Türkiye’den kadın ve lgbti+ örgütleri 82. CEDAW Oturumunda değerlendirilmek üzere gölge raporlarını sundular – Elif Ege (Çatlak Zemin)

Gölge rapora göre devletin sunduğu rapor çelişkilerle ve yanlış bilgilerle dolu. Türkiye’de devlet 2014 yılından bu yana cinsiyete göre ayrıştırılmış veri tutmuyor; tutuyorsa da paylaşmıyor; eski devlet raporlarında sunduğu verileri güncel verilermiş gibi sunarak Komite’yi yanıltıyor.

Türkiye’den kadın ve lgbti+ örgütleri 82. CEDAW Oturumunda değerlendirilmek üzere gölge raporlarını sundular – Elif Ege (Çatlak Zemin)

Türkiye’den kadın ve lgbti+ örgütleri 1997’den bu yana yazdıkları gölge raporlarla Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) izleme süreçlerine aktif olarak katılıyor; alandan getirdikleri deneyimlerle devletin raporlarında eksik ya da yanlış sunulan bilgileri ortaya koyuyor ve Komite’nin doğru bilgiye dayanan Nihai Yorumlar yapmasını sağlıyorlar.* Bu yıl 13-15 Haziran’da gerçekleşecek, Türkiye’nin de değerlendirileceği 82. CEDAW Oturumu için de benim de içinde olduğum örgütler ortaklaşa biçimde gölge raporu hazırladılar; CEDAW Komitesi’nin Nihai Yorumları’nda bu raporları dikkate almasını sağlamak için bir çalışma yürütmek amacıyla izleme toplantılarına katılacaklar. Bu yazıda içinde Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı’nın da bulunduğu 20 örgütten oluşan CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu olarak Komite’ye sunduğumuz gölge raporda dile getirdiğimiz konuların bir özetini sunacağım.

Gölge rapor, Sözleşme’nin maddeleri uyarınca, yasal çerçeve, siyaset ve karar alma mekanizmalarına katılım ve geçici özel önlemler, istihdam, eğitim ve kadına yönelik şiddet başlıkları altında Türkiye’deki kadına yönelik ayrımcılığa dair güncel durumu, her bölümde pandemi dönemindeki özel gelişmelere de odaklanarak ele alıyor. Ayrıca her bölüm sonunda CEDAW Komitesi’ne Türkiye devletine tavsiye edebileceği eylemlere dair öneriler içeriyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı

Raporda elbette en temel olarak devletin başka bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararına ve Türkiye’de kadınların kazanılmış haklarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik artan saldırılarına vurgu yapılıyor. 2016’daki izleme toplantısından bu yana CEDAW Komitesi’nin hiçbir tavsiyesine uyulmadığı, o dönem sunulan gölge raporda belirtilen tespitlerle ilgili devletin hiçbir gelişme kaydetmediği, Komite’nin Nihai Yorumları’nda altını çizdiği konularda hiçbir ilerleme kaydedilmediği açıkça ifade ediliyor. Raporda 2016’daki toplantıdan bu yana OHAL ilanı ile sıradan hale getirilen hukuksuz yasal dönüşümler, Kürt illerinde belediyelere kayyum atanması ve kadın örgütlerinin kapatılması ve kadın ve lgbti+ örgütlere yönelik hedef göstermeler ve baskıcı uygulamalar, aynı hukuksuz karar alma süreçlerinin bir örneği olarak hukuksuz şekilde verilen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı ve sonrasında bu kez de CEDAW ve Lanzarote Sözleşmeleri’ne ve 6284 sayılı Kanun’a yönelik artan saldırılar ve bu saldırılarla birlikte yasalar ve uygulamalar arasında giderek artan uyumsuzluk vurgulanıyor. Komite’ye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının geri alınması ve Sözleşme’nin uygulanmasına yönelik tavsiyede bulunması öneriliyor.

Medeni Kanun’da yapılması gereken değişiklikler

Raporda Medeni Kanun’da yapılması gereken değişikliklere ilişkin olarak kadınların yıllardır talep ettikleri, evlenme yaşının 18 olarak belirlenmesi, kadının evlendikten sonra doğrudan kendi soyadını kullanabilmesi, müşterek çocuklara kadınların kendi soyadlarını verebilmeleri, boşanmadan sonra kadının yeniden evlenebilmek için 300 gün beklemesini zorunlu kılan iddet müddetinin kaldırılması, boşanmalarda edinilmiş mallara katılma rejiminin 2002 öncesi evliliklerde de uygulanması gibi konularda halen bir çalışma bulunmadığının altı çiziliyor. Ayrıca çocuk yaşta erken ve zorla evlendirmeleri ortadan kaldırmaya yönelik herhangi bir çalışma yapılmadığı vurgulanıyor.

Kadına yönelik erkek şiddeti

Raporda kadına yönelik erkek şiddetini önlemeye ve ortadan kaldırmaya yönelik olarak hazırlanan yasaların uygulanmadığı, yasa ve uygulamalarda toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi ile bütüncül ve koordineli yaklaşımın eksikliği, uygulayıcılar arasında aile merkezli yaklaşımın yaygın olması ve kadınları şiddet ortamında dönmeye teşvik eden caydırıcı söylemler, cezasızlık, pandemi döneminde yoğunlaşan kötü uygulamalar, koordineli ve bütüncül çalışan bir sosyal hizmet sisteminin yokluğu, sığınak kapasitesinin ve sığınaklarda yürütülmesi gereken sosyal çalışmanın niteliğinin düşük olması ele alınıyor. Raporda altı çizildiği üzere Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) koordinasyon görevini yerine getirmiyor; ve farklı uluslararası izleme mekanizmalarında sık sık dile getirildiği üzere kadına yönelik erkek şiddeti özelinde destek veren bir telefon hattı ve cinsel şiddet kriz merkezleri yok. Sığınmacı, mülteci, göçmen kadınlar şiddete uğradıklarında şikayette bulunmaları önünde türlü zorluklar mevcut; sığınaklara alınmıyorlar ve diğer destek mekanizmalarından eşit şekilde faydalanamıyorlar. Raporda ayrıca yasalar ve uygulama arasındaki uyumsuzluğa en somut örnek olarak kadınların kürtaj haklarının fiilen yasaklanması vurgulanıyor. Son olarak da şiddetle mücadelede Ceza Kanunu’nda ve diğer kanun ve yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin alanda çalışan bağımsız kadın örgütlerine danışmadan, onların fikirlerini almadan ve hatta haber bile vermeden yapıldığının altı çiziliyor.

Kadınların siyasete, eğitime, istihdama eşit katılımı

Raporda sosyal devletin gereği olan hiçbir politikanın hayata geçirilmediği, yaşadıkları cinsiyet temelli ayrımcılıklar nedeniyle en fazla kadınların yoksullaştıkları ve sosyal yardımlara başvurmak zorunda kaldıkları dile getiriliyor. Cinsiyetçi iş bölümünü ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir politika üretilmediği gibi kadınlara yönelik cinsiyetçi roller devlet yetkilileri tarafından tekrarlanıyor ve teşvik ediliyor; çocuk ve yaşlı bakımı kadınların omuzlarına yükleniyor; kadınların işgücüne eşit katılımı bu söylemler ve politikalarla engelleniyor; kadınlar kayıtdışı ekonomiye itiliyor; ve bütün bu eşitsizlikler ortamında kadınların nafaka hakkına yönelik saldırılar artıyor. Ayrıca eğitimin tüm kademelerinde kadın ve kız çocuklarının okula devam etmesinin sağlanması için özel önlemler alınması, kız çocukları ve oğlan çocukları arasındaki eşitsizliğin ele alınması ve özellikle kırsal alanda yaşayan kız çocuklarının okula devam etmesi için gerekli önlemlerin alınmadığı vurgulanıyor.

Bunun yanı sıra kadınların siyasete eşit katılımını sağlamak için hiçbir politika geliştirilmediği ifade edilirken, var olan kadın siyasetçilere yönelik haksız cezalar ve tutuklamalarla siyasete katılımın ve eşit temsilin önünde yeni engeller yaratıldığının da altı çiziliyor.

Raporda dile getirildiği üzere Türkiye’de kapsamlı bir kadına yönelik ayrımcılıkla mücadele mevzuatı yok. Birden fazla ayrımcılığa uğrayan kadınlara yönelik hiçbir yasal mevzuat olmadığı gibi politika da geliştirilmiyor.

Devletin sunduğu rapor çelişkilerle ve yanlış bilgilerle dolu

Hazırlanan gölge rapor, devletin raporlarında ve Komite’nin bu raporlara yönelik olarak sorduğu sorulara verdiği yanıtlarda görülen yanlış ve çelişkili bilgileri ifşa edebilmek açısından da önem taşıyor. Gölge rapora göre devletin sunduğu rapor çelişkilerle ve yanlış bilgilerle dolu. Türkiye’de devlet 2014 yılından bu yana cinsiyete göre ayrıştırılmış veri tutmuyor; tutuyorsa da paylaşmıyor; eski devlet raporlarında sunduğu verileri güncel verilermiş gibi sunarak Komite’yi yanıltıyor. Tam da bu nedenle kadın ve lgbti+ örgütlerinin izleme sürecinin her aşamasındaki varlığı ve aktif katılımı alanda yürütülen mücadelenin önemli ayaklarından birini oluşturuyor.

* Burada hatırlatmak gerekir ki Türkiye’de kadınlar, feministler, lgbti+’ların uluslararası mekanizmalar aracılığıyla yürüttükleri mücadele bununla sınırlı değil. Alanda yürüttüğümüz çalışmalarda ortaya çıkan eksiklerin tespiti, bu tespitlerin adım adım gölge raporlar veya diğer çalışmalar aracılığıyla izleme süreçlerini yürüten mekanizmalara aktarılması, çıkan sonuçların Türkiye’deki mevcut politikaları iyileştirmek, yeni politikalar üretmek ve uygulamak için kullanılması da dahil olmak üzere her aşamasında aktif olarak içinde yer aldığımız bu politika yapma süreçlerinin öznesi yine biziz.

Kaynaklar

Kaynak: Çatlak Zemin

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur