Devrimci Yol, yoksulluk ve faşizm (1)

"Kitleleri, şimdikinden daha korkunç bir yoksulluk ve pahalılık bekliyor. Böylesi pervasız tedbirleri ancak faşist terör yöntemlerine güvenen bir hükümet alabilir"

Devrimci Yol, yoksulluk ve faşizm (1)

Devrimci Yol hareketi, ülkemizde sınıflar mücadelesinin bir iç savaş görünümünde yoğunlaştığı 77-80 aralığına damgasını vurmuştu. Bu deneyim, üzerinden geçen kırk yılı aşkın zamana, dünya ve ülke genelinde köklü değişimler yaşanmasına rağmen hala ilham verici bir örnek olarak konuşuluyor. Yoksullaştırmaya ve faşizme karşı mücadelenin tartışıldığı günümüzde, tarihsel deneyimi güne ışık tutan bir yaklaşımla ele almak önemli. Bu bağlamda, çok yönlü bir siyasi hareket olarak Devrimci Yol’un yoksulluk ve hayat pahalılığını nasıl ele aldığını, bunu faşizme karşı mücadelenin neresine oturttuğunu irdeleyerek bugünün devrimci mücadelesi için çıkarımlar yapabiliriz.

Devrimci Yol dergisinin sayfalarına yansımış yoksulluk tartışmalarını ve sınıf mücadelesinde o dönemin gündelik sorunlarını genel bir politik çerçeveye oturtmayı başaran “Faşist Zulme ve Pahalılığa Karşı Direniş Kampanyası”nı incelemeye bir giriş yapmakta fayda var.

Aslında daha ilk sayıdan itibaren Devrimci Yol, faşizmi, mevcut düzenin sömürü, yoksulluk ve hayat pahalılığı üreten yapısını baskı ve demagojiyle sürdürme “yöntemi” olarak ifade etmekte ve geniş emekçi kesimleri bu bağlamda faşizme karşı mücadeleye çağırmaktadır. Ancak muhtemelen özellikle ilk dönemler gündelik pratik daha çok sivil faşistlerle yaşanan çatışmalar, özellikle üniversite gençliği başta olmak üzere ve okul giriş çıkışlarında alınan önlemler doğrultusunda yaşanıyor ve gelişen sınıf mücadelesiyle politik bağ kurmanın arayışları devam ediyordu. Bu politik bağ kurma arayışının ilk ifadelerinden biri derginin 3. sayısında “Tek Yol Devrim” başlığıyla çıkan bir program denemesidir. Başka bir ifadeyle teoriyi günün somut koşullarında devrimci mücadele gerçekliğiyle sınayarak asgari bir program çerçevesi oluşturmaya yönelik bir giriş olarak değerlendirilebilir.

“Bugün ülkemiz derin bir iktisadi ve siyasi kriz içinde çalkalanıyor” cümlesiyle başlayan ve yoğun işsizlik, yoksulluk ve pahalılığın sebeplerini kısaca açıklamaya çalışan giriş bölümü ardından 8 maddede “… emekçi yoksul halkımızın kurtuluşu için yapılması gereken başlıca şeyler …” özetleniyor. Bunlar kısaca, ilk olarak emperyalizmden bağımsızlık, ikinci olarak işçilerin örgütlenme hakları, ücret konuları ve çalışma saatleri, üçüncü olarak köylülerin toprak sorunları, dördüncü olarak kadınların eşitlik talepleri ve beşinci olarak da halkın temel ihtiyaçları doğrultusunda ekonomik tedbirler geliştirilmesi, mali kuruluşların ve tekellerin o dönemki söylenişiyle “devletleştirilmesi” şeklinde özetlenebilir. Sonrasında altıncı maddede “Kontrgerillanın dağıtılması” öne çıkartılarak faşist örgütlenmelerin cezalandırılması ele alınıyor ve yedinci maddede “Kürt ulusu” üzerindeki baskıların kaldırılması vurgulanıyor. Son olarak da “Eğitim sağlık gibi tüm kamu hizmetleri toplumsal ihtiyaçları karşılayacak biçimde devlet tarafından gerçekleştirilmelidir” diyerek bitiriyor. Yani halkın gündelik sorunlarıyla, faşist baskı politikalarına karşı demokratik talepleri ortak bir bağlam içerisinde ele alarak oluşturulan bir çerçeve karşımıza çıkıyor.

Ancak asıl yönelim dergi kapaklarından ve satır aralarından anlaşıldığı üzere 9. sayıyla birlikte ortaya çıkmaya başlıyor. Kapakta yer alan “Zamlara karşı mücadele faşizme karşı mücadeleden ayrılamaz” ifadesi hemen ikinci sayfada daha geniş bir yazı olarak yer alıyor. Aynı zamanda tüm bu süreç içerisindeki yazılarda Türkiye’nin siyasi krizi, erken seçimler, MC hükümetleri ve emekçilerin faşizme ve pahalılığa karşı CHP’den bekledikleri umut hakkında da fazlaca tartışma var. Bunun ikisinin bir arada yer alması aslında içinden geçtiğimiz süreçle olan benzerliğinden dolayı da önemli. CHP’nin gerçek bir umut olmadığı ve aslında tekelci sermayenin bir başka yüzünü temsil ettiği anlatılmaya çalışılıyor:

Hükümetin baskıları karşısında CHP’nin ne yapacağı da belli olmuştur. O, bugünkü ekonomik zorlukların Hükümetin çökmesine yol açacağını bekliyor. MC partileri içindeki dürüst unsurların(!) ‘vicdanının sesini dinleyerek’ hükümete karşı çıkacağını (hala!) ‘umuyor’, bekliyor! ‘Yarınlar bizim’ türküsünü söyleyerek bekliyor.”[1]

“Böylesi pervasız tedbirleri ancak faşist terör yöntemlerine güvenen bir hükümet alabilir”

Zamlara karşı mücadeleyle faşizme karşı mücadelenin kaynaştırılması tartışmasını yürüten yazıdan devam edelim:

Öyle bir batak ki, önce zam yapılan değil, zam yapılmayan maddeler açıklanıyor! Kitleleri, şimdikinden daha korkunç bir yoksulluk ve pahalılık bekliyor. Böylesi pervasız tedbirleri ancak faşist terör yöntemlerine güvenen bir hükümet alabilir. İlan edilen bu ekonomik tedbirler … halk yığınlarına karşı açık bir saldırıdan, hayasız bir sömürüden başka bir şey değildir. Bu saldırı, kendisini kitleleri yıldırmayı, yükselecek her muhalefet hareketini bastırmayı amaçlayan kitle terörü ile tamamlanıyor. Aleni sömürüleri sürdürebilmek için kullanacakları bir dehşet ortamı yaratabilmek amacıyla pervasız saldırılar düzenleniyor.

Bu ifadeler çok net gösteriyor ki zamlara ya da başka bir söyleyişle ekonomik duruma karşı mücadele faşist saldırılarla bastırılmaya çalışılıyor.

Aslında yazının içerisindeki vurgular, ortaya çıkan mücadele dinamiklerinin, faşizmin demagojileri ve halkın yaşadığı gerçeklik arasında var olan çelişkileri göstermesi açısından önemli. Ancak asıl dikkatin toplanması gereken noktalar yazının sonuna doğru yoğunlaşıyor. Birkaç aktarım daha yaptıktan sonra açtığı yolu da tartışacağız.

Devrimciler özellikle bu dişe diş mücadelede kendi bağımsız siyasetlerini hayata geçirmelidirler. Ezilen sınıfların üzerine çeşitli kesimlerce serpilmek istenen ‘ölü toprağı’ temizlenmelidir. Sol hareketin büyük bir kesimi hala CHP umudunu körüklemektedir. CHP ise, yeni MC hükümetinin kendiliğinden çökeceği zamanı beklemekten başka pek bir şey yapmamaktadır. CHP en ‘zararsız’ bir kitle gösterisine dahi yanaşmamaktadır. Cılız sesi faşistlerin demagojileri arasında kaybolmakta ve aslında sessizce ‘düzenin onarılmasını’ seyretmektedir.”[2]

Bu paragraf bile ülkemizde bazı siyasal konumlanışların aradan yıllar geçse de değişmediğini, bunun da toplumsal-sınıfsal sebepleri olmasına rağmen solun da bir kesiminin bu sebepler yokmuş gibi farklı beklentilerinin oluştuğunu gösteriyor.

Halkın gündelik dertlerinin de siyasal krizlerin de temelini sınıf mücadelesi ilişkileri içerisinde tartışarak açıklıyor. Son paragraftaki vurgularla da, henüz adı konmamış da olsa “Faşist Zulme ve Pahalılığa Karşı Direniş Kampanyası”na giden yolu açan siyasal görevlerin altı çiziliyor:

Gün, zamlara ve pahalılığa karşı mücadeleyi faşist baskı ve zulme karşı mücadeleyle birleştirme günüdür. Devrimciler, güncel bir ajitasyon imkanına sahiptirler. Halkın gözlerinden fışkıran nefret, duvarlarda, afişlerde zamlarla, pahalılıkla ilgili somut ajitatif sloganlarla belirlenmelidir. Bu nefret, kitle eylemleriyle bir maddi güç haline dönüştürülmelidir.”[3]

Devrimcilere, halkın güncel durumundan hareketle görevler çıkartan bu son paragraf genel politik ifadelerle günlük pratik çalışmaları bağlaması açısından önemli. Ama daha önemlisi halkın gündelik sorunlarıyla siyasal görev olarak faşizme karşı mücadeleyi kaynaştırması, halkın en geniş örgütlülüğüyle faşizme karşı mücadeleye katılmasının somut yollarını açmasıdır. İlerleyen sayılarda özellikle okur mektuplarıyla yapılan kampanya değerlendirmeleri, devrimcilerin halkın içerisinde nasıl bir güç haline geldiğini daha iyi göstermeye başlıyor.

Bir sonraki yazıda “Faşist Zulme ve Pahalılığa Karşı Direniş Kampanyası” kapsamında yapılanların dergilere nasıl yansıdığını, dergiye gönderilen mektuplar üzerinden devrimcilerin kampanyayı nasıl ele aldığını ve örgütlerken karşılaştıkları olumlu ve olumsuz durumları irdeleyerek devam edeceğiz.

Hareketin doğrudan siyasal bir kararla hayata geçirdiği bu kampanya sürecini, faşizme karşı mücadeleyle olan bağı üzerinden değerlendirmemiz gerekir. Ayrıca aktüel siyasal çatışmayla “Devrimciler ne için savaşıyor”* sorusunun cevabının halk arasında hangi biçimler aracılığıyla karşılık bulabildiği üzerine hafızasını tazelemek, bugünün devrimci mücadelesine kafa yoranlar açısından da yol gösterici olacaktır.

Dipnotlar:

[1] Devrimci Yol Dergisi, Sayı: 3, 1 Haziran 1977, Kapakta başlayan ve 2. sayfada devam eden “Tek Yol Devrim” yazısından

[2] Devrimci Yol Dergisi, Sayı: 9, 19 Eylül 1977, Kapakta bulunan “Gün Mücadele Günü” yazısından

[3] Devrimci Yol Dergisi, Sayı: 9, 19 Eylül 1977, Sf. 2; Zamlara, pahalılığa karşı mücadele baskı, zulüm ve faşizme karşı mücadeleden ayrılamaz

* 1980’e doğru “Devrimciler Ne İçin Savaşıyor” başlığıyla Devrimci Yol tarafından yayımlanan broşür, hareketin somutlaşmış programı olarak da değerlendirilebilir.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur