacaktır.

Önümüzde kısa vadeli, sandıktan çıkacak sonuçla bitecek bir mücadele dönemi yok. Her koşulda keskinleşecek olan sınıf savaşımları, kavganın daha büyüğü var. Buna hazırlanalım.

Aylardır sunulan bu denkleme, bu kilide razı olmak zorunda değiliz. Kilidi kıralım. “Çıkmaz sokak” tabelasını göre göre girdiğimiz sokaktan çıkalım.  20 yaşında intihar eden Kübra Ergin’in ardından seslenen üniversitelilere, deprem bölgesinde yıkıntıların arasından yeni bir yaşam kurma iddiasındaki devrimcilere, her pratiğinde mücadele dersi veren özel sektör öğretmenlerine, uzun süredir “seçmene” dönüşmüş fakat kulağı işçilerin, gençlerin, kadınların, LGBTİ+’ların militan eylemlerinde olanlara yüzümüzü dönelim.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur