Kangal Termik Santrali direnişinde ne oldu?

Basit ekonomik talepli bir işçi eylemi içerisinde bütün işçilerin gözü önünde yaşananlar politik, toplumsal bütün ilişkileri ortaya seriyor ve yeniden değerlendirme olanaklarını çıkarıyor. Yani basit bir ekonomik talepli eylem, o sınırlar içerisinde kalmıyor

Kangal Termik Santrali direnişinde ne oldu?

Kangal Termik Santrali işçilerinin 10 günlük direnişi sona erdi. Direnişin sonucunda maddi kazanımlar işçilerin taleplerinin gerisinde kaldı. Ancak 10 günlük sürecin her günü ayrı bir tecrübe olarak ve basit ekonomik taleplerin doğurabileceği mücadeleleri aşarak yaşanan, önümüzdeki süreçlerde işçilerin hafızasında yer eden bir direniş öyküsü var artık. Aslında en büyük kazanım bu.

Kangal Termik Santral işçileri geçmişte TES-İŞ sendikasına üye olarak yetki vermiş ve yetkilendirdiği sendikanın imzaladığı toplu sözleşmeyle çalışıyor. Ancak toplu sözleşmeyle çalışmasına rağmen asgari ücrete yapılan son zamla da beraber asgari ücret düzeyinde ücret alıyor. Kangal’da çalışan işçilerin aynı zamanda tarım ve hayvancılık gibi uğraşları ve dolayısıyla ek bir gelir kaynakları daha var. Ancak orada da durumlar pek parlak değil. Dolayısıyla hem işçilikten hem de topraktan gelen kazandıkları, geçim koşullarını insanca yaşayacak bir düzeyde tesis etmenin gerisinde. Tam da bu yüzden ücret zammı taleplerini uzunca bir süredir ikili sohbetlerde dillendirip patronun kulağına gider umuduyla hareket ediyorlardı. Tek başına bunun yeterli olmadığını düşündükleri anda da Kangal ilçesinin merkezinde oluşturulan bir birliktelik aracılığıyla seslerini duyurmak istediler. 18 Temmuz günü bir basın açıklaması organize ettiler.

Kangal’ın çeşitli düzeylerde siyasi partileri, çeşitli derneklerde daha önce yöneticilik yapmış olanlar, yerel gazeteciler işçilerden gelen basın açıklaması organize edilmesi teklifini gerçekleştirmek için harekete geçti. Normal şartlarda patron çıkarını önceleyen siyasi partiler dahil herkes işçilerin bu talebinin arkasında durur gibi  görüntü verdi. İlk günler gösterilen çaba daha sonraki günlerde yalnızca görüntü olarak kaldı. Sebeplerini anlatacağız ama öncelikle başka yerlerde farklı cereyan eden işçi eylemleriyle siyasi partiler arası ilişkinin Kangal Termik Santrali söz konusu olunca nasıl ve neden iç içe geçtiğini anlatalım.

Hayatın merkezindeki santral

Kangal ilçe merkezinin nüfusu 9 bin civarında. İlçe merkezine 14 kilometre uzaklıktaki santralde mühendis ve yöneticiler dahil 480 kişi çalışıyor. Kangal’ın en büyük üç kömür maden ocağından ikisi sadece Kangal Termik Santrali için üretim yapıyor ve bu iki madende toplam çalışan sayısı 600 civarında. Yani hem termik santralde hem de bu madenlerde çalışanların sayısı ve aileleri de hesaplandığında termik santralde yaşananlar, Kangal nüfusunun aşağı yukarı yüzde 50’sini doğrudan etkiliyor. Buralarda çalışan işçilerin alım gücünü de hesaba kattığınızda Kangal esnafını da bu doğrudan etkilenenler arasına katabilirsiniz. Dolayısıyla Kangal’da hayatın merkezi bu termik santral.

Bununla birlikte civardaki maden ocaklarında çalışanları da düşündüğümüzde Kangal nüfusunun büyük bir ağırlığı işçi. Bu işçi nüfusunun içerisinde farklı siyasi partilerde ilçe yöneticilikleri ve hatta başkanlık yapanlar da var, derneklerde faaliyet gösterenler de. Tam da bu yüzden Kangal’da yerel iktidarda söz sahibi olmak istiyorsanız, bir düzen partisi de olsanız işçilerin yanında en azından bir “görüntü vermek” zorundasınız.

Daha küçük ilçelerde siyasi parti dolayımlı ilişkiler sadece bir parti üyeliği değildir. Bir sendikanın üyesi olmak basit anlamda ekonomik mücadele örgütüne üye olmak değildir. O yörede eğer güçlü bir işçi sınıfı hareketi de yoksa sendikadan siyasi partiye kadar olan ilişki ağları aynı zamanda sömürünün sürekliliğini tesis edecek, buradan oluşabilecek öfkeyi de soğuracak bir ilişki ağıdır. İdeolojik, kültürel çeşitli düzeylerde içerilmeyle patronun keyfi kaçmaz, işçi de çok fazla başkaldırmaz.

Gerici ilişki ağlarına çomak sokmak

Ancak Kangal Termik Santrali işçileri tam da bu ilişkilerin içerisine çomak sokarcasına geçtiğimiz aylarda DİSK/Enerji-Sen çatısı altında örgütlenmeye başladı. Oluşturulmak istenen bütün ön yargılara ve ideolojik kuşatmaya rağmen işçilerin büyük bir çoğunluğu Enerji-Sen’e üye oldu. Esas motivasyon da hem insanca yaşayacak bir ücrete ve çalışma koşullarına kavuşabilmek hem de daha ağırlıklı bir belirleyen olarak sarı sendikanın oluşturduğu bıkkınlık. Bu göründüğü kadar kolay değil; çünkü sarı sendikalar yaygın olarak bilinen ‘satış’ pratikleriyle ünlüdür ancak bir yandan da yerel ilişki ağlarının içerisine nüfuz etmişlikleri, akrabalık, hatır gönül ilişkilerini istismar etmeleri, tüm bunlar yetersiz kaldığında “vatan, millet edebiyatına” başvurmaları aynı zamanda işçinin tepesinde bir tahakküm aracı olan bu yapılarla kurulan üyelik ilişkilerini kolayca bir kenara atılabilir olmaktan çıkarıyor. Hatta sarı sendika hakimiyetini kırmak isteyen işçilerde özellikle ilk süreçlerde “Acaba hemşehrime, akrabama ayıp mı ediyorum?” soruları ve kuşkuları oluşuyor.

İşte Kangal Termik Santral direnişi tüm bu çelişkilerin ortasında yaşandı. İlk gün basın açıklaması yapılıp, tepkiler dile getirilip sessizce süreç takip edilecek beklentisi vardı. Basın açıklaması sonrasında patronla bir görüşme gerçekleştirmek için hem yerel platform hem de sarı sendika yetkilileri içeri girdi. Aslında bu olayı bir şekilde işçinin gözünde kaybedilen güveni yeniden kazanma fırsatına çevirmek isteyen sarı sendika yöneticileri daha ilk açıklamalarında tepki gördü. “İşvereni de anlamak lazım!” yaklaşımı aslında hangi sınıfın sendikacılığını yaptığını her defasında kendiliğinden teşhir eden bir anlayıştır. Ve boğazına kadar geçim derdine batmış bir işçinin çok politik bir ifadeye kavuşmasa da tepkisine yol açar. Kangal’daki basın açıklamasının ardından da böyle oldu.

Patron tarafının görüşme masasında taleplere duyarsız kalmasının en büyük sebebi de masayı paylaştıkları sarı sendikayla işçilerin hareket etme ihtimali arasında olmamasıydı. Ancak Kangal Termik Santrali işçisi hem patronu hem de sarı sendikayı şaşırttı. İlk olarak gece 12’ye kadar termik santral önünü terk etmeme kararı alan işçiler, ilerleyen saatlerde taleplerine bir yanıt gelmemesi üzerine bütün vardiyalarla iletişime geçerek vardiyaya girmeme kararı aldılar. Termik santralin çalışmasını güvenli şekilde durduracak küçük bir işçi grubu dışında kimse çalışmadı ve en son o grup da ertesi sabah çıktığında içeride yöneticiler dışında kimse kalmadı. İlk gece vardiyaya gelen servisten inen işçiler içeri girmedi, ateşler yakıldı direniş başladı. Sabah olduğunda vardiyaya gelenler zaten direnişe katılmaya gelmişlerdi ancak santral içerisine servisin girmesi sonucu herhangi bir patron manipülasyonuna maruz kalma ihtimaline karşı yine işçiler kol kola girerek servisleri içeri sokmadı. İkinci gün eylem giderek kalabalıklaşıyor, halaylarla ortalık iyice ısınıyordu.

Kangal’ın ‘ileri gelenleri’ direniş alanında fazlaca vakit geçirmeye başladı. Kimisi gerçekten bir destek için, kimisi oluşmuş sömürü düzenini altüst edebilecek bir doğrultu oluşmasın diye ağırlığını kullanabilmek için… Jandarma ilk sabah yığınak yapmaya başladı, alay komutanı ‘babacan’ bir tavırla gözdağı verdi. Belediye Başkanı da görüşme yapanlar arasındaydı. Ancak görüşmelerden sonuç çıkmadı. İlk günden beri işçilerin görüşmelere girmesi, işçiler arasından oluşturulacak bir temsilci komitesinin bu işi yürütmesi gerekliliği sürekli olarak sarı sendika tarafından maniple edildi ve önü kesilmeye çalışıldı. Bu ancak ilerleyen günlerde gerçekleşti.

Cumhur İttifakı’na tepki

Asıl beklenmedik ve şaşırtıcı gelişme Cumhur İttifakı milletvekillerinin ziyareti esnasında yaşandı. Onlar da her gelen gibi patronla bir görüşme gerçekleştirip işçilere açıklama yapmayı planlamışlardı. Ancak açıklama esnasında “işveren tarafının zor durumda olduğu” ifadeleri kullanılınca büyük bir uğultu, öfke ve itiraz ortaya çıktı. Kol kola giren işçiler kendilerini milletvekillerinin yanından ayırdı ve “Direne direne kazanacağız!” sloganları yükseldi. Bugüne kadar herkesin ayağına gelmesine alışmış, sözü kesilmez, lafından çıkılmaz iktidar partisi vekilleri büyük bir şok içinde alanı terk etmek zorunda kaldılar. Tabii bunun bir faturası olmalıydı… Hemşehri işçilerin böyle bir tepki gösterebileceğine ihtimal vermeyenler sorumlu olarak “DİSK provokasyonu” yalanını yaydılar. Küçük bir grup dışında karşılık bulmayan bu yalan, aslında aynı zamanda “İşçiler tepki göstermez, düşünmez, politik ve sınıfsal tavır geliştirmez” anlayışına dayanıyor.

Ekonomik sınırları aşan işçi eylemi

“Grev bir okuldur” lafının ne kadar da gerçek olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü basit ekonomik talepli bir işçi eylemi içerisinde bütün işçilerin gözü önünde yaşananlar politik, toplumsal bütün ilişkileri ortaya seriyor ve yeniden değerlendirme olanaklarını çıkarıyor. Yani basit bir ekonomik talepli eylem, o sınırlar içerisinde kalmıyor.

Tam da bu yüzden siyasi partisinden sarı sendikaya, akrabalık ilişkisinden hemşehrilik vurgusuna bütün mekanizma işçiler üzerinde yılgınlık yaratmak ve eylemin son bulmasını sağlamak için çalıştı. Her direniş gibi uzadıkça çeşitli tartışmalar ve fikir ayrılıkları ortaya çıkmaya başladığında sarı sendika bu durumu körüklemeye çalışarak değerlendirdi. DİSK/Enerji-Sen’in önerisi ve organizasyonuyla kurulan ve sendika üyeliği ayrımı gözetmeden işçiyi birleştiren komite, talepleri belirledi. Ancak o talepler belirlendikten sonra sarı sendikanın engellemesiyle talepler işçiler tarafından patrona ulaştırılamadı. Bu, ilerleyen günlerde işçiler komiteleri aracılığıyla sarı sendikayı boşa düşürerek gerçekleşti. Bunların hepsi parça parça, adım adım ve en önemlisi öğrenerek gerçekleşti.

Ancak işçilerin direniş alanında kurduğu hakimiyet ve mücadele kararlılığı daha önce bahsettiğimiz siyasi ilişki ve sarı sendika ağıyla ilçe merkezinde yapılan görüşmeler sonucu zayıflatıldı. Bu görüşmelerle içeriye çalışmaya gireceğini söyleyen küçük bir grup ortaya çıktı. İşçiler bu durumu engellemek ve direnişin daha fazla kazanım elde edilerek bitirilmesi yönünde tartışmalar yürütse de içeriye girmek isteyen gruba jandarmanın eşlik etmesi, yani dışarıda kalacaklara gözdağı vermesi de ve aynı zamanda ücret zammı, enflasyon farkının 1 ay önceye alınması, yan haklarda iyileştirme sözü verilmesi de hesaba katılarak direniş sonlandırıldı.

Kangal Termik Santral işçileri ve Kangal halkı çok şey öğrendi bu süreç içerisinde. Yalnızca sendikal örgütlenmenin ne anlama geldiğini değil, siyasetin ekmek kavgasındaki yerini de gördü. Hataları ve eksiklikleri vardı ve onlardan ders çıkararak yeni mücadele süreçlerinde daha iyi örgütlenmek zorunda olduğunu da kenara not etti. Şimdilik önümüzdeki sürece hazırlıklar sürüyor. Kangal Termik Santrali’nde önümüzdeki yılın ilk aylarında başlayacak olan toplu sözleşme sürecinde işçiler kendi toplu sözleşme taslaklarını kendileri oluşturacak, o görüşme masalarına da seçtikleri temsilcilerle oturacaklar. Bunu mümkün hale getirmenin yolunun da mücadeleci bir sendika içerisinde yani DİSK/Enerji-Sen içerisinde örgütlenmekten geçtiğini çok iyi biliyorlar.


Osman Çokaman, DİSK/Enerji-Sen İç Anadolu Bölge Temsilcisi


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur