Yeni dünya enerji düzeni: Bir yıpratma savaşı – Tılak Doshi (Forbes/Mavi Defter)

Batılı kahramanlar tarafından Rusya’ya uygulanan mali ve ticari yaptırımlar, sonuçları belirsiz ve geniş kapsamlı olan ekonomik bir yıpratma savaşına yol açtı. Rusya’nın, Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerindeki –en azından– acil hedeflerine, büyük bir insan ve malzeme pahasına da olsa, ulaşması giderek daha olası görünüyor. Yine de Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ekonomik yaptırımların bumerangımsı maliyetleri, dünyanın dört bir yanındaki insanların yaşamları ve geçim kaynakları için çok daha önemli

Yeni dünya enerji düzeni: Bir yıpratma savaşı – Tılak Doshi (Forbes/Mavi Defter)

Fotoğraf: Glenn Euloth 

Yıpratma savaşları, tarafların tüm kuvvetlerini sahaya sürüp karşı karşıya gelmektense zaman içinde birbirlerini yıpratmayı amaçladığı savaşlar olarak tanımlanır. Klasik serbest piyasa mantığı, büyük ölçüde gönüllüğe dayanır ve rıza gösteren taraflara karşılıklı bir fayda sağlar. Ancak belirli uluslararası ticaret ve ekonomik değişim modellerini dayatan tek taraflı ekonomik yaptırımlar, bir yıpratma savaşını kazanma girişimleri olarak değerlendirilebilir.

Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının başlamasından sonra kıtanın istikrarsız enerji jeopolitiğinin merkez üssü olan Almanya’dan, yıpratma cephesine ilişkin atılan ilk manşetler ilk bakışta akla hayale sığmıyor. Sadece bir ay kadar önce, Deutsche Bank’ın insana şaşırtıcı gelen bir raporunda “odunun mümkün olan yerlerde ısınma amacıyla kullanılacağı” öngörülmüştü. Business Insider, “Deutsche Bank, Rusya’nın doğalgaz arzını kısıtlaması nedeniyle Almanlar bu kış evlerini ısıtmak için oduna geçebilir” başlığını attı.

Geçen hafta Bloomberg’den Javier Blas, Almanların yakacak odunun (evet, yakacak odun!), “ülke doğal gaz kıtlığına hazırlanırken” ve haliyle elektrikte tayın sistemi ufukta görünürken kendilerini dondurucu kıştan koruyacak kaynak olduğunun giderek farkına vardığından Google’da yakacak odun (“Brennholz”) aramalarının son iki ayda arttığını gösteren “günün tablosu” ile bir tweet attı. Üretimde amiral gemisi olan BMW’leri ve Audi’leri, dev şirket BASF’ın öncülük ettiği ve dünyada bir numara oldukları petrokimya sektörü ve çok daha fazlası ile dünyanın önde gelen mühendislik ulusunda yaşayan Alman vatandaşları, iki yüzyılı aşkın bir süre önce atalarının bir odun ocağının etrafında toplanarak yaptığı gibi, kıştan sağ çıkmak için mücadeleye hazırlanıyor. Liderleri de dahil olmak üzere birçoğunun tıpkı Greta gibi fosil yakıtların devamlı kullanımının gezegenin yıkımına (12 yıl içinde veya bir gereksiz bir alarm durumunun tam ortasında veya sonunda) sebep olacağına inanmasına aldırmayın.

Rusya, “Batı”ya karşı

Rusya’nın, 24 Şubat’ta Ukrayna’nın doğusundaki “özel askeri operasyonlar”ını başlatmasından birkaç gün sonra, ABD, İngiltere ve Avrupa birliği ile en yakın müttefikleri (Avustralya, Kanada, Japonya, Güney Kore ve diğer birkaç ülke) İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana egemen bir ulusa yönelik en geniş kapsamlı ekonomik yıldırım harekâtını başlattılar. Rusya’ya uygulanan yaptırımların Rus ekonomisini mahvetmesi, Başkan Vladimir Putin’i Ukrayna’nın şartlarına göre barış istemeye zorlaması ve hatta rejim değişikliğine yol açması bekleniyordu.

Rusya, düşman bir Batı ittifakına yaptığı tüm büyük emtia ihracatının prototipi olarak, “dost olmayan” ülkeler (yani yaptırımlara katılanlar) için bir “gaz için ruble” planıyla karşılık verdi. Yaptırımlardan sonraki günlerde, Rus Rublesi harekât öncesi seviyesinin neredeyse yarısına düştü, borsası kapatıldı ve merkez bankası çöküşü kontrol altına almak için faiz oranlarını arttırdı. Beklentilerin ve Başkan Joe Biden’ın “rubleyi enkaza çevirmek” ile övünmesinin aksine, para birimi kısa sürede keskin bir şekilde toparlandı. Ülkenin cari fazlası mayıs ayına kadar rekor seviyelere yükselirken para birimi de son 7 yılın en yüksek seviyesine çıktı.

Bunun nedeni kısmen Rus merkez bankasının para çıkışlarını sınırlayan ve faiz oranlarını yükselten kararlarıydı. Ancak ilk olarak ülkenin majör emtia ihracatını oluşturan fosil yakıtların ve endüstriyel emtiaların küresel fiyatlarındaki artışın bir sonucuydu. Dün yayınlanan Reuters raporuna göre, ekonomi bakanlığının raporu bize gösteriyor ki artan petrol ihracat hacimleri ve gaz fiyatları, Rusya’nın enerji ihracatından elde ettiği kazancı bu yıl geçen yıla göre %38 bir yükselişle 337,5 milyar dolara yükseltecek.

IMF’nin temmuz ayı sonlarında yayınladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporu, hemen hemen her ülke için büyüme tahminlerini düşürdü ancak Rusya’ya ilişkin tahminini yükseltti. Rusya’nın bu yıl hâlâ %6 daralması bekleniyor ancak bu, IMF’nin nisan ayındaki %8,5 tahminine göre önemli bir gelişme.

Batı ülkelerine enerji ihracatında bir miktar düşüş yaşanırken, Çin ve Hindistan, Rusya’dan enerji ithalatını hızla arttırdı, hem de indirimli fiyatlarla. Bloomberg’e göre Çin, stratejik rezervlerini yenilemek için Rusya ile petrol satın alma görüşmelerinde bulunurken, Hindistan işlenmiş petrole göre daha ucuz olan ham petrolü Rusya’dan alıyor, rafine ediyor ve ardından Avrupa ve ABD’ye petrol ürünleri olarak ihraç ediyor.

Uluslararası Finans Enstitüsü Baş Ekonomisti Robin Brooks –Avrupa gündemini takip edenlerin gözden kaçırmayacağı bir ironiyle– AB’nin yaptırımlara yönelik “muafiyetler”i çoğalıyor olsa da, Batı’nın Rus enerjisini reddederek “büyük bir bedel ödediğini” söylüyor. Bu arada, Rusya ekonomisi şu anda neredeyse harekât öncesi dönem kadar rahat.

Ayrıca, Almanya’nın cari fazlasının “en son 2000’lerin başında, Almanya’nın Avrupa’nın ‘hasta adamı’ olduğu dönemde görülen seviyelere gerilediğini” belirtiyor ve Almanya’nın “ağırlıkla ucuz Rus gazına dayanan” bir büyüme modeline dayandığı için “tekrar hastalandığını” ekliyor.

Normal arzın %20 seviyelerinde işleyen Nordstream-1 gaz boru hattı –Almanya’nın ana gaz tedarik arteri– ve bunun sonucunda ortaya çıkan Euro Bölgesi enerji fiyatı şoku, Putin’in Avrupa’nın boğazına dayadığı kıskaçtır ve “katastrofik endüstriyel kapatmalar” ve toplu işten çıkarmaların ufukta belirmesine sebep oluyor.

Rusya vatandaşları, daha yoksul olsalar da, Alman komşuları kadar kötü durumda görünmüyorlar. Kafe, bar ve restoranlarda perakende harcamalar iyi gidiyor. Tuzu kuru Moskovalılar, reklamın öneminin farkında olan Batılı şirketler tarafından uygulanan yaptırımlar ve Rus pazarını gönüllü terk edişler sonucunda Iphone ve Gucci çantalarından olabilirler. Ancak sıradan vatandaşlar bu kış kesinlikle yakacak odun aramıyor ve sıcak banyo yapabilecek miyim diye kara kara düşünmüyor.

G-7, BRICS ve geride kalanlar

G-7 ile Rusya arasındaki yıpratma savaşı, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in kısa süre önce “Trump yönetimi sırasında görünürde kaybolan ABD popülaritesini yeniden kazanmak ve Rusya’nın daha fazla Afrika ülkesini müttefik kılma girişimlerine karşı koymak için Afrika’da bir cazibe saldırısı” gerçekleştirmesiyle devam ediyor. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, yanında oturan Bay Blinken ile basına yaptığı önemli açıklamalarda Batı’dan gelen “koruyucu zorbalığa” karşı olduğunu söyledi: “Çünkü özgürlüğe –herkes için özgürlüğe– inandığınızda ABD tarafından cezalandırılırsınız, bunu biliyorum çünkü Afrika’nın başına gelen budur… Kesinlikle hoşlanmadığım bir şey varsa o da ‘ya bunu seç ya da diğerini’ denmesidir.”

Hindistan Dışişleri Bakanı Dr. Jaishankar, haziran ayındaki bir konferansta dinleyicilerin sorularını aldığında aynı noktayı daha diplomatik bir dille ifade etti: “Ben dünya nüfusunun beşte biriyim. “Bugün dünya nüfusunun en büyük 5. ya da 6. ekonomisiyim… Kendi cihetime sahip olma hakkımın olduğunu hissediyorum. Kendi çıkarlarımı tartma ve kendi seçimlerimi yapma hakkım var. Seçimlerim kinik ve alımsatımsal olmayacak. Değerlerim ve çıkarlarım arasında bir denge gözetecekler. Dünyada çıkarlarını göz ardı eden hiçbir ülke yoktur.”

Dün Bangkok’ta, Hindistan-Tayland Ortak Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada bakan, Hindistan’ın Rusya’dan ham petrol ihraç etmesinin arkasında durdu. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle dünya genelinde gerçekleşen enerji fiyatlarındaki artışa değinerek şunları belirtti: “Çıkarlarımız hususunda her daim fazlasıyla açık ve dürüst olduk. GSYH’si 2000 Amerikan Doları olan bir ülkem var, halkım daha yüksek enerji fiyatlarını karşılayamaz. En iyi anlaşmayı sağlamak benim ahlaki görevim.”

China’s Global Times gazetesi, geçen haftaki “Yükselen ters dolarizasyon eğiliminden yalnızca Washington’ın kendisi sorumlu tutulabilir” başlıklı hararetli bir makalede şunları yazdı: “ABD’nin, Washington’un emirlerine uymayı reddeden herhangi birinin varlıklarını ele geçirmek için harekete geçebileceği düşüncesi gerçekten sinir bozucu, bu da şimdi daha fazla ülkeyi rezerv varlıklarını ABD dolarından uzaklaştırmaya teşvik ediyor.” Rusya, Çin ve Hindistan, Batı ittifakı dışındakiler arasında emtia ticaretinin temeli olarak kendi ulusal para birimlerini ve potansiyel bir BRICS potasını kullanarak ticareti kolaylaştırma çabalarına giriştiler.

BRICS bloğunun Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Endonezya, Nijerya ve Tayland gibi potansiyel müstakbel üyeleri – ya açıkça ya da Rusya ve Batı ile kurdukları ticari ve diplomatik ilişkilerdeki tarafsızlıklarıyla – Dr. Jainhanker’in dediği gibi “taraf seçmeyeceklerini” açıkça belirttiler. AB veya ABD’nin, gelişmekte olan ülkelerin Rusya karşıtı yaptırımlara katılmamasına göz yumabileceğine inanmak için elimizde çok az neden var.

Çöküş

Batılı kahramanlar tarafından Rusya’ya uygulanan mali ve ticari yaptırımlar, sonuçları belirsiz ve geniş kapsamlı olan ekonomik bir yıpratma savaşına yol açtı. Rusya’nın, Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerindeki –en azından– acil hedeflerine, büyük bir insan ve malzeme pahasına da olsa, ulaşması giderek daha olası görünüyor. Yine de Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ekonomik yaptırımların bumerangımsı maliyetleri, dünyanın dört bir yanındaki insanların yaşamları ve geçim kaynakları için çok daha önemli.

Biden yönetimi altındaki ABD tarafından yönetilen Batı ittifakı, Rusya-Ukrayna ihtilafına ilişkin Henry Kissinger’ın mayıs ayında Davos konferansında talep ettiği türden müzakere edilmiş bir çözüm için hiçbir umut sunmuyor. Gerçekten de ana akım medya ve Batılı siyasi liderler, Biden yönetiminin Ukrayna’ya görünüşte sonsuz bir fon ve silah tedarikiyle varılacak olan Rus askeri yenilgisine ilişkin anlatıyı tırmandırmaya devam etti.

Batı Avrupa ve İngiltere’de hızla artan doğalgaz ve elektrik faturalarını karşılayamayan emekliler ve toplumun daha yoksul kesimleri, bu savaştan en çok etkilenen kurbanlar olacak. Ancak gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk içinde veya yoksulluğun kıyısında yaşayan insanların yaşamları ve geçim kaynakları en büyük darbeyi alacaktır. Yaptırımlar sonucunda gıda, gübre ve akaryakıt fiyatlarındaki artış en çok uzaktaki masum yoksulları cezalandıracak.

[Bu yazı forbes.com‘daki orjinalinden Mavi Defter’den Yusuf Enes Karataş tarafından çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur