Çay bardakta durduğu gibi durmaz!

Bir memleketin yaşam kaynağıdır çay. Dokunursan o da yakar elini. Ekmeğine dokursan Karadenizlinin, sert fırtınalarında, çay tarlarında büyümüş insanlar dalgalar gibi gelir yıkar seni. Herkes bilir Karadeniz fırtınası hırçındır

Çay bardakta durduğu gibi durmaz!

Çay bazıları için dostla sohbet ederken olmazsa olmaz bir içecek, Doğu Karadeniz halkı için yaşamını idame ettirmek için bir geçim kaynağıdır. Kimi sarayında bin dolarlık çay içer, köylü Ayşe abla çay bahçesindeki yorgunluğunu ise çayını bir güzel demledikten sonra köyde bir kapıda ya da dert ortağı komşusunda içer. Çayın nasıl demleneceği ise memleketlerde büyük tartışma konusudur. İlk bilimsel bilgi ile halk çay ocağında tanışır. “Çay kaynamazsa ağzını yakar” der herkes, meğer bir fizik yasasından türemiş bu laf, çok sonradan öğrendik hepimiz…

Uzun lafın kısası çay bardakta durduğu gibi durmaz. Patronların elini de ağzını da yakar…

Doğu Karadeniz bölgesinde 12 yaşında girmeye başlarsın çay tarlasına ve ömrün çay tarlalarında geçer. Bazen 35 derece sıcağın altında bazen de Karadeniz’in sert fırtınalarının altında toplarsın çayı. Sonra alım yerine taşırsın el arabaları ile. Yorgun, bitkin halde dayanırsın alım kapısına. Kontenjan olmuştur. Çay kalır elinde, serersin alım kapısına. Ardından bir kamyon yanaşır alımın yanına. “Peşin fiyatına çay alınır” diye bir ses yükselir. Yasal tefeciler gelmiştir. Mecbursundur satmaya çayı. Elinde kalsa yanacak, çöp olacak. Satsan emeğine yazık olacak ama yapacak bir şey yok. Yüce devletimiz Saray’da binlerce dolarlık çay içerken, kendi halkının kafasına çay fırlatırken, üreticiyi de görmezden gelecek değil ya! Satarsın çayını yasal tefecilere, ardından bir haber gelir. Özel batmış. Bir senelik emeğin, çay parasına göre ayarladığın tüm planlar boşa düşer. 12 yaşındaki çocuk tüm senenin yorgunluğunun ardından bir bisiklet veya tablet bekler, aile ise ev ve okul masraflarını düşünür. Tüm bu hayaller iki üç patronun elinde yok olur gider. Yüce devletimiz ise bir güzel izler…

Unutmadan, yaş 40 olunca bir bel ağrısı başlar, dillere destan. Memleketin yarısından çoğunda bel problemi vardır, nedeni belli. Yıllarca dik yamaçlardan taşınan en az 30 kiloluk torbalar belini büker…

Bir de Çaykur fabrikaları var. Her evden bir kişi emeklidir. Şimdilerde her mahalleden çalışanı vardır. Bir memleketin yaşam noktasıdır Çay fabrikaları. Dokunursan o da yakar elini. Ekmeğine dokursan Karadenizlinin, sert fırtınalarında, çay tarlarında büyümüş insanlar dalgalar gibi gelir yıkar seni. Herkes bilir Karadeniz fırtınası hırçındır!

Çay sadece çay değildir

Yaklaşık 210 bin üretici ve 1 milyon insanı ilgilendiren Çay Kanunu Teklifi, TBMM Genel Kurulu’na sunulmak üzere, hafta içi tarım komisyonuna getiriliyor. Çay Kanunu Teklifi’ni bir müjdeymiş gibi sunan AKP Milletvekili Hayati Yazıcı, basına verdiği demeçte, “Artık çay fiyatını Ulusal Çay konseyi belirleyecek, sözleşmeli çiftçiliğe geçeceğiz” diyor.

Üreticilerden ve çay tarımı bileşenlerinden gizlenerek hazırlanan bu kanun teklifinin içeriği her açıdan zor durumda olan üreticilerin tarımdan tasfiyesidir. Yaş çay fiyatının belirlenmesindeki keyfiyetten özel sektörle sözleşme yapma zorunluluğuna, çay bahçelerinin devlet zoruyla sökülmesine, çay alım yerlerinin belirlenmesine ve özel sektöre teslim edilmesine kadar bir dizi düzenlenme, üreticilerin sermaye karşısında güvencesiz ve korumasız bırakılması anlamına gelmektedir. Bu teklifte Çaykur’dan hiç bahsedilmemektedir. Fon’a devredilerek yıllarca zarar ettirilen Çaykur hangi sermaye grubuna peşkeş çekilecek, kadrolu ve mevsimlik çalışan işçilerin durumu ne olacak, bilinmemektedir.

Başka bir yazıda tek tek maddeler üzerinden kanun teklifini değerlendirmek üzere, Hayati Yazıcı’nın temas ettiği noktalardan çay tarımının geleceğini ve üreticilerin bu durum karşısında yol haritasını tartışalım biraz.

Bugüne kadar, kısmen de olsa çay üreticilerinin tarımı sürdürebilmesinde, özel sektör karşısında fiyat politikası ile üreticiyi koruyan ve çay alım garantisi olan Çaykur bu kanun teklifinde ortada yok.

Bu kanun teklifi ne getiriyor?

Sözleşmeli çiftçilik geliyor.

Fiyat politikasını Ulusal Çay Konseyi belirliyor.

Ruhsatlı veya ruhsatsız çay bahçeleri, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından “çay tarımına uygun” bölgeler belirlenerek yeniden ruhsatlandırılacak.

Bölgede bulunan yaşlı çay bahçeleri sökülerek, yeniden çay bahçeleri oluşturulacak. Bahçe söküm maliyetleri tamamen üreticinin sırtına yükleniyor. Tohumlama ile değil çelikleme ve klonlama ile çay bahçeleri oluşturulacak.

Özetle bu kanun, çay üretiminin bileşenlerini, sermaye karşısında korumasız ve güvencesiz bırakarak, üreticiyi ürettiği ürüne yabancılaştırarak, kendi toprağında sözleşmeli işçi yaparak, doğasından toprağından kopararak, büyük kentlerin sanayi bölgelerinde yoksulluğa mahkûm edecek.

Kanun teklifinde Çaykur gözden çıkarılarak yok sayılmıştır. Binlerce Çaykur işçisi işsizlikle ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakılarak, bölgede milyonlarca insanı yoksulluğa itmektedir.

Yaş çay fiyatını belirleyecek olan Ulusal Çay Konseyi, bünyesinde üreticileri değil sermaye gruplarının temsilcilerini barınmaktadır. Bugünkü başkanı Mehmet Erdoğan, Tayyip Erdoğan’ın mitinglerinde, kitlelerin üzerine attığı OR Çay’ın sahibi ve Rize Ticaret Borsası’nın başkanıdır. Bu kanun teklifi Mehmet Erdoğan’a iktidar tarafından verilmiş bir hediyedir. Sermaye gruplarını koruyan bu teklif üreticinin karşısındadır. Ulusal Çay Konseyi tarihi kirlidir. Çay üreticisinin düşmanıdır. Eski Ulusal Çay Konseyi kurucu başkanı ve AKP Rize eski Milletvekili Ali Bayramoğlu, çay kaçakçılığından 7,8 milyon TL ceza alarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Milletvekili dokunulmazlığı kalkınca hapis yattı.

Sözleşmeli çiftçilikte kuru ve yaş fiyatını, yıllık üretilecek kuru çay, hasadı yapılacak yaş çay miktarını ve sözleşme içeriğini hazırlayacak bu konsey, çay üreticilerini kendi toprağında sermayenin kölesi haline getirecek.

Halkın gücü meclisler

Bu kanun teklifinden de anlaşılacağı üzere, sermayenin çıkarı öne çıkarılmaktadır. Neoliberalizmin bu amansız saldırı ve genişleme potansiyeli karşısında çay bileşenlerinin örgütlü mücadelesi, bu kanun teklifini TBMM’den geri çektirecek potansiyeli barındırmaktadır. Hayati Yazıcı, üniversiteye giriş sınav sorularının Gülen Cemaati tarafından çalındığı dönemde, Hopa esnafını ziyareti sırasında bir gencin “Bakan şifre dağıtmaya mı geldin?” sorusu karşısında, etrafındaki koruma ordusuna güvenerek “Gel sana da şifre vereyim” dediğinde, o gencin da aralarında olduğu yüzlerce devrimci gencin karşısına dikilmesi üzerine Hopa sokaklarını terk etmek zorunda kalmıştı.

Bugün çay üreticisi ve bileşenleri, ürününe sahip çıkacak, doğasının, toprağının ve ürününün sermayeye peşkeş çekilmesi karşısında bu cüretle ve cesaretle örgütlenecektir.

Çaykur çay fabrikalarında çalışan mevsimlik ve kadrolu işçiler, kamu emekçileri, çayla doğrudan bağı olan esnaf, çay taşıyıcı şoförler, çayın asıl yükünü sırtında taşıyan kadınlar, bu kanun teklifi karşısında, çayın geleceğine sahip çıkacak; sözünü söylediği, eylemini örgütlediği, doğasına ve yaşamına sahip çıktığı, üretenin yöneten olacağı bir bilinçle çay meclislerini örgütleyerek kazanacaktır.


* Kamil Ustabaş: Hopa Halkevi Tarım ve Gıda Komisyonu sözcüsü


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur