Fatsa’nın tarihsel sürecine ve Fikri Sönmez’e sahip çıkılmasını, bir Fatsalı olarak gururla karşılamakla birlikte, tarihin övünç kaynaklarıyla geleceğin inşa edilemeyeceğini düşünüyorum. Denilebilir ki, Fatsa’yı Fikri Sönmez özelinde önemli kılan şey, o zirveye bir anda çıkılmadığı, 1979’dan önceki en az on küsür yıllık bir çalışmanın sonucu olduğudur. Bu ön çalışmanın da temel dinamiği gayet ekonomi politiktir, sınıfsaldır
30 Temmuz 2022 Cumartesi günü, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ordu’da gerçekleşen mitingde, yörenin başlıca geçim kaynağı olan fındık taban fiyatını beklentilerin çok çok altında açıklamanın yanı sıra, alışılagelmiş tarzıyla yaklaşık 42 yıl öncesinden bir hayaleti çağırdı. 1979 Fatsa Belediye Başkanlığı Seçimlerinde diğer tüm parti ve adayların toplamından daha fazla oy alarak seçilen, asıl mesleği terzi olan Fikri Sönmez’i; “Bu Ordu, terörün ne menem şey olduğunu iyi bilir. Ordu, Terzi Fikri’yi de iyi bilir, onların bedelini benim Ordu’m çok ödedi” sözleriyle andı. Elbette, bağlamın tamamen dışında, alışılagelmiş azarlamalar ve yeniden tarih yazımı örnekleriyle birlikte…
Fatsa ve yörenin iyi bildiği kadar Türkiye sosyalist sol çevrelerinin de gayet iyi bildiği bir tarihtir Fatsa. Bu tarihin en belirgin süreci, 1979-1980 yıllarında sürmüş, kimi yorumlara göre doğrudan demokrasiyle, kimi yorumlara göre de yerel komitelerle yönetilen, nihayetindeyse edilgen kitlelerin kendiliğinden etken hale geldiği bir yönetimdir, bir belediye başkanlığıdır Fatsa. Bu belediye sürecinin en belirgin simasıysa, kuşkusuz “Terzi” lakaplı Fikri Sönmez’dir. Belirli açılardan, Türkiye sosyalist solunun aşamadığı bir eşik olması, Karadeniz’in bu mütevazi ilçesi Fatsa’yı sembolleştirmiştir. Fatsa’nın hepi topu dokuz ay kadar süren ve askeri bir operasyonla sonlandırılan belediye süreciyle ilgili yazılan kitaplar ve makaleler kadar, en az iki tane çekilmiş belgesel de bu yorumu doğrulamaktadır.
Nokta Operasyonu | 11 Temmuz 1980
“Fatsa deneyimi”, bu yazının sınırlarını fazlasıyla aşacak pek çok özgün durumla ilgilidir. Pek çok haklı gurur ve başarı bulundurduğu kadar pek çok acı da bulundurur. Fatsa deneyiminin sonlandırılması için 12 Eylül 1980 tarihi bile beklenememiş, bu tarihten yaklaşık 2 ay kadar önce (11 Temmuz 1980) Fatsa’ya bir Nokta Operasyonu gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 60-65 bin kişinin yaşadığı bir ilçeye -abartısız bir ifadeyle- havadan jetlerin alçak uçuşlarıyla, denizden hücum botları kuşatmasıyla ve karadan tanklarla girilmiştir. Daha sonraki birkaç yıl içinde gerçekleşecek bireysel girişimler bir yana bırakılacak olursa, Fatsa’dan bir karşı tepki gelmemiş olması, 12 Eylül 1980 Darbesi’ni gerçekleştirecek kadro için de bir tür güven testi olmuş, planlanan darbeye yönelik büyük bir karşı duruşun olmayacağının sağlaması yapılmıştır. Elbette, gerçekleşmeyen bu karşı duruş “Gerçekleşseydi ne olurdu?” ya da “Ne olmazdı?” diye şimdi kelâm etmek spekülasyondan öteye geçmez. Kesin olansa, Fikri Sönmez başta olmak üzere, bölgenin ve hareketin önde gelen tüm insanları gözaltına alınmış, öldürülenler bir yana, sadece Fatsa çevresinden binden fazla insan 1980’li yılların tamamını cezaevlerinde geçirmek durumunda kalmıştır. Böylece, Fatsa’nın 1965’lerden başlayan sol sosyalist süreci 1980’li yıllara “somut” bir miras bırakamamıştır; günümüze kadar ulaşan bir övünç kaynağı olması ve 42 yıl sonra Erdoğan’ın atıf yapacak kadar rahatsız etmesi dışında…
Fikri Sönmez | 1979-1980 Fatsa Belediye Başkanı
Türkiye sosyalist solu açısından, pek çoğu 1980 öncesine dayanan övünçleri Fatsa konusunda da hissetmek -tüm iyi niyetlerle birlikte- Türkiye sosyalist solu açısından yeni bir kulvar açılmasına neden olmayacaktır; 1980 sonrasında da defalarca “yeniden” denilmesinden sonra da görüldüğü üzere… Fatsa özelinde konuşulacak olursa, 90’lı ve sonraki yıllarda da Fatsa pek çok seçim ve süreçte “örnek” olarak anılmış ancak son yıllarda gerçekleşen Ovacık/Tunceli Belediye örneği bir kenara bırakılacak olursa Fatsa’yı aşan bir örnekle pek de karşılaşılamamıştır. Elbette bunun pek çok nedeni var.
Her şeyden önce 1970’li yılların politik atmosferi, sosyalist solun yaygınlığı ya da sosyalist söylemlerin ikna ediciliği, daha sonraki yıllara göre çok daha baskındır. Yaşadığımız coğrafyanın son yüzyılı göz önüne alındığında rahatlıkla fark edilecektir ki, sosyalist hareket 1960-1980 aralığındaki kadar bir popülerliğe bir daha ulaşamamıştır. Dolayısıyla, Fatsa deneyimindekine benzer, baskın bir sürecin yaşanması çok daha zor olmuştur.
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin çok ağır bedelleri olmuştur. 12 Eylül, siyasetin insan faktörünü büyük oranda değiştirdiği kadar örgütlü toplumsal algının da tamamen değişmesine yol açmıştır. En ufak uğraşlar bile büyük korkulara, bedellere neden olmuştur. Pek çok ulusal ve uluslararası nitelikteki yıkıcı gelişmeler de yıllar boyunca bu sürece eklenmiş, nihayetinde sosyalist sol da geniş toplum kesimleriyle bağ kurmakta zorlanmıştır.
Türkiye sosyalist solu; 12 Eylül yenilgisinden sonra, kökenleri 1950’lere giden Yeni Sol tartışmalarını ve 1980’lerde “radikal demokrasi” olarak güncellenmiş formunu yine ‘80ler ortasında tartışmaya başladı. Özellikle 12 Eylül öncesi, geniş kitlesellik ve yaygınlık kazanan -genel bir ifadeyle- sosyalist sol hareketin kimi anakronik sorunları tartışıldı. Kimi özeleştiriler yapıldı, örneğin kadın sorunu “devrim sonrasına” atılan bir konu olmaktan kurtuldu ya da reel politik vizyona ekoloji gibi konuların girmesi mümkün olabildi. Bu örnekler çoğaltılabilir, olumlu ya da olumsuz yorumlanan pek çok tartışma yürütülebilir. Lakin, o günlerden itibaren en geniş ifadesiyle sol politikaların var oluş nedeni olan sınıfsal perspektif gündemden düştü, sosyalist sol literatürde silikleşti. Çoğu zaman politik pratiklerin son halkası bile olamadı. Şüphesiz, “radikal demokrasi” ve parçalı kimlikler üzerine kurulu siyasa üretme biçimi popülerleştikçe bu olacaktı, kaçınılmazdı. Bahsi geçen “sınıf siyasetinin” terk edilmesi konusu çok uzun bir tartışmaya gebe olduğu için, konuyu Fatsa ve sınıfsal bağlamı üzerinden ilerletmek daha anlamlı olacaktır.
Bu noktada basit bir soruyu sormak gerekiyor: Fatsa, sosyalist sol ve sınıf siyasetinin ne alakası var?
Her şeyden önce Türkiye sosyalist solu açısından bir sembol olan Fatsa deneyimi; Erdoğan’ın da atıfta bulunduğu 1979-1980 belediye başkanlığının kazanılmasından daha öncelere dayanıyor. Bu yazının ilk bölümlerinde de anılan Fatsa ile ilgili kitaplar ve belgesel çalışmalarında da en çok atlanılan kısım da tam burasıdır. Fatsa, kendi ölçeğinde zirve noktasını gördüğü 1979-1980’e ulaşana kadar, ’60lı yılların ortasından başlayan bir tür ön çalışmanın sonucudur.
Fatsa, ’70li yıllara kadar Demokrat Parti -ve devamcısı olan Adalet Partisi- ilâ CHP arasında zaman zaman el değiştiren bir ilçedir; bu durum hem genel seçimlere yönelik oy dağılımı hem de yerel seçimlere yönelik oy dağılımı açısından geçerlidir. Misal, 1961 Genel Seçimleri’nde CHP’ye Fatsa’dan yüzde 40 oy çıkmışken, 1965 Genel Seçimleri’nde Demirel’in Adalet Partisi’ne yüzde 53 oy vermiştir Fatsa. Diğer bir ifadeyle, Anadolu’nun veyahut Karadeniz’in herhangi bir ilçesinden çok da farklı bir özelliği yoktur. Örneğin tarihsel anlamda sol ya da sosyalist bir ekolün devamcısı vb. değildir.
Beyceli Köyü Yürüyüşü | 26-27 Temmuz 1967
Sosyoekonomik ya da sosyopolitik olarak birbirine benzeyen pek çok yer gibidir Fatsa, Karadeniz boyunca uzanan pek çok ilçe boyunca temel farklar da geçim kaynakları üzerinedir. Gümüşhane-Artvin hattı boyunca çay temel geçim kaynağı iken Orta Karadeniz boyunca geçim kaynağının adı fındık olmuştur. Ve aslında tam da bu fındık meselesi Fatsa ve yakın çevresini diğer yerleşimlerden ayıran özelliği olmuştur. 1965-1967 arasında Fatsa’da faaliyete başlayan Türkiye İşçi Partisi’nin söylemlerinde de fındık temel belirleyen olmuştur. Doğrudan üreticilerin, köylülerin çıkarını gözeten politikaların yapılmaya başlaması da, çok kısa bir süre içinde TİP’in Fatsa’da önemli bir güç merkezi olmasına neden olmuştur. Bir kısmını, Türkiye’nin daha sonraki dönemde THKP-C üzerinden tanıyacağı TİP’in kurulmasına öncülük eden Zeki Şahin, Kemal Aksoy, Kemal Karakuzu, Ziya Yılmaz, Nihat Yılmaz, Ertan Sarıhan, Ahmet Atasoy, Fikri Sönmez ve daha pek çoğu Fatsalı insanın fındık başta olmak üzere yöreye dair çeşitli özgün söylemler geliştirmeleri, 1968 Kısmî Senato ve Yerel Seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nin Fatsa’dan yüzde 12 kadar oy almasına neden olmuştur. Bu seçimlerde TİP’in Türkiye geneli oy oranının yüzde 2 civarı olduğu göz önünde tutulursa, yüzde 12’nin hiç de azımsanmaması gereken bir oy oranı olduğu sonucuna varılabilir. O güne kadar görülmemiş bir durumdur bu ve doğrudan hayatın içine yönelik, sınıfsal bir söylemin karşılık bulabileceğinin de göstergesi olmuştur. 1971 yılına kadar da sosyalist fikirler Fatsa üzerinden Orta Karadeniz’in bütüne yayılmış, Ordu ve çevresi yörelere de örnek teşkil etmiştir. Bu dönemde üretici köylülerin doğrudan içinde yer aldığı platformalar üzerinden tirajı haftalık iki üç bin bandında Yeşil Fatsa gibi gazeteler çıkartılmış, kitlesel katılımların olduğu pek çok miting-eylem düzenlenmiştir. Yani, Fatsa özelinde sosyalist sol süreci başlatan TİP’in, aldığı oy oranının ötesinde bir etkisi olduğu söylenebilir ve sayılabilecek pek çok başka nedenle birlikte fındık üreticilerine, köylülere yönelik doğru söylemlerin, politikaların kitlesel bir karşılık bulduğu sonucuna varılabilir.
Haftalık Yeşil Fatsa Gazetesi | Mart 1969
1960’lı yılların sonlarına doğru Türkiye sosyalist solunun girmiş olduğu tartışma ve ayrışma sürecinde de (MDD – SD), Fatsa TİP’ten pek çok yerel insan, daha sonra adı THKP-C olacak olan çevreyle ilişkilenmiştir. Örneğin, THKP-C’nin kuruluş ve eylem sürecinin tamamında yer alan ve daha sonra bir çatışmada yaralı yakalandıktan sonra 1986 yılına kadar cezaevinde tutulan Ziya Yılmaz Fatsalıdır. Ya da 1972’de THKP-C’nin bilfiil yok olduğu Kızıldere’deki bir köy evinde öldürülen on devrimciden Ertan Sarıhan, Ahmet Atasoy ve Nihat Yılmaz yine Fatsalıdır. Hemen vurgulamakta fayda var, bu tespit Fatsa’yı ve Fatsalıları ön plana çıkarmak için değil, Fatsa’nın 1979’da ani bir kararla sosyalist sol siyasete yönelmediğini vurgulamak için yapılmıştır.
TİP Fatsa İlçe Kongresi | 1969
Özetlemek gerekirse… Cumhurbaşkanı’nın Ordu’da gerçekleşen mitingde dile getirdikleri üzerine, birkaç gündür özellikle sosyal medya üzerinden Erdoğan’a çeşitli tepkiler dile getirildi. Bu tepkileri ve genel anlamda Fatsa’nın tarihsel sürecine ve Fikri Sönmez’e sahip çıkılmasını, bir Fatsalı olarak gururla karşılamakla birlikte, tarihin övünç kaynaklarıyla geleceğin inşa edilemeyeceğini düşünüyorum. Denilebilir ki, Fatsa’yı Fikri Sönmez özelinde önemli kılan şey, o zirveye bir anda çıkılmadığı, 1979’dan önceki en az on küsur yıllık bir çalışmanın sonucu olduğudur. Bu ön çalışmanın da temel dinamiği gayet ekonomi politiktir, sınıfsaldır. Daha doğrudan bir ifadeyle, Ordu vilayetinde günümüzde bile her on hanenin yedisi fındık üzerinden hayata tutunur. Yazı boyunca dile getirilen öncül sürecin belki de gayet sıradan ve yalın bir dille ama sahici bir tutumla kitleselleşmesidir. Fikri Sönmez özelinde 1979-1980 Fatsa Belediye sürecine, o mirasa sahip çıkmak önemli olduğu kadar, o sürecin ilmek ilmek nasıl yaratıldığı unutulduğunda, bir rüya için ağıt yakmanın ötesine geçmek mümkün olmuyor. Geleceği, geçmişin görkemli günlerinde aramak tüm iyi niyetlerle birlikte boşa kürek çekmenin ötesine geçmiyor.
EK 1: Türkiye sosyalist solu açısından, Fatsa’da 12 Eylül 1980’den sonra ilk kez geniş katılımlı bir miting, bölgenin temel geçim kaynağı olan fındık üzerinden 24 Temmuz günü düzenlendi. Sol Parti’nin düzenlediği bu heyecan verici mitingle aynı gün, Fatsa’ya birkaç saat uzaklıktaki Gölköy ilçesinde aynı heyecan ve umutlarla bir Halkevi de yine 12 Eylül’den sonra ilk kez açıldı. Aslen birbirini tamamlayan bu çabaların aynı güne denk gelmesi, en azından bölge açısından bir rekabet değil, devamlılıktır. Bu konu üzerine Alper Taş’ın Gölköy’de dile getirdiği “O da bizumdur, bu da bizumdur!” tutumu oldukça değerlidir, anlamlıdır.
EK 2: 11 Temmuz 1980 tarihinde Fatsa’ya düzenlenen Nokta Operasyonu’ndan 1984 yılına kadar, çoğunluğu Fatsa’nın dağlık kısımlarında, 74 Ordulu devrimci öldürülmüştür. Bir kısmının hâlen mezarı yoktur. Mezarı olanların pek çoğunun ise ziyaret edeni yoktur.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.