Bisküvi fabrikalarında çalışan kadınlar: En çok bizim elimiz acıyor – Ayla Önder (Kadın İşçi)

Karaman'da hemen her evde bir bisküvi işçisi var. Kadın işçiler, fabrikalarda bin bir zorlukla çalışıyor, bir de üstüne evde mesai yapıyor. Bu yüzden “En çok biz kadınların eli acıyor” diyorlar. Haklarının gasbedildiğini, sendikalı olmalarının engellendiğini, emeklerinin karşılığını alamadıklarını anlatıyorlar

Bisküvi fabrikalarında çalışan kadınlar: En çok bizim elimiz acıyor – Ayla Önder (Kadın İşçi)

Karaman’da bisküvi fabrikalarının sayısı dikkat çekiyor. Pötibörü, kremalısı, susamlısı, tatlısı, tuzlusu… Onlarca çeşit bisküvi, bu şehirde kurulu işyerlerinde üretiliyor.

Bu fabrikalarda işçiler vardiyalı olarak gece gündüz çalışıyor. Makineler hiç durmuyor, üretim 24 saat. İşçiler arasında çok sayıda kadın var, hayatları ev ve işyeri arasında geçen… Servisler, sabahları çok erken saatlerde onları evlerinden alıyor, akşam iş çıkışı yine aynı araçlar evlerine bırakıyor. Servislerdeki uygulama da farklı. “Karaman usulü” bir sistem bu. Erkekler ve kadınlar ayrı ayrı servislere biniyor!

Her evde bir gıda emekçisinin yer aldığı Karaman’da, iş ilanları dahi genellikle bu sektör üzerine. Bisküvi kokusu ile uyanan şehirde, sabah telaşı görülmeye değer. Hepsinin üzerindeki pembe veya mavi renkli iş önlüklerine sinmiş çilek, muz ve vanilya aromalarının kokuları bulundukları yerlere yayılıyor. Her evde mutlaka bir işçi kadın, “sabahın köründe” denilen o saatte uyanıyor. Yaşı 16-50 arasında yüzlerce işçi yollara düşüyor telaşla. Servisi kaçırıp yarım saat işe geç gitse üç yevmiye birden kesilecek, bu telaş ondan.

İş için köylerden geliyorlar

Bisküvi fabrikaları için göç alan bir şehir Karaman. Gurbetten (Doğu’dan) gelenler var. Karaman köylerinden de onlarca kadın merkeze yerleşiyor iş için. Tüm sosyal yaşam fabrikalarla ilintili bu kentte. Bundan dolayı bekârlar, evlenecekleri insanları da aynı ortamlardan seçiyor.

Gönül Elbir, daha önce bu fabrikalardan birinde çalışmış. Bazı nedenlerden dolayı işi bırakmak zorunda kalmış. O da vardiya arkadaşı ile evlenmiş. “Kadınlar buradan aldığı maaşla her gün evlerinde ateş yakıyor, aş pişiriyor” diyor. Bu iş biraz incelikli, anlatıyor:

“Önce önümüze bisküvi hamuru geliyor. O hamurlar kalıplarda şekillendiriliyor ve çoğaltılıyor. Sabaha karşı yeni gelenlere vardiyanın teslimi esnasında kalıplar değişiyor ve yeni bisküvi kalıpları takılıyor.”

‘Gündüz uykusu bizi sersemletir’

Hamur yapım aşaması işçileri, onları pişirenler… Çok sayıda farklı işlemle sürüyor bu üretim. Pişmiş ürünleri de toplayıp paketlemek için ayrı bir ekip varmış haliyle. ‘”Toplamacılar” diyorlarmış onlara. Şöyle bilgiler veriyor gıda emekçisi:

“Toplamacı işçi arkadaşlarımız, iki sıra halinde aynı hizada duruyorlar. Aralarındaki mesafe el hareketlerine göre ve bisküvi kutusu koyulacak şekilde ayarlanmış. Fırında yeni pişenler bu kutulara giriyor. Daha genç işçi kızlar, bisküviyle dolan bu kutuları alıyor. Kapatıyor, bantlıyor, etiketliyor ve en son aşama olarak palete koyuyorlar.”

Gece mesaileri, hayatlarının bir parçası olmuş. Gece çalışmayı şu sözlerle anlatıyor Gönül:

“Gece mesaimiz biter, sabah alacakaranlıkta evlerimize gideriz. Kahvaltımızı eder etmez uykuya dalarız. Gündüz uykusu da bizi sersemletir. Ama işi gece yapan birileri de mutlaka olacak. O bisküvileri toplayacak, kutulayacak. Başkaları da onları tır kasalarına yerleştirecek. Ertesi sabah, bir başka işçi ekibi evlerinden yola çıkıp buraya gelene kadar biz orada çalışmak zorundayız.”

56 fabrikanın hiçbirinde kreş yok!

Bu şehirde hayat tamamen bu fabrikalara göre şekillenmiş durumda. İşçiler günde 10-12 saat çalışıyor. İki saatleri de yolda geçiyor, dolayısıyla hiç özel hayatları yok.

Tekgıda-İş Sendikası Karaman Bölge Temsilcisi Yunus Durdu’dan aldığımız bilgilere göre, burada kurulu 56 fabrika var. Bu fabrikalarda 19 bin dolayında işçi çalışıyor. Bu işçilerin yarısından fazlası kadın. Ama fabrikaların bir tanesinde bile kreş bulunmuyor. Üstelik kreş yardımı da verilmiyor hiçbir kadın işçiye.

İşçileri önlüksüz görmek mümkün değil. Eve o önlüklerle gidip, sabah yine önlüklerle işe geliyorlar. Belli ki iş kıyafetlerini değiştirmeye bile vakitleri yok!

Hemen her işçinin bankalara, sağa sola borçlu olduğunu öğreniyoruz. Kirasıydı, faturasıydı derken çok zorlanıyorlar geçinmek için. Emeklerinden kazandıkları, bu ekonomik koşullarda hiçbir şeye yetmiyor. Kadın işçiler ise hem evde hem işte çalışmanın zorluğunu yaşıyor. Fazla mesailer de geçim derdine derman olmuyor.

Sendikalı olanlar cezalandırılıyor

İşçilerin durumu bu ama, Karaman bisküvi fabrikaları ülkede en yüksek kârı ele eden firmalar arasında. Her gün, televizyonlarda boy boy bu ürünlerin reklamlarını görüyoruz. Astronomik fiyatlardaki reklamlar bunlar. Tanıtım için kesenin ağzını açıyorlar ama işçilere emeklerinin karşılığını vermiyorlar.

Birçok fabrikada ciddi hak gaspları yaşanıyor. Öncelikle işçilerin sendikalaşma hakkına engel oluyor bölge işverenleri. Onlarca fabrika faaliyette ama sendika sadece birkaçında var. Örgütlenme hakkını kullananlar cezalandırılıyor, işten atılıyorlar.

Tek Gıda-İş yöneticisine göre, insanların anayasal hakkı olan sendikalaşma talebi, patronlarca adeta “farklı bir örgüte üye olmaya niyetlenmek” gibi lanse ediliyor.


“Başka çare yok, illaki el etkileniyor. Evde de bulaşık, temizlik bizde. Bu nedenle en çok kadınların eli acıyor. Yüzlerce bisküviyi kutuluyoruz tek tek. Parmaklarıma yara bandı sarıyorum.”

Hatice (bisküvi işçisi)


Kadın işçilerin elleri

Hatice Mutlu, 8 yıllık bisküvi işçisi. 27 yaşında, evli, iki çocuğu var. Eşi de başka bir fabrikada işçi.

Hatice, paketleme bölümünde çalışıyor. Bantlarda hızlı çalışmaktan dolayı bazen ellerinin acıdığını söylüyor:

“Başka çare yok, illaki el etkileniyor. Evde de bulaşık, temizlik bizde. Bu nedenle en çok kadınların eli acıyor. Yüzlerce bisküviyi kutuluyoruz tek tek. Parmaklarıma yara bandı sarıyorum, sıralı malları aldığımda bantlı elim daha az hasar görsün diye…”

Genç işçiler her şeyi söyleyemiyor. İsmini vermek istemeyen bir işçi, “Konuşamayacak durumdayız çünkü hemen işten atılırız. Orada olup da işçi kadınların o ellerini fark etmemek imkânsız ama görüp de görmemezlikten geliyorlar” diyerek, patronların vurdumduymazlıklarından yakınıyor.

Karaman’da işçi kadın olmak kolay değil

Karaman’da bir başka bisküvi işçisi Gülnur ise şunları paylaşıyor:

“Kültürel olarak zor bir şehir Karaman. İşçi kadın olmak da kolay değil tabii. Biz fabrika olarak Öz Gıda-İş’te sendikalaşınca biraz olsun yaşadığımız olumsuzluklar hafifledi. İyi muameleyi sendika ile gördük. Öncesinde söz hakkımız bile yoktu. Karşımızda bizi dinleyecek bir mercii bulamıyorduk. Daha 20 sene önce çalışan kadına iyi bakmayan bir toplum burası. Mesela ben ilk kez sendikaya üye olacağım zaman kayınvalidem itiraz etmişti. Yakınlarımızdan böyle baskılar görüyoruz. İşverenin baskısı ise her saniye var. Diğer fabrikalardaki kadınlar halen çok korkuyorlar sendikayı konuşmaya.”

Patron dayanışması

Buradaki özel fabrikaların hep aile şirketi olduğunu ve çalışanların arasında patronun mutlaka bir eli-kolunun olduğunu vurguluyor Gülnur. Ardından şu noktalara da değiniyor:

“İşverenler, ‘Fabrikada sendikaya geçenler olmuş’ diye bir duyum aldıklarında, üye olsun ya da olmasın hemen genel bir işçi kıyımı yapıyorlar. Zaten bilinçli olarak korku yaşatılan emekçi kadın, iyice susturulmaya çalışılıyor. En başta söyledim: Kültür olarak geride bir şehir burası. Aşamadığımız çok şey var. Her anlamda kadına baskıların olduğu bir yer Karaman. Erkekler de kadınların ilerlemesini, birilerine sıkıntılarını anlatmasını istemiyorlar.”

32 yaşındaki Gülnur, atılan işçinin başka bir fabrikaya başvuru yapması halinde bir “işveren dayanışması” mekanizmasının işletildiğini vurguluyor:

“Fabrika sahipleri hep birbiriyle diyalog halinde. İşten çıkardıkları arkadaşlarımız için diğer patronları arayıp, ‘O işçiyi almayın, sendikaya bulaşmış’ diyebiliyor, böylece işçinin başka bir fabrikada istihdam edilmesini engelleyebiliyorlar.”

İş kazalarında ‘susun’ talimatı

Karamanlı gıda işçisi kadınlar iş kazaları da geçiriyor. Ama bu vakaları “şikâyet etmeme” eğilimi yaygın. Çünkü genellikle bu kazalar, işçilerin “dikkatsizliği ve uykusuzluğu” üzerinden yorumlanıyor. Yani “suçlu işveren değil işçi” şeklinde bir propaganda var. Oysa U.K. adlı işçi, “12 saat çalıştığımız zamanlarda kazalar daha sık görülüyor” diyor. Adını açıkça yazmıyoruz, çünkü işten çıkarılma olasılığı söz konusu…

U.K, parmağı makinede kopan bir kadın işçinin mesai arkadaşının olayı gördüğünü ama susması yönünde uyarıldığını anlatıyor. Kurumu şikâyet etmemesi noktasında tembihlenmiş. Sonrasında olanları şöyle aktarıyor:

“Sonra kaza geçiren işçi kadını evinde ziyaret ediyor işveren. Gıda paketi götürüyorlar kazazedeye. Ona da ‘Şikâyette bulunma, sana yardım ederiz’ şeklinde umut veriyorlar. Ama tabii yardım falan yok, sadece sözde!”


“İşçinin parası yok ki! Avukat tutsa, hakkını arasa… Ama işverenin hukukçusu kaç tane. Davaya girip işvereni haklı çıkartıyorlar.”

U.K. (bisküvi işçisi)


Kaza geçiren işçinin yüzü çarşafa sarıldı

Genellikle bisküvi işçisi kadınlar arasında “Yaşadığın kazayı şikâyet edersen seninle uğraşırlar” kanısı yaygın. Suskunluğu böyle yorumluyor U.K. ve şunları ekliyor:

“İşçinin parası yok ki! Avukat tutsa, hakkını arasa… Ama işverenin hukukçusu kaç tane. Davaya girip işvereni haklı çıkartıyorlar.”

Bisküvi paketleme bölümünde çalışan 24 yaşındaki işçi kadın da bir iş kazası mağduru. Sol elini paketleme makinesine kaptırıyor. Olay Karaman’da duyuluyor. Yerel basın olayı açıkça yazmıyor. “Dilek U. elini makineye kaptırdı” şeklinde yazıp, soyadına yer vermiyorlar. Bütün yerel basın, işçi kızın yüzünün tamamen çarşafla kapatılmış resmini kullanıyor. Hangi fabrikada bu vaka olmuş, onu da belirtmiyorlar. İşverenin bu tür haberlere müdahalesinin olduğuna inanıyor U.K.

İşsiz kalma korkusuyla çalışmak

Üç vardiyalı çalışma sisteminde mesai süreleri çok uzun. Tek bir vardiyada 12 saat çalışılabiliyor kimi zaman. Sürekli ayakta çalışıyor kadınlar. Oturabildikleri o yarım saatlik yemek molasını iple çekiyorlar.

Yemekhane ise üretim alanından uzakta. Yarım saatlik öğle paydosunun beş dakikası zaten oraya gidebilmek için harcanıyor. Bütün bunlara katlanmaları ise o “fedakârlık” dediğimiz kavramla ilgili. Evli kadınların en büyük derdi çocuklarını okutmak. Kazandıkları paranın bir bölümü de çocukların kurslarına gidiyor. “Her ay eksideyiz. Borcumuz her ay katlanıyor. Bu da baskılara daha çok boyun eğmeyi getiriyor. İçine itildiğimiz şey, aslında bir kısır döngü. Bakmakla yükümlü oldukların olunca, kolayca rest çekemiyorsun. İşsiz kalma korkusuyla çalışmak çok üzücü” diyor bir gıda çalışanı.

Küçük düşürücü şakalar

Nurten K, yıllarını bisküvi fabrikasına vermiş ve emekli olmuş. “Bu işyerlerinde kadının gücü daha ön planda” yorumunu yapıyor. İşverenler, kadın işçilerin daha itaatkâr, sabırlı ve uyumlu olduğunu düşünüyor, ona göre:

“Emek ve hünere dayalı işlerde erkeklere göre daha hızlı ve dikkatli çalışırlar çünkü. Bu sebeple kadın işçiler fabrikalarda erkeklere göre daha çok tercih edilir. Tek maaşla geçinilmemesi ve ücretlerin düşük olması, evli kadınların da çalışmasının önünü açtı. Hatta kimi aileler evin geçimi tehlikeye girecek diye çalışan kızlarının evlenmesini istemiyor!

Kadınlar sürekli ayakta çalıştıkları için sağlık problemleri ile karşılaşıyor. Boyun, bel fıtığı ve varis sorunu yaşıyorlar.”

Üstelik bu rahatsızlıklar “meslek hastalıklarından” sayılmıyormuş! Birçok gıda fabrikasında olduğu gibi, üretim bölgesi soğukmuş. Genç kadınlar çalışma koşullarına karşı şikâyette bulununca, bu kez evde babaları ya da anneleri “Ortalığı görmüyor musun? Neyini beğenmiyorsun, çalış, sakın çıkma” diye tembihliyormuş onları.

Nurten, “ustabaşı” denen amirlerin kadın işçilere söz söylerken daha rahat davrandığını, erkek işçilere göre onları daha kolay azarlayabildiklerini söylüyor. Eşi çalışmayan ya da boşanmış ve çocuğuna bakmak zorunda olan kadınlara ise daha çok sözel saldırı olduğunu anlatıyor. Ayrıca “saf” olduğunu düşündükleri kadınlara yönelik bazı imalara, küçük düşürücü “şakalara” da dikkat çekiyor.

‘Kocanı da atarız!’

Kim bütün bunlara karşı sendikayı kalkan olarak görüp örgütlenmeye girişse, baskılardan payını alıyor. Örneğin Biskot Bisküvi işçileri, yoğun çalışma koşullarına karşı 10 yıl önce Tekgıda-İş’te örgütlenme çalışmasına giriştiklerinde yoğun baskı gördüler. Onlarca işçi işten atıldı.

Örgütlenen işçiyi suçlamanın o klasik yöntemini kullanıyor işveren kesimi. “Bölücü” suçlaması yapıyorlar.

Karaman fabrikalarındaki sendikal çalışmalar hafiye gibi izleniyormuş. Bazı işyerlerinde “kim sendikalı?” timi kurulduğu da söylentiler arasında. Sendikaya üye olan çalışanları takibe alıp tehdit eden bir ekipmiş bu. İşçileri fişledikleri anlatılıyor. Sendikaya üye olan kadın eğer evliyse, eşini de markaja alıyorlarmış. “Kocanı da atarız” diyorlarmış. Listelenen işçilerin bilgilerini diğer fabrikalara dağıtıyorlarmış.

Oysa sendikadan vazgeçirme çalışması, Türk Ceza Kanunu’nun 118’inci maddesi gereğince, “Sendikal Hakların Kullanılmasının Engellenmesi” suçunu oluşturuyor. Altı aydan iki yıla kadar hapis cezası söz konusu.

Karaman’da, o ünlü deyiş boşuna ortaya çıkmamış olmalı: “Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu.” Patronlar ne kadar oyun planlasalar da mücadele durmuyor. Bu oyunu, örgütlenmenin ve birlikte mücadelenin önemini bilen kadın işçiler bozacak.

Kaynak: Kadın İşçi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur