Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali: “Nefes olmadan nefes alamazsın!”

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali, kentin kılcallarına girerek, çocuklar, gençler, kadınlar için özel etkinlikler düzenleyerek ve bunu tehlike olarak gören egemen güçlerin baskılarına boyun eğmemek konusunda kararlı duruş sergileyerek başka bir festival çizgisini açığa çıkarma gayretini ispatlamış oldu

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali: “Nefes olmadan nefes alamazsın!”

7 ile 23 Temmuz arasında neredeyse her gün Hatay’da “gelecekten gelen şiir” okundu. Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali, sırasıyla Samandağ, Arsuz, Karaağaç, Defne ve Serinyol’dan müzik, tiyatro, söyleşi, atölye ve çocuk etkinlikleriyle geçti. Yüzlerce kişinin emeğiyle ortaya çıkan festival etkinliklerini on binlerce kişi takip etti. Festivale emek verenler için, önümüzdeki yıl yapılacaklara dair tartışmalarsa şimdiden başladı. Bu yazı, yaşadığımız festivale dair bellek işlevli bir okuma yaparak önümüzdeki yıl yapılacak festivali ve benzeri çalışmaları besleyecek tartışmalara bir tuğla eklemeyi hedefliyor.

Evvel Temmuz bir bereket bayramı, geçmişten bugüne uzanan, halk kültürünün derinliklerinde kökleri olan bir ritüel. Kültür dediğimiz bu kökler üzerinde, çoğu zaman kökü de sarsacak şekilde bir değişim/dönüşüm hareketiyle sıkı sıkıya bağlı ve sürekli hareket halinde. Doğrudur, Evvel Temmuz’un ortaya çıktığı zamanlarda değiliz, nesnel olarak ifade etmek gerekirse, artık tarım toplumunda yaşamıyoruz. İçinde bulunduğumuz hâkim sınıf ilişkilerinin hâkim kültürü ve onu yıkıp eşit-özgür bir toplum kurmak zorunda olanların kültürünün oluşturduğu birleşik ama uzlaşmaz bir zemin var. Dolayısıyla Evvel Temmuz Bayramı da bu dönemin nesnelliği içerisinde yaşamaya devam etmek için hareket halinde, sürekli ve sürekli yenilenmeye yazgılı, “içererek aşma”ya muktedir halde. Geçmişten bugüne uzanan kültürün, geçmişe ait yanlarını terk edip geleceğe ait olabileceği öngörülen yanlarıyla özgürleşme yolunu yeniden inşa etmek; yani içererek aşmak, Marx’ın festival boyunca da kullanılan “gelecekten gelen şiir” metaforuyla birleşince anlamını iyice pekiştiriyor.

Aslında yoğun bir festivalcilik dönemindeyiz. Çiçeğin, böceğin, kahvenin, yemeğin… her şeyin festivali yapılıyor. Bir yanıyla kültür endüstrisinin yoğunlaştırılmış alışverişle birlikte döngü ve artı değer sağladığı kârlılığı yüksek bir formül, bir yanıyla da -burası bizim yanımız- odaklı bir araya gelmelerin, sinerjik karşılaşmaların umut ve coşkunun bulaşıcı zemininde bir araya gelmesi olarak ifadesini buluyor. Elbette bizim tarafa dair bu “festivalesk” tanımlama bir halk festivalini, hele de sosyalist kültür ile halkın komünal değerlerini iç içe ele alma iddiasındaki bir festivali tanımlamak için biraz yetersiz. Bunun yanına günümüzün toplumsal özgürleşme mücadelesinin nüvelerini ve kültür-sanat ortamının güncel ihtiyaçlarını da yerleştirmek gerek. İşte Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali pratiği, bu tartışmalar açısından da ön açıcı olabilecek gibi görünüyor. Bu sebeple üzerine yazmak, tartışmak önemli.

Yeniden yoldaşlaşmak

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali, kentin kılcallarına girerek, çocuklar, gençler, kadınlar için özel etkinlikler düzenleyerek ve bunu tehlike olarak gören egemen güçlerin baskılarına boyun eğmemek konusunda kararlı duruş sergileyerek başka bir festival çizgisini açığa çıkarma gayretini ispatlamış oldu.

Festival belli ilkeler üzerinde yükseliyor. En tedirgin edici ilkelerden biri sponsorsuzluk ilkesi. Böylece ufak ya da büyük hiçbir sponsorun isminin cisminin geçmediği bu düzeyde/iddiada bir festivali yaşadık. Bir başka ilke festival katılımcıları arasındaki rekabetsizlik: Herkes festivalin bir biçimde emekçisi. Festivalin duyurusu için sokak sokak bildiri dağıtanlarla sahneye çıkanlar arasındaki suni ayrımı ortadan kaldırmak için bir tuğla da Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nden gelmiş oldu. Sanatçılar, festival emekçileri ve halk arasındaki yabancılaştırıcı ayrımın üstesinden gelmek ve yeniden yoldaşlaşmak için önemli bir mevzi kazanıldı. Hele de halkın sadece izleyici değil aynı zamanda eyleyici olmasına dair festival ilkesiyle birleşince yeni bir “sahne” tanımlamasına doğru taze bir filiz karşıladı fikirlerimizi. Umarım ki bu filiz gövdelenecek, ağaç olup gölgesinde ihya edecek hepimizi.

Festivalin tüm süreçlerinin yazılı hale getirilmesi, arşivlerinin dikkatli bir şekilde tutulması övülmeyi hak ediyor. Nice festivallerimiz olmuştur ansiklopediler dolduracak nitelikte ama bir fotoğrafını bulmak bile giderek mucizeleşmiştir. Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin tüm tartışmaları, toplantı notları, festival organize basamakları, şeması yazılı halde. Üstüne üstlük festival boyunca yazılan festival güncesi, istatistik güncesi, her akşam yapılan toplantıların notları… her şey yazılı halde tasnif edilmiş durumda. Bir de ek olarak video ve fotoğraflarla arşiv oluşturan festival emekçileri var. Çünkü aktarımların yeterince güçlü olmadığı bu tarihselliğimiz içerisinde, herkes yaşarken yazmalı, çekmeli ve tasnif etmeli ki kurulan köprüler her yakaya nefes aldırsın. Tarih her seferinde hatırlatır bize: “Nefes olmadan nefes alamazsın!”

Bütün mümkünlerin kıyısında!

Festival dediğimiz, neticede hızla gelip geçen bir şey. Ama festival pratiğini, bir dizi ön çalışmanın sonucu ve ardıl çalışmanın kıvılcımı olarak ele alan bir festival varsa, hem üretimleri tetikleyen hem de gücünü üretimlerden alan yepyeni bir festivalin imkanıyla karşı karşıyayız demektir. İşte Evvel Temmuz Kültür Festivali bu mümkünün kıyısında!

Geliyoruz dil meselesine… Festivalin dili başta Arapça olmak üzere, Türkçe, Kürtçe ve Zazacaydı. İlkelerde açıkça ortaya konduğu üzere “kültürel çoğulcu bir festival” şiarı festivalin kerterizi oldu. Çok dilli olmanın rengiyle kombinlenmiş ayakların sağlamca yere basmasını yaşadık. Çünkü festivalin her günü şu şiarla başladı: İl byinsa ilseno byinsa tariho u byinsa aslo! Dilini unutan aslını ve tarihini unutur!

Türkiye’de kültür-sanat faaliyetlerinin birkaç şehrin merkezi noktalarına sıkışmış olduğu bu zamanda festivalin aynı zamanda bir mekân mücadelesi olması kaçınılmazdı. Elbette meydanlar hep bir ağızdan şarkılar söyleyecekti, elbette hiçe sayılan sokakların çıktığı avlular sanata ve çocuk etkinliklerine ev sahipliği yapacaktı. Öyle de oldu, sokak sokak yapılan renkli duyurularla, beklenmedik buluşma alanlarıyla festival, mekân rutinlerini aşındırdı. Devlet tarafından sınırları açık ve örtük olarak çizilen alanların dışına taşıldı.

Festivalde dikkat edilen önemli bir yaklaşım da dengelerle ilgiliydi; özellikle de ifade alanlarındaki denge. Örneğin ilkelerden biri “yerel” ile “dışarıdan gelenlerin” sahne katılımı arasındaki denge; bunun yarı yarıya olması, festivalin halk değerleri ve sosyalist değerleri iç içe geçirme çabasıyla örtüşmüş oldu. Bir başka denge çocuk, gençlik ve kadınlara özel etkinliklerin her ilçede mutlaka olmasına dairdi.

İlkeler bedelleriyle gelir!

İşte bu ilkeler çerçevesinde festival çalışma birimleri kuruldu, halk toplantıları organize edildi, sanatçılarla görüşüldü. Sanatçılar, ilkeler çerçevesinde katılımları için yapılan çağrıya çok olumlu yaklaştılar. Bu arada festivalin sanatçılarla ilgili ilkesi çok ilgi çekici: “Festival, sanatçılarla konser bedeli -kaşe- üzerinden ilişki kurmaz, sanatçıların katılımı için gereken temel harcamaları çözmek için öz imkânlar yaratır. Festival halkın özgücüyle ve dolayısıyla aynı zamanda sanatçıların da özgücüyle yapılır. Sanatçılar halkın evlerinde kalır, festival emekçilerinin tümüyle aynı yemeği ve fiziksel koşulları paylaşırlar.” Pek çok kişi ve grup festivale katılmak istedi ancak şehir dışından gelmek isteyen kişi ve grupların hepsinin ulaşımı için yeterli bütçe oluşturulamadı. Ses sistemi, sahne, ışık sistemi ve diğer teknik eksiklikler barizdi. Hatırlamakta beis yok: “İlkeler bedelleriyle beraber gelir.”

Sanatçısı ve aynı zamanda emekçisi…

Bu koşullara rağmen pek çok sanatçı festivalin emekçisi oldu. Festival programında Hatay halkının düğünlerinin vazgeçilmez müzisyeni Ayhan Bağdat da vardı toplumsal eylemlerdeki performanslarıyla mücadelenin müzik grubu olan Praksis de. Farfur’un 7’den 70’e herkesle anadilinde kurduğu Arapça kahkaha bağı ve sunumlar, Ehliddar Tiyatro Topluluğu’nun yaşamın içinden süzülen “ayna” niteliğindeki Arapça skeçleri, Hatay’ın toplumsal alanlarının sesi olan en köklü devrimci müzik gruplarından Kaldırım Müzik Topluluğu, çeşitli dillerde seslendirdikleri şarkılarıyla Perperik, imgelerin müzisyeni Serdar Keskin, Zazaki tınıların ulağı Mücahit Göker de festivaldeydi. Ülkenin her tarafına pantomim sanatını ulaştırmak konusunda önemli rol üstlenen “Mimdo” İlker Kılıçer ve kadın özgürlük mücadelesinin tiyatro tercümesi Tiyatro Sardunya aramızdaydı. İzmir’in çeyrek asırlık devrimci tiyatrosu Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu festivalin sıkılı yumruğu oldu. Hatay’ın rock müzik grupları St. Freesoul ve Daşralılar’ın kattığı gençlik dinamizmi, Revan’ın deyişleri, Murat Özgün’ün Gezi İsyanı’nda kaybettiğimiz genç canlar için hep bir ağızdan söylettiği şarkılar, Jısır ve Rhosus Rihen Müzik Grubu’nun toplumsal bellekte yer eden repertuarları, Samandağlı genç rapçiler’in kendilerine özgü performansları, Deniz Bakımcı, Filip Cibar, Fuat Büyükaşık ve Şevki Yıldırım’ın muvvel, ataba ve halayları, Şubadap Çocuk’un çocukların ayaklarını yerden kesen şarkıları, Moyo Masal Tiyatrosu’nun birlik ve cesaret hikâyeleriyle, birlikte epeyce festivallendik. Çocuklarla yapılan atölyelerde Sevinç Koçak’tan Tiyatro Agon’a, Ceylan Ekin Işık’tan Ediz Yenmiş’e ve üniversiteli gençlere kadar pek çok kişi olağanüstü emek verdi. Çocuklar için yapılan etkinlikler herkesin favorisi oldu. Yetişkinler için iki değerli atölye gerçekleştirildi. Biri, Paulo Freire’nin ‘Ezilenlerin Pegagojisi’ yaklaşımından doğan Ezilenlerin Tiyatrosu üzerine Gökçen Karaman öncülüğünde yapıldı. Diğer atölyede ise, Hatay için özel öneme sahip Serpantin Taşı Semih Özalp öncülüğünde işlendi. Bir de söyleşiler var. Defne’de Özgür Çay Bahçesi’ndeki “Demokratik Bir Türkiye İçin Halkçı Seçeneğin İnşası” panelinde sosyalist siyasetleri temsilen katılan kişilerin yanı sıra, çeşitli ilçelerde Av. Şükran Dağ, Cemile Baklacı, Şebnem Oğuz, Ali Ergin Demirhan, Ayşegül Temür, Şilan Demirci, Pelin Songül Çiçek, Nilgün Aşkar, İrem Kayıkçı, Nihat Yenmiş ve Aydın Deniz ile çok değerli söyleşiler gerçekleşti.

Bu festival “parayla yapılamaz”dı!

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali, geçmişten bugüne kadar uzanan tüm sol-sosyalist festival deneyimlerini sahiplenen bir festival olmanın peşinde. Dikkatli bakılırsa başta halen her yıl Samandağ’da yapılmaya devam edilen “Evvel Temmuz Festivali” olmak üzere, “Dikili Barış Festivali”, “BarışaRock”, “Rock-A”, “Akdeniz Dayanışma Kampı”, “Can Şenliği”, “Munzur Festivali”, “ViçeFest”, “Kemalpaşa Halk Festivali” gibi köklü pek çok değerli festivalin izleri görülebilir. Elbette bu izleri taşımak aynı zamanda içerilen bu tarihsel birikimi aşmak görevini de festivale atamış oluyor.

Festivalin önemli yaklaşımlarından biri de bu etkinliklerin aynı zamanda festival emekçilerine dönük olması. Yani festivali düzenleyen, emek veren ve sahnede yer alanların aynı zamanda birbirinden öğrendiği bir festival. Burada Ehliddar Kültür Kafe’de yapılan Sanatçı Forumu’nu anmak gerekiyor. Sanatta kolektivizm üzerine yapılan forumda, tüm kişi ve ekipler sanat serüvenleri içerisindeki kolektiviteye dair birikimlerini, problemlerini ve deneyimlerini birbirine aktardı. Bu buluşmaların sayısı ve niteliğinin arttırılması sanatçılar arasında yepyeni bağların kurulmasına vesile olabilir.

Şurası vurgulanmalı ki böyle bir festival “parayla yapılamaz”dı. Her biri çok değerli sanatçıları, her biri çok değerli festival emekçilerini parayla bu hacimdeki bir festivale dahil etmeye kalkacak birkaç on milyon liranız olsa bile bu özverili emeği ve performansı yakalamak için işte Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali gibi devrimci ruha sahip, parayla yapılamayacak nitelikte bir festivaliniz olmalı.

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nde, “emekten yana, starsız, sponsorlara değil halkın özgücüne yaslanan, cinsiyet özgürlükçü, kültürel çoğulcu” bir festival olduk. “Gelecekten gelen şiir”e kulak verdik, omuz verdik. Yolumuz açık olsun.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur