‘Çökme’ dediğin öyle olmaz böyle olur – Arif Mostarlı (Yeni Yaşam)

‘Çökmek’ deyince bizde hemen akıllara Bodrum sahilleri, marinalar, oteller filan geliyor ama demek ki, ‘çökmek’ var, ‘çökmek’ var! 1946 Eylül’ünde, İvanhoe oteline ‘yerleşenler’den hâlâ öğrenilecek çok şey var

‘Çökme’ dediğin öyle olmaz böyle olur – Arif Mostarlı (Yeni Yaşam)

11 Eylül 1946 gününün sabahında Londra’da garip bir şey oldu. Aylardır ülkenin dört bir yanında olanlar düşünülünce çok garip değildi belki ama ülkeyi yönetenler Londra’da, ‘üzerinde güneş batmayan’ imparatorluğun başkentinde böyle bir ‘rezalet’i beklemiyorlardı doğrusu. Önce bir ‘sahte grup’ sırtlarında eşyalarla belirsiz bir yöne doğru yürümeye başladı ve enselerinden ayrılmayan polisi de kendileriyle birlikte sürükledi. Bu arada 12 aileden oluşan asıl öncü grup, kendi bildikleri bir yeraltı tüneline dalıp menzile varmıştı bile. Çıktıkları yer, ünlü Ivanhoe Oteli’nin lobisiydi ve işgal başladı. Bu arada polis geri dönüp oteli kuşattı ve girmek isteyen diğerlerinin önünü kesti ama ne çare! Ülkede aylardır fırtına gibi esen ‘Kanunsuzlar’ hareketi yapacağını yapmıştı!

Vermezseniz alırız!

1946 yılının İngiltere’sindeyiz… Savaş bitmiş, binlerce asker terhis olup ailelerinin yanına gelmiş ama çoğu için ne ev var ne de iş! Ülkede savaş sırasında 200 binden fazla ev ya yıkılmış ya da oturulamaz duruma gelmiş, İşçi Partisi hükümeti ise boş malikânelere ‘el koyma’ yetkisine sahip olduğu halde sadece gevezelik etmekle meşgul. Üstelik hükümetin elinde savaş sırasında zaten el konulmuş binlerce mülk var ama onları da ‘beleşçi’lere vermeye niyetleri yok.

Büyük ‘Çökme’ hareketi tam bu koşullarda başlamıştı işte. Yıllarca süren konut bekleme listelerinde can çekişmekten bıkmış çaresiz evsizlerden oluşan ilk gruplar, dikkatlerini Birleşik Krallık’ın dört bir yanına dağılmış boş ordu kamplarına çevirmişti. İlk işaret fişeği bir sinema makinisti olan James Fielding’den geldi. Fielding, 8 Mayıs’ta ailesiyle kullanılmayan bir uçaksavar kampının barakasına yerleşti. Haberi yayılır yayılmaz, yüzlerce genç çift aynı yolu izledi ilk işgal kolonisi doğdu. Hareket her yere hızla yayıldı. Gecekonducuları Koruma Derneği kuruldu. Resmi açıklamaya göre Eylül ayına bin 100 kampa 45 bin kişi çökmüştü! Ancak gerçek sayı çok daha fazlaydı; öyle ki bazı metruk askeri tesislerdeki sayı bin kişiden fazlaydı, okullar, oteller, stadyumlar derken, evsizler her buldukları yere postu seriyordu. Hükümet telaş içindeydi. Hareket bastırılamayacak kadar büyüktü ve dahası polis bile onların üstüne gitmeye gönüllü değildi; ayrıca basın da destek veriyordu. Kamplarda hızla komünler kurulmuş, su, yiyecek ve çocuk bakımı düzene konulmuştu. O günlerde kampları ziyaret eden gazetecilerden biri ortak yemek pişirme, çamaşır yıkama ve kreş tesislerinden söz ediyor ve “Babalar sırayla kazanları yakıyor, anneler sırayla yerleşimin alışverişini yapıyor ve çocuklar ordunun bıraktığı çöpleri toplayıp şenlik ateşi yakıyorlardı” diye anlatıyordu.

Sonunda devlet boyun eğmek zorunda kaldı ve “yöntemli çökme” diye bir şey icat etti. Yaptıkları, “Tamam, sonuçta burada yaşamana izin vereceğiz, biz olduğumuz sürece” gibi bir şeydi. Belediyeler ayrıca bu eski kampları “resmi” kısa süreli barınma için kullanmaya başladılar ve binlerce insanı daha göç ettirdiler. Kampların sonuncusu 1961’e kadar kapatılmadı.

Azıcık da biz oturalım!

Londra’ya sıra daha sonra, kamplarda artık yer kalmadığında geldi. 8 Eylül 1946 günü muhteşem bir organizasyon gerçekleşti ve aileler, Kensington’da Bedford House Düşesi’nin bomboş duran 150 dairelik lüks evini 10 dakika içinde ele geçirdi. 460 aile de dahil olmak üzere bin kişi yatak, su ve yiyecekle birlikte içerideydi. Günün ilerleyen saatlerinde 500 kişi daha Marylebone’daki benzer bir malikâneye ve Holland Park, Campden Hill ve Upper Phillimore Gardens’daki büyük evlere el koydu. 9-10 Eylül’de ise yine benzeri büyük lüks evleri ele geçiren ‘Kanunsuzlar’ ayın 11’inde ise asıl büyük işi yaptı. Abbey Lodge ve 630 odalı Ivanhoe Hotel ustaca manevralarla evsizlerin eline geçti.

Polis oteli kuşattı, kimseyi içeri sokmadı ama dışarıdan atılan yiyecek ve yatakları, giysileri engelleyemedi. “Savaşı bunun için mi kazandık” diye slogan atan dışarıdaki göstericilerle atlı polis arasında büyük çatışmalar çıktı, birçok Komünist Partisi üyesi kışkırtıcılıktan tutuklandı. Bu arada, KP, işin başından beri eylemin içindeydi ama işçi sınıfını doğrudan eyleme çağıracak basireti gösteremedi. Oysa birçok yerde işçiler kendiliğinden eylemler yaparak ‘Kanunsuzlar’ı destekliyordu.

Büyük bir deneyim

İvanhoe Hotel direnişi aslında kısa sürdü, 20 Eylül’de eylemciler binayı boşalttı ama Londra Kent Konseyi tarafından belediyenin tesislerine yerleştirilmek koşuluyla. Ama diğer yerlerde eylem aylarca sürdü hareketi kriminalize etme çabaları da tutmadı, çünkü halkın büyük bölümü hareketi destekliyordu.

Sonunda 1946 fırtınası durulduğunda, hükümet ciddi tavizler vermişti. Ama bundan daha önemlisi, yoksulların kazandığı doğrudan eylem ve özyönetim deneyimleri oldu. Günümüzde bile her benzer eylemde, 1946’ya atıf yapılması boşuna olmasa gerek. İngilizce’deki ‘squat’ sözcüğünün hem ‘çömelme, çökme’, hem de ‘izinsiz yerleşme’ anlamına gelmesi, belki o günlerle doğrudan ilgili değildir ama doğrusu hoş bir tesadüf!

Kaynak: Yeni Yaşam

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur