KESK, “Savaş, Göç ve Mültecilik Kıskacında Emek” sempozyumu düzenliyor

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, 24-25 Eylül'de “Savaş, Göç ve Mültecilik Kıskacında Emek” başlıklı sempozyum düzenliyor

KESK, “Savaş, Göç ve Mültecilik Kıskacında Emek” sempozyumu düzenliyor

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 24-25 Eylül’de Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenleyeceği “Savaş, Göç ve Mültecilik Kıskacında Emek” başlıklı sempozyumunun duyurusunu yaptı.

Emek meslek örgütlerin de katılacağı sempozyumda Ortadoğu’da ve tüm dünyada savaşlar yada ekonomik gerekçelerle ülkelerini terk ederek  sığınmacı-mülteci olarak başka ülkelere göç etmek zorunda kalan insanların temel haklarına erişimleri, güvencesizlik, toplumsal ve ekonomik etkileri, kamu hizmetlerine erişim ve işgücü piyasasına katılımları konusundaki sorunlarının farklı boyutlarıyla tartışılması, politika önerilerin oluşturulması ve ortak mücadele alanlarının örülmesi hedefleniyor.

Göç ve mülteciliğe yol açan faktörler ve sonuçları, göçmen emeği ve ortak mücadele olanakları, göçmen emeği açısından uluslararası deneyimler ve gözlemler, göçmen kadın emeği ve ortak mücadele olanakları başlıklarıyla 2 gün sürecek sempozyum her kesimden katılımcıların söz aldığı forum ile sona erecek.

“Osmanlıcılık hayalleriyle yayılmacı dış politikanın ağır sonuçlarını yaşıyoruz”

Basın açıklamasını okuyan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, göçmen emeği ve mülteci karşıtlığı üzerinden gelişen ırkçı, milliyetçi politikaların tüm dünyada ve ülkelerinde önemli bir sorun haline geldiğini belirterek şunları söyledi:

Uluslararası ilişkilerde bir pazarlık unsuru olarak görülen göçmen ve mültecilerin temel insan haklarına erişimleri, güvencesizlik, toplumsal ve ekonomik etkileri, kamu hizmetlerine erişim ve işgücü piyasasına katılımları Türkiye’de önemli gündem maddelerinin başında gelmektedir. AKP+MHP iktidar bloğunun içeride ve dışarıda gerginliği, kutuplaşmayı ve çatışma politikalarını esas almasıyla, biraz da yeni Osmanlıcılık hayalleriyle yayılmacı dış politikasının ağır sonuçlarını en çok bu hususlarda yaşadık, yaşıyoruz. 2011’de başlayan Suriye’deki savaşının ardından sayıları hızla artan mültecilerin yanı sıra hem Orta Doğu ve Bağımsız Devletler Topluluğu gibi çevre ülkelerden hem de Uzak Doğu ve Sahra-altı Afrika’dan pek çok göçmen ve mülteci Türkiye’de yaşamaktadır.

Bugün Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan resmi verilerle 4 milyonu aşan sığınmacı ve mültecinin yanı sıra 1,5 milyondan fazla kayıtlı göçmen ve sayıları milyonu aşan kağıtsız göçmenin Türkiye’de yaşadığı tahmin edilmektedir. Avrupa genelinde ise 7 milyonun üzerinde sığınmacı ve mülteci bulunmaktadır. Hükümetin göçmen ve mültecilerin giriş, kalış ve işgücüne katılımlarına dair son on yılda oluşturduğu yasal mevzuat, güvenlik merkezli göç politikaları ve uygulamalarının gittikçe artan toplumsal sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kaldığı görülmektedir. Öte yandan gelen milyonlarca insana mülteci statüsü verilmedi, geçici sığınma gibi bir statü icat edildi. AB ile yapılan geri kabul anlaşmasıyla insan canı üzerinde kirli pazarlıklar yapıldı. Bunun acı sonuçlarını neredeyse her gün Ege denizinde, Edirne ve diğer sınır boylarımızda insanlık trajedileri olarak yaşıyoruz.

Sempozyumu düzenlerken en önemli amaçlarının sorunun doğru temellerde tartışılması ve sorunların nasıl çözüleceğine dair birlikte bir iradenin açığa çıkarılmasına katkı sağlamak olduğunu vurgulayan Bozgeyik, “Sempozyumun programına bakıldığında bu amaca uygun olarak güçlü ve nitelikli bir katılımın olduğu görülecektir. Sempozyumun forumun bölümü serbest tartışma şeklinde olup kurum temsilcileri ve katılımcıları görüşlerini ifade edebileceklerdir” dedi.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur