İki yıl bir ömür – Nalan Yazgan (Politik Yol)

Penceremden Akdeniz’i izlerken huzurlu ve mutluydum. İki yıl önce arkadaşım bebeğine akşam yemeği yedirirken patlamanın etkisiyle mutfağının camları vücuduna saplanana kadar. Fark ettim ki Lübnan’da insanlar hiç bir yerde, evlerinde dahi “doğru” yerde değil

İki yıl bir ömür – Nalan Yazgan (Politik Yol)

Beyrut limanındaki patlamanın üzerinden iki yıl geçti. Lübnan’daki çoğu insana yaptığı gibi bizim de hayatımızı ve düzenimizi kökünden sarsıp, rotasını değiştiren o patlama…

Çok şükür ki bizim kayıplarımız maddi unsurlarla sınırlı. Ne yazık ki herkes o kadar şanslı değildi. Arkadaşımız Sarah’nın oğlu Isaac, patlamada hayatını kaybettiğinde iki yaşındaydı. Bu dünyada geçirdiği zamanı ikiye katlamış olacaktı eğer yanlış zamanda yanlış yerde olmasa idi. Annesi Beyrut’ta iş bulup New York’tan Beyrut’a taşınmasalardı, muhtemelen hala yaşıyor olacaktı ya da anne babasının memleketi Avustralya’da yaşasalardı…

Isaac’in hayatını kaybettiğini annesinden önce ortak WhatsApp grubumuzdan öğrenmiş olmanın acısını unutabilmiş değilim bu geçen iki senede. Çocuğuyla aynı hastanede ameliyatta olan anneye yoğun bakımdan çıkıp durumu stabil hale geldikten sonra eşi ve psikolog eşliğinde acı haber verildi. Bizden de o zamana kadar bu sırrı taşımamız istendi.

İki yıl kimileri için göz açıp kapayıncaya kadar geçen, kimileri içinse bir ömürden uzun bir süre.

Patlamada hayatını kaybeden iki yaşındaki Isaac için bir ömür, sorumluların bulunması ve bir şekilde kapanış arayan ailesi için ise sonsuzluk kadar uzun…

Bitmeyen soruşturma

İki yıl önceki o patlamada 220 insan hayatını kaybetti, yaklaşık 7,000 kişi yaralandı ve 300,000’den fazla kişi evsiz kaldı.

Patlamayı araştırmak üzere beş günlük bir soruşturma başlatıldı. Aradan iki yıl geçti, “soruşturma” devam ediyor. Ne yazık ki gerçek sorumlular adaletin önüne getirilemedi, getirilemeyecek de…

Patlamayı araştırmak üzere beş günlük bir soruşturma başlatıldı. Aradan iki yıl geçti, “soruşturma” devam ediyor.

Patlamada yaralananlar, yakınlarını kaybedenler Lübnan’da davalar açtılar; sorumluların bulunup hak ettikleri cezaları almasını istediler. Ne yazık ki bu hak arayış denemeleri birçok kişinin tahmin ettiği gerçek sorumluları adaletin önüne getirmeye şimdiye kadar yetmedi ve görünüşe göre yetmeyecek de.

Bunun üzerine mağdurlardan bazıları Amerika Birleşik Devletleri’nde 2,750 ton amonyum nitratı limana getirdiğinden şüphelenilen bir firmaya 250 milyon dolarlık dava açtı.

Beyrut’a siper olan kahraman silolar ve gecikmeli akibetleri

Beyrut limanındaki patlamada Beyrut’a siper olan buğday siloları çok daha büyük kayıp ve hasarın önüne geçmişti. Bu silolarda 6 Temmuz’da bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Takdir edersiniz ki “Beyrut, liman, bilinmeyen nedenlerle çıkan yangınlar, patlamalar”; bu kelimeler ve ifadelerin bulunduğu cümleler canımı çok sıkıyor.

Patlamanın ardından siloların içinde kalan buğdayın fermente olduğu ve sıcaklık nedeniyle yangının çıktığını söyleyenler var.

Beyrut limanındaki patlamada kente siper olan buğday silolarında 6 Temmuz’da bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Liman patlamasının izlerini silmek için özellikle yangın çıkarıldığı ve müdahale edilmediği tezi güçleniyor.

ABD’de açılan davadan korkulması ve patlamanın tanık ve potansiyel delilleri ile saklı olan siloların ortadan kaldırılmak istenmesi nedeniyle özellikle yangının çıkarıldığını düşünenler var.

Beyrut’taki patlamanın izini ve hatırasını silmek için yine yangının özellikle çıkarıldığını dile getirenler de var.

Nisan ayında siloların yıkılmasına karar verilmişti ancak patlamada yakınlarını kaybedenler ve muhalefet bu karara karşı çıktı ve siloları Beyrut limanı patlaması anıtı olarak korunmasını talep ettiler.

Nükseden travma

6 Temmuz’da başlayan yangına siloların yıkılma tehlikesinden dolayı itfaiye müdahale etmedi. Ordunun, helikopter ile söndürme çalışmaları ise sonuç vermeyince durduruldu.

Devletin ihmalkarlığı ve halkın tepkisizliği devam etti. Bu da liman patlamasının izlerini silmek için özellikle yangın çıkarıldığı ve müdahale edilmediği tezini güçlendirdi. Önceki yıl, en az bu yaz kadar sıcak geçen yazı siloların sağ salim atlatmış olması da bu tezi destekler nitelikte.

Beyrut limanındaki buğday silolarındaki yangın ve söndürme girişimleri sonucunda çökme ihtimalini öngören Lübnan Çevre ve Halk Sağlığı Bakanlığı açıklama yaparak alınması gereken tedbirleri sıraladı. N-95 maske takın, pencere ve balkon kapılarınızı kapalı tutun gibi önlemleri insanlar fazla önemsemedi.

Mağdur olup olup küllerinden doğmaya alışmış olan Lübnanlılar silolar yanarken haftalar boyu çıkan dumanı izledi. 6 Temmuz’da başlayan yangın söndürülmediği için 31 Temmuz’da siloların bir kısmı çöktü.

Kıssadan hisse

Lübnan’a yeni taşındığımızda arkadaşlarımın ilk tavsiyesi “yanlış zamanda yanlış yerde” olmamaktı.

Araba bombası ile bir politikacı ya da aktiviste düzenlenen suikast esnasında olay yerine yakın olmamak gerekiyordu. Çıkan bir çatışmanın ortasında kalmamak, omuz üstü roket atarlardan korunmak için alçak katlarda oturmamak gibi. Dolayısıyla sokaklarda olmasa da Beyrut’taki evimde kendimi hep güvende ve korunaklı hissettim. Beş metre yüksekliğindeki tavana uzanan pencerelerimizden Akdeniz’i izlerken huzurlu ve mutluydum.

İki yıl önce, 4 Ağustos 2020’de, arkadaşımız evinin mutfağında mama sandalyesindeki bebeğine akşam yemeği yedirirken patlamanın etkisiyle penceredeki camlar vücutlarına saplanana kadar… Fark ettim ki Lübnan’da insanlar hiç bir yerde, evlerinde dahi “doğru” yerde değil.

Kaynak: politikyol.com

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur