Fetihtepe direnişçileri anlatıyor: “İnsanlar sokakta ne kadar güçlü olursa sen de masada o kadar güçlü olursun!”

"Yetkililer neden sözleşme imzalamıyor? Biz boşuna mı burada 60 gündür aç susuz yaşıyoruz? Bize haklarımızı teslim etseler biz de çeker gideriz, neden bu çileye katlanalım! Doğalgaz, elektrik, su hiçbir şey yok. İnsanlar aptal değil. Diyorlar ki devlete güvenmiyor musunuz? Kardeşim devlet biziz. Sen bizim seçtiğimiz yöneticisin. Madem o kadar kendine güveniyorsun, o zaman imza at. Kimse bu süreçte hakkını alamadı. Bu mahallede yaşayan insanların tamamına yakını asgari ücretle geçimini sağlamak zorunda kalıyor."

Fetihtepe direnişçileri anlatıyor: “İnsanlar sokakta ne kadar güçlü olursa sen de masada o kadar güçlü olursun!”

İstanbul Okmeydanı’ndaki Fetihtepe Mahallesi’nde AKP’li Beyoğlu Belediyesi ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen kentsel dönüşüm projesine karşı mahallelinin direnişi sürüyor.

Belediye tarafından kendilerine rızaya dayalı dönüşüm yapılacağı vaadinin verilmesine rağmen polis baskısıyla zorla evlerinden sürülmeye çalışıldıklarını ve bir şirketin insafına bırakıldıklarını belirten 3550 ada halkı kararlı bir bekleyiş içerisinde.

Biz de bu süreci Fetihtepeli direnişçiler, Selahattin Baylan ve Abdüsselam Yıldırım’la konuştuk.

Doğma büyüme Fetihtepeli olduğunu söyleyen Selehattin Baylan, 50 gündür elektrik ve suları olmadan yaşadıklarını belirtirken mahalle halkının yardım taleplerine karşı İstanbul Büyükşehir Belediye’sinin sessiz kalmasına tepkili.

Baylan, rant projesine karşı sürdürdükleri direnişin bastırılmak istendiğini belirtiyor ve ekliyor: “Dernek Başkanı, ‘Bayramdan önce belediyeyle anlaşmaya çalışıyoruz, eylem yapmayın’ diyerek 15-20 gün boyunca insanları yürütmedi. Bize, ‘Susun, slogan atmayın’ dediler. İstişare esnasında belediye ekipleri tekrardan gelip su kesti. İnsanlar sokakta ne kadar güçlü olursa sen de masada o kadar güçlü olursun.”

“20 senede 20 milyon TL borçlanıyoruz”

Fetihtepe’de kentsel dönüşüm süreci nasıl başladı?

Selahattin Baylan: Kentsel dönüşüm süreci bir önceki belediye başkanı Ahmet Misbah Demircan döneminde başladı. Demircan, borçsuz şekilde insanlara daire ve dükkanları teslim edeceğini, tapularını da vereceğini söylemişti. Tabiî ki bu sözler yerine getirilmedi. Demircan’ın yerine göreve gelen Haydar Ali Yıldız, pandemi döneminin başlarında mahallede incelemelerde bulunarak rızaya dayalı kentsel dönüşüm yapacaklarını söyledi. Ancak sözünde durmadı.

Mahallede kentsel dönüşüm ofisi kurmuşlardı. Beyoğlu Belediyesi Başkan Yardımcısı Şuayip Korkmaz’la görüştüğümde bana 140 metrekarelik evime karşı 80-90 metrekarelik bir ev teslim edeceklerini söyledi. Şu anki evimden 50-60 metre kare daha küçük bir ev verecek olmalarına rağmen yeni binadır diye ilk başta kabul etmiştim. Ancak yeni binanın nerede, hangi blokta olacağının belli olmadığını ve kura çekerek insanları evlere yerleştireceklerini söyledi.

Bu da yetmedi yeni binalar için 200 bin TL civarında borç çıkaracaklarını ve bu borcu da memur zammına endeksli olarak 20 yılda ödeyeceğimizi söyledi. Bu zamları hesapladığımızda 20 senede neredeyse 20 milyon TL’ye yakın para tutuyor. Ben de “O zaman bu evi size hediye edeyim, bankadan kredi çekip kendime yeni ev alayım” dedim. İnsanlarla adeta dalga geçtiler. Yıkım başladıktan sonra kiraya çıkacak olanlara 1.900 TL yapacaklarını söylemişlerdi ancak muvafakatnamede halen 1.500 TL yazıyor. Belediye 400 TL kira yardımını kesti desek bunu nasıl ispatlayacağız?

“60 gündür aç susuz yaşıyoruz”

Yıkıma başlanmadan önce ve yıkım sonrası durumu kıyaslarsak, ne değişti?

Üçte ikiyi sağlayamadılar. 940 haneden 100 kişi imza verdiyse bunları tamamı AKP’liydi. İmza verenlerden bazıları haksız olduğumuzu belirtip bizi suçluyor. Demek ki siz o zaman belediyeyle anlaşıp buradaki insanları sattınız. Sizin borçlarınızın bir kısmına indirim yaptılar ki böyle konuşuyorsunuz. Tek taraflı muvafakatname imzaladılar.

Yetkililer neden imza atmıyor, neden sözleşme imzalamıyor? Biz boşuna mı burada 60 gündür aç susuz yaşıyoruz? Bize haklarımızı teslim etseler biz de çeker gideriz, neden bu çileye katlanalım! Doğalgaz, elektrik, su hiçbir şey yok. İnsanlar aptal değil. Diyorlar ki devlete güvenmiyor musunuz? Kardeşim devlet biziz. Sen bizim seçtiğimiz yöneticisin. Madem o kadar kendine güveniyorsun o zaman imza at. Kimse bu süreçte hakkını alamadı. Bu mahallede yaşayan insanların tamamına yakını asgari ücretle geçimini sağlamak zorunda kalıyor.

“Dernek başkanı mahalleye ihanet etti”

Beyoğlu Belediyesi’yle müzakereye oturmak için Fetihtepe 3550 Ada Hak Sahipleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni kurdunuz. Dernek yönetimi direniş sürecini nasıl yönetti?

İstişare masasında mahalle halkını temsil etmek için dernek kuruldu. Sonrasında dernek başkanı Şenel Kartal ve yardımcısının evlerindeki suyu, elektriği kestiler. Başkanı gözaltına aldılar. Gözaltına alındığında ne olduysa artık her şey ondan sonra gelişti. Dernek yönetimi bir anda mücadeleden geri adım attı. O istişare masasında dernek başkanı mahalleliyi temsil etmemeye başladı.

İlk gün hiçbir şekilde muvafakatnameye imza atmayın diyen, çevik kuvvetin önünde kendini parçalayan başkan gitti istişare yapalım belediyeyle anlaşıp imza verelim diyen biri geldi. Bayramdan önce bize “Belediyeyle anlaşmaya çalışıyoruz eylem yapmayın, susun slogan atmayın” dediler. 15-20 gün boyunca insanları yürütmediler. İstişare esnasında belediye tekrardan gelip suyumuzu kesti. Dernek başkanına tepki gösterdik. Hem istişare yapıyorsunuz hem de belediye ekipleri gelip suyumuzu kesiyor. İnsanlar sokakta ne kadar güçlü olursa sen de masada o kadar güçlü olursun. Bu yıldırma politikasına Şenel Kartal da dahil oldu. Kendisine belediye ve devletten gelecek baskılara karşı insanların desteğini arkasına alması gerektiğini söyledik ancak korktuğu için bizi dinlemedi. Şenel Kartal mahalleye ihanet etti.

“Belediye AKP’li kadınların direnişini hesaplayamadı”

Mahalledeki yıkım sonrasında mağdurlar neler yaşadı?

Mahalleyi ablukaya alıp zorla suyu, elektriği kestiler. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamaktan aciz hale düştük. Mahalleyi boşaltmadan, güvenlik önlemini sağlamadan, yan binada insanlar otururken yapışık binayı yıktılar. İnsanların salonuna kadar dozeri, kepçeyi soktular. Mahallenin çoğunluğu AKP’li vatandaşlardan oluşuyor. Belediye’de nasıl olsa mahallenin yüzde 70’i AKP’li ben bunların rızasını alırım diye düşünerek yıkıma başladı. Ancak su, elektrik ve doğalgazın kesilmesinden sonra yapılan yürüyüşlerin en başında AKP’li kadınlar vardı. İnsanları yakasından paçasından tutup dışarı attıklarında mahalleli, birbirinin kimliğine, inancına bakmadan dayanışma gösterdi. Belediye bunu hesaplayamadı.

“İnsanların gidecek yeri yok”

Yıkım işlemi devam etmesine rağmen neden direniyorsunuz?

Çünkü insanların gidecek yeri yok. Ev bulamadıkları için evliliklerini erteleyen gençler var. İnsanlar canını, malını korumak için mücadele ediyor. Sözde depreme dayanıklı binalar dikerek can güvenliğimizi sağlayacaklar ama dozerlerle can güvenliğimiz daha büyük tehlike altına alınıyor. Motorsikletle ev aramaya çıktığımda Kağıthane’nin her tarafını gezdim ev bulamadım. Baktığım evlerden birinin kirası 7 bin TL diğeri ise 8 bin TL. Ve sen insanlara kira yardımı olarak 1.300 TL veriyorsun. Asgari ücretle çalışarak nasıl ev tutacağız? Hakkımızı aramaktan başka bir seçenek kalmıyor.

“Biz dayak yerken İmamoğlu gülüp eğlendi”

Yıkım sürecinde CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleriyle irtibatınız oldu mu?  

İstanbul Büyükşehir Belediye’sine ait KİPTAŞ tarafından Alibeyköy taraflarında 350-400 civarında konut yapıldı. İnşaat süresi boyunca orada kalalım dedik ancak İBB, talebimize yanıtsız kaldı. Şu anda mahallemize CHP’li belediye ekiplerinden kimse gelmiyor. Ben son yerel seçimde CHP’ye oy verdim. İmamoğlu sözde 16 milyon için çalıştığını ifade ediyor, bütün billboardlarda, TV kanallarında bu sözler yer alıyor. 3550 ada sakinleri 16 milyon içerisine dahil değil mi?

Buraya ne su ne de ekmek gönderdi. Bizim elektriğimiz, suyumuz kesilmişken, mahalle polis tarafından abluka altına alınmışken İmamoğlu, mahalleye 300 metre yakınlığında kanocuların kürek çekme yarışlarını izlemeye geldi. Biz dayak yerken o orada gülüp eğlendi. 300 metre yukarı çıkıp gelse mahallelinin neler yaşadığını görmüş olacaktı. Benim canım yanıyor ama benim oy verdiğim parti benim derdimi bile dinlemiyor.

“Başkan, mahalleliyi korkutmak için polis çağırıyor”

Direniş şu an ne aşamada?

Polis baskısına rağmen üçte iki çoğunluğu sağlayamadılar. Ancak dernek yönetimi belediyenin istediğini yaptığı için taleplerimiz şu an dinlenmiyor. Dernek, direnişi sonlandırmak için elinden geleni yapıyor, insanları kandırmaya çalışıyor. Ama mahalleli artık hiçbir şekilde dernek yönetimine güven duymuyor. Polisler mahalleye yine geleceğiz, eşyaları depolara kaldırıp insanları zorla çıkartacağız diyor. Kentsel dönüşümle alakalı Ufuk adında bir memur insanları arayıp, “Bugün gelip imzayı atın yoksa ilerleyen zamanda siz bize yalvaracaksınız” diye tehdit ediyor. Belediye tarafından baskı halen devam ediyor.

Belediye binasına gidiyorlar. Bunu bize belediyede çalışan insanlar söylüyor. Video ve fotoğraf atıyorlar. Dernek yöneticileri artık belediye çalışanlarına dönüşmüş durumda. Mahallelinin akşam yaptığı toplantılara normalde çevik kuvvet gelmezdi. Şimdi akrebinden çevik kuvvetine kadar mahalle dolmuş durumda. Çünkü bu polisleri Şenel Kartal mahalleliyi korkutmak için çağırıyor. Biz mücadele edelim diyoruz ancak Şenel Kartal, istişare diye tutturuyor. İstişarede 16 madde sundu belediye kabul etmedi. Sonrasında 4 madde sundu belediye yine kabul etmedi. En son 1 maddeye indirdi belediye yine kabul etmedi. Belediyenin hiçbir talebimizi kabul etmediği bir yerde sen neyin istişaresini yapıyorsun. Biz haklarımızı alana dek mücadelemizi sürdüreceğiz ve hiçbir şekilde istenilen imzayı atmayacağız.

Son olarak bu süreçte yaşayıp unutamadığınız bir olayı anlatsanız…

Mahalledeki erkekleri erkek polislerle kadınları da kadın polislerle zorla tutup attılar. 3-4 yaşındaki küçük çocukların korku halinde mahallede yaşanan saldırıya tanık olmalarını unutamıyorum.

Her akşam dernek yönetimiyle yapılan toplantı öncesinde mahalle halkından Abdüsselam Yıldırım’la buluştuk. Müstakil bir gecekondu evinde dokuz kişilik ailesiyle yaşayan Yıldırım, bizi evinin çatısında ağırladı.

Fetihtepe’ye ne zaman yerleştiniz?

Abdüsselam Yıldırım: Yaklaşık 20 sene önce Batman’dan İstanbul’a geldik. Yaşadığımız gecekondu 60-65 senelik bir ev olduğu için bütün birikimlerimizi evin onarımı için harcadık. İlk geldiğimizde evin çatısı, tuvaleti, mutfağı yoktu. Asgari ücretle geçiniyoruz, usta çağıramadığımız için seneler içinde evin bütün tadilatını kendi emeğimizle yaptık. Dolayısıyla bu evin manevi değeri bizim için çok büyük.

“Yağmurdan kaçıp doluya tutunduk”

Burada kentsel dönüşüm projesinin 10 senelik bir süreci var. Yetkililer size ilk olarak neler söyledi? Bunların hangileri gerçekleşti hangileri gerçekleşmedi?

Bir önceki başkan Ahmet Misbah Demircan, hak sahiplerine tapu vereceğini, borçsuz şekilde insanları ev sahibi yapacağını söylüyordu. Bizim 3+1 bahçeli evimize karşı iki tane tane 108 metre karelik borçsuz ev biçildi. Biz bu vaatlerin sözleşmeye dökülmesini istedik. Ancak sözleşmeye yanaşmadıkları için anlaşamadık. Süreci yeni başkan devralınca yağmurdan kaçıp doluya tutunduk. Bu dönemde hem borçlandırıldık hem de iki ev yerine bir ev hakkı bize tanındı. 280 bin TL borçlandırma çıktı. Zam endeksini de kaldıracaklarını söylüyorlar ama bu da sadece sözde kalıyor henüz sözleşmeye dahil etmediler.

“Belediye ekipleri bizi tehdit etti”

Yıkım başladıktan sonra neler yaşadınız?

Yıkımdan önce bizi her gün aramaya başladılar. “Biz gerekli çoğunluğu sağladık eğer siz kabul etmezseniz haklarınız da elinizden gider” diyerek bizi korkutup tehdit ettiler. Kabul edenlerin kimisi kandırıldı, kimisi pişman oldu. O yüzden imzalar rızayla toplanmadı. Bize, “Kabul etmezseniz evinizin değeri 55 bin TL’ye düşecek ve yetkililer de bu parayı hesabınıza yatırdığında hiçbir yetkiniz kalmayacak” diyerek yalan söylediler.

Biz imza atmayınca mahalleye darbe yapılır gibi polis baskını yapıldı. Mahalle nüfusunun üç katı polis geldi. Silah sığınaklarımız mı var, uyuşturucu kaçakçılığı mı yapıyoruz da bu şekilde geliyorsunuz Elektrik ve suyun kesildiği gün çalışırken işi bırakıp mahalleye gelmek zorunda kaldım. yaşlı ve hasta bir annem var. Yaşananlar karşısında sinir krizleri geçirdi. Polisler sokakların girişine bariyerler kurunca kendi mahallemize giremedik.

Temel ihtiyaçlarımızı gideremedik. Suyumuz kesilince sıcak havada duş alamadık, günlerce koktuk. Tuvalete bile gidemedik. Belli bir zamandan sonra İBB’den de ne su ne gıda hiçbir konuda yardım alamadık. Çevredeki dernek kuruluşlarının yardımlarıyla ayakta kalmaya çalıştık. Evimizde tencere kaynamıyor hazır gıdalarla beslenmek durumundayız.

Yıkım konusunda Beyoğlu Belediyesi ve bakanlık kararlı gözüküyor ve yıkım işlemi bir yandan devam ediyor. Siz anlaşma yoluna girmeyi düşünüyor musunuz?

Biz 280 bin TL borcun sabitlenmesini istiyoruz. Borçların sabitlenme durumu muvafakatnameye işlenmiş şekilde önümüze gelirse değerlendireceğiz. Aksi halde bu projeyi kabul etme lüksümüz yok. Bizim haklarımız belediyeye ve bakanlığa gidiyor. Sesimizi duyurmak ve bu kanunsuzluğa karşı haklı olduğumuzu gösterebilmek için mücadele etmek zorundayız. Gerek yürüyüş yaparak, gerek tencere tava çalarak hakkımızı aradık. Gerekirse bu kanunsuzluğa karşı mahkemeye itiraz da edeceğiz.

Ölürüz de bu direnişten vazgeçmeyiz diyenler var. arsa ve az katlı olan yerlerde haksızlık var. Mahallesini terk etmeyen, haklarına sahip çıkan insanlar hala bu mahallede. Hem sokakta hem mahkemede haklarımız neyse bunu aramaya devam edeceğiz. Bu dayatma bize reva görülemez.

Söyleşi: Birkan Cantürk

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur