Cevahir’i anmak ve anlamak

“Onu ‘unutulmaz’ yapan mücadelesi, edebiyatı ve sonuna kadar gidebilme karakterine sahip olabilmesidir. ‘Unutulmaz’ olmak; güç alabilmek için geçmişten bir imge arandığında akla gelebilmektir. Hüseyin Cevahir (ve elbette Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşları ile birlikte) dayandığı ve güç aldığı geçmişin yerine gelecek kuşaklar için yeni bir “geçmiş” olabilmeyi başarabilmiştir…”

Cevahir’i anmak ve anlamak

Hüseyin Cevahir katledilişinin 51. yıldönümünde Mazgirt Şöbek/Yeldeğen köyündeki mezarı başında; ailesi, sevenleri, çevre köylerden ve illerden gelen yoldaşları tarafından bir kez daha anıldı. Anmada, yine 51 yıl önce Nurhak’ta, Cevahir’den bir gün önce, 31 Mayıs’ta katledilen Türkiye devrimci hareketinin ve 68 kuşağının öncülerinden Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan da unutulmadı. Bu yıl anma nedeniyle olağanüstü güvenlik önlemleri alınmıştı. İlçe çıkışında ve köye girişte kimlik yoklamaları yapıldı. Anma etkinliğine siyasi parti temsilcileri, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, SOL Parti üyeleri ve Başkanlar Kurulu Üyesi İlknur Başer katıldı.

Yapılan konuşmalarda Cevahir’in yaşamının geçtiği yıllardaki devrimci mücadele ile onun bu mücadele içindeki kararlı duruşuna vurgu yapıldı.

Cevahir’i doğru anlamak

Cevahir, her ne kadar Mahir’le birlikte Efrahim Elrom’un kaçırılması ve bilahare öldürülmesi eylemi nedeniyle aranır durumda iken mecburen sığındıkları Maltepe’deki evde gösterdikleri direnişle hafızalarda yer edinmiş ise de biliyoruz ki 26 yıllık kısa yaşamına çok şey sığdırabilen ender devrimcilerdendir. Hem bu olayın gelişimini doğru yorumlamak hem de Hüseyin Cevahir’i daha yakından tanımak için, Hüseyin Solgun’un dönem analizi içinde yaşamını yazdığı “Cevahir” kitabının önsözünde yazanlara dikkat çekmek istiyorum.

Solgun, önsözde “Küçük bir kızı (Sibel Erkan’ı) ‘rehin’ almak, herhalde Cevahir ve yoldaşı Mahir için, rüyalarında bile görseler bir kȃbus olurdu. Ancak sanki kendi iradeleri dışında işlemleri zorunlu bir ‘günah’ gibi bunu tesadüfen yapmışlardı. Uzun bir yolu kan ter içinde koşarak eve sığınmışlardı” görüşüne yer verilmiştir. Şöyle diyor Solgun:

“Hüseyin Cevahir’in illegal ve silahlı faaliyette yer alması, birçok arkadaşına şaşırtıcı gelmiştir. Cevahir, onlar için her şeyden önce şair, şiiri ve okumayı seven, edebiyat dünyasını yakından takip eden ve bu yönde çalışmalarıyla dikkat çeken bir insandı. Zaten öyleydi de. Onu, bu yanı dışında tanıyanlar içinde şaşırtıcı olmuştur; Cevahir, merhametli, saygılı, güler yüzlü, herkesin yardımına koşan, mütevazi insandı. Aslında bütün bunlara sahip sahici bir insan olarak kendi vicdanında bir karara varmış ve kendisi ile ‘uyuşmaz’ görünen ama kendisine göre tam da öyle olması gereken yeni bir yol seçmiş, fedakȃrlığa dayalı inatçı ve aykırı kişiliğini göstermişti. Böylesi bir siyasi cebelleşme döneminde yaşayan Hüseyin Cevahir olana bitene kayıtsız kalamazdı.”

Cevahir çok yönlü bir devrimci olarak toplumsal mücadelenin her alanında hem teorik katkılarıyla hem de pratik önderlikleriyle yer almıştır. Yaşamının yedi yılını geçirdiği (64-71) İstanbul, Ankara, Ege, Karadeniz ve Diyarbakır’da dönemin mücadelesi içinde olmakla kalmamıştır; dönemin kültürel ortamını da içselleştirebilmiştir ve örnek bir karakter olabilmiştir. Cevahir, aranır durumda olduğu yıllarda bile farklı kimlikle aynı zamanda bir kitle önderi olarak; başta Fatsa olmak üzere 1970 yazında Karadeniz’in birçok yerinde; Bulancak, Görele, Ünye, Perşembe, Vakfıkebir, Çarşamba ve Ordu’da fındık mitingleri için diğer Dev-Genç’lilerle birlikte köy ve kasabalarda çalışmalar yapmıştır. Aynı dönemlerde İzmir’de yapı işçileri önderlerinden Necmettin Giritlioğlu’nun öldürülmesinden sonra Aliağa’da YİS/Yapı İşçileri Sendikasının örgütlenmesinde ve 15-16 Haziran işçi direnişlerinde Dev-Gençlilerle birlikte görmekteyiz.

Keza 1970 yılında Kürt sorununa ilişkin bölgede yaşananlar nedeniyle Diyarbakır ve ilçelerinde incelemelerde bulunarak hazırladığı rapor Aydınlık Sosyalist Dergi’nin Mayıs 1970 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Ölümü, sadece örgütsel arkadaşlarını değil, üniversiteden veya herhangi bir nedenle edindiği bütün dostlarını da derinden üzmüştür.

Cevahir kitabında şöyle denilmektedir:

“Onu ‘unutulmaz’ yapan mücadelesi, edebiyatı ve sonuna kadar gidebilme karakterine sahip olabilmesidir. ‘Unutulmaz’ olmak; güç alabilmek için geçmişten bir imge arandığında akla gelebilmektir. Hüseyin Cevahir (ve elbette Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşları ile birlikte) dayandığı ve güç aldığı geçmişin yerine gelecek kuşaklar için yeni bir ‘geçmiş’ olabilmeyi başarabilmiştir…”

Cevahir’e ve yaşadığı dönemin devrimci mücadelesine ilişkin detaylar için önemli bir kaynak olarak Hüseyin Solgun’un derlediği ve Ayrıntı yayınlarında çıkan “Cevahir” kitabından yararlanılabilir. https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/kitap/cevahir/1565

J.Paul Sartre’ın hafızalara kazınan “İnsan, uğrunda ölümü göze alabileceği bir şey bulmadığı müddetçe, insan değildir” özlü ve hayatı sorgulama cümlesi Cevahir’e de uymaktadır. THKP/C’ye giden süreçte bütün benliğine sindirdiği fikirlerinden vazgeçmediği gibi, bilerek ve isteyerek ölüme giden yolda da tereddüt göstermemiştir.

Cevahir, bu toprakların yetiştirdiği ender halk önderlerinden birisidir. Kökleri Dersim/Mazgirt’te olmakla beraber mücadelesinin izlerine yukarıda değinildiği gibi Anadolu’nun her bölgesinde rastlanmaktadır. Halka bağlılığının, emperyalist sömürüye karşı mücadelesinde tereddütsüz ölüme gidişinin, kısa ömrüne sığdırdığı entelektüel birikiminin ve her şeyden önce, sonsuz sevgi kaynağının sırrını merak edenler aynı zamanda eniştesi, öğretmeni ve daha sonra arkadaşı olan Fevzi Özkan’a yazdığı mektuptaki şu satırlara da bakmalıdır:

“Eğer uykularım kaçıyorsa geceleri, düşümde mutluluklar görüyorsam tüm insanlar için, sonra bunların düş olduğunu anlayınca yanılgıdan ötürü mutsuzluk duyuyorsam söyle suçum ne benim. İnsanız biz, bir dilim ekmek için tüm çektiklerimiz anacığım (…) Eğer seviyorsam insanları bende bitmez tükenmez bir sevgi kaynağının oluşundadır.”

Erdal Boyoğlu, Artıgerçek sitesindeki yazısında, “Cevahir’in amacı bilimsel sosyalizm pratiğini sadece entelektüel birikime hapsetmek değildi. Tam tersine özellikle mücadelenin örgütlenmesi için emekçilerle sıkı sıkıya bağlar kurulması için bu fikri geliştirmek istiyordu. İşçiler, köylüler ve öğrenciler arasında okuduklarına ve öğrendiklerine siyaset sosyolojisi ışığında bilimsel bir temel kazandırmanın derdindeydi” diye yazmakta.

Bu bilinçtir ki Cevahir gibilerini, katledilenleri hiçbir baskı ve zorlama olmadan halkımız ve devrimciler 51 yıl sonrada olsa Dersim’de ve bütün ülkede anmaya devam ediyor ve etmeye devam edecek. Ta ki ülkemizde emperyalist zorbalık ve kapitalist sömürüsü sona erinceye ve Adnan Yücel’in şiirindeki gibi “yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” bu dava böyle devam edecek.

***

Hüseyin Cevahir’in cenazesi İstanbul’dan bin bir güçlükle köyüne kadar getirilip toprağa verildiğinde, geçen yıllarda kaybettiğimiz ve saygıyla andığımız eniştesi değerli yazar öğretmen Fevzi Özkan 26 yaşında olan Cevahir’le vedalaşmanın olmazsa olmaz ritüeli olarak Cahit Sıtkı Tarancı’dan aldığı,

“Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben bu yaşta ölecek adam değilim”

dizelerini onun fotoğrafına iliştirerek cenazesini kaldırıyorlar.

Hüseyin Cevahir tıpkı diğer tüm devrimciler gibi, halkımızın antiemperyalist, antifaşist mücadelesinde yaşamaktadır. Yaşamaya devam edeceklerdir.


Hüseyin Cevahir’in yayımlanmış yazıları

  • Kalın Çizgileriyle Edebiyatımızın Dünü (Yeni Eylem Nisan 1969 Yıl 1 Sayı 1)
  • Çocuk ve Allah’ta Simgeler, Görüntüler, Çelişmeler (Yordam Edebiyat Dergisi Mayıs-Haziran 1969 Sayı 3 Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiir kitabı üzerine)
  • “Cevizdere’de” Öyküsü Üzerine Bir Çözümleme (Yordam Temmuz-Ağustos 1969)
  • Doğu Anadolu Raporu (Aydınlık Sosyalist Dergi Mayıs 1969 Sayı 19)
  • Kitleler, Küba Devrimi ve Yeni Oportünizm (Aydınlık Sosyalist Dergi Eylül 1970 Sayı 23)

Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur