Ekonomide liberal, politikada milliyetçi yükselişin nedenleri – Ozan Gündoğdu (Halk TV)

Orta sınıf gençliğin yeni trendi; liberal, milliyetçi ve oldukça sağcı

Ekonomide liberal, politikada milliyetçi yükselişin nedenleri – Ozan Gündoğdu (Halk TV)

Orta sınıf gençliğin yeni trendi; liberal, milliyetçi ve oldukça sağcı

Herkes, orta sınıfın çözüldüğünü söylüyor. Peki ya orta sınıf gençliği? Seçimlere 1 yıldan az zamanın kalması, genç kesimin sadece oy tercihine yoğunlaşılmasına neden oluyor. Halbuki, mesele sadece oy tercihine indirgenecek kadar sığ değil. Çözülen orta sınıf ailelere mensup genç kuşaklar ekonomi ve politikaya yeni bakış açıları geliştiriyorlar. Ekonomide liberal, politikada milliyetçi, günün sonunda oldukça sağcı…

Bir önceki yazıda orta sınıf ailelerin genç kuşakları arasında ekonomik anlamda liberal eğilimlerin ortaya çıktığını söyleyip bunun nedenlerini tartışmıştık. Bu yazıda gündemimiz aynı toplumsal kesimler içinde yükselen yeni milliyetçilik olacak.

***

Ekonomide liberal, politikada milliyetçi yükselişin nedenleri

Türkiye, Batı Dünyasıyla kıyaslandığında, orta sınıfların hep daha cılız olduğu bir ülke oldu. Hem daha yoksul, hem daha az yaygın… Ama yine de cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren oluşan ve daha sonra refah devleti uygulamalarıyla gücünü artıran, meslek sahibi, büyük ölçüde ücretli, toplumsal itibarı yüksek, eğitimli bir toplumsal katmandan bahsetmek mümkün. Bu katmana tartışmalı bir kavram olarak orta sınıf deniyor.

Bu toplumsal katmanın, politik tercihleri, ailelerinden edindikleri kültürel sermaye ile büyük ölçüde ilgili olmuştu. Toplumsal itibarlarını eğitimli olmakla edinen, nitelikli işgücüne dönüşmenin sosyal varlığını korumanın gerek şartı olduğunu düşünen bu kesimler, 1980-2000 arasında ekonomik güçlerini, son 20 yılda eğitimle elde ettikleri ekonomik ve sosyal avantajları kaybetmeye başladı. Sonuçta 1980’den bu yana işleyen neoliberal dönem, orta sınıfların üzerinden geçti.

Bu noktada, “bu düzen değişmeli” diyen orta sınıf bir ailenin genç üyesinin karşısında bir yol ayrımı beliriyor. Ya kendi kaderini geniş emekçi kesimlerle bir görecek ve onlarla dayanışma içinde olacak ya da geniş emekçi kesimlerle çıkarlarının çatıştığını düşünerek, büyük sermaye sahipleriyle işbirliği yapacak. Bunların hiçbirini bilinçli bir tercih gibi düşünmemek gerekir. Hayatın akışı içinde fark edilmeden yol alınabilir.

Bu yol ayrımında, geniş emekçi kesimlerin bu zamana dek AKP’ye verdiği destek nedeniyle, bu kesimlere öfke duyan yeni bir eğilim göze çarpıyor. Halka kızılarak çıkılan bu yolun sonunda ortaya çıkan sonuç, halk düşmanlığı çerçevesinden okunabilir. Çarpık bir sınıf bilinci kuşanan orta sınıfların bir kısmı, çıkarlarını TÜSİAD’da simgeleşen “seküler sermaye”nin (her ne demekse) yeniden hakim sınıf haline gelmesinde görüyorlar. Yaşanan ekonomik bunalımın, kapitalizmin kendisinden değil, son yıllarda Türkiye’de de gözlenen ahbap-çavuş ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyorlar. İktidarda kayırmacılık ortadan kalksa, piyasa müdahaleciliği tümüyle gayrimeşru hale gelse, sorunların hemen hepsinin çözüleceği umuluyor. Dolayısıyla, doğru bir liberal düzenin, orta sınıfları kurtaracağını iddia ediyorlar. Burada kullanılan örnek ise Batı dünyası. Doğru bir liberal programın, batıdaki gibi, daha müreffeh orta sınıflar yaratmanın yolu olduğu düşüncesindeler. Batıdaki gelir ve servet eşitsizliğinin yarattığı ekonomik ve sosyal olumsuzluklar ise ilgilerini çekmiyor. Peki ya politikada?

Bu noktada, ekonomik anlamda liberal fakat politik anlamda milliyetçi bir yeni eğilim ortaya çıkmış durumda. Ekonomi politikaları ile politikayı birbirinden ayırıyorlar. Ekonomide akıl ve bilimi savunmak demek piyasa ekonomisine itaati şart koşuyor. Bu bakış açısına göre piyasa ekonomisine itaatin dışındaki seçenekler akıl ve bilimle çelişiyor. Bu nedenle ekonomik bağlamda liberalizm, politik fikirlerden bağımsız kavranıyor. Politik fikirlerde ise yeni bir milliyetçi yükseliş göze çarpıyor. Batıcı, seküler, Türklüğü İslamiyet öncesinden kavrayan, fakat Anadolu uygarlığından değil, Moğol steplerinden ele alan bir milliyetçilik… Gittikçe derinleşen sınıf çelişkilerinden kurtulmanın yolunu, TÜSİAD’da simgeleşen seküler sermayeyle işbirliğinde aradığı için liberal, fakat bir çok nedenle, bu liberal programa uyumlu bir milliyetçilik…

Bu “birçok nedeni” biraz açarsak konunun önemini daha iyi anlayabiliriz.

1. MHP Etkisi: MHP, milliyetçi düşüncenin dümenini tutmayı bu zamana dek başarabilmişti. Taşra dindarlığıyla uyumlu, MHP tipi bir milliyetçilik, 2000’li yıllardan itibaren, kente göçün de etkisiyle büyük kentlerdeki milliyetçi dalgayı kavrayamadı. 2000’li yıllarda yükselen ulusalcı dalgada, MHP’nin muhalefet partisi olması MHP dışında yeni bir milliyetçiliğin oluşmasına engel oldu. Böylece o yıllarda ulusalcı olarak tanımlanan kesimler, 2010’larda ya MHP’de ya CHP’de eridi. Eriyemeyenler ise Memleket veya Zafer Partisi gibi tepkisel hareketlerin öfkeli tabanlarına dönüştü. Fakat bugün durum tam tersi. MHP, hem bir iktidar ortağı, hem iktidar bloğu gücünü kaybediyor, hem de MHP, yeni bir milliyetçi dalga karşısında argüman üretmekte zorlanıyor. MHP’nin Türkiye’nin düzeni içinde kapladığı alan düşünüldüğünde, MHP’nin kavrayamadığı bir milliyetçi eğilimin ortaya çıkması yeni ve önemli bir gelişme. Bu milliyetçiliğin Erdoğan’dan sonra da devam edeceğini düşünüyorum.

2. Sol etkisi: Sosyalist sol, 21’inci yüzyıla uyumlu bir program ortaya çıkaramadıkça, siyasi yelpazeden silinmeye başladı. Merkez solu temsil eden CHP ise sınıfı içeren bir sosyal demokrat programı 90’lı yıllardan bu yana yaratamadı. Altını kalınca çizmek gerekir, Türkiye’nin siyasi yelpazesi içinde ekonomik anlamda sol bir programı savunan tek bir renk bulunmuyor. Bu durumda siyaset tümüyle “sınıf körü” haline geliyor. Sınıf körü ve dar anlamda düzen karşıtı tek alternatif milliyetçilik oluyor. Burada solun fikri yenilgisi, Türk milliyetçiliğinin antikomünist mirasıyla birleşiyor.

3. İslamcılık etkisi: Siyasi tarihimizde, 1950’lerden bu yana düzenli olarak yükselişte olan tek siyasi hareket İslamcılık. Fakat bu yükselişin sınırlarına gelinmiş durumda. İslamcılığın, bu toplumun önüne koyacağı ve tüm toplumsal kesimlerin meşru bulduğu bir talebi artık yok. Geçmişte, başörtüsü sorunu, dindar muhafazakar kesimlerin sosyal hayata uyumu, askerin siyasete müdahalesinin durdurulması gibi talepleri geniş kesimlerde kabul görüyordu. İslamcı taleplerin neredeyse tümünün karşılanması, buna rağmen, toplumun derin bir bunalımın içine sürüklenmesi, İslamcılığın ideolojik krizine dönüştü. Bugün, islamcıların, karşılanmamış herhangi bir talebi bulunmuyor. Hilafet istiyorlarsa bunu diğer toplum kesimlerine anlatamıyorlar. Bu kriz, sınıf körlüğünün etkisiyle İslamcılık karşıtlığının seküler milliyetçilikte aranmasına neden oluyor.

4. Müşterileşme etkisi: Hastanede, okulda, sokakta ya da askerde, sermaye sahipleri ile geniş halk kesimleri yan yana gelemiyor. Geçmişte, zenginin de yoksulunda aynı hastaneye gittiği, aynı sırada oturduğu, aynı askerliği yaptığı, aynı mahallede yaşadığı zamanlarda, yurttaşlık bilinci toplumu bir arada tutmanın bir yoluydu. Eğitim, sağlık bir yurttaşlık hakkıydı. Fakat artık durum tam tersi. Hizmet alanların hepsi birer müşteri. Hizmet sunanlar ise ister doktor, ister öğretmen olsun, bir hizmet sektörü çalışanı. Yurttaşlığın müşteriliğe, mesleklerin hizmet erbablığına dönüşmesiyle birlikte, ulus fikri tümüyle milli güvenlikten ibaret hale geliyor. Aynı ulusun, eğitimi, sağlığı, gündelik yaşamı bahis konusu olmaktan çıkıyor. Eğitimin ve sağlığın piyasalaşmasının yarattığı derin sosyal sorunlar, sanki sadece alım gücünün düşmesiyle sorun haline gelmiş gibi sığ bir bakış açısıyla algılanıyor. Bu sadece Türkiye’de değil, neoliberalizmin bir sonucu olarak tüm dünyada gözleniyor. Neofaşizm tüm dünyada yükseliyor.

5. Sığınmacılar etkisi: Sınıf körlüğünün siyasi yelpazenin tümüne yayılması yurttaşlık kavramının tamamen dış politik, milli güvenlikçi bir perspektiften okunmasına neden oluyor. Kendisini müşteriden ibaret sayan bir yurttaşlık bilinci, devletten milli güvenlik dışında bir şey beklemiyor. Dış politikada milli güvenlik tehditlerinin yanı sıra, içeride sığınmacı nüfusun artması, bu sığınmacı nüfusun müslüman halklardan oluşması, aynı müslüman halklarla, Türklerin aslında ne kadar farklı kültürlere sahip olduğunun fark edilmesi, ümmetçilik fikrine darbe vuruyor. Kentli, meslek sahibi, ücretli kesimlerin, İslamcılık karşısında Türklüğe vurgu yapmaları bu zeminde yükseliyor.

6. YAE Etkisi: Liberal düşüncenin, geçmişte ekonomik bağlamından çok politik bağlamıyla kavranması, bu politik bağlamın da büyük oranda anti-milliyetçi olması, liberalizmi temsil edenlerin “Yetmez ama evet”çi (YAE) olarak kategorize edilmesine neden oldu. Bu kesim üzerinde muhalif kamuoyunda patolojik bir düşmanlık da üredi. Yeni liberaller YAE’cilerden farklı olarak liberalizmin ekonomik bağlamına daha fazla vurgu yapıyor ve politikada milliyetçi yükselişten tedirginlik duymuyorlar. Hatta milliyetçi yükselişi olumlu karşılıyorlar. YAE’cilere ilişkin öfkede geniş milliyetçi kesimlerle ortak düşünüyorlar.

Önceki yazıya ilişkin eleştirilere cevap;

Bir önceki yazı orta sınıf gençlerin liberal eğilimlerinin nedenlerini aramaktaydı. Oldukça ilgi çekti. Bir kısım okur, orta sınıf gençlerin tümünün ya da hakim çoğunluğunun liberal olduğuna ilişkin bir tespit yaptığımı düşünmüş. Halbuki, böyle bir iddiam olmadı. Dikkat çektiğim nokta, bu eğilimin yaygınlığı değil “yeni” olmasıydı. Yoksa, gençlik liberal oldu diyecek değilim. Yeni olanı değerlendirmeye çalıştım.

Bir kısım okur, yazıda akademik bir titizlik arayarak, gözlemlerime dayanarak kaleme aldığım yazıyı bir köşe yazısı gibi değil bir akademik makale gibi kavramış. Halbuki yazdıklarımın kaynağının kendi gözlemlerim olduğunu söylemiştim. Akademik bir titizliği olmadığı gibi, makale de değil, köşe yazısıdır. Aksi türlüsü akademik bir makaleye haksızlık olurdu.

Bunun dışında katılan, görüş bildiren, eklemeler yapan çok sayıda okur da var. Olumlu ya da olumsuz fikir sunan herkese teşekkürler

Kaynak: Halk Tv

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur