Gırtlak gırtlağa sınıf mücadelesi: Mutabık mıyız?

Dünkü manzara, faşizme karşı mücadelenin bu masayı dağıtma mücadelesi olduğunu hatırlattı. Mücadele ekseninin bu kuşatmaya karşı “gırtlaklarını sıkabilecek olanları” zayıf ve çaresiz bırakmama olduğunun altını çizdi

Gırtlak gırtlağa sınıf mücadelesi: Mutabık mıyız?

Mutabık mıyız? Milyonlar açlığa bu sözlerle mahkûm edildi dün. Erdoğan ve Çalışma Bakanı Bilgin’in bir yanında TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol, diğer yanında Türk-İş Başkanı Ergün Atalay. Erdoğan önce işveren temsilcisine yöneliyor ve soruyor: Mutabık mıyız? Onayı aldıktan sonra Atalay’a dönüyor ve “Hayırlı olsun” cevabını alıyor. Devletin istatistik kurumunun hesapladığı resmi enflasyonun bile altında bir zamla kapanıyor açıklama.

Atalay, bir gün önce utangaçça söylediği Türk-İş’in açlık sınırı olan 6391 liranın altında olmaması gerektiğine dair sözlerini, söylememiş kabul edip “Hayırlı olsun” diyor. Erdoğan, olası bir duruma işaret ederek, biraz da alay ederek “Gırtlağımızı sıkmasınlar” diye soruyor. Atalay ise “Olur mu efendim öyle şey” diyor. Bu düzende kendine düşen rolü, yoksullaştırılan işçilerin emniyet supabı olma rolünü hatırlatıyor Atalay. “Biz ne güne duruyoruz” der gibi söylüyor o “Olur mu efendim öyle şey”i. Sarı sendikaların işçileri oyalamasının, grevleri engellemesinin, toplu sözleşme masalarında patron lehine tavır almasının verdiği güçle çıkıyor bu sözler ağzından. “Ne zaman aksattık ki görevimizi?” der gibi.

Atalay, pozisyonu gereği ilk uyarısını geçen hafta yapmıştı zaten. Komisyon toplanmadan önce Tayyip Erdoğan’la görüşen Atalay’ın “Erdoğan zam var da demedi, yok da demedi” sözleri tartışıldı. Ama aynı görüşmede Erdoğan’a yaptığı önemli bir uyarısı da vardı: “Yapmazlarsa aralık ayına kadar ne asgari ücretli tahammül eder ne de hükümet.” Atalay, artan yoksulluk içerisindeki isyan potansiyelini görüp uyarısını yaptı. Zaten “Bugün mesele sokağa çıkmak değil” diye de ekledi.

Sadece Atalay’a görev düşmüyor tabii. Görev düşen çok unsur var o masada.

Masanın bir tarafında işverenler (sermaye), diğer tarafında işçinin tepkisini törpüleyen, emniyet supabı işlevi gören sarı sendika, ortasında yasaları belirleyenler…

Masaya sığmayanlar

Bir de ekranlara sığmayan, masanın dışarıdaki unsurları var.

Baz alınan enflasyonu açıklayan TÜİK var örneğin. “Üç çeşit yalan vardır; yalan, kuyruklu yalan ve istatistik” sözü hiç bu kadar doğru olmamıştı sanırım. Eleştirmek için önüne gidenlerin engellendiği, enflasyon yüksek açıklandığında, ki açıklanan bile tatmin etmiyordu, başkanının görevden alındığı, kendisi dışında istatistik açıklayanları mahkemeye veren TÜİK var.

TÜİK’in önünü koruyan, işçilerin bütün eylemlerin terörize eden, tehdit eden, gerektiğinde patron sözcüsü gibi konuşan polis var. Örneğin Antep Başpınar’da işçilerin direnişe geçtiği işyerlerine sendikacıları yaklaştırmayan, işçilere patron vekili gibi tekliflerde bulunan polisler var. Ya da Farplas’ta fabrika kapısını kırıp yoğun şiddetle işçileri gözaltına alarak başta Gebze işçi sınıfına olmak üzere ülkedeki tüm direniş eğilimlerine mesaj veren polis var.

Eylem yasakları alan valilikler ve kaymakamlıklar var. Örneğin hukuksuz şekilde işten atıldıkları için Sabancı Kuleleri önünde direnen EnerjiSA işçilerine karşı o sokakta eylem yasağı alan Beşiktaş Kaymakamlığı var.

“Erdoğan’ın müjdesini”, TÜİK’in istatistiklerini, “yükselen Türkiye hikâyelerini” bize gösteren medya var. Eleştiren medyayı cezalarla susturan RTÜK. RTÜK’ün kapsamının yetmediği yerde devreye sokulan sosyal medya ve sansür yasaları…

Patronlarla işbirliği içinde çalışan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı var. DİSK/Enerji-Sen’in işyeri yetki tespiti başvurusundan sadece bir gün sonra patronun işletmesindeki işçilerin sendikalaştığını öğrenmesini sağlayan, normal şartlarda tebliğ edilse 10-15 günlük bir süreç, bürokratlar var örneğin.

Cuma hutbelerinde “Grev yapmak günahtır” diyen imamlar var.

İşçiyi duruşma duruşma süründüren, işvereni koruyan yargı var.

İşçi önderlerini, sendikacıları tehdit eden paramiliter çeteler var.

Gırtlaklarını sıkmasınlar diye

Bu masa, tam da bu yüzden kuruldu. Açlığa mahkûm edilmiş milyonlar, sesini çıkaramadan ertesi güne başlayabilsinler ve bir avuç kişi de servetine servet katabilsin diye. Ya da Erdoğan’ın masadan kalkmadan hemen önce söylediği gibi, “gırtlaklarını sıkmasınlar” diye.

Böyle olunca milyonlarca insanın bir saatten fazla, çaresizce beklediği açıklamadan da sadece hayal kırıklığı çıkıyor.

Bu masa neyi yönetiyor?

Türkiye’de siyasal atmosfer son yirmi yıldır bu masanın etrafında şekilleniyor.

Neyi yönetiyor bu masa peki? Güvencesizleştirmeyi, özelleştirmeleri, doğa talanını, köylüyü toprağından koparma sürecini, kadın düşmanlığını; bunlar karşısında oluşabilecek tepkilerin soğurulma sürecini, soğurulma mümkün değilse bastırma sürecini yönetiyor.

Bu masa devasa bir enkaz yaratan neoliberal politikaların garantörü. Ezici bir çoğunluğu ücret gelirine bağımlı hale gelen bir toplum inşasının önündeki ‘pürüzler’ bu masa tarafından törpülendi.

Kapitalist sistemin genişleme dinamiklerindeki tıkanıklığın yarattığı krizlerin geniş kesimlerde yarattığı tepkilerin kontrol altına alınma süreci bu masadan yönetiliyor. Artık işçi sınıfına doğru esneme ve taviz verme alanı kalmamış sistemin, bekâsı bu masadan sağlanıyor.

Sermayeye vergi afları, kur korumalı mevduat gibi servet transferi araçları bu masada şekillendiriliyor. İtirazların bastırılması bu masadan idare ediliyor.

Masayı dağıtmak

Dünkü manzara, bize faşist rejimin suretinden bir parçayı tekrar sundu. Faşizme karşı mücadelenin bu masayı dağıtma mücadelesi olduğunu hatırlattı. Mücadele ekseninin bu kuşatmaya karşı “gırtlaklarını sıkabilecek olanları” zayıf ve çaresiz bırakmama olduğunun altını çizdi. Faşist kuşatmanın enstrümanları olan sarı sendikaları, işçilerin önüne kurulan polis barikatını, sıkıştıran yasal mevzuatları etkisiz bırakabilecek bir mücadele hattının eksikliğini vurguladı.

Gırtlak gırtlağa verilen sınıf mücadelesini yönetme, ezilenlerin tepkisini mümkünse soğurma, değilse bastırma görevi var bu masanın, ya da faşist rejimin. Dünkü manzara, bu konuda onların mutabık olduğunu gösterdi. Bu masa ancak ve ancak faşist rejimin isyanını engellediği ya da bastırdığı kesimlerin özneleşebileceği, kuşatma araçlarını etkisiz kılabilecek bir politik hat eksenindeki mücadeleyle dağıtılabilir. Biz de bu konuda mutabık mıyız?


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur