Cis-normativite – Arya Zencefil (Feminist Bellek)

Ataerki yalnızca mizojini üretmez; aynı zamanda cis-normatif kurallarıyla makul olmayan her bireyi boyunduruk altına almak için cis olmayı da heteroseksüel olmayı da dayatmaktadır

Cis-normativite – Arya Zencefil (Feminist Bellek)

Tarihi ve toplumu kendisine göre düzenleyen ataerkil kapitalist baskı rejimi altında dayatılan fikirlerden bir tanesi cis-heteronormativitedir. En basit tanımıyla, cis ve heteroseksüel olmanın “normal” ve “varsayılan” olması, kalan yönelim ve kimliklerinse “anormal” ve “olağandışı” görülmesidir. Cis-heteronormativite toplumsal düzen sağlanırken, kuir kimliklerin kültürel ve cinsel açıdan öteki olarak konumlanmasına, LGBTİ+ hayatların da norm dışı görülüp, yaşadıkları ayrımcılıkların ve sorunların istisnai düzen dışılık olarak ele alınmasına, yasaların ve hayat alanlarının cis-heteroseksüel insanlar öncelenerek tasarlanmasına yol açan bir sistemdir.

Heteronormativite 1980’lerden bu yana Adrienne Rich’in (1996) “zorunlu heteroseksüellik” konseptiyle eleştirel ve feminist teoride güçlendi. 1991 yılında Michael Warner ise “Kuir bir Gezegenin Korkusu (Fear of a Queer Planet)” adlı makalesinde bu kavramı kullanarak halihazırda “kuir” konumlandırmasının “normale” karşı yapıldığının altını çiziyor. Varsayımlar üzerinden kurulan ve bu varsayım dışında bulunan herkesin makul dışı görülmesiyle oluşan bu iktidar, feminist ve kuir teorisyenlerin tespit ettiği ataerkil baskı yöntemlerinin, LGBTİ+ kimliklerin silinmesi ile birleşimidir diyebiliriz. Bu tartışmalar feminist patriyarka eleştirilerine heteroseksizm katmanını da ekledi.

“Cisnormative” kavramı ise özellikle 2000’ler sonrası kesişimsel politikalar kapsamında, “cisgender” yani natrans (trans olmayan) kimlikler üzerine konuşulmaya başlanması üzerine, trans bireylerin ötekileştirilmesini tanımlamak adına politika alanında da kullanılmaya başlandı. Julia Serano’nun 2007’de çıkan Kırbaçlanan Kız: Transeksüel Bir Kadından Cinsiyetçilik ve Feminenliğin Günah Keçisi Olması Üzerine (Whipping Girl: A Transsexual Woman on Sexism and the Scapegoating of Femininity) adlı kitabı cis- heteronormativite tartışmalarında önemli bir kaynak oldu ve hetero-patriyarka tartışmalarında yeni bir kavram olarak cis ayrımcılığını ortaya koydu.  Serano bu kitapta “cisseksist” yani natrans kimliklerin, trans kimlikler üzerindeki ayrımcılık ve hegemonyası üzerinden nasıl transları, özellikle de trans kadınları şeytanlaştırıp, öcüleştirip, hayatlarının her anını nasıl ötekileştirip, hedef gösterdiğini anlatmaktadır. 2009 yılında Bauer ve arkadaşları tarafından yazılan “Bunların Teorik Olduğunu Düşünmüyorum, Bu Bizim Hayatımız: Görmezden Gelinmek Trans Sağlığını Nasıl Etkiliyor?” adlı makale ile birlikte, her doğan insanın atanmış cinsiyetinde olup öyle büyüyeceğini varsayımının ne tür problemlere ve ayrımcılıklara yol açtığı üzerinden cisnormativite tartışmaları yeniden gündeme geldi.

“Cis” bir sıfat olarak “aynı tarafta”, “aynı düzlemde” gibi anlamlara gelir, “trans” ise “karşıda”, “farklı düzlemde” demektir.[1] Yani cis insanlar, doğumda atanmış cinsiyetiyle aynı yerdeyken, trans bireyler farklı bir noktadadır. Türkçe’de ise “natrans” yani “trans olmayan” anlamında da cis kullanılmaktadır. “Cis” ya da “natrans” kullanılmasının en önemli nedeniyse, trans olmanın “anormal”, trans olmamanın da “normal” olarak konumlanmasına karşı çıkmaktır. Eğer ki bazı kadınlar trans ise bazıları da mantıken cis olmaktadır. İnsanların atanmış cinsiyetinde uyum içinde yaşaması tecrübesine “cis” tecrübe denmektedir.

Cis-normativite ve hetero-normativite birçok alanda kesişir. Heteroseksist sistemin önemli bir taşı, cis-heteronormativite’dir. Bu kavramları düşünürken, ayrı olarak var olduklarının velakin iç içe bulunduklarının altını çizmek gerekmektedir.

Günlük hayatta da gördüğümüz insanların “cis ve heteroseksüel” olduklarını varsayma refleksi çeşitli yollarla öğretilmiştir. Böylelikle, kuir kimlikler toplumun bir parçası sayılmak yerine ötekileştirilmiş olurlar. Bu refleks kitaplar, filmler, diziler ve benzer birçok medya organı tarafından desteklenir, LGBTİ+ insanlar ve onları ele alan konular “aykırı” görülür ve bunun sonucunda iktidar sahipleri kuir hayatları sansürlemek için kendilerine bahaneler yaratmış olurlar. Neticede, LGBTİ+’lar, “öteki”, “anormal” ve “istisna” olarak konumlanmıştır.

Cis-heteronormatif davranışlar, LGBTİ+ bireylerin eşit haklara ulaşmasında engel teşkil eder. Örneğin evlilik kurumunun, birbirini seven reşit insanlar arasında resmi, bürokratik bir temsiliyet olarak değil, erkek ve kadın arasında kutsal bir birliktelik olarak görülmesi, LGBTİ+’ların da bu yüzden aile kuramayacağı düşüncesiyle karşımıza çıkmaktadır. Bu düşünce, bugün evlilik hakkı eşitliğine aykırı bir sonuç doğurmaktadır. LGBTİ+’ların birliktelikleri resmiyete dökülemediğinden, LGBTİ+’lar resmiyet gereken bürokratik alanlarda ayrımcılığa uğramaktadır.

Translar cinsiyetlerine uygun kimlik almak istediklerinde, cinsiyet uyum operasyonlarının bireyin ihtiyacı dışında dayatılması da yine cis-normatif düşüncenin bir uzantısıdır. Bugün, trans bir kadının kimliğini alabilmesi için devlet tarafından masrafları karşılanmayan ücreti yüksek ameliyatlar olması gerekmektedir. Burada, kişinin ihtiyacı değil, cis-normatif düzenin devamı öncelenmektedir.

Benzer bir durum yıllardır zorla genital bölgelerine müdahaleye maruz bırakılan interseks bireyler için de geçerlidir. İnterseks bireyler küçük yaşta ve rızaları dışında cinsiyet normlarına uymaları adına genital müdahaleye maruz bırakılmaktadır ve gereksiz ameliyatlarla bıçak altına yatırılmaktadır.

Kişilerin mahremiyetine yapılan müdahaleler elbette yalnız yasal, bürokratik ve tıbbi alanda değil, toplumsal yaşamda da sıkça rastlanır durumdadır. Eşcinsel birlikteliklerin ayıplanması, saklanmaya itilmesi, cinsiyet varyantlarının gizlenmeye zorlanması ve “ötekiler” olarak utandırılmamız da toplum nezdinde olan cis-heteronormatif yansımalardır. Cis-heteroseksüel insanlar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği söz konusu olduğunda her daim kendilerine tecrübelerini anlatabilecek alan bulabiliyorken, LGBTİ+’ların var oluşlarının bir tartışma konusu yapılması, ataerkinin makul görmediği hayatları kontrol etmekte kullandığı araçların bir ifşasıdır.

Batılı kolonyal ve emperyalist anlayışlar, cinsel yönelim ve kimlik çeşitliliği bulan toplumları kendi hizalarına çekmek, bu toplumlara heteronormatif bir cinsellik ve beden biçimi dayatmak adına kuir insanlara baskı uygulamış ve onları sindirmek için çaba göstermiştir.[2] Rıza üretimi veya baskı yoluyla kişisel hayatı düzenlemek isteyen bu yaklaşımlar çekirdek aile düzeni ile kontrol edilebilir, ataerkiye ve kapitalizme uygun makul bir hayatın ürünü olmayan bireyleri dışlar, onları reddeder.  Cis-heteronormativitenin yerel ve evrensel uzamlarda yaygın ve normal olduğu düşüncesi, kültürel bir hegemonyanın ürünüdür.

Batı Avrupa’da çekirdek aile, cinsel bilim, özel alan-kamusal alan ikiliği gibi mekanizmalarla kurumsallaşmış (Foucault, 2010) ve buradan da kolonyal yollarla sömürgeleştirilen topraklara yayılmış bedene ve cinselliğe dair muhafazakar fikirler, ilerici alanlarda da, örneğin kadın hakları mücadelesinde kendine yer edinebilmektedir. Beyaz feminizm karşısında doğan kesişimsel feminizm, kişilerin sınıf-ırk-yönelim-tecrübe-sağlamlık durumlarını görür ve her birinin farklı ihtiyaçlara ve sorunlara sahip olabileceğini söyler. Özellikle lezbiyen, biseksüel, aseksüel ve de trans kadınların tecrübelerinin istisna olarak görülmesi, toplumda halihazırda ayrımcılığa uğrarken, onları dayanışmadan ve destek mekanizmalarından uzaklaştırmak için kullanılır. Cis-normatif düşünce içinde trans kadınların ve non-binary’lerin tecrübeleri olağandışı ve sahte diye ele alınır.  Bu yüzden cis kimlikler ötesinde de bir kadınlık tecrübesi olduğu unutulmamalıdır.

Ataerki yalnızca mizojini üretmez; aynı zamanda cis-normatif kurallarıyla makul olmayan her bireyi boyunduruk altına almak için cis olmayı da, heteroseksüel olmayı da dayatmaktadır. Cis-heteronormatif algılara uymayan herkes, baskı altındadır. Kesişimsel bir feminizmden beslenen birliktelik ve dayanışma, ataerkiye karşı mücadelenin önemli bir temelidir.

Kaynakça

  • Warner, M. (1991). Introduction: Fear of a Queer Planet. Social Text, 29, 9-16.
  • Bauer, G. R., Hammond, R., Travers, R., Kaay, M., Hohenadel, K. M., & Boyce, M. (2009). “I don’t think this is theoretical; this is our lives”: How erasure impacts health care for transgender people. Journal of the Association of Nurses in AIDS Care, 20(5), 348-361.
  • Foucault M. (2010). Cinselliğin Tarihi (H. U. Tanrıöver, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Rich, A. (1996). Compulsory heterosexuality and lesbian existence. S. Jackson ve S. Scott (Der.), Feminism and Sexuality içinde (s. 130-144). Edinburgh: Edinburgh University Press.
  • Serano, J. (2007). Whipping girl: A transsexual woman on sexism and the scapegoating of femininity. Berkeley: Seal Press.

Dipnotlar:

[1] https://www.transhub.org.au/101/cis (Erişim Tarihi: 20.02.2022)

[2] https://www.e-ir.info/2019/08/20/indigenous-sexualities-resisting-conquest-and-translation/ (Erişim Tarihi: 20.02.2022)

Kaynak: Feminist Bellek

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur